<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/" xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:ent="http://www.purl.org/NET/ENT/1.0/">
 <channel>
  <title>kEditor</title>
  <description>RSS Hizmeti</description>
  <link>http://www.keditor.com/haberler.html</link>
 <item>
  <title>TÃ¼rkiye'de site kapatmalarÄ±nÄ±n tarihÃ§esi</title>
  <description>DÃ¼n Ankara Barosu Akademisi`nde BiliÅŸim Hukuku konusunda sertifika almaya hak kazananlar iÃ§in bir etkinlik dÃ¼zenlendi. Bu etkinliÄŸin iÃ§inde Ã¶nemli bir bÃ¶lÃ¼m de "Sitelerin Filtrelendirilmesi - 5651´ baÅŸlÄ±ÄŸÄ±nÄ...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
DÃ¼n Ankara Barosu Akademisi`nde BiliÅŸim Hukuku konusunda sertifika almaya hak kazananlar iÃ§in bir etkinlik dÃ¼zenlendi. Bu etkinliÄŸin iÃ§inde Ã¶nemli bir bÃ¶lÃ¼m de "Sitelerin Filtrelendirilmesi - 5651´ baÅŸlÄ±ÄŸÄ±nÄ± taÅŸÄ±yan bir paneldi.<br />
<br />
5651 sayÄ±lÄ± kanunun 23 kasÄ±m 2007`de yÃ¼rÃ¼rlÃ¼lÃ¼ÄŸe girmesinden bu yana konuÅŸmacÄ± olarak katÄ±ldÄ±ÄŸÄ±m 3.etkinlik olduÄŸu iÃ§in farklÄ± bir<img vspace="6" lang="tr" hspace="6" border="0" align="right" title="Bu siteye eriÅŸim mahkeme kararÄ±yla engellenmiÅŸtir - Wordpress.org sitesinin kapatÄ±lmasÄ±" dir="ltr" alt="Bu siteye eriÅŸim mahkeme kararÄ±yla engellenmiÅŸtir - Wordpress.org sitesinin kapatÄ±lmasÄ±" src="/uploads/yazilar/wordpress-kapatilmasi.jpg" /> iÃ§erik sunmaya karar verdim ve olayÄ± yeniden analiz etmeye baÅŸladÄ±m. Ã‡Ã¼nkÃ¼ bugÃ¼nlerde 5651`in dÄ±ÅŸÄ±ndaki kapatmalara dikkat kesilmeye baÅŸlamÄ±ÅŸ durumdayÄ±z. Bunun nedeni, bu kapatmalarda mahkemenin ya da baÅŸka bir mercinin, siteyle iletiÅŸime geÃ§meden doÄŸrudan kapatma yapÄ±yor oluÅŸu!!!<br />
<br />
5651 sayÄ±lÄ± kanunun yÃ¼rÃ¼rlÃ¼lÃ¼ÄŸe gireceÄŸi gÃ¼nlerde bu kanunun kapsadÄ±ÄŸÄ± 8 suÃ§un (Ã§ocuk pornosu, mÃ¼stehcenlik, intihara yÃ¶nlendirme, AtatÃ¼rk`e hakaret vs.) ya da ÅŸimdi sanal kumarÄ±n ilavesiyle 9 suÃ§un dÄ±ÅŸÄ±nda kapatma yapÄ±lmayacaÄŸÄ± belirtiliyordu. Oysa bugÃ¼n pek Ã§ok kanun ve maddeden eriÅŸime kapatma yapÄ±lÄ±yor. 81 ilin 900 ilÃ§esindeki muhtelif mahkemelerden, internet konusunda bilgisi zayÄ±f olan hukuki Ã§evrelerin elinden, Ã§eÅŸitli konularda eriÅŸime kapatma kararlarÄ± alÄ±nabiliyor.<br />
<br />
Bunun nedenini ve nasÄ±l geliÅŸtiÄŸini merak ettim. Ã‡Ã¼nkÃ¼ yurtdÄ±ÅŸÄ±nda da sakÄ±ncalÄ± iÃ§erik ile mÃ¼cadele ediliyor ama bu mÃ¼cadele totaliter rejimler dÄ±ÅŸÄ±nda, bir Ã¼lkenin kendi iÃ§inde site bloklamasÄ± ÅŸeklinden ziyade, sakÄ±ncalÄ± iÃ§eriÄŸin yayÄ±ndan kaldÄ±rÄ±lmasÄ± yÃ¶nÃ¼nde Ã§alÄ±ÅŸmak ya da Ã§ocuk pornosu konusunda olduÄŸu gibi, her Ã¼lkede yerleÅŸik bir ÅŸube kanalÄ±yla, bÃ¼tÃ¼n Ã¼lkelerde aynÄ± anda bloklama yapmak ÅŸeklinde oluÅŸuyor. Bloklama kararÄ±nÄ± verenler de, sosyologu, psikologu ile bir ekip kurmuÅŸ olan sivil toplum Ã¶rgÃ¼tleri.<br />
<br />
Bunun dÄ±ÅŸÄ±nda site bloklama ÅŸeklinde uygulamaya pek rastlanÄ±lmÄ±yor. Son aylarda karÅŸÄ±laÅŸtÄ±ÄŸÄ±mÄ±z esas rahatsÄ±z edici husus, 5651 dÄ±ÅŸÄ± uygulama mahkemelerin kapatma kararlarÄ±nÄ±, belli bir iÃ§erik iÃ§in deÄŸil tÃ¼m site iÃ§in almasÄ± ve bu kararÄ±n da TÃ¼rk Telekom ya da ISS'ler kanalÄ±yla uygulamaya konulmasÄ±. Bu tÃ¼r kapatmalarda sitelerin kendisini savunma ya da sorun yarattÄ±ÄŸÄ± bildirilen iÃ§erik gerÃ§ekten sakÄ±ncalÄ± ise yayÄ±ndan kaldÄ±rma ÅŸansÄ± bulunmuyor. Hatta siteler kendilerinin kapatÄ±lmÄ±ÅŸ olduÄŸunu, ancak siteye internet Ã¼zerinden eriÅŸilmemeye baÅŸlandÄ±ÄŸÄ±nda fark ediyor.<br />
<br />
OlayÄ± tarihsel geliÅŸim olarak incelediÄŸimde, yaptÄ±ÄŸÄ±m analiz bunun 2005 haziranÄ±nda baÅŸlayan MÃ¼yap kapatmalarÄ±nÄ±n getirdiÄŸi bir kÃ¶tÃ¼ alÄ±ÅŸkanlÄ±k olduÄŸunu farkettim. 2005 yÄ±lÄ±nda MÃ¼yap'Ä±n gelirlerinde yarÄ±ya varan azalma ile baÅŸlayan, telif haksÄ±z link yayÄ±nlamaya meraklÄ± sitelerin varlÄ±ÄŸÄ± ve bu sitelerin interneti sonsuz ve kendilerinin de yakalanamaz olduklarÄ±nÄ± sanÄ±ÅŸlarÄ± ile sÃ¼rÃ¼klenen ve kurallara uygun davranan online yayÄ±ncÄ±larÄ±n olayÄ±n kendilerini ilgilendirmediÄŸini dÃ¼ÅŸÃ¼nmeleri ÅŸeklindeki genel gaflet yani olaya uzaktan bakÄ±ÅŸlarÄ± ile beslenen ve de hukuki bir yaklaÅŸÄ±mÄ±n da olmayÄ±ÅŸÄ± nedeni ile bugÃ¼nkÃ¼ kaosa sÃ¼rÃ¼klenen bir durum sÃ¶zkonusu. Bunu ÅŸimdi adÄ±m adÄ±m olayÄ± hatÄ±rlayalÄ±m;<br />
<br />
1- 2004 yÄ±lÄ±nda yapÄ±lan 50 milyon bandrol satÄ±ÅŸÄ±nÄ±n, 2005 yÄ±lÄ±nda yarÄ±yarÄ±ya azalmasÄ± (ki yÄ±l sonunda 27 milyon oldu) Ã¼zerine MÃ¼yap tarafÄ±nda alarm Ã§aldÄ±. MÃ¼zik yapÄ±mcÄ±larÄ±nÄ±n derneÄŸi olan kuruluÅŸ, gelirlerindeki azalmanÄ±n suÃ§lusu olarak internet Ã¼zerinden yapÄ±lan Ã¼cretsiz (telif hakkÄ± Ã¶denmemiÅŸ) downloadlarÄ± tespit etti. Zaten bÃ¼tÃ¼n dÃ¼nyada (yani Ã¶zellikle ABD'de) benzer bir yaklaÅŸÄ±m (bu tÃ¼r sitelere karÅŸÄ±, yÃ¼ksek tazminatlÄ± davalar aÃ§mak ÅŸeklinde) sÃ¶zkonusuydu.<br />
<br />
2- Bu nedenle MÃ¼yap bir ekip kurdu. Bu ekip dÃ¼zenli olarak interneti tarayarak telif hakkÄ± olmayan linkleri tespit etti.<br />
<br />
3- Haziran 2005'den itibaren bu sitelere mail ya da telefon yoluyla eriÅŸilmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±ldÄ± ve ulaÅŸÄ±lan sitelerden ilgili linkin Ã§Ä±karÄ±lmasÄ± talebi (yasal veya 2'li iletiÅŸim ÅŸeklinde) yapÄ±ldÄ±.<br />
<br />
4- Ancak siteler kendilerini (o gÃ¼ne kadar site eriÅŸime kapatma ÅŸeklinde bir olay meydana gelmediÄŸi ve bilinmediÄŸi iÃ§in olsa gerek) sakladÄ±lar ya da Miyap'Ä±n harekete geÃ§mesinden sonra saklamaya baÅŸladÄ±lar. Bu amaÃ§la sitelerde eriÅŸim adresleri doÄŸru verilmedi, telefon numaralarÄ± 0-212-1111111 gibi olmayan numaralar ÅŸeklinde yazÄ±ldÄ±.<br />
<br />
5- MÃ¼yap ve Mahkemeler bu sitelere ulaÅŸamayÄ±nca, "sanatÃ§Ä± ve yapÄ±mcÄ±larÄ±n haklarÄ±nÄ±n korunmasÄ±nÄ± ve zararlarÄ±nÄ±n engellenmesini saÄŸlamak amacÄ±yla" son Ã§are olarak, teknik bir Ã¶nlem alÄ±ndÄ± ve mahkemeler tarafÄ±ndan, "tedbir kararlarÄ±" gÃ¶nderilerek, sitelerin internet eriÅŸimlerinin yer saÄŸlayÄ±cÄ± ya da internet saÄŸlayÄ±cÄ±lar Ã¼zerinden durdurulmasÄ± talepleri baÅŸladÄ±.<br />
<br />
6- MÃ¼yap'Ä±n mahkeme baÅŸvurularÄ±nda, Ã¶nceleri sitelere eriÅŸilmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±lÄ±rken, yukarÄ±da bahsettiÄŸimiz yanlÄ±ÅŸ adres ya da telefonlar, zamanla kÃ¶tÃ¼ bir alÄ±ÅŸkanlÄ±k yarattÄ±. MÃ¼yap ve mahkemeler, zaten ulaÅŸÄ±lamayan siteleri, artÄ±k aramadan, kapatma kararlarÄ± verilmeye baÅŸlandÄ±. Sitelerin kendilerini savunma ya da site zararlarÄ±nÄ±n doÄŸmadan engellenmesi yolu kapanmÄ±ÅŸ oldu.<br />
<br />
7- Telif haklÄ± linkleri haksÄ±z olarak veren siteler, kapatÄ±lma sonrasÄ± ortaya Ã§Ä±ktÄ±lar. Bir kÄ±smÄ± MÃ¼yap ile (bazÄ±larÄ±nÄ±n, bir daha olursa 100.000 $ Ã¶denecek ÅŸeklinde anlaÅŸma imzaladÄ±klarÄ± bildirildi) anlaÅŸma yaparak, sitelerine yeniden kavuÅŸtu ve telif haksÄ±z link yayÄ±nlama iÅŸlemine son verdiler.<br />
<br />
8- MÃ¼yap 2006 ile birlikte Ã¶nce mobil (cep telefonu) tarafÄ±nda, sonra da aÃ§Ä±lan portallerde (TTnet, DoÄŸan, Power FM gibi) yani yasal platformalarda, mÃ¼zik yÃ¼kleme olayÄ±nÄ± kendi lehlerine Ã§evirdiler. Hatta MÃ¼yap BaÅŸkanÄ± BÃ¼lent Fortun Ã§eÅŸitli toplantÄ±larda ve aÃ§Ä±lÄ±ÅŸlarda, mobil baÅŸta olmak Ã¼zere, internetin sanatÃ§Ä± ve yapÄ±mcÄ±lara farklÄ± ve yÃ¼ksek yeni bir gelir kapÄ±sÄ± yarattÄ±ÄŸÄ±nÄ± memnuniyetle aÃ§Ä±kladÄ±. Ã‡Ã¼nkÃ¼ radyo ya da TV`nin aksine izlenebilirliÄŸi da kesin bir ortam olan internet, iÅŸ modelleri ile birlikte kullanÄ±lmaya baÅŸlandÄ±.<br />
<br />
Ã–zetle, mÃ¼zik yapÄ±mcÄ±larÄ±nÄ±n kuralsÄ±z bir ortamda kendi haklarÄ±nÄ± korumak iÃ§in baÅŸlattÄ±klarÄ± hareket, zaman iÃ§inde hukuk ve internet Ã§evrelerinin gafleti sonucu alÄ±ÅŸkanlÄ±k yarattÄ± ve bugÃ¼nlerde kural haline geldi. Ã‡Ã¼nkÃ¼ internet spesifik bir konu, ihtisas mahkemesi olmadÄ±ÄŸÄ± sÃ¼rece, bu konuda 81 ilin 900 mahkemesine yol gÃ¶steren eskiden gelen olaylar, davalar oluyor.<br />
<br />
TÃ¼rkiye`deki site eriÅŸim kapatmalarÄ±, bir Ã¶nceki bÃ¶lÃ¼mde anlattÄ±ÄŸÄ±m gibi 2005 haziranÄ±nda MÃ¼yap kapatmalarÄ± sÄ±rasÄ±nda oluÅŸan bir kÃ¶tÃ¼ alÄ±ÅŸkanlÄ±kla baÅŸladÄ±. BugÃ¼n artan hÄ±zla devam ederken, biz de hem online yayÄ±ncÄ±lar olarak, bu konuda Ã§alÄ±ÅŸan hukukÃ§ular ile birlikte, konuyu anlamaya ve Ã§Ã¶zmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±yoruz. Åžimdi Ã¼lkemizde, mahkemelere dÃ¼ÅŸen tÃ¼m internet yayÄ±ncÄ±lÄ±ÄŸÄ± "iÃ§erik´ sorunlarÄ±na tarihsel sÄ±rayla bir gÃ¶z atalÄ±m;<br />
<br />
1- <b>2005 Ã¶ncesinde</b> Ã¼lkemizde site eriÅŸim kapatma olayÄ± gÃ¶rÃ¼lmedi. Zaten o dÃ¶nem Ã¶ncesi ADSL sayÄ±sÄ± henÃ¼z Ã§ok dÃ¼ÅŸÃ¼ktÃ¼ ve diÄŸer ISS`lerden (Superonline vs) baÄŸlantÄ± yapan aboneler bulunuyordu. DolayÄ±sÄ±yla tek noktadan eriÅŸim kapatma yoktu. Yine de bu dÃ¶nemi anlamak iÃ§in 3 karakteristik olayÄ± hatÄ±rlatalÄ±m;<br />
<ul>
    <li>Bir hosting firmasÄ±na, bir Ã¼st dÃ¼zey devlet yÃ¶neticisine yapÄ±lan hakaret nedeniyle aÃ§Ä±lan dava.</li>
    <li>Superonline`da forum yÃ¶neticisi Ã‡oÅŸkun Ak`a, forumlarda rastlanan bir ifade nedeniyle aÃ§Ä±lmÄ±ÅŸ bir baÅŸka dava ki, dÃ¶neminde epeyce ses getirmiÅŸti. Sadece 4 kelime nedeniyle Ak`a 40 ay hapis cezasÄ± verilmiÅŸ. Ancak daha sonra sorun Ã§Ã¶zÃ¼lmÃ¼ÅŸtÃ¼.</li>
    <li>EkÅŸisÃ¶zlÃ¼k`e 2004 aralÄ±kta ulaÅŸan 3-4 baÅŸlÄ±ÄŸa yÃ¶nelik sorun (kiÅŸilik haklarÄ±nÄ± ihlal iddiasÄ±), sitenin ilgili iÃ§erikleri yayÄ±ndan kaldÄ±rmasÄ± ile Ã§Ã¶zÃ¼lmÃ¼ÅŸtÃ¼</li>
</ul>
2- <b>2005 </b>haziranÄ±nda MÃ¼yap kapatmalarÄ± baÅŸladÄ±. Bu kapatmalarÄ± bir Ã¶nceki bÃ¶lÃ¼mde anlatmÄ±ÅŸtÄ±k, yeniden tekrarlamayacaÄŸÄ±z.2005 yÄ±lÄ±nda site eriÅŸime kapatmalar sadece TÃ¼rk Telekom Ã¼zerinden yapÄ±lÄ±yordu. TÃ¼rk Telekom 2005 yÄ±lÄ±nda 153 sitenin eriÅŸime kapatÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nÄ± raporluyor.<br />
<br />
3- <b>2006 </b>yÄ±lÄ± ÅŸu ana kadar en Ã§ok sitenin kapatÄ±ldÄ±ÄŸÄ± yÄ±l oldu. TÃ¼rk Telekom`un verdiÄŸi rakam 886 site. RakamÄ±n yÃ¼ksek olmasÄ±nÄ±n arkasÄ±nda MÃ¼yap kapatmalarÄ± yatÄ±yor. 2006 yÄ±lÄ± karakteristik olaylarÄ±nÄ± 3 baÅŸlÄ±k altÄ±nda toplayabiliriz;<br />
<ul>
    <li>MÃ¼yap kapatmalarÄ± bÃ¼tÃ¼n hÄ±zÄ± ile devam etti.</li>
    <li>EkÅŸiSÃ¶zlÃ¼k ilk defa eriÅŸime kapatÄ±ldÄ±. Daha Ã¶nceki olayda hukuk mercileri, site ile iletiÅŸime geÃ§erek sorunun giderilmesini saÄŸlamÄ±ÅŸken, bu sefer MÃ¼yap kapatmalarÄ±nÄ±n Ã¶rnek alÄ±nmasÄ± sonucu, siteye haber verilmeden kapatma yapÄ±ldÄ±.</li>
</ul>
Ã–yle ki, o tarihte ADSL yoÄŸun olmadÄ±ÄŸÄ± ve TÃ¼rk Telekom'un da tek saÄŸlayÄ±cÄ± olmadÄ±ÄŸÄ± zaman olduÄŸu, farklÄ± ISS`lerin aboneleri mevcut bulunduÄŸu iÃ§in, olay kullanÄ±cÄ±lar tarafÄ±ndan da, site yÃ¶neticilerince de geÃ§ fark edildi. 3 ay sonra yani mart 2006'da, TÃ¼rk Telekom'a baÅŸvurarak ilgili mahkeme kararÄ±nÄ± istediler.<br />
<br />
AyrÄ±ca ilginÃ§tir ama TÃ¼rk Telekom`un da site yÃ¶neticilerine mahkeme kararÄ±nÄ±n detaylarÄ±nÄ± vermesi geciktiÄŸi iÃ§in (martta yapÄ±lan baÅŸvuru ancak mayÄ±s ayÄ±nda cevaplandÄ±), sitenin eriÅŸime aÃ§Ä±lmasÄ± ancak 5 ay sonra mÃ¼mkÃ¼n oldu.<br />
<ul>
    <li>YÄ±l sonunda yoÄŸun bir ÅŸekilde internetle ilgili Ã§ocuk pornosu operasyonlarÄ± yapÄ±ldÄ± (Ã§ocuk pornosu yÃ¼kleyen ya da site yayÄ±nlayan). 2006 baÅŸÄ±nda kurulan Ä°stanbul Emniyet MÃ¼dÃ¼rlÃ¼ÄŸÃ¼ AsayiÅŸ Åžubesine baÄŸlÄ± BiliÅŸim Polisi, 2000`lerden beri gelen Ã§eÅŸitli ÅŸikayetlere (dolandÄ±rÄ±cÄ±lÄ±k, kiÅŸilik haklarÄ±na saldÄ±rÄ± ya da Ã§ocuk pornosu) toplu olarak iÅŸlem yapmayÄ± seÃ§tiÄŸi iÃ§in, Ã¼st Ã¼ste operasyon yapÄ±ldÄ±. 2006 sonundaki 1,5 ayda 155 kiÅŸi iÃ§in iÅŸlem yapÄ±ldÄ±ÄŸÄ± bildiriliyor ama Ã¼st Ã¼ste iÅŸlem yapÄ±lmasÄ± ve medyanÄ±n olayÄ± bÃ¼yÃ¼tmesi sonucu, baÅŸta hÃ¼kÃ¼met olmak Ã¼zere tÃ¼m politikacÄ±larÄ±n eline Ã¶nemli bir malzeme geÃ§miÅŸ oldu. Bunun sonucunda UlaÅŸtÄ±rma bakanlÄ±ÄŸÄ± tarafÄ±ndan 5651 sayÄ±lÄ± kanunun Ã¶n hazÄ±rlÄ±klarÄ± da aralÄ±k 2006`da yapÄ±ldÄ±.</li>
