Ekonomik krizin faturasını halktan çıkarıyorlar
Ekonomik krizin Türkiye'ye etkilerini değerlendiren KESK Genel Başkanı Sami Evren, AKP Hükümeti'nin krizin faturasını halka çıkarmaya çalıştığını belirterek, 'AKP'nin tercihini halktan yana değil, şovenizmden, sermayeden ve Amerika emperyalizminin Ortadoğu'daki politikalarından yana yaptı' dedi. Hükümetin bölgedeki yatırımları ve Kürtlerin varlığını kabul eden bir barış paketini ulusal düzeyde açıklamak zorunda olduğunu ifade eden Evren, 'Bunu gündemine almayan hükümet artık Türkiye'yi yönetemez' diye konuştu.
Büyüyerek devam eden küresel ekonomik krizin Türkiye'deki piyasalara yansıması derinleşiyor. Kırılgan bir ekonomik yapıya sahip olan Türkiye'de krizden çıkmanın yolunu astronomik zamlarda yapmakta bulan AKP Hükümeti, krizin faturasını yine yoksul halktan çıkarmak niyetinde. Ekonomik krize ilişkin ajansımıza değerlendirmede bulunan KESK Genel Başkanı Sami Evren, sermayenin ortaya çıkardığı krizin halka mal edilmeye çalışıldığına dikkat çekti.
'AKP tercihini halktan yana değil, şovenizmden yana yaptı'
'Krizin faturasını halka, emekçilere ve dar gelirlilere ödetecekler' diyen Evren, gelir dağılımındaki adaletsizliğin bu derece arttırıldığı ülkelerde, yoksullarla işçi sınıfının sermayeyle uzlaşmasının mümkün olmadığını söyledi. Evren uzlaşmanın ancak sermayenin geri adım atmasıyla mümkün olabileceğine vurgu yaptı. AKP'nin tercihini halktan yana değil, şovenizmden, sermayeden ve Amerika emperyalizminin Ortadoğu'daki politikalarından yana yaptığına belirten Evren, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın krize ilişkin açıklamalarına değinerek, şunları belirtti: 'Maliye Bakanı vergi ile ilgili bir şey açıklasa da, bu sermayeyi sevindirici halkı ise üzücü açıklamalardır. Öncelikle vergiler ve teşvik primleri üzerinde oynayacaklardır. Sermayeyi teşvik edici ve ayakta kalabilecekleri olanakları ucuz kredilerle sağlamaya çalışacaktır. Halkın lehine olan bir takım düzenlemelerden vazgeçecekler. Doğalgaza ve elektriğe yapılan zamlarla hayatı pahalılaştırarak halktan daha hızlı para toplamayı tercih edecekler. Sermaye çevrelerinin uzun süre nefes almasını sağlayacaklar.'
'G-20 Zirvesi'nde Başbakan uyarılacak'
Önümüzdeki günlerde yapılacak G-20 zirvesinde, Başbakan'ın, kulağının çekileceğini söyleyen Evren, 'Başbakan 'Aklını başına al, hamdolsun laflarıyla olmaz bu işler, Türkiye'de sermayenin ve küresel kapitalizm krizini 70 milyon halkına ödetmen lazım. Kendini buradan kurtaramazsın. Yerel seçimler bahanesi ile sermaye büyük bedeller ödemez' şeklinde uyarılacaktır' dedi.
Doğalgaz zammı
Evren, şunları belirtti: 'Doğalgaz zammının en çarpıcı örneği her hane halkının faturasına 100 YTL ek yük geldi. Bütün emekçilere büyük bir yük anlamına geliyor. Akabinde elektriğe yapılan ve yapılacak olan zamlar bütün üretim sürecini etkileyecek. Bu hayat pahalılığı demektir. Buradaki tartışma, sermaye krizinin sonuçları topluma nasıl yansıyacak? Halbuki emekçiler zaten kriz içerisinde asgari ücretle geçinen bir insanın bütçesi ve o yaşam standartlarının çok düşük olduğu, o hanenin zaten kriz içerisinde olduğunu herkes biliyor.'
