Zirveden askere OHAL yetkisi çıktı
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan ve 6 saat süren zirvede askerlere OHAL yetkisi verilirken, önümüzdeki dönemde PKK ile mücadelede özel timler devreye sokuluyor.
Genelkurmay'ın terörle mücadeleyle ilgili istekleri OHAL geri mi dönüyor tartışmalarını yeniden canlandırırken bu kanıyı güçlendiren bir gelişme daha ortaya çıktı. Genelkurmay 11 yıl aradan sonra Emniyet'ten 7 bin özel tim polisi istedi.
Genelkurmay'ın isteği üzerine 7 bin özel tim polisi Güneydoğu'nun önemli noktalarında askerin emrinde görev yapacak. 1997 yılında Doğu ve Güneydoğu bölgesinden Genelkurmay'ın isteğiyle çekilen özel timler tekrar geri dönüyor.
Toplantıya, Başbakan Erdoğan ve ilgili bakanların yanı sıra, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, kuvvet komutanları, MİT Müsteşarı ve Emniyet Genel Müdürü de katıldı. Sınır güvenliği, güvenlik birimleri arasında istihbarat paylaşımı, dağa çıkılmasını önleyecek bölgeye yönelik sosyo-ekonomik önlemler ve karakolların fiziki durumunun iyileştirilmesi konuları ele alındı.
Toplantıda, OHAL bölge valiliği ve olağanüstü halin devamı süresince alınacak ilave tedbirler hakkındaki kanun hükmünde kararname hükümlerinde olduğu gibi askerin, gecikmesinde sakınca görülen hallerde veya gerek gördüğünde, yollarda, meskun mahallerde savcı ve hakim izni olmaksızın arama yapabilmesi de tartışıldı.
Gözaltı sürelerinin uzatılması”, “Askere operasyonlarda adli kolluk yetkisi verilmesi” ve “Gerek görüldüğünde telekomünikasyonda kesintiye gidilmesi” başlıklarının ise salı günü toplanacak zirvede yeniden ele alınması kararlaştırıldı.
Edinilen bilgilere göre toplantıda Emniyet Özel Harekat, Jandarma Özel Harekat ve Genelkurmay Özel Kuvvetleri'nin tek çatı altında koordine edilerek Bölgesel Özel Harekat Üsleri oluşturulması tartışıldı. Bu birimlerin özel yetkili bir kişinin koordinasyonunda görev yapacağı belirtilirken, anti PKK timleri oluşturulması kararı da alındı.
Öte yandan toplantıda TRT’nin Kürtçe televizyonu için hazırlıklarının da tamamlanarak, Mart ayında yayın hayatına başlaması istenildi.
Zirvede gündeme alındığı bilinen Doğu ve Güneydoğu'ya yönelik sosyo-ekonomik önlemler konusunda ise, GAP projesinin tamamlanması ve bölgeye sosyal destek gönderilmesi amacıyla 2012 yılına kadar toplamda 600 milyon dolarlık kaynak aktarımı gerçekleştirilmesi öngörülüyor.
58. OHAL sınırlarını aşacak
19 Temmuz 1987'den bu yana 4 aylık sürelerle 57 kez uzatılan OHAL ilanından önce 9 yıl sıkıyönetim uygulaması altında yaşayan bölge halkı, 24 yıl sonra ilk kez resmi anlamda "olağan" yönetime geçebildi.
Ekonomik yaşamın tahrip olması, sadece tarımdaki yıllık kaybın milyar dolarla ifade edilmesi, var olan sanayi kurumlarının çökmüş olması, ülke ekonomisinin büyük bir bölümünün 15 yıl boyunca savaşa akıtılmasının yanı sıra OHAL, 40 bin insanın ölümüne, yüzlerce faile meçhul cinayete ve milyonlarca insanın göç etmesine neden oldu.
30 Kasım 2002'den itibaren kalkan ancak fiili anlamda uygulanan OHAL'in fiili durumunun yeniden pekiştirilip kurumsallaştırılması OHAL dönemini aratacak yeni bir uygulamanın devreye sokulacağı kuşkularını artırıyor.
