Kürt kadınının trajedisi beyaz perdede
Bazılarına göre henüz bir kimlik kazanamamış olan, kimilerine göre de doğum sancıları çeken Kürt sinemasında her geçen gün yeni ürünler ortaya çıkıyor. Kürt yönetmenlerin son yıllarda yakaladığı başarı grafiği, Kürt Sineması'nın varlık işaretleri olarak yorumlanıyor.
Son dönemde Kürt coğrafyasını, kültürünü, geleneğini işleyen ve Kürtçe çekilen çok sayıda film gösterime giriyor. Bunlardan biri olan İzmir Ada Kültür Merkezi'nin yapımcılığını üstlendiği Eşa Şewatê adlı filmin çekimleri de geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'da tamamlandı.
Kürtçe çekilen ve ekim ayı sonuna kadar tamamlanması planlanan kısa metrajlı film, yerel, ulusal ve uluslararası festivallere katılacak. Yaşanmış bir olayı anlatan filmin senarist ve yönetmeni Ömer Leventoğlu, Kürt kadınının savaş sürecinde yaşadıklarını bu filmde anlatmak istediklerini söyledi. Adana'da kimyasal atık sahasında ölen Sebahat Arslan'ın gerçek hikayesini beyaz perdeye uyarlanan filmin sponsorluğunu Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi üstlendi.
NÇM oyuncuları rol aldı
İlham Bakır'la Ömer Leventoğlu'nun birlikte yönettiği 20 dakikalık filmde, NÇM (Navenda Çanda Mezopotamya) oyuncuları Yıldız Gültekin ve Murat Batgi'yle bazı amatör oyuncular rol aldılar. Filmde ayrıca, film setinin kurulduğu bölgede oturan çocuklara da rol verildi. Yönetmen Leventoğlu, filmin bütün yönleriyle bir Kürt filmi olacağını belirtti. Kürt sinemasının daha yeni yeni canlandığını vurgulayan Leventoğlu, 'Bir ulusal sinema yaratmak kolay değil. Hikaye Kürt hikayesi de olsa, yönetmen Kürt de olsa, dili Kürtçe olmadığı sürece bunu Kürt sineması olarak tanımlayamayız' diyerek, Kürt sineması için Kürtçe'nin vazgeçilmez olduğuna dikkat çekiyor.
Diyarbakır stüdyo gibi
Ulusal sinemanın oluşumu doğrultusunda az da olsa bazı işaretlerin ortaya çıkmasının sevindirici olduğunu belirten Leventoğlu, Diyarbakır'da çekim yaptıkları sırada, beş ayrı film setinin varlığını kanıt göstererek, Kürt sinemasının geleceğinden umutlu olduğunu vurguladı. Güney ve Doğu Kürdistan'da sinema alanındaki gelişmenin kurumsallaşma ve sektöre verilen desteklerle bağlantılı olduğunu ifade eden Leventoğlu, 'Buralarda yapılan sanatın bir karşılığı vardır. İnsanlar günlük hayatın her alanında Kürtçe'yi kullanıyor. Fakat Bölge için bu geçerli değildir' diyerek, anadilin sinema için önemini vurguladı.
'Sanatçı gerçeği yansıtmalı'
Kürt sinemasının sahip olduğu potansiyeli yeterince değerlendirmediğine dikkat çeken Leventoğlu, Kürt sanatçılarının çok ciddi görev ve sorumlulukları olduğunu dile getirdi. Türk sinemasında kadının yerine değinen yönetmen, kadının bir figür olarak kullanıldığına, tema olarak da geride kaldığına işaret etti. Bölge'de kadın konusuyla alakalı önemli hikayelerin olduğunu belirten yönetmen, kadının bir özgürleşme serüveni olduğunu, gerillaya katıldığını, hapishanelere konulduğunu, aynı kadınların töre cinayetine kurban edildiğini, dolayısıyla kadın filmlerini tercih ettiklerini belirtti.
Gerçek hikaye
Leventoğlu, filme konu olan ve 2002 yılında Gündem gazetesinde çıkan bir haberde okuduğu gerçek olayı ise şöyle anlatıyor: 'Gerçek hikayede, Bölge'den göçerttirilen bir aile vardır, aile Adana'ya yerleşmiştir. Ailenin erkeği, yurtsever olduğu gerekçesiyle hapse atılmıştır, dolayısıyla aileyi geçindirme işi kadının sırtında kalmıştır. 9 nüfusu geçindirmek zorunda olan kadın, kimyasal atık bölgesinde hurda toplama işine başlar. Fakat bu iş, kadının ölüm kararıdır. Çünkü kimyasal atık bölgesinde batar ve birkaç gün içinde kurtulamayarak hayatını kaybeder. Burada kadının bir kaza sonucu ölümü söz konusu değildir. Göçle gelinen kentlerde şiddet devam eder. Çünkü göç eden Kürtler, hayatın en zor alanlarında kendilerini var etmeye çalışırlar. İnşaatta çalışırlar, tarımda çalışırlar, hurdada çalışırlar, çöpte çalışırlar. Orta yaşlarda da ölürler. Kaldı ki, hikayemizdeki kadın da kimyasal atık bölgesinde hayatını kaybeder. Bu, aynı zamanda çarpık sanayileşmenin ve kentin yoksullar üzerindeki şiddettir. Dolayısıyla biz bu filmle savaşın şiddetinin yanı sıra, savaş nedeniyle yerlerinden yurtlarından edilen insanların, gittikleri kentte de nasıl bir şiddete maruz kaldıklarını anlatıyoruz.'
Bu bir başlangıç
Leventoğlu, filmle ilgili beklentilerinin büyük olduğunu ve filmi uluslararası düzeye taşımak istediklerini belirtti. Ada Kültür Merkezi bünyesinde aynı zamanda uzun metrajlı bir filmle kadın intiharları ve gezici tarım işçisi kadınları konu alan iki ayrı belgesel sinema çalışması da yürütülüyor.
Yazdır | kEditor | 11.09.2006, 19:47:00
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|