</ul>
<br />
4- <b>2007 </b>yÄ±lÄ±nda kapatma sayÄ±sÄ± yine TÃ¼rk Telekom tarafÄ±ndan 549 site olarak veriliyor. KÄ±saca gÃ¶z atalÄ±m;<br />
<ul>
    <li>2007`de ilk defa AtatÃ¼rk karÅŸÄ±tÄ± kapatmalar gÃ¼ndeme geldi. Bunun en bÃ¼yÃ¼k nedenlerinden birisi, YouTube`Ã¼n 2007`de popÃ¼ler hale gelmesi ve yoÄŸun bir ÅŸekilde video yÃ¼klemelerin, dolayÄ±sÄ±yla da iÃ§erik ÅŸikayetlerinin baÅŸlamasÄ±dÄ±r.</li>
    <li>2006 sonunda baÅŸlayan Ã§ocuk pornosu operasyonlarÄ±, 2007`de tartÄ±ÅŸÄ±lmaya devam etti. 5651 de bu kapsamda (tÃ¼m seÃ§im kargaÅŸasÄ±na raÄŸmen) mayÄ±s 20072de TBMM`den geÃ§ti ve Resmi Gazete`de yayÄ±nlandÄ±.</li>
    <li>AÄŸustos 2007`de Wordpress kapatÄ±lmasÄ± meydana geldi. Ãœlkemizde temsilcisi olmayan bu portale yapÄ±lan kapatma ve kapatmanÄ±n kaldÄ±rÄ±lmasÄ±, sistemin tÄ±kanÄ±klÄ±ÄŸÄ±nÄ± gÃ¶steren baÅŸlÄ±baÅŸÄ±na bir ders niteliÄŸinde.</li>
    <li>AralÄ±k 2007`de Ä°stanbul Barosu`nda turk.internet.com iÅŸbirliÄŸi ile dÃ¼zenlenen konferansta, TÃ¼rk Telekom hukukÃ§ularÄ±, 5651 yÃ¼rÃ¼rlÃ¼lÃ¼ÄŸe girdikten sonra geÃ§en 20-25 gÃ¼n iÃ§inde, hukuk camiasÄ±nda bir duraksama olduÄŸuna ve kendilerine gelen kapatma taleplerinin durduÄŸuna iÅŸaret etmesi de ilginÃ§ bir detay olarak tarihe kaydoldu.</li>
</ul>
TÃ¼rk Telekom'un bu ifadesi, 5651'in yÃ¼rÃ¼rlÃ¼lÃ¼ÄŸe girmesinden hemen sonra hukuk Ã§evrelerinde meydana gelen kararsÄ±zlÄ±ÄŸÄ± gÃ¶steriyor. AynÄ± kararsÄ±zlÄ±ÄŸÄ± 5651 dolayÄ±sÄ±yla kurulan TK - TÄ°B yapÄ±sÄ±nda da gÃ¶rÃ¼yoruz.<br />
<br />
5- <b>2008 </b>yÄ±lÄ±nda, mayÄ±s baÅŸÄ±na kadar olan olaylara bakarsak, bir yandan 5651 kapsamÄ±ndaki kapatmalarÄ±n, diÄŸer yandan 5651 dÄ±ÅŸÄ± kapatmalarÄ±n yapÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nÄ± gÃ¶rÃ¼yoruz. Ã–zetlersek;<br />
<ul>
    <li>5651 kapsamÄ±ndaki kapatmalarÄ±n 23 kasÄ±m 2007 - 18 nisan 2008 arasÄ±nda Res`en 197, mahkeme kararÄ± ile 124 olduÄŸu, 380 iÃ§erik iÅŸleminin ise sitelerle karÅŸÄ±lÄ±klÄ± yapÄ±lan gÃ¶rÃ¼ÅŸmeler sonucunda Ã§Ã¶zÃ¼ldÃ¼ÄŸÃ¼nÃ¼ TÄ°B`den Ã¶ÄŸrendik.</li>
    <li>Buna karÅŸÄ±lÄ±k 5651 dÄ±ÅŸÄ± 102 site kapatmasÄ±nÄ±n ise doÄŸrudan mahkemeden TÃ¼rk Telekom`a giden kararlar Ã¼zerinden yapÄ±ldÄ±ÄŸÄ± belirtiliyor.</li>
</ul>
TarihÃ§eye baktÄ±ÄŸÄ±mÄ±zda, sivil toplum Ã¶rgÃ¼tlerinin "5651 sansÃ¼re gider" ÅŸeklindeki ifadelerinin yanÄ±sÄ±ra ve belki daha Ã¶nce olayÄ±n kriz yaratan Ã¶nemli noktalarÄ±nÄ± tespit etmeleri ve ona gÃ¶re davranmalarÄ± gerekiyor.<br />
<br />
5651 ve diÄŸer site kapatmalarÄ±nÄ± incelediÄŸimiz yazÄ± serisi devam edecek. Ãœstteki paragrafta yer alan "kriz yaratan sorunlarÄ±" birlikte en son bÃ¶lÃ¼mde Ã¶zetleyeceÄŸiz. Bir sonraki bÃ¶lÃ¼mde 5651'in sorunlarÄ±nÄ± anlatacaÄŸÄ±m.<br />
<br />
Yazar: Fusun S.Nebil / turk.internet.com
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_152.html</link>
  <dc:subject>TÃ¼rkiye'de site kapatmalarÄ±nÄ±n tarihÃ§esi</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>KÃ¼resel IsÄ±nma ve Enerji Problemi</title>
  <description>KÃ¼resel IsÄ±nma

Son birkaÃ§ yÄ±ldÄ±r adÄ±nÄ± giderek daha sÄ±kÃ§a duymaya baÅŸladÄ±ÄŸÄ±mÄ±z kÃ¼resel Ä±sÄ±nma problemi aslÄ±nda yeni bir teori deÄŸil, bilim adamlarÄ±nÄ±n onlarca yÄ±ldÄ±r kamunun dikkatini yÃ¶neltmey...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
<b>KÃ¼resel IsÄ±nma</b><br />
<br />
Son birkaÃ§ yÄ±ldÄ±r adÄ±nÄ± giderek daha sÄ±kÃ§a duymaya baÅŸladÄ±ÄŸÄ±mÄ±z kÃ¼resel Ä±sÄ±nma problemi aslÄ±nda yeni bir teori deÄŸil, bilim adamlarÄ±nÄ±n onlarca yÄ±ldÄ±r kamunun dikkatini yÃ¶neltmeye Ã§alÄ±ÅŸtÄ±klarÄ± bir tehlike. ÃœzÃ¼cÃ¼dÃ¼r ki bu problemin kabul edilmesi iÅŸlerine gelmeyen dÃ¼nyanÄ±n Ã¶nde gelen devletleri ve sanayi lobileri bugÃ¼ne kadar kamunun bu konuda bilgi sahibi olmasÄ±nÄ± engellemeyi ve hatta bu tehlikeyi sadece az sayÄ±da insanÄ±n inandÄ±ÄŸÄ±, safsata niteliÄŸinde bir teori gibi gÃ¶stermeyi baÅŸarmÄ±ÅŸlardÄ±r. Bu bencilce ve Ã¶ngÃ¶rÃ¼ÅŸsÃ¼z oyunlar yÃ¼zÃ¼nden ancak gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde, yumurta kapÄ±ya dayandÄ±ÄŸÄ±nda, hatta belki de Ã§ok geÃ§ kalmÄ±ÅŸ olduÄŸumuz bir noktada baÅŸlÄ±yoruz bu tehlike hakkÄ±nda bilgilenmeye, Ã§Ã¼nkÃ¼ artÄ±k iklimlerdeki deÄŸiÅŸme, ortalama sÄ±caklÄ±klardaki artÄ±ÅŸ ve kapÄ±nÄ±n eÅŸiÄŸindeki kuraklÄ±k sinyalleri gÃ¶zardÄ± edilemeyecek hale gelmiÅŸtir.<br />
<br />
GeÃ§tiÄŸimiz sene iÃ§erisinde gerÃ§ekleÅŸen bir baÅŸka yenilik de ABD`de kitlelere ulaÅŸmayÄ± baÅŸaran, Amerika`nÄ±n 2000 seÃ§imlerindeki baÅŸkan adayÄ± Al Gore tarafÄ±ndan hazÄ±rlanan "Ä°ÅŸe Gelmeyen GerÃ§ek: KÃ¼resel<img vspace="8" lang="en" hspace="8" border="0" align="right" src="/uploads/yazilar/an-inconvenient-truth.jpg" alt="An Inconvenient Truth" dir="ltr" title="An Inconvenient Truth" /> UyarÄ±´ isimli filmin gÃ¶sterime girmesi oldu. Her ne kadar Al Gore`un bu filmden politik bir fayda saÄŸlama amacÄ±nda olduÄŸu iddia edilebilirse de ilk kez bu film sayesinde baÅŸta Amerikan halkÄ± olmak Ã¼zere dÃ¼nya toplumlarÄ± tarafÄ±ndan problemin ulaÅŸmÄ±ÅŸ olduÄŸu boyutu farketme olanaÄŸÄ± doÄŸmuÅŸ olmasÄ± ve bu konuda acilen ciddi Ã¶nlemler alÄ±nmasÄ± gerektiÄŸinin kamu tarafÄ±ndan anlaÅŸÄ±lmaya baÅŸlanmasÄ± pozitif geliÅŸmelerdir.<br />
<br />
Bu noktada kÃ¼resel Ä±sÄ±nma problemini teknik olarak aÃ§Ä±klamak yararlÄ± olacaktÄ±r: GeÃ§en bir yÃ¼zyÄ±l iÃ§erisinde dÃ¼nya nÃ¼fusunun 2 milyarÄ±n altÄ±nda bir dÃ¼zeyden 6.5 milyara ulaÅŸmasÄ± ve dÃ¼nya Ã§apÄ±ndaki sanayileÅŸme hareketi nedeniyle, atmosfere salÄ±nan ve en Ã¶nemli Ã¶rneÄŸi karbondioksit olan sera gazlarÄ±nÄ±n konsantrasyonu tarihte hiÃ§ gÃ¶rÃ¼lmemiÅŸ bir dÃ¼zeyde artmÄ±ÅŸtÄ±r. Bu gazlar gÃ¼neÅŸten dÃ¼nya yÃ¼zeyine ulaÅŸan enerjinin giderek daha bÃ¼yÃ¼k bir kÄ±smÄ±nÄ±n atmosfer tarafÄ±ndan tutulmasÄ±na ve daha azÄ±nÄ±n uzaya geri yansÄ±tÄ±lmasÄ±na sebep olmaktadÄ±r. Bu da elbette kÃ¼resel boyutta artan sÄ±caklÄ±klarÄ± beraberinde getirmektedir.<br />
<br />
Maalesef kÃ¼resel Ä±sÄ±nma problemi kendiliÄŸinden hÄ±zlanan bir niteliktedir, sÄ±caklÄ±klarÄ±n artmasÄ±yla birlikte dÃ¼nyanÄ±n sÃ¼rekli olarak kar ve buzla kaplÄ± olan kutup bÃ¶lgelerinde giderek daha fazla erime meydana gelmekte ve beyaz olduÄŸu iÃ§in gÃ¼neÅŸ Ä±ÅŸÄ±nlarÄ±nÄ± ayna gibi uzaya geri yansÄ±tan bu buz kÃ¼tlelerinin yok olmasÄ±yla her geÃ§en gÃ¼n daha da Ã§ok gÃ¼neÅŸ enerjisi yere ulaÅŸmaktadÄ±r.<br />
<br />
KÃ¼resel Ä±sÄ±nmanÄ±n doÄŸuracaÄŸÄ± sonuÃ§lar Ã§ok ciddidir. DÃ¼nya Ã¼zerindeki ortalama sÄ±caklÄ±k artmakla kalmayacak, varolan iklim sistemleri bÃ¼yÃ¼k Ã¶lÃ§Ã¼de deÄŸiÅŸecektir ki bu okyanus akÄ±ntÄ±larÄ±nÄ±, yaÄŸÄ±ÅŸ daÄŸÄ±lÄ±mlarÄ±nÄ± ve rÃ¼zgar sistemlerini kapsamaktadÄ±r. Bu deÄŸiÅŸikliklerden ekosistem de bÃ¼yÃ¼k zarar gÃ¶recek, karada ya da denizde olsun bÃ¶lgelerindeki iklime uyum saÄŸlamÄ±ÅŸ bulunan sayÄ±sÄ±z bitki ve hayvan tÃ¼rÃ¼ yok olacak ve doÄŸanÄ±n dengesi geri dÃ¶ndÃ¼rÃ¼lemez biÃ§imde bozulacaktÄ±r. TÃ¼m bu korkutucu sonuÃ§lar elbette insanlÄ±ÄŸÄ± da Ã§ok zor durumlarda bÄ±rakacak, su sÄ±kÄ±ntÄ±sÄ±, tarÄ±m ve hayvancÄ±lÄ±ÄŸÄ±n zarar gÃ¶rmesinden dolayÄ± kÄ±tlÄ±k ve Ã¶zellikle geliÅŸmekte olan Ã¼lkelerde ekonominin alacaÄŸÄ± darbe ile sefalet baÅŸ gÃ¶sterecektir. Kutuplarda karasal buzlarÄ±n erimesi ve buradan Ã§Ä±kan suyun okyanuslara eklenmesiyle dÃ¼nya Ã§apÄ±nda deniz seviyesinin metrelerce yÃ¼kselmesi ve gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde milyonlarÄ±n yaÅŸadÄ±ÄŸÄ± tÃ¼m kÄ±yÄ± ÅŸehirlerinin bÃ¼yÃ¼k Ã¶lÃ§Ã¼de su altÄ±nda kalmasÄ± sÃ¶z konusudur.<br />
<br />
Bu korkunÃ§ senaryolar uzak bir gelecekte deÄŸil, bizim yaÅŸam sÃ¼remiz iÃ§erisinde gerÃ§ekleÅŸecek ve eÄŸer Ã¶nÃ¼ alÄ±namazsa gÃ¼nÃ¼mÃ¼zÃ¼n genÃ§ kuÅŸaÄŸÄ± dÃ¼nyanÄ±n Ã§ehresinin tanÄ±nmaz Ã¶lÃ§Ã¼de deÄŸiÅŸmesini izlemek zorunda kalacak. Elbette bu Ã¼rkÃ¼tÃ¼cÃ¼ sonuÃ§lardan TÃ¼rkiye de nasibini alacaktÄ±r, hatta Akdeniz kuÅŸaÄŸÄ± kuraklÄ±k tehlikesinin ilk olarak tehdit ettiÄŸi bÃ¶lgelerden biridir ki maalesef bunun etkilerini bugÃ¼nden hissetmekte olmamÄ±z problemin ne kadar ilerlemiÅŸ olduÄŸuna dair Ã§ok endiÅŸe verici bir iÅŸarettir.<br />
<br />
<b>Fosil YakÄ±tlar ve Enerji Problemi</b><br />
<br />
Bu yazÄ±nÄ±n geri kalanÄ±nda kÃ¼resel Ä±sÄ±nma sorununun henÃ¼z kamuya daha az ulaÅŸan yanÄ± olan "enerji problemi´nden bahsedeceÄŸiz. Enerji problemi, eÄŸer kÃ¼resel Ä±sÄ±nmanÄ±n Ã¶nÃ¼nÃ¼ almak istiyorsak dÃ¼nyanÄ±n enerji ihtiyacÄ±nÄ± nasÄ±l karÅŸÄ±layacaÄŸÄ±mÄ±zla ilgilidir. Bu konudaki gÃ¼Ã§lÃ¼k, ÅŸu anda medeniyetimizin enerji talebinin, elektrik, Ä±sÄ±nma ya da ulaÅŸtÄ±rma amaÃ§lÄ± olsun, neredeyse tamamen fosil yakÄ±tlarla (yani kÃ¶mÃ¼r, petrol ve doÄŸal gaz) saÄŸlanmakta olmasÄ±ndan kaynaklanmaktadÄ±r. Bunun istisnalarÄ± olarak hidroelektrik ve nÃ¼kleer santraller gÃ¶sterilebilir.<br />
<br />
Burada iki hususa dikkat etmeliyiz: KÃ¼resel Ä±sÄ±nma problemi aÃ§Ä±sÄ±ndan en Ã¶nemli olan unsur bir enerji kaynaÄŸÄ±nÄ±n atmosfere sera gazlarÄ± salÄ±p salmamasÄ±dÄ±r ki fosil yakÄ±tlar doÄŸalgaz da dahil olmak Ã¼zere) yakÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nda karbondioksit aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±karÄ±rken, nÃ¼kleer enerji her ne kadar baÅŸka sakÄ±ncalarÄ± olsa da sera gazlarÄ± aÃ§Ä±sÄ±ndan zararsÄ±zdÄ±r. Ä°kinci ve kÃ¼resel Ä±sÄ±nma bakÄ±mÄ±ndan Ã¶nemi nispeten daha az olan husus ise bir enerji kaynaÄŸÄ±nÄ±n yenilenebilir olup olmamasÄ±dÄ±r ki ne fosil yakÄ±tlar ne de nÃ¼kleer enerji yenilenebilirken hidroelektrik enerji kullanÄ±ldÄ±kÃ§a tÃ¼kenmediÄŸinden dolayÄ± yenilenebilir bir enerji tÃ¼rÃ¼dÃ¼r.<br />
<br />
Bazen dile getirildiÄŸinin aksine enerji probleminin fosil yakÄ±tlarÄ±n yakÄ±n gelecekte tÃ¼keneceÄŸi iddiasÄ±yla bir ilgisi yoktur, ve zaten bu iddia doÄŸru deÄŸildir. Uzman bilimadamlarÄ±, Ã¶zellikle okyanus altÄ±ndaki kÃ¶mÃ¼r rezervlerinin devreye sokulmasÄ±yla en karamsar tahminlerle bile dÃ¼nyanÄ±n enerji talebini binlerce yÄ±l gidermeye yetecek kadar fosil yakÄ±t kaynaÄŸÄ± bulunduÄŸunu belirtmektedir. Az Ã¶nce de belirttiÄŸimiz gibi enerji problemi ancak kÃ¼resel Ä±sÄ±nmanÄ±n Ã¶nÃ¼nÃ¼ almayÄ± kendimize ÅŸart koÅŸtuÄŸumuzda, yani fosil yakÄ±tlarÄ± kullanmayÄ± gÃ¶nÃ¼llÃ¼ olarak bÄ±raktÄ±ÄŸÄ±mÄ±zda karÅŸÄ±mÄ±za Ã§Ä±kacak bir zorluktur. KÄ±saca, Ã¶nÃ¼mÃ¼zdeki onyÄ±llar iÃ§inde insanlÄ±k, teknolojik olarak Ã§ok gÃ¼Ã§ olmasÄ±na raÄŸmen tÃ¼m dÃ¼nyanÄ±n halihazÄ±rdaki enerji kullanma sistemini baÅŸtan aÅŸaÄŸÄ± deÄŸiÅŸtirmek veya dÃ¼nya yÃ¼zÃ¼nÃ¼n geri dÃ¶nÃ¼lmez bir biÃ§imde deÄŸiÅŸmesine izin vermek seÃ§enekleri arasÄ±nda karar vermek durumundadÄ±r.<br />
<br />
Elbette atmosferde insanlÄ±k daha evrimleÅŸmeden Ã¶nce bile sera gazlarÄ± vardÄ± ve bunlar milyonlarca yÄ±llÄ±k bir sÃ¼reÃ§ iÃ§inde doÄŸada belli konsantrasyonlarda dengelenmiÅŸti. Atmosferdeki karbondioksit miktarÄ± bu<img vspace="8" lang="tr" hspace="8" border="0" align="right" src="/uploads/yazilar/hava-kirliligi.jpg" alt="Hava KirliliÄŸi" dir="ltr" title="Hava KirliliÄŸi" /> doÄŸal denge iÃ§inde aÅŸaÄŸÄ± yukarÄ± 50 yÄ±llÄ±k bir sÃ¼rede okyanuslar tarafÄ±ndan emilerek sabit bir konsantrasyonda tutulmaktadÄ±r. Bu da bizim enerji krizi ile baÅŸetmek iÃ§in elimizde olan sÃ¼reyi belirlemektedir. Åžu anda zaten normalin Ã§ok Ã¼stÃ¼nde bir seviyeye gelmiÅŸ olan karbondioksit dÃ¼zeyi, biz bugÃ¼n karbon emisyonu olan tÃ¼m yakÄ±tlarÄ± kullanmayÄ± bÄ±raksak bile ancak 50 yÄ±llÄ±k bir zaman diliminde normale dÃ¶nebilecektir. KÃ¼resel Ä±sÄ±nmanÄ±n etkilerinin daha gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde bile ne boyutlara gelmiÅŸ olduÄŸu dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼lÃ¼rse anlaÅŸÄ±lacaktÄ±r ki eÄŸer 21. yÃ¼zyÄ±l iÃ§inde tÃ¼m dÃ¼nya medeniyetleri olarak kullandÄ±ÄŸÄ±mÄ±z enerji kaynaklarÄ±nÄ± deÄŸiÅŸtiremezsek zaten kurtarÄ±lacak bir ekosistem kalmayacaktÄ±r geriye.<br />