Ağustos 1984’te PKK’nın Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlayan ve 1990’lı yıllarla birlikte resmi yetkililerin "düşük yoğunluklu savaş" olarak adlandırdıkları savaş Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bu sürecin dönüm noktalarından birini 1987’de Diyarbakır, Bingöl, Hakkâri, Mardin ve Siirt illerinde sıkıyönetim uygulamasının sona erdirilmesiyle birlikte 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Olağanüstü Hal Bölge (OHAL) Valiliği'ne geçiş belirler. Söz konusu Kanun Hükmünde Kararname ile Bölge illerinde giderek tırmanan eylemlerle mücadele etme stratejisinin bir parçası olarak Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van illeri Bölge Valiliği kapsamına alınarak bu illerde OHAL uygulamasına geçildi. Kararname ile Adıyaman, Bitlis ve Muş illeri de mücavir il kapsamına alındı. Kararname, OHAL Valisi'ne bölgedeki askeri güç ve MİT’in bağlanması, yaptığı harcamaların İhale ve Sayıştay Kanunlarının kapsamı dışında kalması, köy ve mezraların yerini değiştirebilmesi ya da bunları birleştirmesi, yargıç, savcı ve jandarma dışında herkesi görevden alabilmesi ve görev yerini değiştirebilmesi gibi konularda çok geniş yetkiler tanındı. OHAL ilanından önce de 9 yıl sıkıyönetim uygulaması altında yaşayan bölge halkı 1978 yılından 24 yıl sonra ancak bölgede ilk kez resmi anlamda "olağan" yönetime geçebildi.
OHAL fiilen devam etti
Bu dönemden sonra bölge halkı bir nebze olsa nefes alsa da aslında OHAL formel olarak kalktı. Fiili anlamda devam eden keyfi ev arama, üst arama, gözaltına alma uygulamaları devam etti. Hatta "terörle mücadele" adına koparılan kafalara, kesilen kollara, işkence edilen cesetlere, kesilen kulakların koleksiyon yapılmasına OHAL döneminde sonra da devam edildi. OHAL'in tekrar gündeme gelmesi, yaşanan bu fiili durumun pekiştirilip kurumsallaştırılması OHAL dönemini aratacak bir uygulamanın devreye sokulacağı kuşkularını yaratıyor.
OHAL Döneminde yaşananlar
'Daha fazla güvenlik daha fazla asayiş'
Kürt sorunu nedeniyle son 30 yılda çıkan çatışmalarda 40 bin insanın hayatını kaybettiği Türkiye'de devlet yetkililere ve hükümetler, barış güçlerinin demokrasi talebine daha fazla "güvenlik" ve daha fazla "asayiş" ile karşılık verdi. Bölge illeri, 1987 yılından 2002 Kasım'ına kadar OHAL’le yönetildi. Yani yaklaşık 26 yıl boyunca sıkıyönetim altında kaldı. Adalet Bakanlığı’nın verilerinde bile OHAL döneminde yaşanan cinayetlerin ve kayıpların üst boyutta yaşandığına dair bululara rastlanabilir. Bakanlık verilerine göre, OHAL döneminde bin 248 faili meçhul cinayet yaşandı. Yine OHAL döneminde toplam 72 bin 754 kişi gözaltına alındı, bunlardan 42 bin 795 kişi yargılandı. 12 bin 524 sonuçlanan davada, 4 bin 779 kişi hüküm giydi.
Öldürmenin öteki adı: Kayıp
OHAL döneminde iz bırakan başka bir yöntem ise faali meçhuller olmuştur. 1980-90 arası faili meçhuller 13 kişiyken, 1994’te 328, 1995 yılında 220 kişi oldu. İşkence, hız kesmek yerine ustalaşmış "iz bırakmaz" yöntemlerle sistematikleştirilirken, OHAL ile birlikte 17 Eylül 1980’de 15 günlük gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı.
Bölgedeki operasyon ve çatışmalar nedeniyle yaklaşık 4 bin köy ve mezra boşaltılırken, yaklaşık 4 milyon insan evlerinden ve topraklarından göçe zorlandı.
