Kuruluş amacı: İşkenceyi gizleme
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Özdemir Özok, Adli Tıp Kurumu ile ilgili 4-5 yıl geriye giden genel bir rahatsızlık olduğunu belirterek, "Orada bir takım kadrolar değişti, atamalar yapıldı. 5 seneden bu yana, yani AKP iktidara geldikten sonra yapılan tasarruflarda, atamalarda çok ciddi şikâyetler oldu" dedi.
Ankara Barosu'nun Ankara Barosu Eğitim Merkezi'nde düzenlendiği 2. Sağlık Hukuku Kurultayı'na katılan Özok, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. "Taraf tutmak yanlış" Özok, Vakit Gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez hakkındaki davanın kamuoyunda çok tartışıldığına işaret edilmesi üzerine, konunun kamuoyunu rahatsız ettiğini belirtti. Adli Tıp Kurumu'nun, Üzmez'in tahliyesini sağlayan raporunun teknik bir konu olduğunu ifade eden Özok, şimdiden önyargılı olmanın, taraf tutmanın yanlış olacağını dile getirdi. Özok, "Yalnız, Adli Tıp Kurumu ile ilgili sadece bugün için değil, 4-5 yıl geriye giden genel bir rahatsızlık süreci var. Orada birtakım kadrolar değişti, atamalar yapıldı. 5 seneden bu yana, yani AKP iktidara geldikten sonra yapılan tasarruflarda, atamalarda çok ciddi şikayetler oldu. Sanırım bu rahatsızlıkların, müdahalelerin bir uzantısı olarak, kamuoyu duyarlılık gösteriyor" dedi. Bir bizde bir de Şili’de... İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı Adli Tıp Kurumu’nun 1982 Anayasası ile çıkartılan Cunta döneminin bir eseri olduğunu söyledi ve kuruluş amacı açısından oldukça tartışmalı olduğunu belirtti. Fincancı, “Özellikle devletin işlediği iddia edilen suçlarının soruşturulmasında resmi bilirkişilik yapılanması olması ciddi anlamda kuşku uyandırıcı bir nitelik taşımaktadır” diye konuştu. Fincancı BirGün’ün sorularına verdiği yanıtta şunları söyledi: “Adli Tıp’ın kuruluşu özellikle de 1973 yılında Şili"de gerçekleşen darbe sonrası Genaral Pinochet'in yönetiminin hazırladığı bir yasa ile çok benzerlikler taşımaktadır. Adli Tıp Kurumu Şili'de, o dönemlerde Pinochet"in "kanlı ellerini sildiği havlu" diye tanımlanmıştır. Özellikle 80'li yıllarda, işkence olgularının değerlendirilmesinde çok ciddi eksiklikler olduğunu, bir takım bulguların görmezden gelinip araştırılmadığına hep beraber şahit olduk.” Hüseyin Üzmez’in hapisten kurtulmasını sağlayan tartışmalı raporla ilgili olarak da Korur Fincancı, kurumdaki hekimlere büyük görevler düştüğünü belirtti. Korur, kurul önünde muayene yapmanın da sakıncalı olduğuna değindi. Fincancı bu konuda da şunları söyledi: "Hekimlerin muayeneyi o kurul ortamında yapmamaları gerekir. Uygun muayene ortamlarını yaratmakta sağlık çalışanlarının görevidir. Hastaların yararına, onlara zarar vermeyecek, güvenli bir ortam sağlayacak yapılanmayı hazırlamak zorundalar. Dolayısıyla öyle bir ortamda muayene yapmak bir eksikliktir. Bunlar kurulun yapılanmasıyla da doğrudan ilişkili.” Adli Tıp Kurumu’nun bir “sağlık kurumu” ortamı taşımadığını söyleyen Prof. Dr. Korur Fincancı, “Adli Tıp Kurumu’nda çalışan hekimler de bir süre sonra sağlık ortamından uzak olmalarının sonucunda hekim kimliklerinde erozyon yaşıyor” diye konuştu. Korur Fincancı şöyle devam etti: “Adli Tıp bir bilirkişilik ise eğer bir sağlık ortamı olmak zorunda. Dolayısıyla da sağlık çalışanlarının olması gerektiği gibi bağımsız çalışabilme özelliği taşımalı. Bağımsızlık da ancak özerk bir yapılanma ile mümkün. Bakanlığın bağlı kuruluşu olan, bakanlık üzerinden üslü kararname ile atanan üyeleri olan üstelikte bunun hiçbir kriteri olmayan bir kurulun işleri her zaman sorgulanacaktır. Siz oraya görevlendirme yapıyorsanız bu görevlendirme bilimsel ölçüler çerçevesinde kişilerin bilimsel çalışmaları ve nitelikleri çerçevesinde olmalı. Ama biz yıllardır biliyoruz ki Adli Tıp Kurumu'na siyasi iradeye paralel olarak o siyasi iradeye yakın olanların atandı. Hiçbir bilimsel ölçüt gözetilmeden, nitelikleri değerlendirilmeden atandığı günleri yaşadık." "Yeni düzenleme yapılabilir" Eski Tıp Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Oğuz Polat ise kurumun özerk olmasını ve her vakada raporların bu kuruma gelmesinin yanlış olduğunu söyledi. Polat’ın açıklamaları şöyle: ”Adli Tıp doktorlarının özlük işleri Adalet Bakanlığı'ndan ayrıldığı zaman çok daha doğru bir iş yapılmış olur. Yani özerk olabilirler. Adli Tıp'ın bağımsızlığını konusunda yapılan atamalarda kriterler objektif değil sübjektif oluyor. Akademik çevreye arkasını dönmüş, kendi içinde bir şeyler yapmaya çalışan bir yapı var. Adalet Bakanlığı diyor ki 'Tabip Odasının verdiği cezalar beni ilgilendirmez.' Bu anlamda bu yapı, terstir. Kurumun politik olması devletin yapısındaki politize olmakla ilgili. Şüphe uyandırmayacak işler için sadece işini yapan nitelikli adamlarla çalışırsınız. Kurumda özellikle yöneticiler ve kurul üyeleri bazında baktığımızda çoğunluğunun sonradan atama ve bilgi anlamında yetersiz olduğu gözüküyor. Mahkemeler zaten yanlış bir iş yapıyor. Yıllardır bir alışkanlık olmuş, dosyaları hep Adli Tıp'a yolluyorlar. Dosyaları Üniversite Adli Tıp Anabilim Dalları'na da yollasalar çok daha doğru, hızlı ve doyurucu rapor alınacak. Bu tip üniversiteler de Adli Tıp Kurumu kadar resmi bilirkişi hakkına sahip.” Kaynak: Birgün Yazdır | kEditor | 08.11.2008, 15:00:00Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok |
|