<br />
<b>Alternatif YakÄ±tlar</b><br />
<br />
Åžimdi enerji problemine Ã¶nerilen Ã§eÅŸitli Ã§Ã¶zÃ¼mleri ele alalÄ±m ve bunlarÄ± deÄŸerlendirelim. Haliyle burada kendimizi sera gazlarÄ±nÄ± aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±karmayan enerji tipleriyle sÄ±nÄ±rlandÄ±rmak zorundayÄ±z; buna karÅŸÄ±lÄ±k hem yenilenebilir hem de miktarÄ± sÄ±nÄ±rlÄ± olan enerji kaynaklarÄ±nÄ± gÃ¶zden geÃ§ireceÄŸiz. Her ne kadar gelecekte insanoÄŸlu sadece yenilenebilir kaynaklarÄ± kullanmaya mecbur olsa da enerji problemi daha acil olup bu teknolojiler devreye girene kadar daha kÄ±sa vadeli Ã§Ã¶zÃ¼mlere baÅŸvurmak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r.<br />
<br />
Bunun en Ã¶nemli Ã¶rneÄŸi nÃ¼kleer enerjidir. Yenilenebilir bir kaynak olmamasÄ±na karÅŸÄ±n, ÅŸu anda yeni bir teknoloji icat etmeye gerek kalmadan enerji problemi ile mÃ¼cadele etme potansiyeli bulunan tek enerji tÃ¼rÃ¼ nÃ¼kleer enerjidir. Bu aÃ§Ä±dan yenilenebilir ve kalÄ±cÄ± diÄŸer Ã§Ã¶zÃ¼mlere doÄŸru giden yolda kÄ±sa sÃ¼reli bir geÃ§iÅŸ dÃ¶neminde kullanÄ±lmasÄ± mÃ¼mkÃ¼n gÃ¶zÃ¼kse de aslÄ±nda bu pek gerÃ§ekÃ§i deÄŸildir. Ä°lk olarak nÃ¼kleer enerji ancak elektrik elde etmede kullanÄ±lmaktadÄ±r; elektrik enerjisi ise dÃ¼nyanÄ±n enerji gereksiniminin sadece yÃ¼zde onuna denk gelmektedir. KaldÄ± ki kendimizi sadece dÃ¼nyanÄ±n tÃ¼m elektrik ihtiyacÄ±nÄ± nÃ¼kleer enerjiden saÄŸlamakla sÄ±nÄ±rlandÄ±rsak bile, bunun iÃ§in Ã¶nÃ¼mÃ¼zdeki elli yÄ±llÄ±k sÃ¼re iÃ§inde her birkaÃ§ gÃ¼nde bir yeni bir nÃ¼kleer santral yapÄ±lmasÄ± ve hizmete aÃ§Ä±lmasÄ± gerekmektedir. Daha gerÃ§ekÃ§i bir dÃ¼zeyde, bu yaklaÅŸÄ±mÄ±n getirdiÄŸi esas sorun nÃ¼kleer teknolojinin dÃ¼nyanÄ±n sadece sayÄ±lÄ± geliÅŸmiÅŸ Ã¼lkelerinin elinde bulunmasÄ± ve geliÅŸmekte olan Ã¼lkelere verilmesinin gÃ¼venlik sorunlarÄ±nÄ± beraberinde getirecek olmasÄ±dÄ±r.<br />
<br />
Enerji problemine Ã¶nerilen bir baÅŸka Ã§Ã¶zÃ¼m ise bugÃ¼ne kadar yaptÄ±ÄŸÄ±mÄ±z gibi fosil yakÄ±tlarÄ± kullanmaya devam etmek, fakat Ã§Ä±kan sera gazlarÄ±nÄ± kimyasal olarak konsantre ederek gÃ¶mmektir. Maalesef bu yaklaÅŸÄ±m da aÅŸÄ±lmasÄ± pek gerÃ§ekÃ§i olmayan sorunlarÄ± beraberinde getirmektedir. DÃ¼nyanÄ±n bir yÄ±l iÃ§erisinde Ã¼rettiÄŸi karbondioksit miktarÄ± gÃ¶zÃ¶nÃ¼nde tutulacak olursa, bu kadar karbondioksiti okyanus derinliklerinde eritmeye Ã§alÄ±ÅŸmak denizlerin asitlik deÄŸerini arttÄ±rarak ekosisteme bÃ¼yÃ¼k zarar verecek, kara parÃ§alarÄ±nÄ±n altÄ±ndaki derin boÅŸluklara gÃ¶mmeye Ã§alÄ±ÅŸmak ise bu gazlarÄ±n eninde sonunda, kaÃ§Ä±nÄ±lmaz olarak yeniden dÄ±ÅŸarÄ±ya sÄ±zmasÄ±na engel olamayacaktÄ±r.<br />
<br />
<b>Yenilenebilir Enerji KaynaklarÄ±</b><br />
<br />
Bu noktada yenilenebilir enerji kaynaklarÄ±na geliyoruz. Bunun en gÃ¼zel Ã¶rneÄŸi olan hidroelektrik enerjinin ciddi bir teknolojik ya da Ã§evresel problemi olmamasÄ±na karÅŸÄ±n, maalesef dÃ¼nya Ã¼zerinde kullanÄ±labilir potansiyelinin Ã§ok bÃ¼yÃ¼k bÃ¶lÃ¼mÃ¼ zaten halihazÄ±rda kullanÄ±lmaktadÄ±r. Alternatif yenilenebilir<b><img vspace="8" lang="tr" hspace="8" border="0" align="right" src="/uploads/yazilar/alternatif-enerjiler.jpg" alt="Alternatif Enerji KaynaklarÄ±" dir="ltr" title="Alternatif Enerji KaynaklarÄ±" /></b> enerji kaynaklarÄ± olarak gÃ¶sterilen jeotermal, rÃ¼zgar ve okyanus (gelgit) enerjilerinden ne yazÄ±k ki hiÃ§birinin dÃ¼nya enerji gereksiniminin Ã§ok ufak bir parÃ§asÄ±ndan fazlasÄ±nÄ± karÅŸÄ±lama potansiyeli bulunmamaktadÄ±r. Genetik olarak deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ bitki veya bakteri Ã§eÅŸitlerini kullanarak enerji depolamak ve bu enerjiyi kimyasal olarak kullanmak (teknik terimle biomass) ise dÃ¼nyaya gereken enerjiyi saÄŸlamak iÃ§in gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde tarÄ±mda kullanÄ±lmayan neredeyse tÃ¼m yer yÃ¼zeyinin kullanÄ±lmasÄ± anlamÄ±na gelmektedir ki bu da pek gerÃ§ekÃ§i deÄŸildir. Zaten sÃ¶z konusu Ã§Ã¶zÃ¼m olasÄ±lÄ±ÄŸÄ±, bu bitkilere yapÄ±lmasÄ± gereken bakÄ±ma harcanacak enerji gÃ¶zÃ¶nÃ¼nde tutulduÄŸunda ancak ufak bir net enerji kazancÄ± getirmektedir.<br />
<br />
Enerji probleminin henÃ¼z bahsetmediÄŸimiz tek ve en Ã¶nemli, Ã§Ã¶zÃ¼m adayÄ± gÃ¼neÅŸ enerjisidir. GÃ¼neÅŸ enerjisi yenilenebilir, sera gazÄ± iÃ§ermez ve dÃ¼nyamÄ±za ulaÅŸan gÃ¼neÅŸ Ä±ÅŸÄ±ÄŸÄ± insanlÄ±ÄŸÄ±n ihtiyaÃ§ duyduÄŸunun defalarca fazlasÄ±, pratik olarak sÄ±nÄ±rsÄ±za yakÄ±n enerji iÃ§ermektedir. Elbette bu Ã§Ã¶zÃ¼m de kendi problemlerini beraberinde getirmektedir ki bunlar teknolojik niteliktedir. Åžu anda elimizde bulunan gÃ¼neÅŸ enerjisi teknolojileri pahalÄ±dÄ±r ve bu yÃ¼zden ancak diÄŸer enerji tÃ¼rlerinden daha ucuza geldiÄŸi yerlerde kullanÄ±lmaktadÄ±r, Ã¶rneÄŸin yazlÄ±k evlerimizde su Ä±sÄ±tmak gibi. Fakat varolan gÃ¼neÅŸ enerjisi teknolojisini daha ucuz hale getirmenin Ã¶tesinde Ã§Ã¶zÃ¼lmesi gereken sorun bu enerjiyi nasÄ±l depolayacaÄŸÄ±mÄ±zdÄ±r. Ã‡Ã¼nkÃ¼ yazlÄ±klarÄ±n aksine ev-iÃ§i Ä±sÄ±nma en Ã§ok gece duyulan bir ihtiyaÃ§tÄ±r, yani gÃ¼neÅŸ Ã§oktan battÄ±ktan sonra. Daha genel olarak gÃ¼nÃ¼n sadece belli saatlerinde ve hatta sadece hava aÃ§Ä±k olduÄŸunda yararlanabileceÄŸimiz bu enerji tÃ¼rÃ¼nÃ¼ nasÄ±l barajlarda su depoluyorsak benzer ÅŸekilde depolayabilecek ve gece gÃ¼ndÃ¼z, yÄ±l boyunca istikrarlÄ± bir ÅŸekilde kullanmamÄ±zÄ± saÄŸlayabilecek teknolojiler (gÃ¼neÅŸ pili vb.) geliÅŸtirilmesi gerekmektedir. DÃ¼nyanÄ±n en Ã¶nde gelen araÅŸtÄ±rma Ã¼niversitelerindeki fizik ve kimya bÃ¶lÃ¼mleri de bu teknolojilerin Ã¶neminin farkÄ±ndadÄ±r ve bu konudaki araÅŸtÄ±rmalara bÃ¼tÃ§e ayÄ±rmaktadÄ±r fakat yine de bu Ã§abalar tÃ¼m dÃ¼nyayÄ± ciddi Ã¶lÃ§Ã¼de tehdit eden bir sorunun Ã§Ã¶zÃ¼mÃ¼nÃ¼n hak etmesi gerekenin Ã§ok altÄ±nda kalmaktadÄ±r. Ã–nemli konu, gÃ¼neÅŸ enerjisinin depolanabilmesi, ve sadece elektrik enerjisini deÄŸil, Ä±sÄ±nma ve ulaÅŸÄ±mda kullanÄ±lan diÄŸer enerji tÃ¼rlerini de ikame etmesidir.<br />
<br />
<b>Bize DÃ¼ÅŸen GÃ¶revler</b><br />
<br />
Problemi ve olasÄ± Ã§Ã¶zÃ¼mlerini ayrÄ±ntÄ±sÄ±yla irdeledikten sonra insan olarak bize dÃ¼ÅŸen gÃ¶revlerden bahsetmekte yarar var. KiÅŸisel olarak, iÅŸ, eÄŸitim dÃ¼zeyi ve yaÅŸÄ±mÄ±zdan baÄŸÄ±msÄ±z olarak hepimizin yapabileceÄŸi Ã§ok basit bir ÅŸey var ki o da Ã§evremizdekilere durumun ciddiyetini anlatmak, onlarÄ±n da tanÄ±dÄ±klarÄ±na anlatmalarÄ±nÄ± saÄŸlamak ve bu konuda politikacÄ±larÄ±n kendilerini birÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirmek zorunda hissedeceÄŸi kadar gÃ¼Ã§lÃ¼ bir toplumsal irade oluÅŸturmaktÄ±r. Televizyonda bir tek sahipsiz kÃ¶peÄŸin Ã¶ldÃ¼rÃ¼lmesini ya da bir yavru fokun avlanmasÄ±nÄ± gÃ¶rdÃ¼ÄŸÃ¼nde Ã¼zÃ¼len ve kendini birÅŸeyler yapmak zorunda hisseden insanlarÄ±n,<img vspace="8" lang="tr" hspace="8" border="0" align="right" src="/uploads/yazilar/gelecek-nesiller.jpg" alt="Gelecek Nesiller - Ã‡ocuklar" dir="ltr" title="Gelecek Nesiller - Ã‡ocuklar" /> binlerce, milyonlarca hayvanÄ±n, hatta hayvan tÃ¼rlerinin neslinin tÃ¼kenmesine gÃ¶z yummasÄ± kabul edilemez. Ã‡ocuÄŸu olan yetiÅŸkinler olsun, ileride Ã§ocuk sahibi olmayÄ± dÃ¼ÅŸÃ¼nen genÃ§ler olsun, kendimize ÅŸu soruyu sormamÄ±z gerekir: "BirkaÃ§ yÄ±l daha alÄ±ÅŸageldiÄŸim gibi yaÅŸamak iÃ§in Ã§evreye yaptÄ±ÄŸÄ±m zararÄ±n hesabÄ±nÄ± Ã§ocuklarÄ±ma, gelecek nesillere nasÄ±l veririm? Bu ataletim ve bencilliÄŸimle Ã§ocuklarÄ±mÄ±, torunlarÄ±mÄ± ve onlardan sonra gelecek olan tÃ¼m nesilleri nasÄ±l bir dÃ¼nyada yaÅŸamaya mahkum ediyorum?´<br />
<br />
KÃ¼resel Ä±sÄ±nma ve enerji problemi yirmibirinci yÃ¼zyÄ±lda insanlÄ±ÄŸÄ±n karÅŸÄ±laÅŸacaÄŸÄ± en bÃ¼yÃ¼k ve aÅŸÄ±lmasÄ± en zor olacak sorundur. Bu problemler ancak global dÃ¼zeyde bir seferberlikle, bugÃ¼n baÅŸlayarak Ã§Ã¶zÃ¼lebilir, Ã§Ã¼nkÃ¼ yarÄ±n bu iÅŸe baÅŸlamak iÃ§in Ã§ok geÃ§tir. GÃ¼nÃ¼mÃ¼ze kadar, ÅŸÄ±marÄ±k bir Ã§ocuÄŸun sonuÃ§larÄ± dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼lmeden her istediÄŸinin ailesi tarafÄ±ndan yapÄ±lmasÄ± gibi, insanlÄ±k da sorumsuzca her istediÄŸini doÄŸadan sonuÃ§larÄ±nÄ± dÃ¼ÅŸÃ¼nmeksizin almÄ±ÅŸ, dÃ¼nyanÄ±n nÃ¼fusu gezegenimizin taÅŸÄ±yamayacaÄŸÄ± kadar artmÄ±ÅŸ ve bugÃ¼n tÃ¼m bunlarÄ±n sonuÃ§larÄ± hepimizce hissedilir, inkar edilemez bir hale gelmiÅŸtir. Ä°nsanlÄ±ÄŸÄ±n ÅŸu anda Ã¶nÃ¼ndeki seÃ§im bellidir, ya sorumsuzca davranmaya devam ederek bugÃ¼nÃ¼n genÃ§lerinin yaÅŸam sÃ¼resi iÃ§inde iklim sistemlerini geri dÃ¶nÃ¼lmez biÃ§imde deÄŸiÅŸtirerek ekosisteme ve dolayÄ±sÄ±yla kendimize korkunÃ§ zararlar vermek, ya da nispeten yerel boyuttaki diÄŸer tÃ¼m problemleri bir yana bÄ±rakarak, ki buna dÃ¼nyadaki tÃ¼m savaÅŸlar da dahildir, insanlÄ±k olarak olgunlaÅŸmak, kendi elimizle yol aÃ§tÄ±ÄŸÄ±mÄ±z Ã§evresel problemlerin farkÄ±na varmak, sorumluluÄŸunu kabullenmek, ve nihayetinde bu sorunlarÄ± gidermek iÃ§in seferber olmak.<br />
<br />
Esas soru Ã¶nÃ¼mÃ¼zdeki elli yÄ±l iÃ§erisinde hepimizin hayatÄ±nÄ±n deÄŸiÅŸip deÄŸiÅŸmeyeceÄŸi deÄŸildir. Esas soru dÃ¼nya Ã¼zerindeki hayatÄ±n ne ÅŸekilde deÄŸiÅŸeceÄŸidir. Gelecek nesilleri doÄŸanÄ±n bÃ¼yÃ¼k Ã¶lÃ§Ã¼de yok olmuÅŸ olduÄŸu bir dÃ¼nyada, aÃ§lÄ±k ve susuzlukla baÅŸederek, sÄ±caklardan korunmak iÃ§in belki de yeraltÄ±nda kurulmasÄ± gerekecek ÅŸehirlerde yaÅŸamaya mÄ± mahkum edeceÄŸiz, yoksa bugÃ¼n fedakarlÄ±klar yapmaya baÅŸlayÄ±p, bize ÅŸu anda Ã¶nemli gibi gÃ¶rÃ¼nmekte olan yerel ve hatta ulusal problemleri bir yana bÄ±rakÄ±p, yaÅŸam ÅŸeklimizi deÄŸiÅŸtirecek, geleceÄŸe yatÄ±rÄ±m yapacak ve yaptÄ±klarÄ±mÄ±zÄ±n sorumluluÄŸunu kabullenecek cesareti gÃ¶sterebilecek miyiz? Esas soru "<b>Ä°nsanlÄ±k olgunlaÅŸacabilecek mi?</b>´dir.<br />
<br />
<u>Yazar</u>: <b>Dr. Can KÄ±lÄ±Ã§</b> / <i>Johns Hopkins Ãœniversitesi Fizik BÃ¶lÃ¼mÃ¼</i><br />
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_149.html</link>
  <dc:subject>KÃ¼resel IsÄ±nma ve Enerji Problemi</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>Ã‡ocuk, Televizyon ve Åžiddet</title>
  <description>Kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±nÄ±n saldÄ±rganlÄ±k ve ÅŸiddet olaylarÄ±nÄ±n ortaya Ã§Ä±kmasÄ±nda ve artmasÄ±nda bir payÄ±nÄ±n bulunup bulunmadÄ±ÄŸÄ±, varsa derecesinin ne olduÄŸu tartÄ±ÅŸma konusudur. Artan ÅŸiddet olaylarÄ± ...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
Kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±nÄ±n saldÄ±rganlÄ±k ve ÅŸiddet olaylarÄ±nÄ±n ortaya Ã§Ä±kmasÄ±nda ve artmasÄ±nda bir payÄ±nÄ±n bulunup bulunmadÄ±ÄŸÄ±, varsa derecesinin ne olduÄŸu tartÄ±ÅŸma konusudur. Artan ÅŸiddet olaylarÄ± ile kitle iletiÅŸimi ve ÅŸiddet arasÄ±nda bir ilintinin varlÄ±ÄŸÄ± konusunda her ne kadar belirgin bir baÄŸlantÄ± ortaya konulmamÄ±ÅŸsa da kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±nÄ±n ÅŸiddete yÃ¶nlendirme ve etkilemesi Ã¼zerinde bir gÃ¶rÃ¼ÅŸ birliÄŸinden sÃ¶z edilmektir.<br />
<br />
Kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ± kanalÄ±yla kamuoyuna yansÄ±tÄ±lan iletilerde yer alan ÅŸiddet ile ÅŸiddet konusu davranÄ±ÅŸlar arasÄ±nda bir nedensellik var mÄ± sorusunu irdelemeye amaÃ§layan araÅŸtÄ±rmamÄ±zda ilk olarak ÅŸiddet kavramÄ±nÄ±n farklÄ± tanÄ±mlamalarÄ±na yer verilmiÅŸtir. Sonra televizyondaki Ã¶zellikle de Ã§izgi filmlerdeki ÅŸiddet ele alÄ±narak Ã§ocuklar Ã¼zerindeki etkisi incelenmiÅŸtir. "Pokemon´ Ã§izgi filmi Ã¶rnek olay olarak verilmiÅŸtir. AraÅŸtÄ±rmada literatÃ¼r incelemesi ve iÃ§erik analizi yapÄ±lmÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
<b>Åžiddetin TanÄ±mÄ±</b><br />
<br />