İHD: İhlaller artacak
OHAL'i evrensel olarak kabul edilen insan hakları çerçevesinin daraltılması veya yok edilmesi anlamını taşıdığını söyleyen İHD Bölge Temsilcisi Mihdi Perinçek, "Şimdi hakların çerçevesi daraltıldığı zaman bunun yanı sıra ihlallerde bir artışın meydana gelecektir. Yani toplumun diğer kesimleri hakları kullanamayacak ve ihlaller artacaktır. Bu da gerçekte Türkiye'de toplumla devletin bağını koparacak duyguda çok ciddi kopmalar meydana gelecek. Geçmişte bölgede yaşanılan illegal örgütlemeler ve failli meçhul olaylar OHAL'in ürünüdür. Ve yeniden OHAL'in getirilmesi aynı örgütlemeleri gündeme getirecektir" dedi.
Gizli örgütlenmeler OHAL'in eseri
OHAL ödenimin bir diğer ürünü ise gizli örgütlenmeler oldu. JİTEM başta olmak üzere Efeler Taburu vb illegal örgütlenmeler bu dönemde ayyuka çıktı. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından varlığı hiçbir zaman kabul edilmeyen JİTEM'in kurucusu olarak gösterilen emekli Albay Arif Doğan'ın mahkemede JİTEM'le ilgili verdiği bilgilen bunu doğrular nitelikte. 15 Ağustos 2008'de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne ifade veren Doğan şunları söylüyor: "Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı, kadrosu Genelkurmay'ca tasdikli olunan bir görevdir. JİTEM ise yine üst düzey, daha doğrusu yetkili komutanların bilgisi ve kararları doğrultusunda denenmek üzere kurulmuş bir yapılanmadır. Ben de bunun kurucusuyum. Faaliyet alanı OHAL bölgesidir. Dışına taşması söz konusu değildir."
Diyarbakır Barosu yeni çetelerin kurulmasından kaygılı
15 yaşındayken ilan edilen sıkıyönetimden sonra hiçbir zaman olağan bir yönetimde yaşamadığını belirten Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu da yeni çete örgütlerinin çıkmasından kaygılı olduklarını söyledi. O dönemki itirafçıların şimdi devletin kurumlarında çalıştıklarını belirten Tanrıkulu, "İstenildiği anda itirafçılar yine tetikçi olarak çalışacak pozisyondalar. OHAL'i isteyenlerin asıl nedeni de budur. Yeniden çetelerin kurulmasını istiyorlar" dedi.
OHAL rejimi anayasada yer alan bir rejim ve temel haklar ve özgürlüklerin askıya alındığı bir rejim olarak yorumlayan Tanrıkulu, askıya alma rejimin 15 yıl boyunca yok etme rejimine dönüştüğünü söyledi. "Başta yaşam hakkı olmak üzere birçok hak pervasızca yok sayıldı, çiğnenerek bununla beraber olağanüstü hak ihlalleri yaşandı. Bir tablo sunmaya çalışırsak faili meçhul cinayetler, kayıplar, işkenceler, köy boşaltmalar, ifade özgürlüğü önündeki engeller, bölge dışına sürgünler, yayın yasakları, derneklerin kapatılması, siyasi partilerin faaliyetlerinin kısıtlanması gibi birçok hak ihlali yaşandı. OHAL dönemi bölge halkı için kara bir tablodur" diyen Tanrıkulu, tekrar bu utanç verici tablo bölge halkının önüne konulmaya çalışıldığını ifade etti.
'Bu uygulama kabul edilmemeli'
Bölgedeki sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler uyanık olmaya çağıran Tanrıkulu sözlerini şöyle sürdürdü: "Dayatılan OHAL'i kabul etmemelidirler. JİTEM'in varlığı geçmişte inkar ediliyordu. JİTEM’in bütün üyeleri ve eski ithafçılar bu örgütün elemanları ortada duruyor. Ben soruyorum eski itirafçılar nerededir. Bunlar şimdi nerelerde çalışıyor. Bunlar hepsi ortaya konulsun. O dönemki itirafçılar şimdi devletin yine kurumlarında çalışıyorlar. Bu istenildiği anda itirafçılar yine tetikçi olarak çalışacak pozisyondalar. OHAL'i isteyenlerin asıl nedeni de budur. Yeniden çetelerin kurulmasını istiyorlar. 93'teki konseptlerine kendilerini inandırmışlar ki yeniden bu konsepti hayata geçirmeye çalışıyorlar. Geçmiş konseptin yürütücüleri siyasi olsun, askeri olsun ortadaydı. Ama bir şey yapamadılar. Bundan dolayı Kürtlerin zihinlerinden bir kopuş yaşanılmıştır. OHAL'in getirilmesiyle bu kopuş derinleşecektir. Duygu olarak bizlerde aynı duygularda değiliz. Ben OHAL'in gelmesiyle kopuşun yaşanılacağına inanıyorum. 2002'de OHAL kalktı. Tabiî ki tecilli olarak insan hakları ihlalinde bir azalma oldu. Bunun başka nedeni de bir ateşkes ortamının olması ve bundan dolayı çatışmaların yaşanmaması bir nedendir. Tabi tamamen OHAL'in kalktığını diyemeyiz. OHAL'in benzeri uygulamalar bazı bölgelerde devam etti. Eski kafayla sorun çözülmez. Bu arada Kürtler eski Kürtler değildir. Bunu her kesin iyi anlaması gerekir ve buna göre hesap yapması gerekir."