'IMF ile Stand-by imzalanmamalı'
Türkiye'de, asgari ücretle geçinen her kesimin yoksulluk sınırının altında ücret aldığının bilindiğine işaret eden Evren, sermayenin krizin faturasını halka ödetmeye çalışmasına şiddetle karşı çıktıklarını söyledi. Evren bununla ilgili şu taleplerde bulundu: 'IMF ile Stand-by anlaşmasına gidilmemeli. Emek ve meslek örgütlerinin katılımıyla 5 yıllık ve yıllık planlar yapılmalı. Bankacılık ve özel finans kurumları yakından denetlenmeli. Bütçe dışı harcama ve fonlar bütçe kapsamına alınmalı. Bankaların istismarcı, aşırı tüketimi ve kışkırtıcı akıl çelici tüketici ve kredisi ve kart harcaması kampanyası kontrol edilmeli. Bireylerin tüketici kredisi ve kredi kartı borç ödemelerine kolaylık getirilmeli, vade dağılımına gidilmeli.'
'Güneydoğu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde gelişim planları uygulanmalıdır'
Bir ülkenin gelir dağılımında adaletsizliğin olması halinde hem demokrasi ayağının hem de devletin baskıcı otoriter yönünün artacağına işaret eden Evren, bu nedenle vergi politikalarının tümden değişmesi gerektiğini söyledi. Verginin herkesin malına göre olması, asgari ücretin vergi dışında kalması, dolaylı verginin 3'te 2'lik ağırlığına sahip olduğu mevcut çarpık yapının dönüştürülmesi, doğrudan verginin ağırlığının artırılması gerektiğini dile getiren Evren, nüfusun yüzde 1'ini oluşturan varlıklı kesimlerden servet vergisi alınması gerektiğini söyledi. Lüks tüketim maddelerine yüksek vergi uygulanmasını isteyen Evren, 'Gelir vergisi tarif edilerek yeniden düzenlenerek kamu çalışanları ve ücretleri en az 5 puan indirilmeli. Çiftçilerden alınan vergiler ve fon adı altında yapılan kesintiler ürünün brüt üzerinden değil net kar üzerinden yapılmalıdır. Bir ülkenin krizle karşı karşıya kaldığı süreçlerde en çok etkilenen kesim ürünün durmasıdır. Ürün üretimi durduğu zaman istihdam sorunu ortaya çıkar, binlerce insan işsiz kalır. Bu nedenle özellikle yatırımlar artırılmalı böylesi dönemlerde özelleştirmeler durdurulmalıdır. Güneydoğu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde gelişim planları uygulanmalıdır.'
'Üretici ve tüketici lehine piyasa düzenlenmelidir'
Bir ülkede uluslar arası düzeyde kriz yaşanıyorsa, o ülkenin tarım ve hayvancılık politikaları üzerine de söz söylemeleri gerektiğini dile getiren Evren, tarım ve hayvancılık politikalarında dünya bankalarının eli ile uygulanan yapısal uyum programına son verilmesini istedi. Doğrudan gelir desteği adı altında yürütülen tarımsal üretimi düşüren destek uygulaması yerine üretim ve alım gücü yönünde desteklenmeye gidilmesi gerektiğini kaydeden Evren, 'Çiftçilerin iflasına neden olan üretim pahallıya alınması ürün artış fiyatlarının maliye altında belirlenmesi politikaları terk edilmeli. Kamu üretici ve tüketici lehine piyasa düzenlenmelidir' dedi.
'Temel insani haklar ticarileştirilmemeli'
Gelir dağılımı adaletsizliğinin her şeyi bozacağı için sosyal adaletin çok önemli olduğuna vurgu yapan Evren, 'Sendikalar açısından da toplumun örgütlü kesimleri açısından da başta eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik, barınma, beslenme, su ve enerji olmak üzere temel insan hakları hiçbir biçimde ticarileştirilmemelidir. Kamusal ücretsiz olanaklarla sağlanmalıdır. Yeşil kartlı yoksullara doğrudan gelir desteği ödenmesi gerekmektedir. Kriz bahanesi ile ücretlerin düşürülmesine izin verilmemelidir. Kadınların ekonomik ve sosyal yaşamda daha fazla yer almasını sağlayacak pozitif destekler sağlanmalıdır' şeklinde konuştu.