Åžiddet bireysel ve toplumsal bir olgu olarak psikolojik, sosyo-kÃ¼ltÃ¼rel ve sosyo-ekonomik boyutlar ile kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±nda yer alÄ±rken sÃ¶z konusu araÃ§larda yer verilen ÅŸiddet unsuru da toplumsal yaÅŸamda yansÄ±masÄ±nÄ± bulmakta ve toplumsal yaÅŸamÄ± etkilemektedir. Bu kapsamda realiteden medyaya karÅŸÄ±lÄ±klÄ± bir etkileÅŸim sÃ¶z konusu olmaktadÄ±r.<br />
<br />
Ä°nsanÄ±n doÄŸasÄ±nda mevcut bastÄ±rÄ±lmÄ±ÅŸ bir davranÄ±ÅŸ biÃ§imi olan ÅŸiddet sÃ¶zcÃ¼klerde sert, katÄ± davranÄ±ÅŸ; azarlamada ve cezalandÄ±rmada aÅŸÄ±rÄ± gitme; inandÄ±rma ve anlaÅŸmaya varma yerine kaba kuvvet kullanma ÅŸeklinde tanÄ±mlanÄ±yor. Oxford English Dictionary`de "anlamÄ±n Ã§arpÄ±tÄ±lmasÄ±´ ve "tutkulu davranÄ±ÅŸlara ya da dile baÅŸvurma´ da ÅŸiddet kapsamÄ±nda deÄŸerlendirilmiÅŸtir. AyrÄ±ca insanÄ±n kendisine yÃ¶nelttiÄŸi ÅŸiddet eylemi olacak "intihar´ ve bunun medyada veriliÅŸ biÃ§imi ayrÄ± bir deÄŸerlendirme konusudur.<br />
<br />
Erol Mutlu`ya (1997) gÃ¶re ÅŸiddet en geniÅŸ haliyle saldÄ±rganlÄ±kla baÄŸlantÄ±lÄ± bir davranÄ±ÅŸ biÃ§imidir. Bu anlamda ÅŸiddet, bir nesne ya da kiÅŸiye doÄŸru yÃ¶nlendirilmiÅŸ, yÃ¶nlendiriliÅŸi kiÅŸinin istemediÄŸi ve o kiÅŸiyi tahrik edici, yÄ±pratÄ±cÄ± bir eylemi, kimi zaman da eylemden kaÃ§Ä±nmayÄ± veya eylemsizliÄŸi iÃ§erir. Bu anlamda fiziksel anlamdaki her tÃ¼rlÃ¼ saldÄ±rÄ± ÅŸiddet tanÄ±mÄ± unsurlarÄ± arasÄ±nda yer alÄ±rken fiziksel olmayan kimi sÃ¶zlÃ¼ davranÄ±ÅŸlarda bu tanÄ±m kapsamÄ±na girer.<br />
<br />
Åžimdi bu tanÄ±mlarÄ± daha somuta indirgeyerek ÅŸiddetin kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±ndaki kullanÄ±mÄ±na bakalÄ±m:<br />
<br />
Ã‡ocuklar, genÃ§ler, yetiÅŸkinler, ÅŸiddet iÃ§eren olaylarÄ± ÅŸu ya da bu ÅŸekilde yaÅŸÄ±yorlar. Åžiddet hayatÄ±n her yerinde var. Ve tabi ki hayatÄ±n bir parÃ§asÄ± olan televizyonda da...<br />
<br />
Åžiddeti tartÄ±ÅŸÄ±rken en geniÅŸ anlamda iletiÅŸimin var olan tehlikelere iliÅŸkin algÄ±larÄ±mÄ±zÄ± nasÄ±l biÃ§imlendirdiÄŸine ve gÃ¼ndelik drama biÃ§imindeki ÅŸiddetin yaÅŸantÄ±mÄ±zda oynadÄ±ÄŸÄ± role eÄŸilmekten kaÃ§Ä±namayacaÄŸÄ±mÄ±za kuÅŸku yoktur. GÃ¶stergeler yoluyla fiziksel ÅŸiddetin yoÄŸun biÃ§imde iÅŸlendiÄŸi filmler, diziler, reality showlar, haber programlarÄ± eÄŸer bireyleri fiziksel ÅŸiddete itiyorsa iÃ§erdiÄŸi ÅŸiddet toplumun ilgisini Ã§ekmektedir. Ä°Ã§inde bulunduÄŸumuz zaman dilimi ve toplumsal yaÅŸam biÃ§imlerinde ÅŸiddet Ã§ok iyi bir eÄŸlence. Ä°zleyiciler bu tÃ¼r programlardan hoÅŸlanÄ±yorlar ki bunlarÄ± izliyorlar. Yoksa ellerindeki en gÃ¼Ã§lÃ¼ silahÄ± kullanÄ±rlar ve televizyonlarÄ±n dÃ¼ÄŸmelerini kapatÄ±rlar. Ancak gÃ¶stergesel ÅŸiddet Ã§oÄŸunlukla "gizli´ ve "kibar´ biÃ§imde karÅŸÄ±mÄ±za Ã§Ä±kmakta ve ayrÄ±mÄ±na varmadan bireyler Ã¼zerinde olumsuz etkiler yaratmaktadÄ±r. Buna raÄŸmen ÅŸiddeti iÃ§eren programlar filmler, Ã§izgi filmler televizyon istasyonlarÄ±na iyi para kazandÄ±rÄ±yor. Ã–zellikle ticari televizyonlarÄ±n temel amacÄ± kar elde etmekse bu televizyonlar da iÅŸin gereÄŸini yapÄ±yorlar. Åžiddet filmleri de para kazandÄ±rÄ±yorsa ve ilgi Ã§ekiyorsa bu ilgiyi haberlere ve haber programlarÄ±na taÅŸÄ±mak rayting aÃ§Ä±sÄ±ndan televizyonlarca uygulanan doÄŸru bir yaklaÅŸÄ±m olabilir. Ã–rneÄŸin Taner Ay (1994) bu konuda ÅŸunlarÄ± ifade etmektedir: "Kapitalizmin iÃ§ine dÃ¼ÅŸtÃ¼ÄŸÃ¼ bir iflas Ã§ukuru olan bu sessiz Ã§oÄŸunlukla (yeni kitleyle), sadece ÅŸiddet aracÄ±lÄ±ÄŸÄ±yla iliÅŸki kurulabilmektedir. Bunun iÃ§in televizyonlarÄ±n haber programlarÄ±na bakmak yeterlidir.<br />
<br />
Televizyon, insanlarÄ± nefret, kin ve hÄ±rsla doldurmaktadÄ±r. Haberler, reality showlar, filmler, diziler, hatta Ã§izgi filmler yaÅŸamÄ±n en bÃ¼yÃ¼k gerÃ§eÄŸini, Ã¶lÃ¼mÃ¼, insanlara pazarlamaktadÄ±r. Haber adÄ± altÄ±nda, habercilik adÄ± altÄ±nda ÅŸiddet canlandÄ±rÄ±larak satÄ±lmaktadÄ±r. OÄŸlu Ã¶lÃ¼mle penÃ§eleÅŸen babanÄ±n yÃ¼zÃ¼ndeki anlamÄ± yÃ¼reÄŸimizde duymaya, 13 yaÅŸÄ±ndaki kÄ±zÄ± tecavÃ¼ze uÄŸrayan kadÄ±nÄ±n utancÄ±nÄ± yorumlamaya olanak bulamaz durumdayÄ±z. Bu acÄ±, hÃ¼zÃ¼n, duygu yÃ¼klÃ¼ haberlerin hemen arkasÄ±ndan gelen, yaÅŸamÄ±n gÃ¼lÃ¼nÃ§ anlarÄ±na doyasÄ±ya gÃ¼lemediÄŸimiz gibi. Televizyonun hÄ±zÄ±na duygularÄ±mÄ±z yetiÅŸemez olmuÅŸ. Her akÅŸam ekran karÅŸÄ±sÄ±nda izlediÄŸimiz, yaÅŸamÄ±n kÃ¼Ã§Ã¼k kutuya yansÄ±tÄ±lmÄ±ÅŸ acÄ± gerÃ§eÄŸi. FarkÄ±na varmadan izliyor, dÃ¼ÅŸÃ¼nmeden algÄ±lÄ±yoruz.<br />
<br />
HaberciliÄŸin kamusal Ã¶nemi, duygusal eÄŸlenceliklerin Ã¶n plana Ã§Ä±karÄ±lmasÄ±yla yok edilme sÃ¼recindedir.<br />
<br />
Haber izlencesi olan reality showlar; gerÃ§eÄŸi canlandÄ±rarak &lsquo;gerÃ§ek haberciliÄŸi` yaptÄ±klarÄ± savÄ±nda olup da yaÅŸananlarÄ±; Ã¼rkÃ¼tÃ¼cÃ¼, dehÅŸet verici, kan ve gÃ¶zyaÅŸÄ± dolu kurgusal dramatize yÃ¶ntemi ile seyirciye sunan, bu yolla seyirciyi etkileyip izleyici kitlesine dolayÄ±sÄ±yla reklam gelirlerini arttÄ±rma kaygÄ±sÄ±nÄ±n Ã¶tesine geÃ§meyen bu programlar, duygu pazarlamanÄ±n vahÅŸet aÅŸamasÄ±dÄ±r. Bu programlar kamusal vicdan ve duygu sÃ¶mÃ¼rÃ¼sÃ¼nÃ¼ ilke edinmiÅŸ durumdadÄ±r.<br />
<br />
Comstock (1981) kitle iletiÅŸimine iliÅŸkin yazÄ±lara bakÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nda gerek yazÄ±lÄ± basÄ±n gerek televizyon gerek filmlerde gÃ¶sterilen ÅŸiddete dayalÄ± Ã¶ykÃ¼lerin, ÅŸu ÅŸekilde yaklaÅŸÄ±mlarla saldÄ±rganlÄ±ÄŸÄ± dÃ¼rtÃ¼leyebileceÄŸini ortaya koymaktadÄ±r. Åžiddet ne zaman ki Ã¶dÃ¼llendirilir, Ã§ekici gÃ¶sterilir gerÃ§ek olur ve haklÄ± kÄ±lÄ±nÄ±rsa; ne zaman ki ÅŸiddet yaratan, bu davranÄ±ÅŸÄ±ndan Ã¶tÃ¼rÃ¼ eleÅŸtirilmezse, kurbanÄ±nÄ± incitmeyi ya da aÅŸaÄŸÄ±lamayÄ± eÄŸilim ÅŸeklinde gÃ¶sterirse, basÄ±lÄ± ya da gÃ¶rsel-iÅŸitsel iletiÅŸim araÃ§larÄ± o zaman daha fazla etkili olmaktadÄ±r. Bir programÄ±n seyredilebilir olmasÄ± iÃ§in en ucuz yol bilindiÄŸi gibi ÅŸiddet ve cinselliÄŸi kullanmaktÄ±r. TelevizyonlarÄ±mÄ±zda "Huysuz Show´ gibi eÄŸlence programlarÄ±, "SÃ¶z Fato´da, "AteÅŸ HattÄ±´ gibi haber programlarÄ±nda, "Televole´ gibi spor magazinler ve "Ã‡ok Ã–zel´ gibi sosyete programlarÄ±nda ve bunlara benzer yapÄ±mlarda gerek gÃ¶rÃ¼ntÃ¼lerle gerekse sÃ¶zel olarak kastedilen pornografiye bolca yer verildiÄŸine ÅŸahit oluyoruz. "SÄ±caÄŸÄ± SÄ±caÄŸÄ±na´da ve haber bÃ¼ltenlerinde insanlarÄ±n Ä±zdÄ±raplarÄ±, acÄ±larÄ±, yaÅŸadÄ±klarÄ± felaketler, Ã¶lÃ¼m anlarÄ± ve benzeri durumlar duygu sÃ¶mÃ¼rÃ¼sÃ¼ne yol aÃ§acak, korku yaratacak veya izleyicileri dehÅŸete dÃ¼ÅŸÃ¼recek biÃ§imde verilmektedir.<br />
<br />
<b>Ã‡ocuk ve Televizyon</b><br />
<br />
Åžiddet kutularÄ±, en yÄ±kÄ±cÄ± etkisini, etkiye en fazla aÃ§Ä±k durumdaki Ã§ocuklar ve genÃ§ler Ã¼zerinde gÃ¶steriyor. Åžiddet onlarÄ±n davranÄ±ÅŸlarÄ±na, sÃ¶zlerine, oyunlarÄ±na yansÄ±yor. Ã‡ocuklarÄ±n 3-4 yaÅŸÄ±ndan baÅŸlayarak 12-13 yaÅŸÄ±na kadar gÃ¼nde ortalama 1-2 saat Ã§izgi film izledikleri, ayrÄ±ca Ã§ocuklarÄ±n ve genÃ§lerin eriÅŸkinler iÃ§in hazÄ±rlanan televizyon programlarÄ±nÄ± da seyrettikleri dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼ldÃ¼ÄŸÃ¼nde, yoÄŸun ÅŸiddet bombardÄ±manÄ± altÄ±nda kaldÄ±klarÄ± gÃ¶rÃ¼lÃ¼r. YapÄ±lan araÅŸtÄ±rmalar sonucunda da Ã§ocuÄŸun saldÄ±rgan davranÄ±ÅŸlarÄ± taklit ettiÄŸi belirlenmiÅŸtir. (AkarcalÄ±, 1996)<br />
<br />
Ã‡ocuk zihinsel sÃ¼reÃ§lerindeki Ã¶zelliklerinden dolayÄ± izlediklerini yetiÅŸkinler gibi algÄ±layamamakta ve yetiÅŸkinlerden farklÄ± bir biÃ§imde etkilenmektedir. Televizyon kullanÄ±m nedenlerine bakÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nda da Ã§ocuklar ile yetiÅŸkinler arasÄ±nda farklÄ±lÄ±klar gÃ¶rÃ¼lmektedir. YetiÅŸkinlerin Ã§oÄŸu televizyonu eÄŸlenmek amacÄ±yla izlerken, Ã§ocuklar ise eÄŸlendirici bulduklarÄ± televizyonu dÃ¼nyayÄ± tanÄ±mak ve anlamak iÃ§in izlemektedirler. Ã‡ocuklar kurmaca ve gerÃ§ek arasÄ±ndaki farkÄ± Ã§oÄŸu kez yetiÅŸkinler kadar kolay bir biÃ§imde algÄ±layamamaktadÄ±rlar. BirÃ§ok aÃ§Ä±dan Ã§ocuklar televizyon karÅŸÄ±sÄ±nda yetiÅŸkinlere oranla daha korunmasÄ±z durumdadÄ±rlar. Olaya bu aÃ§Ä±dan bakÄ±ldÄ±ÄŸÄ±nda zararlÄ± Ã§Ä±kanlar Ã§ocuklar gibi gÃ¶rÃ¼lmektedir. Ã‡ocuklar toplumda kendi yerlerini Ã¶ÄŸrenmek amacÄ±yla iÃ§inde yaÅŸadÄ±klarÄ± toplumu gÃ¶zlemlemektedirler. Ã‡ocuklar bu gÃ¶zleme eylemini gerÃ§ekleÅŸtirirken yetiÅŸkinlerden yeterince yardÄ±m almamakta bunun yerine televizyona yÃ¶nelmektedirler. Ancak bu yÃ¶nelme televizyonun Ã§ocuk davranÄ±ÅŸlarÄ± Ã¼zerinde doÄŸrudan etkili olduÄŸunu gÃ¶stermez. (Ã‡aplÄ± 1996)<br />
<br />
Televizyonun ÅŸiddet eylemini dolaysÄ±z gÃ¶sterme imkanÄ± nedeniyle ABD`de 1950`lerden itibaren baÅŸlayan televizyondaki ÅŸiddet gÃ¶sterimine iliÅŸkin yapÄ±lan araÅŸtÄ±rmalarda ele alÄ±nan soru medyadaki ÅŸiddet ile toplumdaki saldÄ±rgan davranÄ±ÅŸlar arasÄ±nda nedensel bir iliÅŸki olup-olmadÄ±ÄŸÄ±dÄ±r. Bu araÅŸtÄ±rmalar iki yÃ¶nlÃ¼ geliÅŸmiÅŸtir: Ä°lki televizyonda ÅŸiddet iÃ§eren sahnelerin miktarÄ± ve sÄ±klÄ±ÄŸÄ±nÄ±n saptanmasÄ± amacÄ±yla yapÄ±lan iÃ§erik Ã§Ã¶zÃ¼mlemeleri, ikincisi de televizyondaki ÅŸiddetin Ã§eÅŸitli toplum kesimleri (Ã¶zellikle yaÅŸ Ã¶n planda tutularak) Ã¼zerindeki davranÄ±ÅŸsal etkisi.<br />
<br />
J.L Singer ile D.S. Singer etki ile ilgili Ä°ngiltere`de yaptÄ±klarÄ± bir araÅŸtÄ±rmada (1980) yatÄ±lÄ± okulda kalan 13-16 yaÅŸ grubu Ã§ocuklar ikiye ayrÄ±lmÄ±ÅŸ. Bir gruba 15 gÃ¼n sÃ¼reyle yalnÄ±zca komik ve sosyal programlar izlettirilmiÅŸ. Ä°kinci gruba ise bu ÅŸiddet iÃ§eren filmler, programlar gÃ¶sterilmiÅŸ. YapÄ±lan testler sonucunda birinci grupta hoÅŸgÃ¶rÃ¼, tartÄ±ÅŸma, iletiÅŸim ve gÃ¼lme dÃ¼zeyi; ikinci grupta ise sÃ¶zel ve fiziksel saldÄ±rganlÄ±k dÃ¼zeyinin yÃ¼ksek olduÄŸu saptanmÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
Eron ve Heusmann`Ä±n ABD, Finlandiya ve Polonya`da Ã§ocuklar Ã¼zerinde yaptÄ±ÄŸÄ± karÅŸÄ±laÅŸtÄ±rmalÄ± araÅŸtÄ±rmada ise (1982) yine Ã§ocuklarÄ±n davranÄ±ÅŸlarÄ± ile televizyondaki ÅŸiddet arasÄ±nda olumlu bir iliÅŸki gÃ¶rÃ¼lÃ¼yor. Ama bu araÅŸtÄ±rmada ilginÃ§ olan, saldÄ±rgan davranÄ±ÅŸlarÄ±n sadece erkek Ã§ocuklar iÃ§in deÄŸil,kÄ±z Ã§ocuklar iÃ§in de geÃ§erli olduÄŸudur. Yine buradaki Ã¶nemli bir deÄŸiÅŸken televizyon izleme sÄ±klÄ±ÄŸÄ±dÄ±r.<br />
<br />
GÃ¼nlÃ¼k hayatta gÃ¶rÃ¼len olaylar, araÅŸtÄ±rma sonuÃ§larÄ±nÄ± doÄŸrular biÃ§imindedir: (Turan 1996)<br />
<br />
Ä°ngiltere`de iki buÃ§uk yaÅŸÄ±ndaki James Bulger`i 11 yaÅŸÄ±ndaki iki Ã§ocuÄŸun ÅŸiddet filmlerinin etkisinde kalarak Ã¶ldÃ¼rdÃ¼ÄŸÃ¼ ortaya Ã§Ä±ktÄ±.<br />
<br />
Bir sÃ¼re Ã¶nce NorveÃ§`te 5 yaÅŸÄ±ndaki bir kÄ±z Ã§ocuÄŸu Ã¶ldÃ¼rÃ¼ldÃ¼. Ã‡ocuÄŸun televizyondan etkilenen 6 yaÅŸlarÄ±ndaki arkadaÅŸlarÄ± tarafÄ±ndan taÅŸlandÄ±ÄŸÄ±, dÃ¶vÃ¼ldÃ¼ÄŸÃ¼ ve kar Ã¼zerinde Ã¶lÃ¼me terk edildiÄŸi anlaÅŸÄ±ldÄ±.<br />
<br />
TÃ¼rkiye`de de benzer olaylar vardÄ±r:<br />
<ul>
    <li>Inferno adlÄ± korku filmini seyreden bir genÃ§ kÄ±z intihar etti.</li>
    <li>ÃœskÃ¼dar`da televizyondan etkilenen 8 yaÅŸÄ±ndaki bir ilkokul Ã¶ÄŸrencisi kendini kravatla gardroba astÄ±.</li>
    <li>Ailesiyle Fransa`da yaÅŸayan 9 yaÅŸÄ±ndaki Volkan da bir TÃ¼rk televizyonundan etkilenerek intiharÄ± seÃ§ti.</li>
</ul>
Ancak etki yalnÄ±z Ã¶lÃ¼mlere neden olmakla kalmÄ±yor; ÅŸiddet uygulayÄ±cÄ±sÄ± fakat kahraman olan karakteri Ã¶zellikle Ã§ocuklarÄ±n ve genÃ§lerin Ã¶rnek aldÄ±ÄŸÄ± ve bu nedenle toplumda ÅŸiddetin yayÄ±ldÄ±ÄŸÄ± biliniyor. Bu tip programlar suÃ§un nasÄ±l iÅŸleneceÄŸinin tekniÄŸini de Ã¶ÄŸretiyor ve yayÄ±yor. BazÄ± hukukÃ§ulara gÃ¶re 5 yaÅŸÄ±ndaki bir Ã§ocuk her gÃ¼n programlarÄ± seyrederek 15 yaÅŸÄ±na geldiÄŸinde 18000 cinsel taciz, saldÄ±rÄ±, kavga ve iÅŸkence yolu Ã¶ÄŸrenmiÅŸ oluyor. (Turan ,1996)<br />
<br />