4 bin köy boşaltıldı, 3.5 milyon insan göç etti
OHAL'in bir başka boyutu ise yaşanan şiddet ortamından kaynaklı yoğun iç göç. 1984 sonrası Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden yaşanan iç göç, önceki dönemlerdeki (1950-1984) göç dalgalarından önemli farklılıklar gösterdi. 1950-1984 döneminde Türkiye'de yaşanan iç göç hareketlerinin esas olarak ekonomik kaynaklı olmasına karşılık 1984 sonrası göç, siyasal ve toplumsal nedenlerden kaynaklandı. 1984 sonrası göçün ayırt edici bir başka özelliği ise ani, kitlesel ve zorunlu olmasıdır. Bölge illerinde yaşanan ve resmi yetkililerin 378 bin, toplum kuruluşlarının ise 1.5-3 milyon insanı kapsadığını belirttikleri iç göç ile 1994-1996 döneminde gerçekleşen "köy boşaltma" uygulamalarıyla yeni bir aşamaya gelindi. 1990'lı yıllardan itibaren köy koruculuğunu kabul etmeyen köyler boşaltılmaya başlandı, 1993’te dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ekibi tarafından uygulamaya konulan Alan Hâkimiyeti ve "PKK’yi Bölgede Barındırmama Konsepti" ile birlikte köy boşaltmalara hız verildi. Bölgede koruculuğu kabul etmeyen köylerin "yok denecek kadar azalması" sonucu köy boşaltmalar 1996'dan itibaren azalmaya başladı. 1995 yılında MAZLUM DER tarafından yapılan araştırmada 1997 yılında 3 bin 428 köy ve mezra boşaltılırken, 352 bin kişi de göçe maruz bırakıldığı belirtildi. Yine TESEV tarafından yapılan bir araştırmada ise 1 milyon 120 bin kişinin zorla göçe maruz kaldığı belirtildi. 1999-2001 yılında ise GÖÇ-DER'in 6 ilde yaptığı geniş çaplı araştırma ise 4 bin köy ve mezranın boşaltıldığı, 3,5 milyon insanın da çeşitli nedenlerle göçe maruz kaldığı açıklandı. Yine GÖÇ-DER tarafından yapılan araştırmada göç hareketinin temel belirleyici nedenlerinden birisinin güvenlik güçlerinin ve OHAL uygulamalarının olduğu ifade edildi.
Yoksullukla pençeleşiyorlar
Yine araştırmaya göre, zorunlu göçe maruz kalanların yarısı yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Erkeklerin yüzde 29,3’ünün işsiz olduğu belirtilen araştırmada, yüzde 98.3'ünün çevre uyumsuzluğu, dil, kültür farklılığı, potansiyel suçlu görülme gibi sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını, yüzde 79.8'inin beslenme, yüzde 54.9'unun barınma, yüzde 91.6'sının düzenli iş bulamama, yüzde 49.5'nini eğitim sorunu yaşadığı belirtildi.
Hayvancılık ve tarım öldü
Bölgedeki çatışmalarla birlikte yaylaların yasaklanması ve köylerin boşaltılması hayvancılık ve tarıma da ciddi darbe vurdu. 1984 yılından önce Türkiye’nin et ihtiyacının yüzde 70’i Bölge illerinden bölgelerinden karşılanıyordu. O yıllarda sadece Bölgede 25 milyon küçük, 11-12 milyon büyük baş hayvan vardı. İç piyasanın yanı sıra, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelere her gün bin 700 küçük baş ile 550-600 büyük baş hayvan ithal ediliyordu. Ama çatışmaların başlamasına bağlı olarak göçerlere yayla yasağının uygulanması ve köy boşaltmaları, besi hayvanı sayısında büyük bir düşüşe neden oldu.