'Hükümet barış paketini ulusal düzeyde açıklamak zorunda'
Krizin demokrasi boyutunu da değerlendiren Evren, şu önerilerde bulundu: 'Kürt sorununda imha ve inkar siyaseti terk edilmeli. Kürt sorununda askeri ve şiddete dayalı yollar yerine barışçıl ve demokratik yollar denenmeli. Türkiye'de yaşayan tüm yurttaşların, sosyal, siyasal ve gündelik yaşamda eşit bir yurttaş olarak faydalanmalarının önü açılmalı. Anadilde eğitim hakkı kamu güvencesi altına alınmalıdır. Hükümet Kürt sorunun çözümü için bir paket hazırlamak zorundadır. Bölgedeki yatırımlar, hem Kürt kimliğinin tanınması ve anadilde eğitim hakkı dahil bir bütün halinde Kürtlerin varlığını kabul eden, onları yok saymayan bir barış paketini ulusal düzeyde açıklamak zorundadır. Bunu gündemine almayan hükümet artık Türkiye'yi yönetemez. Bunu yapmayan siyaset bölücüdür. Bölücülük burada başlar. Kürt sorununu çözmeyen Türkiye'nin demokratikleşmesinden bahsedemez.'
'Halk itiraz ediyorsa çocuğu da itiraz edecektir'
Bölgede yaşanan gösterilerde taş atan çocukların 'Çocuklar kullanılıyor' diye lanse edildiğini belirten Evren, 'Bir halk bütün olarak itiraz ediyorsa çocuğu da itiraz edecektir. En çok savaştan etkilenen kadınlar ve çocuklardır. Onların öne çıkması kadar da doğal bir şey yoktur' dedi. Başbakan'ın çeşitli açılışlarda bulunmak üzere bölgeye yaptığı gezilerde Kürtleri dışlayıcı açıklamalarda bulunduğunu dile getiren Evren, ''Ya sev ya terk et' anlamına gelebilecek sözleri yeni bir tartışma değildir. Bunlar faşizmin ayak sesleridir, ırkçı ve şoven duygulardır. Kürtlerin, Alevilerin ve emekçilerin örgütlü bir şekilde mücadele etmesiyle demokrasi rüzgârları eser' şeklinde konuştu.
29 Kasım'da zam protestosuna katılım çağrısı
AKP Hükümeti'nin yaptığı zamları protesto etmek ve hükümeti uyarmak amacıyla 29 Kasım'da işçi sendikalarının Ankara'da yapacağı eyleme katılım çağrısında bulunan Evren, son olarak şunları ifade etti: '15 Kasım'da Türkiye'nin her tarafından emekçiler taleplerini bir kez daha sokaklara çıkarak duyuracak. 29 Kasım'da da Ankara'da yapılacak olan eyleme de sadece sendikacıların veya emekçilerin değil, sistemden ve AKP iktidarından rahatsız olan her kesimin katılması gerekiyor. Sorunun çözümüne yönelik Kürtler, bölgede uzun süredir tepkilerini ciddi bir şekilde ortaya koyuyorlar. Emekçiler de kriz karşısında tutum almış durumdalar. Tüm sendika ve kitle örgütleri bu tepkilerini ortaya koyuyor. 29 Kasım'daki eylem hem Kürtler, Aleviler hem de emekçiler ve kadınlar açısından daha bütünlüklü daha birleştirici bir eylemdir. Bu barışçıl gösteri, direnme hakkımızın meşru olduğunu ve emekçilerin itirazlarını yüksek sesle ifade edecekleri bir eylemdir.'
Kaynak :gündem online
Yazdır | garip | 15.11.2008, 05:36:00
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|