DavranÄ±ÅŸ Bilimleri EnstitÃ¼sÃ¼ klinik psikologu Åženiz Pamuk`un aÃ§Ä±klamasÄ±nda "Ã‡ocuklarÄ±n ve genÃ§lerin bu programlarÄ±n etkisi altÄ±nda ÅŸiddeti bir problemi Ã§Ã¶zme aracÄ±´ olarak gÃ¶rdÃ¼klerine ve gittikÃ§e daha normal karÅŸÄ±lamaya baÅŸladÄ±klarÄ±na iÅŸaret eder. (Turan, 1996)<br />
<br />
Ã‡ocuk gÃ¼ce Ã¶zendiÄŸi, kuvvet aradÄ±ÄŸÄ± iÃ§in yapÄ±mcÄ± onun bu ihtiyacÄ±ndan yola Ã§Ä±karak gÃ¼Ã§lÃ¼ saldÄ±rgan problemlerine kaba kuvvetle Ã§Ã¶zen sempatik, sihirli ve tÃ¼kenmez gÃ¼Ã§leriyle her ÅŸeyin Ã¼stesinden gelen medya kahramanlarÄ±nÄ± yaratmaktadÄ±r. Bu kahramanlarÄ±n kÃ¶tÃ¼lÃ¼kle savaÅŸÄ±yor olmasÄ± ile sadece saldÄ±rgan davranÄ±ÅŸÄ± rasyonalize etmek, haklÄ± hale getirmek iÃ§in bir bahanedir. Ã–nemi olan gÃ¼Ã§lÃ¼, silahlÄ± olmalarÄ± ve problemleri ÅŸiddet yoluyla Ã§Ã¶zmeleridir. Bu tarz mesajlarÄ±n sÄ±klÄ±ÄŸÄ±, kahramanlarÄ±n sevimlilikleri ile birleÅŸince bir de iyi kalpli olduklarÄ± vurgulanÄ±nca Ã§ocuÄŸun bunlara Ã¶ykÃ¼nmemesi iÃ§in bir sebep yoktur. (Ã‡etin, 1999) Erkek Ã§ocuklara yÃ¶nelik bu filmlerde bu tÃ¼r kahramanlarÄ±n kullandÄ±ÄŸÄ± araÃ§ ve gereÃ§lerin aÄŸÄ±r metallerle donanÄ±mlÄ± silahlar olduÄŸu dikkat Ã§ekmektedir. KÄ±z Ã§ocuklarÄ±na yÃ¶nelik filmlerde de moda, pop, mÃ¼zik ve gÃ¶steriÅŸin Ã¶n plana Ã§Ä±karÄ±ldÄ±ÄŸÄ± gÃ¶rÃ¼lmektedir. Ancak kÄ±zlarÄ±n da &lsquo;gÃ¼Ã§`lÃ¼ olabilecekleri imgesinin iÅŸlendiÄŸi bazÄ± Ã§izgi filmler de mevcuttur. Bunlardan biri de "She Ra´dÄ±r. She Ra He-Man`nÄ±n bir bakÄ±ma &lsquo;kÄ±z` versiyonudur.<br />
<br />
Ã‡izgi filmleri neden bu kadar izlendiÄŸi konusunda Katherine Wolf ve Majorie Fiske`nin dÃ¼ÅŸÃ¼nceleri ÅŸÃ¶yledir: Normal bir Ã§ocuk genelde egosunu gÃ¼Ã§lendirme aracÄ± olarak Ã§izgi hikayelerini okur,filmleri seyreder. Ã‡ocuk Ã§izgi kahramanlarda ego deneyimini bir takÄ±m yansÄ±malarla geniÅŸletmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±r. Daha sonra maceracÄ±lÄ±k aÅŸamasÄ±nda yenilemeyen bir kahramanda egosunu tatmin eder. Son olarak kendi ayaklarÄ± Ã¼zerinde durur ve hayatÄ±n kendisi demek olan gerÃ§ek maceranÄ±n hakiki Ã§izgi kahramanlarÄ±nÄ± benimser. YetiÅŸkinler de Ã§izgi kahramanlarÄ± aynen Ã§ocuklar gibi tutku ile seyretmelerindeki tek neden, onlarÄ± bir rahatlatma ve gevÅŸeme aracÄ± olarak kullanmalarÄ±dÄ±r. (Turan, 1996)<br />
<br />
SaÄŸlÄ±klÄ± ruhsal yapÄ±ya sahip Ã§ocuklar iÃ§in, Ã§izgi filmler egolarÄ±nÄ± gÃ¼Ã§lendirme ve eÄŸlenme aracÄ±dÄ±r. BazÄ± Ã§ocuklar ise hayatÄ±n gerÃ§ekleri iÃ§in kendilerini gÃ¼Ã§lendirme isteÄŸi duymazlar. Herhangi bir sorumluluk Ã¼stlenmeye hem yeteneksiz hem de isteksizdirler. Onlar iÃ§in Ã§izgi kahramanlar bir kaÃ§Ä±ÅŸ mekanÄ±dÄ±r. Pek Ã§ok iÃ§inden Ã§Ä±kÄ±lmaz sorunu Ã§Ã¶zmek amacÄ±yla gÃ¼Ã§lerini kullanan Ã§izgi kahramanlar,Ã§ocuklarÄ±n gÃ¼nlÃ¼k hayatlarÄ±nda endiÅŸeye kapÄ±lmadan problemlerin Ã¼stesinden gelmelerine yardÄ±m ederler.<br />
<br />
Ã‡izgi kahramanlar Ã¶ylesine bizlerle iÃ§ iÃ§edirler ki. Ã–rneÄŸin SÃ¼perman`in Ã¶ldÃ¼rÃ¼leceÄŸiyle ilgili haberler Ã¼zerine ABD halkÄ± bÃ¼yÃ¼k panik yaÅŸamÄ±ÅŸtÄ±. 1979 yÄ±lÄ±ndan bu yana her yÄ±l "Superman´ gÃ¼nlerinin dÃ¼zenlendiÄŸi Ã§izgi kahramanÄ±n doÄŸduÄŸu kent yasa bÃ¼rÃ¼nmektedir. YapmcÄ± De Comics ÅŸirketinin "SÃ¼perman Ã¶ldÃ¼rÃ¼lecek´ kararÄ±na karÅŸÄ± Ã§Ä±kan halk "Biz onu hep canlÄ± ve gÃ¼Ã§lÃ¼ gÃ¶rmek istiyoruz´ demiÅŸlerdi.<br />
<br />
Bu Ã§izgi kahramanlarÄ±nÄ±n yaÅŸanÄ±lan gerÃ§ekle ilgisi yok. Ã‡izilen mekanlar ve tipler gerÃ§ekliÄŸin algÄ±lanmasÄ±nÄ± deÄŸil, yaÅŸanan zamandan kaÃ§Ä±ÅŸÄ± saÄŸlÄ±yor. Bununla beraber televizyon insanlarÄ±, Ã¶zellikle de Ã§ocuklarÄ± kendine baÄŸlamaktadÄ±r.<br />
YapÄ±lan araÅŸtÄ±rmalar televizyon sektÃ¶rÃ¼ndeki geniÅŸlemenin ya da bÃ¼yÃ¼menin sonucunda Ã§ocuklara yÃ¶nelik yayÄ±nlarÄ±n da sÃ¼re olarak arttÄ±ÄŸÄ±nÄ± gÃ¶stermektedir. Ancak bu yayÄ±nlara ne kadar &lsquo;Ã§ocuk programÄ±` denilebileceÄŸi ÅŸÃ¼phelidir. KanallarÄ±n Ã§ocuk programÄ± olarak gÃ¶sterdikleri Sabrina, Ã‡Ä±lgÄ±n BediÅŸ`in tekrarÄ± gibi programlarÄ±n Ã§ocuklara yÃ¶nelik olup olmadÄ±ÄŸÄ± da tartÄ±ÅŸma konusudur.<br />
<br />
Televizyonlarda sadece Ã§ocuk programlarÄ±nÄ±n iÃ§erik ve sÃ¼releri arttÄ±rÄ±lmakla kalmamÄ±ÅŸ ayrÄ±ca geÃ§tiÄŸimiz son on yÄ±l iÃ§inde dÃ¼nyanÄ±n tÃ¼m sanayi Ã¼lkelerinde baÅŸlÄ± baÅŸÄ±na televizyon Ã§ocuk kanallarÄ± da oluÅŸturulmuÅŸtur. Ä°lk olarak Amerika`da Nicklodeon, Turner Cartoon Network Disney Channel ve Fox Kids Ã§ocuk televizyonu tematik kanallarÄ± hizmete girmiÅŸtir. Ä°ngiltere`de halen beÅŸ Ã§ocuk kanalÄ± , Fransa`da &lsquo;Canal J` yayÄ±nlarÄ±nÄ± sÃ¼rdÃ¼rmektedir.<br />
<br />
Nicklodeon adlÄ± kablolu televizyonu 1979 yÄ±lÄ±nda reklam almayan bir televizyon olarak Amerika`da yayÄ±nlarÄ±na baÅŸlamÄ±ÅŸtÄ±r. 1984`te reklam almaya baÅŸlayarak, en bÃ¼yÃ¼k Ã§ocuk televizyonu olacak ÅŸekilde kendini geliÅŸtirmiÅŸtir. 1996`da ekonomik yÃ¶nden en baÅŸarÄ±lÄ± Fox Childrens Network`un yerini alarak Ã§ocuk televizyonlarÄ± arasÄ±nda birinci sÄ±raya yÃ¼kselmiÅŸtir. Bu televizyon 1980`lerin sonuna doÄŸru Ã§ocuklarÄ±n Cumartesi gÃ¼nlerinin aynÄ± Ã§izgi filmler Ã¼zerine azalan ilgilerini, oyuncak ve Ã§izgi film figÃ¼rleri pazarlayarak kazanmÄ±ÅŸtÄ±r. (Ulus, 1998)<br />
<br />
Ãœlkemizdeki gazeteler de promosyon Ã§eÅŸitlerine kÄ±z Ã§ocuklarÄ± iÃ§in "barbie bebek´ ,erkek Ã§ocuklar iÃ§in de "power rangers´ kartonlarÄ±nÄ± ilave ederek, televizyonu Ã§ocuklarÄ± bu ÅŸekildeki kullanÄ±mÄ±na ortak olmuÅŸlardÄ±r. BaÅŸlangÄ±cÄ±ndan bu yana kapitalizmin Ã§ocuÄŸu olan gazetelerden sonra, daha fazla izleyici kazanarak kar etmeyi amaÃ§layan ticari televizyonlarÄ±n da yayÄ±nlarÄ±nÄ± bu sisteme en uygun biÃ§imde dÃ¼zenledikleri ortadadÄ±r. BÃ¶ylece toplumun ve Ã¶zellikle Ã§ocuklarÄ±n yayarÄ± gÃ¶zardÄ± edilerek, bir kitle iletiÅŸim aracÄ±nÄ±n vazgeÃ§ilmez gÃ¶revi olmasÄ± gereken "toplumun ileriye gÃ¶tÃ¼rÃ¼lmesi´ hedefinden uzaklaÅŸÄ±lmÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
Oysa ki medyanÄ±n toplumun olumsuz yÃ¶nde etkilenmesini Ã¶nleme gÃ¶revini Ã¼stlenmesi gerekmektedir. YayÄ±nlarda, ilgi Ã§eken kiÅŸi veya karakterler Ã§ocuk ve genÃ§ izleyicileri Ã¶zendirerek onlarÄ±n duygusal, ahlaki ve sosyal geliÅŸmelerini olumsuz yÃ¶nde etkileyebilecek biÃ§imde gÃ¶sterilmemeli, Ã§ocuklarÄ±n fiziksel, duygusal veya istismarÄ±nÄ± ya da Ã§ocuk emeÄŸinin sÃ¶mÃ¼rÃ¼sÃ¼nÃ¼ Ã¶zendirecek yayÄ±nlar yapÄ±lmamalÄ±dÄ±r. (YayÄ±ncÄ±larÄ±n SorumluluklarÄ± Md.12)<br />
<br />
Toplumun Ã§eÅŸitli kesitlerinde yaÅŸanan, her derecedeki ÅŸiddeti kamuoyuna yansÄ±tÄ±p yansÄ±tmama tercihi, tÃ¼m medyayÄ± gÃ¶revini yapÄ±p yapmama tartÄ±ÅŸmasÄ±na gÃ¶tÃ¼rmektedir. Acaba, ÅŸiddet unsuru taÅŸÄ±yan her olayÄ± kamuoyuna yansÄ±tmak, gazetecinin gÃ¶revi midir?<br />
<br />
MedyanÄ±n en Ã¶nemli iÅŸlevi, bilgilendirmeyle birlikte kamuoyu oluÅŸturma ve eÄŸitmektir. Åžiddetle eÄŸitilen insanlarla ÅŸiddete yÃ¶neleceklerdir.<br />
<br />
"MedyanÄ±n ana gÃ¶revi haber vermek-bilgilendirmek olduÄŸuna gÃ¶re, eÄŸer olayda ÅŸiddet varsa,bunu kamuoyuna yansÄ±tmak da medyanÄ±n gÃ¶revleri arasÄ±ndadÄ±r´ diyenler olabilir. MedyanÄ±n haber olarak vermesi de doÄŸaldÄ±r ama, haberin veriliÅŸ biÃ§imine dikkat ederek. Ä°nsanlarÄ±n etkilenip yÃ¶nlenebileceÄŸi konularda, yumuÅŸatarak. Gazetelerde belgesel Ã¶zelliÄŸi nedeniyle verilebilecek gÃ¶rÃ¼ntÃ¼leri televizyonda sÄ±k sÄ±k tekrarlamak suretiyle insanlarÄ±n beyinlerine kazÄ±madan. Okuyucu ve izleyicileri olaylarla Ã¶zdeÅŸ hale getirmeden. Ã–rnek olarak Ä°stanbul`da BoÄŸaz KÃ¶prÃ¼sÃ¼nden intihar olaylarÄ±nÄ± hatÄ±rlarsak, medyanÄ±n bu olaylara geniÅŸ yer vermesi sonucu buradan intihar olaylarÄ±nÄ±n sonu alÄ±nabiliyor mu? Prof. Dr. Ã–zcan KÃ¶knel`in tespitine gÃ¶re: Medya intihar olaylarÄ±nda &lsquo;model` oluÅŸturuyor. KÃ¶knel Televizyonda geÃ§tiÄŸimiz yÄ±llarda yÃ¼ksek bir binanÄ±n Ã§atÄ±sÄ±ndan atlayan kÄ±zÄ±n hikayesini anlatan "Saat SabahÄ±n 9`u´ adlÄ± diziden sonra iki ay iÃ§inde toplumda aynÄ± biÃ§imde 22 intihar olayÄ±nÄ±n yaÅŸandÄ±ÄŸÄ±nÄ± ifade ediyor. Yasalara gÃ¶re (YayÄ±ncÄ±nÄ±n sorumluluklarÄ± madde 11) bÃ¶yle bir olay medyada yer alÄ±rken abartÄ±dan, Ã¶zendirici ifadelerden kaÃ§Ä±nÄ±lmalÄ±, insanlarÄ± intahara yÃ¶nlendirici ya da intihar giriÅŸiminde bulunmaya teÅŸvik edici unsurlara yer verilmemelidir. Etik aÃ§Ä±sÄ±ndan da medyanÄ±n yapmasÄ± gereken budur. Medya ÅŸiddeti bir arzu nesnesi haline getirmemelidir. Hele Ã§izgi filmlerle Ã§ocuklara ÅŸiddet Ã¶ÄŸretisi, medyanÄ±n ne gÃ¶revidir, ne de sorumluluÄŸuyla baÄŸdaÅŸÄ±r. (Ã–zal, 1996)<br />
<br />
Åžiddet kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±, Ã¶zellikle sinema, aÄŸÄ±rlÄ±klÄ± olarak da televizyonlar tarafÄ±ndan taÅŸÄ±nÄ±yor ve bu araÃ§lar tarafÄ±ndan Ã§oÄŸaltÄ±larak ve yayÄ±larak yÃ¼z milyonlarca beyinde yer alÄ±yor. O zaman televizyonlarda ÅŸiddetin sunulmasÄ±na bir sansÃ¼r getirmek gerekir mi?<br />
<br />
EndÃ¼strileÅŸmiÅŸ batÄ± Ã¼lkeleri bu yola gitmemiÅŸtir. Ã‡Ã¼nkÃ¼ ÅŸiddetin sunulmasÄ±nÄ± ifade Ã¶zgÃ¼rlÃ¼ÄŸÃ¼ iÃ§inde gÃ¶rÃ¼p neden bÃ¶yle bir yasaklama yapÄ±lmamasÄ± gerektiÄŸini, bu temele dayanÄ±p aÃ§Ä±klamÄ±ÅŸtÄ±r. Ancak ÅŸiddetin televizyonlarda sunumu toplumsal ve kiÅŸisel saÄŸlÄ±ÄŸÄ±n korunmasÄ± baÅŸlÄ±ÄŸÄ± altÄ±nda deÄŸerlendirmiÅŸlerdir. BÃ¶ylece genel ifade Ã¶zgÃ¼rlÃ¼ÄŸÃ¼ ile kiÅŸisel Ã¶zgÃ¼rlÃ¼k alanÄ±nÄ±n korunmasÄ± ve toplumsal dengeler arasÄ±nda bir paralellik saÄŸlamÄ±ÅŸlardÄ±r. Sorumluluk sahibi televizyonlar ÅŸiddetin Amerika`daki tÄ±rmanÄ±ÅŸÄ±ndan rahatsÄ±z olarak, televizyonlarÄ±n hÄ±zlandÄ±rÄ±cÄ± rolÃ¼nÃ¼ kabul etmiÅŸler ve bir Ã¶zdenetim anlayÄ±ÅŸÄ±nÄ± getirmiÅŸlerdir. Åžiddet iÃ§eren filmlerin belli saatlerden sonra yayÄ±nlanmasÄ±, izleyicilerin Ã¶nceden uyarÄ±lmasÄ± gibi bir takÄ±m ilkeleri uygulamaya sokmuÅŸlardÄ±r. Ancak izleyicisi az olan, az reklam alan kÃ¼Ã§Ã¼k istasyonlar bu kararlara uymadÄ±klarÄ± gibi sorumluluk sahibi istasyonlarÄ±n geri Ã§ekildiÄŸi saatlerde ÅŸiddet dozu yÃ¼ksek filmleri yayÄ±na vermeye devam etmiÅŸlerdir. BÃ¶ylece kaybettikleri izleyicileri geri alma konusunda ÅŸiddet iÃ§eren filmleri ve programlarÄ± kurtarÄ±cÄ± olarak gÃ¶rme politikalarÄ±nÄ± sÃ¼rdÃ¼rmÃ¼ÅŸlerdir.<br />
<br />
Amerika`da ayrÄ±ca 1990 yÄ±lÄ±nda Ã‡ocuk Televizyonu YasasÄ± yÃ¼rÃ¼rlÃ¼ÄŸe sokulmuÅŸtur.<br />
<br />
Ã‡ocuk ve televizyon konusunda bir ÅŸeyler yapÄ±lmasÄ± gerektiÄŸini hisseden farklÄ± Ã¼lkelerin duyarlÄ± yayÄ±ncÄ±larÄ± ve televizyon programcÄ±larÄ± 1995 yÄ±lÄ±nÄ±n mart ayÄ±nda Avustralya`da bir araya gelerek bu konuyu enine boyuna tartÄ±ÅŸmÄ±ÅŸlardÄ±r. 36 Ã¼lkeden 65 kurumu temsilen 400`e yakÄ±n televizyoncu dÃ¼nyada ilk kez Ã¶zel olarak bu konuyu gÃ¶rÃ¼ÅŸmek Ã¼zere toplanmÄ±ÅŸlardÄ±r. ToplantÄ± sonunda ortak olarak hazÄ±rlanan ve yayÄ±ncÄ±larÄ±n gÃ¶nÃ¼llÃ¼ olarak uygulamalarÄ±nÄ±n beklendiÄŸi bir bildiri yayÄ±nlanmÄ±ÅŸtÄ±r. Burada gÃ¶nÃ¼llÃ¼ tanÄ±mÄ± Ã¶nem kazanmaktadÄ±r. Bundan Ã¶nce yasal dÃ¼zenlemeler halinde bazÄ± kurallarÄ±n uygulanmasÄ± zorunlu kÄ±lÄ±nmaktaydÄ±. BÃ¶ylesi bir durumda ise yayÄ±ncÄ±larÄ±n genellikle kurallara uymak yerine kendilerini gÃ¼Ã§ durumda bÄ±rakmayacak ara yollarÄ± seÃ§tikleri gÃ¶zlenmekteydi. Avustralya`da kaleme alÄ±nan bildiride ise altÄ± Ã§izilen nokta yayÄ±ncÄ±larÄ±n yaptÄ±rÄ±mlar ile zorlanmasÄ± yerine yayÄ±n ilkelerine uymayan yayÄ±ncÄ±larÄ±n toplum Ã¶nÃ¼nde mahcup duruma dÃ¼ÅŸmelerinin daha etkili olacaÄŸÄ±dÄ±r. Ã–zellikle de Avrupa`daki yayÄ±ncÄ±lÄ±k alanÄ±nda faaliyet gÃ¶steren dÃ¼zenleyici kurullarÄ±n her zaman iÃ§in "polislik´ yapamayacaklarÄ±nÄ±n anlaÅŸÄ±lmasÄ± ve asÄ±l konunun toplumsal sorumluluklarÄ± olduÄŸunun vurgulanmasÄ±dÄ±r.<br />
<br />