Kürt sorununu, “terör sorununa” indirgeyen anlayış nedeniyle Türkiye adeta bir mayın tarlasına dönüştü. Bugün Türkiye’de toprağa döşeli 1 milyon mayın bulunmakta. Mayın döşenen araziler isi tarıma halen açılmamış durumda.
Diyarbakır Ziraat Odası: Ekonomi iyice çökecek
İktidarın 3 ay öncesine kadar ekonomik paket ve GAP projesini ortaya attığını söyleyen Ziraat Odası Diyarbakır Şube Başkanı Şiyat Şengal, göç olaylarının OHAL döneminde yaşandığına dikkat çekerek, "Ve o dönem üretim yarı yarıya düştü. Şimdi ise bölgedeki pamuk üretimi ülkenin ihtiyacını karşılayacak niteliktedir. Tabi hayvancılığı da aynı noktada değerlendirebiliriz. OHAL'in olduğu yerde yayla yasağı her an gelebiliyor. Bundan dolayı et ihtiyacını karşılama oranı da düşüyor. OHAL'in gelmesi bölgede hem tarımı hem de hayvancılığı geriletmeden başka bir şeye yaramayacaktır" diye konuştu.
Bölgede çatışmaların yaşanmadığı altı ile yedi yıl arasında bölgede tarımsal bir kalkınma yaşandığını söyleyen Şengal, "Kuraklığa rağmen bölge tarım kısmi de olsa kendini kurtara bilmiştir. Eğer bu yaşanılan kuraklık çatışmalı dönemde yaşanılmış olsaydı o zaman daha kötü sonuçlar yaşanılmış olunurdu. Çünkü köy boşatmaların olduğu bir bölgede üretim de azalır" dedi.
Emekçiler de nasibini aldı
Ekonomik yaşamın tahrip olması, sadece tarımdaki yıllık kaybın milyar dolarla ifade edilmesi, olan sanayi kurumlarının da çökmüş olması, ülke ekonomisinin büyük bir bölümünün 15 yıl boyunca savaşa akıtılmasının yanı sıra OHAL yönetiminde bir de emekçiler payını aldı. OHAL koşullarında emek mücadelesi, sendikal örgütlenme ateşten bir gömlek, fiili ve meşru sendikacılık ise ateşten bir deli gömleği giymeye benzedi. OHAL bölgesinde sendikacı olmak baştan “terörist” ilan edilmeyle eş anlamlı olurken, bölgede faili meçhule 50'ye yakın sendikacı kurban gitti.
Yine yüzlerce sendikacı sürgüne gönderildi. OHAL valisinin imzasını taşıyan sürgünlerde emekçilerin yargıya başvurma hakları bile ellerinden alındı. OHAL bölgesinde sendikal faaliyet "kamu düzenini tehdit" etme gerekçesi sayılırken, "OHAL bölgesidir, örgütlenme yapamazsınız, yasaktır" denilerek sendikal faaliyet engellendi. İşçi sınıfının 1 Mayıs’ı çeyrek yüzyıldır bölgede kutlaması engellendi.
KESK: Onlarca arkadaşımız kayıp edildi
OHAL döneminde yüzlerce arkadaşının işinden olduğunu ve gözaltına alındığını belirten Eğitim Sen Diyarbakır Başkanı Abdullah Karahan, OHAL uygulamasıyla sorunun çözülmeyeceğini söyledi. OHAL yerine daha özgürlükçü, daha demokratik, eşitliği savunan bir anayasa tartışmalarının yapılması gerektiğini belirten Karahan, "Biz sendikacılar OHAL döneminde ölümlere rağmen bölgede görevimizi yaptık. OHAL döneminde onlarca arkadaşımız kayıp edildi. Yine bu dönemlerin yaşanılmaması gerekir. Kürt sorunundaki çözümsüzlüğü OHAL ile daha derinleşeceği ortadadır. Türkiye başta bunu kabul etmelidir" dedi.
Kaynak: Emek Dünyası
Yazdır | kEditor | 10.10.2008, 11:42:00
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|