Fransa`da Ã§ocuklarÄ±n ve genÃ§lerin duyarlÄ±lÄ±ÄŸÄ±nÄ± zedeleyebilecek yayÄ±nlarÄ± dÃ¼zenlemeye iliÅŸkin sÄ±nÄ±flandÄ±rma sistemi GÃ¶rsel-Ä°ÅŸitsel Ãœst Kurulu`nun (CSA) denetiminde hertz dalgalarÄ±yla yayÄ±n yapan ulusal televizyonlarca birlikte kabul edilerek, 18 KasÄ±m 1996`dan itibaren yÃ¼rÃ¼rlÃ¼ÄŸe girmiÅŸtir. Bu sistemde; ÅŸiddet ve erotizm iÃ§erikli filmler, televizyon filmleri, diziler, Ã§izgi filmler ve diÄŸer dÃ¶kÃ¼manterler beÅŸ kategori iÃ§inde sÄ±nÄ±flandÄ±rÄ±lmÄ±ÅŸlardÄ±r. (Ã–ksÃ¼z, 2000)<br />
<br />
Bizde de 13 Nisan 1994 gÃ¼n ve 3984 sayÄ±lÄ± "Radyo ve TelevizyonlarÄ±n KuruluÅŸ ve YayÄ±nlarÄ± HakkÄ±nda Kanun´ radyo ve televizyon alanÄ±na doyurucu bir dÃ¼zenleme getirmese bile, TÃ¼rkiye` deki Kitle Ä°letiÅŸim AraÃ§larÄ±ndaki Åžiddeti ilk kez Ã¶nlemeye yÃ¶nelik Ã§aba olarak kabul edilebilir. SÃ¶z konusu yasanÄ±n "yayÄ±n ilkelerini´belirleyen 4.maddesinin g bendinde ÅŸÃ¶yle ifade yer alÄ±yor: "Toplumu ÅŸiddet, terÃ¶r ve etnik ayrÄ±mcÄ±lÄ±ÄŸa sevkeden ve toplumda nefret duygularÄ± oluÅŸturacak yayÄ±nlara imkan verilmemesi ilkesi...´<br />
<br />
RTÃœK yÃ¶netmeliÄŸinin 7.maddesinde "YayÄ±nlarda insanlarÄ±n Ä±stÄ±raplarÄ±, acÄ±lar,yaÅŸadÄ±klarÄ± felaketler,Ã¶lÃ¼m anlarÄ± ve benzeri durumlar duygu sÃ¶mÃ¼rÃ¼sÃ¼ne yol aÃ§acak, korku yaratacak veya izleyicileri dehÅŸete dÃ¼ÅŸÃ¼recek biÃ§imde verilemeyeceÄŸi hÃ¼kmÃ¼ yer alÄ±r.<br />
Ancak "sÄ±caÄŸÄ± sÄ±caÄŸÄ±na programlarda canlandÄ±rma adÄ± altÄ±nda ballandÄ±ra ballandÄ±ra insanlarÄ±n nasÄ±l kesildiklerini, nasÄ±l tecavÃ¼ze uÄŸradÄ±klarÄ±nÄ± tarif eden, gÃ¶steren yapÄ±mcÄ±lara "yayÄ±nlarda, suÃ§ ve toplumsal kurallara aykÄ±rÄ± davranÄ±ÅŸlar, insanlarÄ± bu tÃ¼r fiil ve davranÄ±ÅŸlara Ã¶zendirici, suÃ§ tekniklerini Ã¶ÄŸretici biÃ§imde verilemez.´ hÃ¼kmÃ¼nÃ¼ taÅŸÄ±yan 14.madde ile Ã§eliÅŸir. (Karaca,1996)<br />
<br />
Bu konuda, bir izleyici olarak ÅŸahit olduÄŸumuz birkaÃ§ Ã¶rneÄŸe bakacak olursak:<br />
<br />
Bir kanalÄ±n ana haber bÃ¼lteninde iki gece Ã¼st Ã¼ste, mahalle arkadaÅŸlarÄ± tarafÄ±ndan yok yere, sadece zevk iÃ§in kÄ±yasÄ±ya dÃ¶vÃ¼len ve iÅŸkence edilen bir Ã§ocukla ve onu dÃ¶ven diÄŸer Ã§ocuklarla yapÄ±lan rÃ¶portaj, ekranÄ± "x´in dramÄ± baÅŸlÄ±ÄŸÄ± ile ve dramatik tanÄ±tÄ±n seslendirmesi ile getirildi, toplumdaki ÅŸiddet olgusuna "parmak basÄ±ldÄ±´.<br />
<br />
Bir baÅŸka kanalda; mafya hesaplaÅŸmalarÄ±nda Ã¶len insanlarÄ±n hanÄ±mlarÄ±nÄ±n intikam yeminlerini, katledilen insanÄ±n gÃ¶rÃ¼ntÃ¼sÃ¼nÃ¼ almak iÃ§in cesedin Ã¼zerindeki Ã¶rtÃ¼yÃ¼ kaldÄ±ran sunucularÄ± hepimiz izledik...<br />
<br />
Ä°nsanlarÄ±n, televizyona Ã§Ä±kmak iÃ§in her akÅŸam BoÄŸaz KÃ¶prÃ¼sÃ¼ne intihar gÃ¶sterisi yapmaya koÅŸtuÄŸunu gÃ¶rÃ¼yoruz.<br />
<br />
Bu tÃ¼r Ã¶rneklerden yÃ¼zlercesi verilebilir. Oysa ki yayÄ±n sorumluluklarÄ±nÄ±n 11. Maddesine gÃ¶re (Aziz, 1995) ÅŸiddet unsuru aÄŸÄ±rlÄ±klÄ± dramatik yapÄ±mlar Ã§ocuk ve genÃ§lerin olumsuz etkilenmemeleri iÃ§in, Ã¶nceden uygun uyarÄ±larda bulunulmasÄ± kaydÄ±yla, ancak saat 23.00 ile 05.00 arasÄ±nda yayÄ±nlanabilir. Bu tÃ¼r programlarÄ±n tanÄ±tÄ±m duyurularÄ±nda ÅŸiddet iÃ§eren bÃ¶lÃ¼mler kullanÄ±lamaz. Buna raÄŸmen ÅŸiddet iÃ§eren yapÄ±mlarÄ±n gÃ¶steriminde RTÃœK tarafÄ±ndan Ã¶ngÃ¶rÃ¼len saatlere uyulmamasÄ± bir yana bu filmlerle ilgili hiÃ§bir Ã¶n uyarÄ± yapÄ±lmamakta, Ã§ocuklarÄ±n izlediÄŸi Ã§izgi filmlerin iÃ§ine dahi bu filmlerin reklamÄ± teklifsizce sokulmaktadÄ±r.<br />
<br />
Ã‡ocuklarÄ±n ticari bakÄ±mdan bÃ¼yÃ¼k bir potansiyel gÃ¼Ã§ olduklarÄ± kanallar tarafÄ±ndan farkÄ±na varÄ±lmÄ±ÅŸtÄ±r. Televizyonun pazarlama gÃ¼cÃ¼nÃ¼ keÅŸfetmesinin hemen ardÄ±ndan Ã§ocuk programlarÄ± da pazarlama stratejileri iÃ§indeki asÄ±l deÄŸerine kavuÅŸmuÅŸ, program yapÄ±mcÄ±larÄ± her gÃ¼n yayÄ±ncÄ±lÄ±k ilkelerini Ã§iÄŸneyerek, Ã¶ncelikle oyuncaklar, kornflaks Ã§eÅŸitleri, ÅŸekerli gÄ±da maddeleri ve iÃ§ecekler, hazÄ±r yiyeceklerden oluÅŸan tÃ¼ketim mallarÄ±nÄ± Ã§ocuklara satmayÄ± hedeflemiÅŸlerdir. BunlarÄ±n yanÄ± sÄ±ra Ã§izgi film ve reklamlarla satÄ±ÅŸÄ± Ã¶nceden planlanmÄ±ÅŸ oyuncak figÃ¼rler ve Ã¼rÃ¼nler ticari televizyonlar tarafÄ±ndan Ã§ocuklara pazarlanmÄ±ÅŸtÄ±r. He-man, Ninja Turtles, G.I.Joe, Power Rangers ÅŸimdi de Pokemon gibi Ã§izgi filmler bunlara Ã¶rnektir. Bu Ã§izgi filmlere ait Ã§eÅŸitli oyuncaklarÄ± piyasaya sÃ¼ren televizyon ÅŸirketleri korkunÃ§ karlar elde etmiÅŸlerdir.<br />
<br />
Son dÃ¶nemlerin en Ã§ok izlenen Ã§izgi filmi "Pokemon´ TÃ¼rkiye`ye peÅŸinde birÃ§ok tartÄ±ÅŸmayla birlikte geldi. Sicili Ã§ok temiz olmayan bu Ã§izgi film birÃ§ok Ã¼lkede olduÄŸu gibi TÃ¼rkiye`de de aynÄ± tepkileri gÃ¶rdÃ¼. Ãœlkemizde diÄŸer Ã¼lkelere gÃ¶re biraz daha abartÄ±lan bu hadise yine diÄŸer Ã¼lkelerde eÅŸine az rastlanÄ±r iki olayla doruÄŸa Ã§Ä±ktÄ±. Ä°ki Ã§ocuk kendini Pokemon`la Ã¶zdeÅŸleÅŸtirerek 5. ve 7. kattan attÄ±lar. Olay tam Ã§izgi filmlerde olduÄŸu gibi geliÅŸti Ã§Ã¼nkÃ¼ iki Ã§ocuk da Ã¶lmediler. Olaylardan biri 20 Ekim 2000 tarihli Radikal Gazetesinde ÅŸu ÅŸekilde yer almÄ±ÅŸtÄ±r:<br />
<br />
Haberin baÅŸlÄ±ÄŸÄ± "Pokemon Gibi AtladÄ±´ TÃ¼m dÃ¼nya Ã§ocuklarÄ±nÄ±n bir numaralÄ± Ã§izgi filmi Pokemon Mersin`de faciaya neden oluyordu. Mezitli Beldesinde yaÅŸayan AÄŸÄ±rbaÅŸ Ailesinin 4 yaÅŸÄ±ndaki oÄŸlu Ferhat Pokemon Ã§izgi filmindeki kahramanlara Ã¶zenerek uÃ§mayÄ± denedi. OturduÄŸu apartmanÄ±n 7. KatÄ±ndan atlayan Ferhat`Ä±n yalnÄ±zca sol ayaÄŸÄ± kÄ±rÄ±ldÄ±. Ferhat "Neden dÃ¼ÅŸtÃ¼n?´ diye soran doktora "Pokemon`u izledim, Pokemon gibi uÃ§tum.´ dedi.<br />
<br />
Bu tÃ¼r olaylara neden olan "Pokemon´ 1989`da Japonya`da ortaya Ã§Ä±kmÄ±ÅŸ ve 1996`dan sonra hÄ±zla tÃ¼m dÃ¼nyaya yayÄ±lmÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
<b>Pokemon Nedir?</b><br />
<br />
Pokemon Japon yapÄ±mÄ± bir Ã§izgi filmdir. Japon Ã§izgi film enstitÃ¼sÃ¼ gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde muazzam kaynaklara sahiptir. Temeli 1950lere kadar uzanÄ±r. Bu endÃ¼strinin amacÄ± ilk zamanlarda en az para ile ekranÄ± en uzun sÃ¼re iÅŸgal etmek olmuÅŸtur. Ä°lk yÄ±llarda bir elin parmaklarÄ±nÄ± geÃ§meyecek sayÄ±da Ã§izgi film ÅŸirketi ucuz iÅŸ gÃ¼cÃ¼yle rekabet edebilir fiyatlarla ekranda yer almaya Ã§alÄ±ÅŸmÄ±ÅŸtÄ±r. Becerikli bir pazarlama stratejisiyle ABD piyasasÄ±na benzer bir model oluÅŸturularak; Ã§izgi film, reklam, her tÃ¼rlÃ¼ oyuncak ve Ã§izgi romanlarÄ±n satÄ±ÅŸÄ± bir bÃ¼tÃ¼n olarak ele alÄ±nmÄ±ÅŸtÄ±r. Pokemon`da da yapÄ±lan pazar stratejisi bu doÄŸrultudadÄ±r. Ã–nce Ã§izgi film ekranlarda Ã§ocuklarÄ±n sevgisini kazanÄ±yor, sonra reklamlar ve Ã§izgi filmin popÃ¼ler karakterlerinin oyuncaklarÄ±yla Ã§izgi filmin talep potansiyeli yaratÄ±lÄ±yor. BaÅŸarÄ±lÄ± Ã§izgi filmlerin video kasetler halinde satÄ±lmasÄ± bu pazarda bir patlamaya yol aÃ§mÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
Pokemon dÃ¼nyasÄ±nda her yaratÄ±ÄŸÄ±n Ã¶zel gÃ¼Ã§leri ve belli elementlere baÄŸlÄ± yetenekleri var. Kendi aralarÄ±nda savaÅŸan Ã§eÅŸitli yaratÄ±klara verilen ad olan Pokemon`un uÃ§arak savaÅŸanlarÄ± Ã§ocuklarÄ±n daha Ã§ok ilgisini Ã§ekmektedir. GÃ¶sterildiÄŸi Ã¼lkelerde Ã§ocuklar tarafÄ±ndan hemen sahiplenilen bu Ã§izgi film kahramanlarÄ±nÄ± tanÄ±maya Ã§alÄ±ÅŸtÄ±k. Ortaya Ã§Ä±kan manzara Pokemon`un bÃ¼yÃ¼k bir sektÃ¶r olduÄŸu, internet siteleri (5000 tane olduÄŸu sÃ¶ylenmektedir), dergiler,sÄ±nÄ±rsÄ±z oyuncak ve gÄ±da maddeleriyle her geÃ§en gÃ¼n birÃ§ok Ã§ocuÄŸu etkisi altÄ±na aldÄ±ÄŸÄ±dÄ±r. 150 deÄŸiÅŸik tÃ¼rÃ¼ olan Pokemon kart oyununda kendine has kurallarÄ± olan ve iyi bir strateji uygulanmasÄ± gereken bir oyun. Kart oyununda hedef Pokemon`u yakaladÄ±ktan sonra bakÄ±p bÃ¼yÃ¼tÃ¼p eÄŸitimci haline getirmektir.<br />
Pokemon sektÃ¶rÃ¼nÃ¼ oluÅŸturan ve PokemonlarÄ± tÃ¼m dÃ¼nyada ÅŸu anki konumuna getiren ekip Ã¼Ã§ kiÅŸiden oluÅŸuyor. Tsunekan IshÄ±ara Ã§izgi filmin ve sinema filminin yapÄ±mcÄ±sÄ±, Masakazu Kuluo ve Nintendo FirmasÄ±nÄ±n reklam mÃ¼dÃ¼rÃ¼ Takashi Kawagushi. Bu Ã¼Ã§ kiÅŸi Pokemon iÃ§in on milyar dolarlÄ±k bir sektÃ¶r ortaya Ã§Ä±karÄ±yorlar. YalnÄ±zca Amerika`da geÃ§tiÄŸimiz yÄ±l Pokemon endÃ¼strisinin mali boyutu 2.3 milyar dolar civarÄ±nda gerÃ§ekleÅŸmiÅŸtir.<br />
<br />
Bu oyun TÃ¼rkiye`de aÄŸÄ±rlÄ±klÄ± olarak Mart 2000`den bu yana vitrinlerde yer alÄ±yor ve 3-20 milyon TL arasÄ±nda fiyatlarÄ± bulunuyor. Bu oyunun Ã§ok satÄ±lmasÄ± nedeniyle oyuncakÃ§Ä± esnafÄ± durgunlaÅŸan TÃ¼rkiye ekonomisine raÄŸmen yÃ¼ksek cirolarÄ± yakalÄ±yor. Bu oyun daha Ã§ok Marmara, Ege, Akdeniz ve Karadeniz BÃ¶lgelerinde yaygÄ±nlaÅŸmÄ±ÅŸ, hatta salgÄ±n boyutuna gelmiÅŸ durumda.<br />
<br />
Peki Pokemon`dan Ã¶nce bu tip Ã§izgi filmler oyunlar yok muydu? Psikologlar ve uzmanlar, "Pokemon salgÄ±nÄ±ndan Ã¶nce de buna benzer olumsuz oyunlar ve filmler olduÄŸunu belirtiyorlar. He-man, Ninja KaplumbaÄŸalar, Voltran, Ay SavaÅŸÃ§Ä±sÄ± gibi ÅŸiddet ve olaÄŸanÃ¼stÃ¼lÃ¼k iÃ§eren birÃ§ok Ã§izgi filmin dÃ¶nem dÃ¶nem Ã§ocuklar arasÄ±nda popÃ¼ler olduÄŸunu, farklÄ± kÃ¼ltÃ¼rlerin Ã¼retimi olan bu faaliyetlerin olumsuz duygular, hÄ±rs, rekabet, doÄŸaÃ¼stÃ¼lÃ¼k kazandÄ±rdÄ±ÄŸÄ± gibi bu Ã§ocuklarÄ±n kÃ¼ltÃ¼rel eÄŸitimine de olumsuz etkileri olduÄŸunu Pokemon Ã§Ä±lgÄ±nlÄ±ÄŸÄ±nÄ±n da bir mÃ¼ddet sonra diÄŸerleri gibi sÃ¶nÃ¼p gideceÄŸini belirtiyorlar. Ancak geride bÄ±rakacaklarÄ± olumsuzluklarÄ±n nasÄ±l olacaÄŸÄ± ve nasÄ±l telafi edileceÄŸi konusunda pek bir bilgi yok ve asÄ±l sorun burada yatÄ±yor.<br />
<br />
Ã‡ocuklarÄ±n vazgeÃ§emediÄŸi Pokemonlar bÃ¼yÃ¼klerin dÃ¼nyasÄ±na da yavaÅŸ yavaÅŸ sÄ±zmaya baÅŸlÄ±yor. Sinemalarda gÃ¶sterilen Pokemon filmi Ã§Ä±kÄ±ÅŸÄ±nda birÃ§ok orta yaÅŸlÄ± ya da yetiÅŸkinlere rastlanmaktadÄ±r. Bu yetiÅŸkinler Pokemon seyretmekten zevk aldÄ±klarÄ±nÄ±, hatta zaman zaman kÃ¼Ã§Ã¼k kardeÅŸlerinin ya da Ã§ocuklarÄ±nÄ±n Pokemon oyuncaklarÄ± ile oynadÄ±klarÄ±nÄ± belirtmiÅŸlerdir.<br />
<br />
Åžentepe Mevlana Ä°lkÃ¶ÄŸretim Okulunun mÃ¼dÃ¼rÃ¼ Ekrem GÃ¼ndoÄŸdu ile Pokemonun zararlarÄ± konusunda gÃ¶rÃ¼ÅŸtÃ¼k. Bize Pokemon`un Ã¶zellikle birinci ve ikinci sÄ±nÄ±flarÄ± Ã§ok fazla etkilediÄŸini, tenefÃ¼ste Ã§ocuklarÄ±n Pokemon tasolarÄ±yla oynadÄ±klarÄ±nÄ±, bunu veli toplantÄ±sÄ±nda dile getirdiklerini sÃ¶yledi. Pokemon tasolarÄ±nÄ±n kumar alÄ±ÅŸkanlÄ±ÄŸÄ± yarattÄ±ÄŸÄ±nÄ± belirterek; Pokemon Ã¼rÃ¼nlerinin zararlÄ± olduÄŸunu ve Ã¶ÄŸrenciler tarafÄ±ndan okula getirilmemesi gerektiÄŸini vurguladÄ±. GÃ¼ndoÄŸdu " Ã‡ocuklar bu oyunun kahramanlarÄ±nÄ± konuÅŸuyor, uÃ§maktan, yenmekten sÃ¶z ediyor. Oyunun taso ve kartlarÄ±na sahip olma hÄ±rsÄ±yla para harcÄ±yor ve arkadaÅŸlarÄ±nÄ± yenmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±yor. Ã–ÄŸrencilerimizin daha az hoÅŸgÃ¶rÃ¼lÃ¼, daha tahammÃ¼lsÃ¼z ve doyumsuz olduÄŸunu gÃ¶rÃ¼yoruz. Tabi bu da derslerine yansÄ±yor.´ dedi.<br />
<br />
Pokemon`u bir tehlike olarak gÃ¶ren aileler psikologlar ve sivil toplum Ã¶rgÃ¼tleri ve saÄŸlÄ±k bakanlÄ±ÄŸÄ± Pokemon fÄ±rtÄ±nasÄ±nÄ± bir tehlike olarak deÄŸerlendirerek karÅŸÄ± Ã¶nlem almaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±yorlar.<br />
<br />
Devlet Hastanesi psikiyatri doktorlarÄ±ndan BÃ¼nyamin GÃ¼mÃ¼ÅŸ de Pokemon tehlikesine dikkat Ã§ekerek "Pokemon Ã§Ä±lgÄ±nlÄ±ÄŸÄ± tÃ¼m dÃ¼nyada olduÄŸu gibi Ã¼lkemizde salgÄ±n halinde. Filmin ÅŸiddet iÃ§ermesi Ã§ocuklarÄ± olumsuz yÃ¶nde etkiliyor. Pokemon hareketini Ã§ocuk kendisine model olarak seÃ§ebilir, aynÄ± hareketi yapabilir´ diye konuÅŸtu.<br />
<br />
Psikiyatrist DoÃ§. Dr. Nesrin Dilbaz`la bu konuda bir gÃ¶rÃ¼ÅŸme yaptÄ±k. Kendisine ÅŸimdiye kadar televizyondan etkilendiÄŸini dÃ¼ÅŸÃ¼nerek Ã§ocuÄŸunu getiren ailelerin olup olmadÄ±ÄŸÄ±nÄ± sorduk. Bize; bu tÃ¼r vakalarla karÅŸÄ±laÅŸtÄ±ÄŸÄ±nÄ± sÃ¶yledi. Bunlardan birinde; aile Ã§ocuÄŸunu televizyon karÅŸÄ±sÄ±ndan kaldÄ±rmakta zorlanÄ±yor, yasak getirmek istediÄŸinde ise Ã§ocuk aileye tepki veriyor. Ya bir ÅŸeyleri kÄ±rÄ±yor, ya odasÄ±nÄ± daÄŸÄ±tÄ±yor ya da oyuncaklarÄ±nÄ± parÃ§alÄ±yor. Aile yasak getirme nedeni olarak hem Ã§ocuÄŸun saÄŸlÄ±ÄŸÄ±nÄ± hem de televizyonda gÃ¶rdÃ¼ÄŸÃ¼ ÅŸiddeti uygulamasÄ±ndan dolayÄ± giderek uyumsuz bir Ã§ocuk haline gelmesini gÃ¶steriyor.<br />
<br />
Dilbaz` Ã§izgi filmlerde gÃ¶sterilen ÅŸiddet hakkÄ±nda ne dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼yorsunuz diye sorduÄŸumuzda "Ã‡ocuklar yetiÅŸirken bir ÅŸartlanma sÃ¼reci yaÅŸarlar. Bu sÃ¼reÃ§te Ã§izgi filmlerin etkisi de Ã¶nemlidir. Ã‡izgi filmler doÄŸruyu, yanlÄ±ÅŸÄ±, gÃ¼zeli, Ã§irkini Ã¶ÄŸrenme yaÅŸÄ±ndaki Ã§ocuk iÃ§in Ã¶rnek alÄ±nan eÄŸitici konumundadÄ±r. Okul Ã¶ncesindeki Ã§ocuklarda Ã¶zdeÅŸleÅŸme-benzemeye Ã§alÄ±ÅŸma duygusu vardÄ±r. Bu nedenle Ã§izgi filmlerdeki karakterler gibi davranmaya, onlarÄ±n hayatlarÄ±nÄ± bilmeden de olsa yaÅŸamaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±rlar.´ AyrÄ±ca Dilbaz, Pokemon gibi Ã§izgi filmlerin ve oyunlarÄ±n Ã§ocuÄŸu kazanma hÄ±rsÄ± ile salgÄ±nlaÅŸtÄ±rdÄ±ÄŸÄ±na dikkat Ã§ekiyor.<br />
<br />
Dilbaz; neler yapÄ±lmasÄ± gerektiÄŸine de deÄŸinmiÅŸtir. Ona gÃ¶re; Ã§ocuklara Ã¶zel programlar hazÄ±rlanmalÄ±dÄ±r. Ã‡ocuk kitaplarÄ±nda olduÄŸu gibi televizyon programlarÄ±nda da farklÄ± yaÅŸlara farklÄ± uygulamalar yapÄ±lmalÄ±dÄ±r. KÃ¼Ã§Ã¼k Ã§ocuklar korkutucu olaylar karÅŸÄ±sÄ±nda Ã§ok fazla korkabilirler. Ã‡Ã¼nkÃ¼ olaylarÄ± gerÃ§ekÃ§i kÄ±yaslamalar yapabilecek kapasiteye sahip deÄŸiller. Aileler Ã§ocuklarÄ±yla birlikte programlarÄ± izlemeli ve yorum yapmalÄ±dÄ±rlar.<br />
<br />
Ã‡ocuk ve televizyon iliÅŸkisinde en Ã¶nemli konuma sahip anne ve babanÄ±n sorumluluklarÄ± vardÄ±r. Ã‡aplÄ±`ya gÃ¶re (1996) kimi anne babalar Ã§ocuklarÄ±nÄ±n televizyon izleme sÃ¼relerini kÄ±sÄ±tlamak gibi bir yÃ¶ntem uygulamaktadÄ±rlar. Kimileri ise Ã§ocuklarÄ±yla birlikte televizyon izleyerek onlara izledikleri hakkÄ±nda yorumlar yapmaktadÄ±rlar. Anne ve babalarÄ±ndan bu yÃ¶nde yardÄ±m alan Ã§ocuklarÄ±n televizyon izlerken daha eleÅŸtirel olduklarÄ± saptanmÄ±ÅŸtÄ±r. Ã‡ocuklarÄ± bu kadar televizyon izledikleri iÃ§in suÃ§lamak yanlÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
Anne ve babalarÄ±n dÄ±ÅŸÄ±nda televizyondaki ÅŸiddetin denetlenmesi ve bu ÅŸiddete karÅŸÄ± Ã§ocuklarÄ±n korunmasÄ±na iliÅŸkin yÃ¶netim (yasa koyucular ve siyasi karar alÄ±cÄ±lar) ve televizyon endÃ¼strisine de (yapÄ±mcÄ±lar , yayÄ±ncÄ±lar ve reklam verenler) gÃ¶revler dÃ¼ÅŸmektedir. RTÃœK de elindeki yetkileri televizyon ve ÅŸiddeti dizginlemek, frenlemek konusunda toplum yararÄ±na kullanabilir.<br />
<br />
4 EylÃ¼l 2000 tarihli Radikal gazetesinin haberinde baÅŸlÄ±k "Aileler Televizyonda Åžiddet Ä°stemiyor´ ÅŸeklinde yayÄ±nlanmÄ±ÅŸtÄ±r. 178 Alo RTÃœK hattÄ±nÄ± arayan aileler Ã§ocuklarÄ±n Ã§izgi filmlerde gÃ¶rdÃ¼kleri ÅŸiddet sahnelerini taklit etmelerinden dolayÄ± ÅŸikayetÃ§i oldular.<br />
RTÃœK Ä°letiÅŸim Dergisi kasÄ±m-aralÄ±k 2000 sayÄ± 20`ye gÃ¶re Pokemon en fazla ÅŸikayet alan Ã§izgi filmdir. Ã‡izgi filmler konusunda yapÄ±lan 189 baÅŸvurudan 15`i beÄŸeni bildirirken 174 adet baÅŸvuru muhtelif konulardaki ÅŸikayetlerden oluÅŸmuÅŸtur. Ekim ve kasÄ±m dÃ¶neminde Ã§ok dikkat Ã§ekici bir olay gerÃ§ekleÅŸmiÅŸ; Pokemon adlÄ± Ã§izgi film tek baÅŸÄ±na 157 adet baÅŸvuru almÄ±ÅŸ ve bu baÅŸvurularÄ±n 142`sinde ÅŸikayetler dile getirilmiÅŸtir. Bu dÃ¶nem iÃ§erisinde Ã§izgi filmler konusunda yapÄ±lan baÅŸvurunun %83`Ã¼, ÅŸikayetlerin ise %82`si Pokemon adlÄ± Ã§izgi film hakkÄ±nda olmuÅŸtur. 178 Alo RTÃœK servisinin hizmete girdiÄŸi gÃ¼nden bu yana ilk kez bir program tek baÅŸÄ±na yer aldÄ±ÄŸÄ± grubunda bu kadar bÃ¼yÃ¼k oranda ÅŸikayet almÄ±ÅŸtÄ±r. SÃ¶z konusu Ã§izgi film ile ilgili olarak alÄ±nan ÅŸikayetlerden 101 adeti diÄŸer baÅŸlÄ±ÄŸÄ± altÄ±nda programÄ±n yayÄ±ndan kaldÄ±rÄ±lmasÄ± hakkÄ±nda gÃ¶rÃ¼ÅŸ bildirirken, 24`Ã¼ yayÄ±nÄ±n ÅŸiddet iÃ§erdiÄŸine iliÅŸkindir.<br />
<br />
Pokemon Ã§ocuklarÄ± etkiliyor, izleyenleri intihara sÃ¼rÃ¼klÃ¼yor, Ã¶ldÃ¼rÃ¼yor, sÃ¼rÃ¼ndÃ¼rÃ¼yor denilirken olanlar oldu RTÃœK saÄŸlÄ±k bakanlÄ±ÄŸÄ±nÄ±n yazÄ±sÄ± Ã¼zerine Pokemon adlÄ± Ã§izgi filmi TÃ¼rk televizyonlarÄ±nda yasakladÄ±. Ben Pokemon`um diyerek pencereden atlayan iki Ã§ocuktan sonra saÄŸlÄ±k bakanlÄ±ÄŸÄ± Ã§izgi filmi mercek altÄ±na almÄ±ÅŸ ve hazÄ±rladÄ±ÄŸÄ± raporda saldÄ±rganlÄ±k ve ÅŸiddetin Ã§izgi kahramanlarÄ±n doÄŸal Ã¶zelliÄŸi olarak sunulduÄŸunu belirtmiÅŸtir.<br />
<br />
Biz de POKEMON 2000 adlÄ± Ã§izgi sinemayÄ± inceledik. Bir kopyalama sonucu oluÅŸan pokemonun (Miutoo) dÃ¼nyayÄ± ele geÃ§irmek amacÄ±yla pokemon eÄŸiticilerini bir ÅŸatoya davet etmesi Ã¼zerine olaylar baÅŸlamÄ±ÅŸtÄ±r. Miutoo gelen her pokemonun kopyasÄ±nÄ± elde etmiÅŸtir. Film boyunca gerÃ§ek ve kopya pokemonlarÄ±n 26 kez dÃ¶vÃ¼ÅŸmelerine tanÄ±k olunmuÅŸtur. AltÄ± kez pokemon uÃ§urumdan yuvarlanmÄ±ÅŸ bunlarÄ±n Ã¼Ã§Ã¼nde suya Ã§akÄ±lmÄ±ÅŸtÄ±r. ÃœÃ§ kez dev bir pokemon kÃ¼Ã§Ã¼k pokemonlarÄ±n Ã¼stÃ¼ne dÃ¼ÅŸmÃ¼ÅŸ ancak bunlarÄ±n hiÃ§biri Ã¶lÃ¼mle sonuÃ§lanmamÄ±ÅŸtÄ±r. Åžiddetin yanÄ± sÄ±ra filmin sonunda aÅŸÄ±rÄ± duygusal bir sahneye yer verilmiÅŸtir.<br />
<br />
RTÃœK raporunda bir Ã§izgi film yayÄ±nlanmadan Ã¶nce Ã§ocuk ve ergen ruh saÄŸlÄ±ÄŸÄ± alanÄ±nda Ã§alÄ±ÅŸan uzmanlardan oluÅŸan bir komisyonca deÄŸerlendirildikten sonra gÃ¶sterime girmesi uygun olur denildi. SaÄŸlÄ±k BakanlÄ±ÄŸÄ±nÄ±n daha Ã¶nce yaptÄ±ÄŸÄ± "Pokemon`u birden yasaklarsak bÃ¼yÃ¼k tepkiye yol aÃ§abilir. YavaÅŸ yavaÅŸ ortadan kaldÄ±ralÄ±m´ demesi fayda etmedi. ATV`nin 14 aralÄ±ktan itibaren Ã§izgi filmi gÃ¶stermesine yasak getirildi. Ve ayrÄ±ca RTÃœK tarafÄ±ndan ATV`ye 1 gÃ¼nlÃ¼k kapatma cezasÄ± verildi. Bu karar 6 AralÄ±k 2000 tarihli resmi gazetede ÅŸÃ¶yle yer almÄ±ÅŸtÄ±r:<br />
<br />
RTÃœK 6 AralÄ±k 2000 tarihli toplantÄ±sÄ±nda 3984 sayÄ±lÄ± Radyo ve TelevizyonlarÄ±n KuruluÅŸ ve YayÄ±nlarÄ± HakkÄ±nda Kanunun 4. Maddesi gereÄŸince "Ã‡ocuklarÄ±n ve genÃ§lerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki geliÅŸimini olumsuz yÃ¶nde etkileyebilecek yayÄ±n yapÄ±lmamasÄ± esasÄ±na iliÅŸkin (m) bendince aykÄ±rÄ± olarak iyi ve kÃ¶tÃ¼ arasÄ±nda net bir ayrÄ±m yapmadan bir an iyi olan bir kahraman bir an sonra kÃ¶tÃ¼ karakter olarak sunan ve bu ÅŸekilde mesaj karmaÅŸasÄ±na yol aÃ§arak Ã¶zellikle okul Ã¶ncesi yaÅŸ grubu Ã§ocuklarÄ± iÃ§in zarar verebileceÄŸi dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼len ayrÄ±ca ÅŸiddet iÃ§eren gÃ¶rÃ¼ntÃ¼leri gerÃ§ekten uzak bir ÅŸekilde sunarak Ã§ocuklarÄ±n ÅŸiddeti kabullenmelerini kolaylaÅŸtÄ±rÄ±p Ã§ocuklarÄ±n ÅŸiddet olgusuna karÅŸÄ± duyarsÄ±zlaÅŸmasÄ±na yol aÃ§tÄ±ÄŸÄ± tespit edilen &lsquo;POKEMON` adlÄ± Ã§izgi filmini yayÄ±nlayan ATV`nin yayÄ±nÄ±nÄ±n 1 gÃ¼n sÃ¼reyle durdurulmasÄ±na karar verilmiÅŸtir.´<br />
<br />
Ancak Ã§ocuklarÄ± olumsuz etkilediÄŸi gerekÃ§esiyle RTÃœK tarafÄ±ndan verilen kapatma cezasÄ± Ã¼zerine ATV`nin yayÄ±ndan kaldÄ±rdÄ±ÄŸÄ± Pokemondan sonra bu kez de Kanal D`de yayÄ±nlanmaya baÅŸlayan Digimon furyasÄ± baÅŸlamÄ±ÅŸtÄ±r.<br />
<br />
Digimon`da gerÃ§ek dÃ¼nyadan dijital dÃ¼nyaya geÃ§en yedi Ã§ocuÄŸun tekrar gerÃ§ek dÃ¼nyaya dÃ¶nebilmek iÃ§in verdikleri mÃ¼cadeleler ele alÄ±nÄ±yor. BazÄ± karanlÄ±k gÃ¼Ã§ler iyi digimonlarÄ± etkileyerek onlarÄ± kÃ¶tÃ¼ birer digimon haline getirmeye ve dijital dÃ¼nyayÄ± tahrip etmeye Ã§alÄ±ÅŸÄ±rlar. Kahramanlar digimonlarÄ±n yardÄ±mÄ±yla kendi dÃ¼nyalarÄ±na dÃ¶nmeye diÄŸer yandan da karanlÄ±k gÃ¼Ã§lere karÅŸÄ± dijital dÃ¼nyayÄ± korumaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±rlar. TÄ±pkÄ± Pokemon`da olduÄŸu gibi burada da ÅŸiddet Ã¶n plandadÄ±r.<br />
<br />
GÃ¶rÃ¼lÃ¼yor ki yine televizyonun ticari mantÄ±ÄŸÄ±, kar elde etme gÃ¼dÃ¼sÃ¼, rayting kaygÄ±sÄ±; kamuyu bilgilendirme ve eÄŸitme gÃ¶revinin Ã¶nÃ¼ne geÃ§miÅŸtir. Ã‡ocuklar televizyon iÃ§in bir kazanÃ§ kapÄ±sÄ± olduÄŸu sÃ¼rece de bu tÃ¼r Ã§izgi film furyasÄ± devam edecek gibi gÃ¶rÃ¼nmektedir.<br />
<br />
<b>SonuÃ§</b><br />
<br />
Åžiddet ile kitle iletiÅŸim araÃ§larÄ±nÄ±n ÅŸiddeti Ã¶zendirme olgusu arasÄ±nda zorunlu bir baÄŸÄ±ntÄ± en azÄ±ndan henÃ¼z kanÄ±tlanmÄ±ÅŸ deÄŸildir. Bu araÃ§lar ÅŸiddet konusu davranÄ±ÅŸlarÄ±n tek nedeni deÄŸil, olsa olsa bunlarÄ±n doÄŸmasÄ±na katkÄ±da bulunan etmenlerden biridir.<br />
Ancak, Ã§ocuklar; sokakta, okulda, evde ÅŸu ya da bu ÅŸekilde ÅŸiddet ortamÄ±nÄ±n tam ortasÄ±ndadÄ±rlar. En gÃ¼venli yerlerinde, evlerinde bile televizyon karÅŸÄ±sÄ±nda ÅŸiddeti edilgen olarak sÃ¼rekli tÃ¼ketmektedirler.<br />
<br />
Televizyonun Ã§ocuklar Ã¼zerinde etkilerin incelendiÄŸinde televizyonda yer alan ÅŸiddet iÃ§eren iletiler akla gelmektedir. Bu nedenle aileler Ã§ocuklarÄ±nÄ±n bu tÃ¼r iletilerden olumsuz yÃ¶nde etkilenebileceklerinden kuÅŸkulanmaktadÄ±rlar. Ã–rneÄŸin bir insan tÃ¼m hayatÄ± boyunca bir ya da iki Ã¶lÃ¼m olayÄ± gÃ¶rebileceÄŸi halde, televizyonda hergÃ¼n binlerce Ã¶lÃ¼m olayÄ±na tanÄ±k olur.(Ã‡etin, 1999) AyrÄ±ca insanlarÄ±n hergÃ¼n yÃ¼zlerce kez ÅŸiddet olaylarÄ±na tanÄ±k olmasÄ± ancak televizyonda mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r.<br />
<br />
Bu yÃ¼zden ÅŸiddet konusunda ve ÅŸiddetin televizyonlarÄ±n yaÅŸam gerÃ§eÄŸi olma konusunda tÃ¼m toplum olarak dÃ¼ÅŸÃ¼nmeye baÅŸlamalÄ±, televizyonlarÄ± bu konudaki Ã¶zdenetim anlayÄ±ÅŸÄ±na itmek iÃ§in kampanyalar baÅŸlatmalÄ± ve RTÃœK`Ã¼ adÄ± geÃ§en yetkileri kullanmasÄ± bakÄ±mÄ±ndan gÃ¶reve davet edilmelidir. Åžiddet iÃ§erikli filmler Ã§ocuklarÄ±n yattÄ±ÄŸÄ± saatlerin sonrasÄ±na, geÃ§ vakitlere kaydÄ±rÄ±lmalÄ±, izleyiciler ikaz edilmelidir.<br />
<br />
<b>Yazarlar</b>: Ahu Kaskun, Selen Ã–ztunÃ§<br />
<br />
<b>KaynakÃ§a</b><br />
<br />
AKARCALI, Sezer,´ Televizyon ve Åžiddet´, Yeni TÃ¼rkiye, EylÃ¼l-Ekim 1996, sayÄ± 11, yÄ±l 2, 553-560<br />
AY, Taner, Rock ve Åžiddet, Ä°.B. Ä°stanbul, Korsan YayÄ±ncÄ±lÄ±k, 1994, s.106<br />
AZÄ°Z, Aysel, "Radyo ve Televizyon Yasal DÃ¼zenlemeler´, Ankara Ãœni. Ä°letiÅŸim F. BasÄ±n YayÄ±n AraÅŸtÄ±rma ve Uygulama Merkezi YayÄ±ncÄ±lÄ±ÄŸÄ±, No:1, Ankara, 1995<br />
COMSTOCK, George, "Television and Human Behaviour´, Understanding Television, Richard P. Adler (der.), New York, 1981, s.48<br />
Ã‡APLI, BÃ¼lent, "Ã‡ocuk ve Televizyon´, Yeni TÃ¼rkiye, KasÄ±m-AralÄ±k 1996, sayÄ± 12, 1334-1337<br />
Ã‡ETÄ°N, Zeynep, "Kitle Ä°letiÅŸim AraÃ§larÄ± ve Åžiddet´, Marmara Ä°letiÅŸim Dergisi, Ekim 1999<br />
KARACA, Fatih, "Radyo ve Televizyon YayÄ±ncÄ±lÄ±ÄŸÄ±nda Ä°lkeler ve Sorumluluk´, Yeni TÃ¼rkiye, EylÃ¼l-Ekim 1996, YÄ±l 2, sayÄ± 11, 372-373<br />
MUTLU, Erol, "Televizyon, Ã‡ocuklar ve Åžiddet´, Ä°letiÅŸim FakÃ¼ltesi Dergisi, 1997, s. 41-75<br />
Ã–KSÃœZ, SÃ¼heyla, "Ã‡ocuk ve Etik´, RTÃœK Ä°letiÅŸim Dergisi, Sorumlu YayÄ±ncÄ±lÄ±k, KasÄ±m-AralÄ±k 2000, YÄ±l 4, SayÄ± 20<br />
Ã–ZAL, Ã–zcan, "Medya ve Åžiddet´, Yeni TÃ¼rkiye, EylÃ¼l-Ekim 1996, YÄ±l 2, SayÄ± 11, 550-552<br />
TURAN, Emir, EkranaltÄ± Ã‡ocuklarÄ±, Ä°rfan YayÄ±ncÄ±lÄ±k, Ä°stanbul, 1996<br />
ULUS, Selma, "Ã‡ocuk TelevizyonlarÄ± ve Kamusal Sorumluluk´, Ä°letiÅŸim FakÃ¼ltesi Dergisi, 1998<br />
RTÃœK Ä°letiÅŸim Dergisi, KasÄ±m-AralÄ±k 2000, YÄ±l 4, sayÄ± 20<br />
"Pokemon`un Gizli ZararlarÄ±´, Nokta Dergisi, 16 AralÄ±k 2000<br />
MAD Pokemon`a SavaÅŸ AÃ§tÄ±, HÃ¼rriyet, 15 AÄŸustos 2000<br />
PÄ±kachu`yu UÃ§urdular, Milliyet, 14 AralÄ±k 2000<br />
Pokemon Fena TuÅŸ Oldu, Radikal, 13 AralÄ±k 2000<br />
Aileler Tv`de Åžiddet Ä°stemiyor, Radikal, 4 EylÃ¼l 2000<br />
Pokemon Gibi AtladÄ±, Radikal, 20 Ekim 2000<br />
Pokemon`un Rekoru, Yeni BinyÄ±l, 21 AÄŸustos 2000
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_137.html</link>
  <dc:subject>Ã‡ocuk, Televizyon ve Åžiddet</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>KÃ¶y boÅŸaltmadan kaynaklanan zararlar - sorunlar</title>
  <description>Tunceli'de Temmuz 1987'de OlaÄŸanÃ¼stÃ¼ Hal (OHAL) ilan edildi ve OHAL resmi olarak Temmuz 2002'de kaldÄ±rÄ±ldÄ±.

OHAL sÃ¼recinde ulusal ve uluslararasÄ± hukuka aykÄ±rÄ± olarak 285 sayÄ±lÄ± OlaÄŸanÃ¼stÃ¼ Hal BÃ¶lge Va...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
Tunceli'de Temmuz 1987'de OlaÄŸanÃ¼stÃ¼ Hal (OHAL) ilan edildi ve OHAL resmi olarak Temmuz 2002'de kaldÄ±rÄ±ldÄ±.<br />
<br />
OHAL sÃ¼recinde ulusal ve uluslararasÄ± hukuka aykÄ±rÄ± olarak 285 sayÄ±lÄ± OlaÄŸanÃ¼stÃ¼ Hal BÃ¶lge ValiliÄŸi Ä°hdasÄ± HakkÄ±nda Kanun HÃ¼kmÃ¼nde Kararname ile OHAL BÃ¶lge ValiliÄŸi kuruldu ve yine hukuksal normlara aykÄ±rÄ± olarak OHAL Valisi`ne sÄ±nÄ±rsÄ±z, "padiÅŸah yetkileri" verildi.<br />
<br />
Bu yetkilerden biri de Kararnamenin 4. maddesindeki, "OlaÄŸanÃ¼stÃ¼ Hal BÃ¶lge Valisi gÃ¼venlik yÃ¶nÃ¼nden gerekli dÃ¼zenlemeleri yapabilmek iÃ§in geÃ§ici veya sÃ¼rekli olarak gÃ¶rev alanÄ± iÃ§inde bulunan kÃ¶y, mezra, kom ve benzeri yerleÅŸim birimlerini boÅŸalttÄ±rabilir, yerlerini deÄŸiÅŸtirebilir, birleÅŸtirebilir ve bu maksatla gereken kamulaÅŸtÄ±rma ve diÄŸer iÅŸlemleri re'sen ve ivedilikle yapabilir" yetkisi.<br />
<br />
Bu yetkiye raÄŸmen Tunceli ilinde GÃ¼neydoÄŸu`nun bir kÄ±sÄ±m illerinde olduÄŸu gibi kÃ¶y boÅŸaltma uygulamalarÄ± 90`larÄ±n ortalarÄ±nda gÃ¼venlik gÃ¶revlilerince fiili olarak yapÄ±ldÄ±.<br />
<br />
(Bir not dÃ¼ÅŸelim: Tunceli`de, bÃ¼yÃ¼k acÄ±larÄ±n, yÄ±kÄ±mlarÄ±n yaÅŸandÄ±ÄŸÄ± Tunceli Kanunu,1937-38 sÃ¼recinde zorla yurtlarÄ±ndan edilen kiÅŸiler bile batÄ±nÄ±n Ã§eÅŸitli vilayet ve kazalarÄ±nda iskan edildi. Yani aradan geÃ§en onca zamana raÄŸmen yerinden yurdundan etme anlayÄ±ÅŸÄ± devam etti ve 90`larda yerinden yurdundan etme pratiÄŸi herhangi bir politika Ã¼retilmeksizin ekonomik ve sosyal tedbirler alÄ±nmaksÄ±zÄ±n keyfi olarak yapÄ±ldÄ±.)<br />
<br />
90`larda kÃ¶ylÃ¼lerin bir kÄ±smÄ±ysa "gÃ¼venlik kaygÄ±larÄ±" ile kÃ¶ylerini boÅŸaltmak zorunda kaldÄ±lar. ÅžÃ¶yle ki, faili meÃ§hul(!) cinayetler, "hukukdÄ±ÅŸÄ±, keyfi ve kÄ±sayoldan infazlar" ve kayÄ±plar "gÃ¼venlik kaygÄ±larÄ±"nÄ±n temel sebeplerindendi.<br />
<br />
(Bu olaylardan sadece biri: Tunceli, GÃ¶kÃ§ek KÃ¶yÃ¼`nde 1994'Ã¼n EylÃ¼l sonlarÄ±nda HÄ±dÄ±r, Hatun, Elif, Yeter IÅŸÄ±k ile DÃ¼zali, GÃ¼lizar, Dilek Serin (Ã¼Ã§ yaÅŸÄ±nda) isimli yedi kiÅŸi askeri bir operasyon sÃ¼recinde kayboldu(!). Ailesinin akÄ±betini Ã¶ÄŸrenmek iÃ§in kÃ¶ye giden Ali IÅŸÄ±k`Ä±n ise Ã§Ä±plak ve baÅŸÄ± ezilmiÅŸ vaziyetteki cesedi bir sÃ¼re sonra kÃ¶y civarÄ±nda bulundu. Bu olay hÃ¢lÃ¢ dehÅŸetini koruyor.)<br />
<br />
<b>Tunceli'de 40 bin 933 kiÅŸi tahliye edildi</b><br />
<br />
GÃ¼neydoÄŸuda yerinden edilenlerin sorunlarÄ±nÄ± ve alÄ±nacak tedbirleri araÅŸtÄ±rmak iÃ§in kurulan "DoÄŸu ve GÃ¼neydoÄŸu Anadoluda BoÅŸaltÄ±lan YerleÅŸim Birimleri Nedeniyle GÃ¶Ã§ Eden YurttaÅŸlarÄ±mÄ±zÄ±n SorunlarÄ±nÄ±n AraÅŸtÄ±rÄ±larak AlÄ±nmasÄ± Gereken Tedbirlerin Tespit Edilmesi AmacÄ±yla Kurulan Meclis AraÅŸtÄ±rma Komisyonu"nun 14 Ocak 1998 tarihli raporuna gÃ¶re Tunceli'de 183 KÃ¶y 823 mezradan tahliye edilenlerin sayÄ±sÄ± yaklaÅŸÄ±k 40 bin 933 kiÅŸi.<br />
<br />
Tabii ki gerek boÅŸaltÄ±lan/boÅŸalan kÃ¶y ve mezra sayÄ±sÄ± ve gerek gÃ¶Ã§ eden kiÅŸilerin sayÄ±sÄ± ile mal varlÄ±klarÄ±na ulaÅŸamayan kiÅŸilerin sayÄ±sÄ±nÄ±n daha fazla olduÄŸu aÃ§Ä±k. O sÃ¼reÃ§lerde ilgili mercilere baÅŸvuru halinde "misilleme"yle karÅŸÄ±laÅŸÄ±labileceÄŸi yÃ¶nÃ¼ndeki yoÄŸun endiÅŸe, "etkili iÃ§ hukuk" yollarÄ±nÄ±n bulunmayÄ±ÅŸÄ± v.s. sebeplerle kÃ¶y boÅŸaltma pratiÄŸinden kaynaklÄ± hukuki -cezai sonuÃ§ alÄ±namadÄ±.<br />
<br />
DiyarbakÄ±r'da da benzer durumlarÄ±n yaÅŸanmasÄ± sonrasÄ±nda zarar gÃ¶renler direkt olarak Avrupa Ä°nsan HaklarÄ± Mahkemesi`ne baÅŸvurdular. AÄ°HM kÃ¶y yakma/boÅŸaltma pratiÄŸi, malvarlÄ±klarÄ±na ulaÅŸamama olgusu sonucunda oluÅŸan zararlarÄ±n tazmini aÃ§Ä±sÄ±ndan TÃ¼rkiye aleyhine karar verdiÄŸi ilk dava olan AkdÄ±var ile SelÃ§uk ve Asker kararlarÄ±nda sorumlu hÃ¼kÃ¼mete, ihlali sona erdirmek ve ihlalin neden olduÄŸu sonuÃ§larÄ± ortadan kaldÄ±rarak, ihlalden Ã¶nceki durumu yeniden saÄŸlamak borcunu yÃ¼klediÄŸini belirtti.<br />
<br />
EÅŸ anlatÄ±mla kÃ¶y yakma/boÅŸaltma pratiÄŸinin doÄŸrudan ve dolaylÄ± sonucu olan tÃ¼m zararlarÄ±n karÅŸÄ±lanmasÄ± gerekliliÄŸine karar verildi. Bu zarar kalemleri iÃ§erisinde konutlar ve  bunlarÄ±n mÃ¼ÅŸtemilatlarÄ±na dair zararlar, baÄŸ, bahÃ§e, aÄŸaÃ§larÄ±n, tarlalarÄ±n v.s. tahrip olmasÄ±, Ã¼rÃ¼n elde edilememesi olgularÄ±nÄ± kapsayan zararlar mÃ¼talaa edildi.<br />
<br />
<b>AÄ°HM'e binlerle ifade edilecek baÅŸvuru yapÄ±ldÄ±</b><br />
<br />
Sonraki sÃ¼reÃ§te AÄ°HM'ce verilen birÃ§ok karar gereÄŸince, TÃ¼rkiye, "kÃ¶y boÅŸaltma/yakma pratiÄŸi" nedeniyle Avrupa Ä°nsan HaklarÄ± SÃ¶zleÅŸmesi`nin "Ã–zel hayatÄ±n ve aile hayatÄ±nÄ±n korunmasÄ±", "Etkili baÅŸvuru hakkÄ±", "MÃ¼lkiyetin korunmasÄ±" gibi hÃ¼kÃ¼mlerini ihlal ettiÄŸinden zarar gÃ¶renlere aÄŸÄ±r tazminatlar Ã¶demek zorunda kaldÄ±.<br />
<br />
O tarihlerde AÄ°HM`e yapÄ±lan baÅŸvurular binlerle ifade edilmeye baÅŸlanmÄ±ÅŸtÄ±.<br />
<br />
TÃ¼rkiye'nin Avrupa BirliÄŸine (AB) KatÄ±lÄ±m SÃ¼recine Ä°liÅŸkin 2003 Ä°lerleme Raporu`nda, "Yerleri deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ kiÅŸilerin durumu hÃ¢lÃ¢ hassas. Bu kiÅŸilerin bÃ¼yÃ¼k bir kÄ±smÄ± ÅŸehirlerin civarlarÄ±nda ve bÃ¼yÃ¼k kÃ¶ylerde aÅŸÄ±rÄ± derecede kÃ¶tÃ¼ koÅŸullarda yaÅŸÄ±yorlar. Sosyal ve ekonomik sorunlar ÅŸiddetini koruyor, iÅŸsizlik oranÄ± Ã§ok yÃ¼ksek" deniyor.<br />
<br />
Gerek TÃ¼rkiye aleyhine AÄ°HM`e yapÄ±lan baÅŸvurularÄ±n fazlalÄ±ÄŸÄ± ve gerekse de Avrupa Konseyi`nin Ã¼lke iÃ§inde yerinden edilmiÅŸ kiÅŸilere dair yaptÄ±ÄŸÄ± tespitler sonrasÄ±nda kamuoyunda "Zarar Tazmin YasasÄ±" olarak bilinen yasa  27 Temmuz 2004'te yÃ¼rÃ¼rlÃ¼ÄŸe girdi.<br />
<br />
Bundan sonra AÄ°HM, Tunceli - EÄŸrikavak KÃ¶yÃ¼`nden AydÄ±n Ä°Ã§yer'in yaptÄ±ÄŸÄ± baÅŸvuruyu pilot dava olarak inceledi. Bu davada hÃ¼kÃ¼met 5233 sayÄ±lÄ± yasa kapsamÄ±nda Ã¶zellikle Tunceli - BoydaÅŸ KÃ¶yÃ¼`nden olan bir kÄ±sÄ±m ÅŸahsa yapÄ±lan Ã¶demeleri delil olarak sundu.<br />
<br />
Netice olarak, AÄ°HM "tazminat yasasÄ±"nÄ±n "mal ve mÃ¼lkÃ¼ne ulaÅŸamayanlar bakÄ±mÄ±ndan etkili bir iÃ§ hukuk yolu olduÄŸunu" ileri sÃ¼rerek baÅŸvuruyu kabul edilemez buldu.<br />
<br />
Fakat  5233 sayÄ±lÄ± yasa ihlalden Ã¶nceki durumu yeniden saÄŸlamak borcunu karÅŸÄ±layÄ±cÄ± deÄŸil. Tazminat miktarlarÄ± zararlarÄ± tam karÅŸÄ±lamadÄ±ÄŸÄ± gibi kira-hayvancÄ±lÄ±k gibi zarar kalemleri de 5233 sayÄ±lÄ± yasanÄ±n 7. maddesine raÄŸmen karÅŸÄ±lan-a-mamakta.<br />
<br />
TÃ¼rkiye'nin AB'ye KatÄ±lÄ±m SÃ¼recine Ä°liÅŸkin 2004 YÄ±lÄ± Ä°lerleme Raporu`nda, "BaÅŸvurularÄ±n kabul edilmesi ve deÄŸerlendirilmesine iliÅŸkin kriterler Kanunun kapsamÄ±nÄ±n oldukÃ§a daraltÄ±lmasÄ±na yol aÃ§abilecek" tespitinde bulunuldu.<br />
<br />
<b>Yerinden edilmiÅŸlere Ã¶zgÃ¼rlÃ¼kleri geri verilmeli</b><br />
<br />
Sorun ÅŸu ki Tunceli`de sÃ¼regelen Ã§atÄ±ÅŸma ve ÅŸiddet ortamÄ±, Ottowa SÃ¶zleÅŸmesi ile yasaklanan kara mayÄ±nlarÄ±, serbest patlayÄ±cÄ±lar sebebiyle kiÅŸiler hala malvarlÄ±klarÄ±na ulaÅŸmada "gÃ¼venlik kaygÄ±larÄ±" sebebiyle ciddi sÄ±kÄ±ntÄ±lar yaÅŸÄ±yor.<br />
<br />
SonuÃ§ olarak, Ã§atÄ±ÅŸma ve ÅŸiddet ortamÄ± ortadan kalkmadÄ±kÃ§a, bÃ¶lgedeki anti- personel mayÄ±nlarÄ± temizlenmedikÃ§e, serbest patlayÄ±cÄ±lar imha edilmedikÃ§e "gÃ¼venlik kaygÄ±larÄ±" da "mÃ¼lkiyet hakkÄ± ihlalleri" de devam edecek.<br />
<br />
Ã‡atÄ±ÅŸma ve ÅŸiddet ortamÄ± ekonomik, sosyal, kÃ¼ltÃ¼rel, psikolojik olarak aÄŸÄ±r maddi manevi zararlarÄ± sÃ¼reklileÅŸtirecek.<br />
Her koÅŸulda, yerinden edilmiÅŸ kiÅŸilere ekmekleri ve Ã¶zgÃ¼rlÃ¼kleri artÄ±k geri verilmeli.<br />
<br />
Avukat BarÄ±ÅŸ YÄ±ldÄ±rÄ±m, Ä°nsan HaklarÄ± DerneÄŸi Tunceli Temsilcisi - BIA<br />
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_125.html</link>
  <dc:subject>KÃ¶y boÅŸaltmadan kaynaklanan zararlar - sorunlar</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>Kapitalizm, tÃ¼ketim toplumu ve edebiyat</title>
  <description>Kapitalizm, tÃ¼ketim toplumu ve edebiyat

ÃœtopyalarÄ±mÄ±z, hayal gÃ¼cÃ¼mÃ¼z ve dÃ¼ÅŸÃ¼nme yeteneÄŸimiz varoldukÃ§a dÃ¼nyayÄ± tasvir etmeye, yorumlamaya, geleceÄŸimize yÃ¶n vermek iÃ§in onu tasarlamaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±rken Ã...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
<strong>Kapitalizm, tÃ¼ketim toplumu ve edebiyat<br />
</strong><br />
ÃœtopyalarÄ±mÄ±z, hayal gÃ¼cÃ¼mÃ¼z ve dÃ¼ÅŸÃ¼nme yeteneÄŸimiz varoldukÃ§a dÃ¼nyayÄ± tasvir etmeye, yorumlamaya, geleceÄŸimize yÃ¶n vermek iÃ§in onu tasarlamaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±rken Ã§ok yÃ¶nlÃ¼ engellerle karÅŸÄ±laÅŸmaktayÄ±z. <br />
Kapitalizm, modernite, tÃ¼ketim toplumu, post-modernizm vb. kavramsallaÅŸtÄ±rmalarÄ± okuduÄŸumuzda yerkÃ¼re Ã¼zerinde yaÅŸayan insanlÄ±ÄŸÄ±n nereye yolculuk ettiÄŸi hala merak konusu olmaya devam ediyor. Verili kavramlar Ä±ÅŸÄ±ÄŸÄ±nda geleceÄŸe bakmaya Ã§alÄ±ÅŸtÄ±ÄŸÄ±mÄ±zda yoÄŸun bir sis tabakasÄ± gÃ¶rÃ¼ÅŸ mesafemezi sÄ±fÄ±ra indiriyor. YÃ¼zÃ¼ geleceÄŸe dÃ¶nÃ¼k olmayan dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼ÅŸler, sanatsal dÄ±ÅŸavurumlar ve toplumsal Ã¶rgÃ¼tleniÅŸlerin kaÃ§Ä±nÄ±lmaz olarak varolan deÄŸerleri Ã‡arÃ§ur etmekte meÅŸgul olacaklarÄ± bir gerÃ§ek. <br />
TÃ¼ketim toplumu deyiminin post-modernizmle birlikte anÄ±lmasÄ± boÅŸuna deÄŸildir. geliÅŸmiÅŸ kapitalist Ã¼lkelerde 1960 ortalarÄ± ile 1970 arasÄ±nda ortaya Ã§Ä±kan bu akÄ±m belli baÅŸlÄ± bazÄ± Ã¼slup Ã¶ÄŸelerini iÃ§inde barÄ±ndÄ±rmaktaydÄ±. 1980`li yÄ±llarÄ±n Reagan-Thatcher dÃ¶neminin yan Ã¼rÃ¼nÃ¼ olarak boy gÃ¶stermesi bir yana, esas olarak mÃ¼zikte dansta mimaride felsefede ve ilahiyatta sosyolojide edebiyat ve sanatta Ã¶nemli bir yer edinmesinin derin nedenleri vardÄ±r. DeÄŸiÅŸik toplumsal kesimlerden ve yaÅŸamÄ±n farklÄ± alanlarÄ±ndan insanlarÄ± kendi deÄŸer bileÅŸenlerinde bir araya getiren cazibesi neden gelmektedir? <br />
<br />
1970`li yÄ±llarÄ±n baÅŸÄ±nda dibe vuran ekonomi ve ardÄ±ndan 79, 81 krizi Berlin duvarÄ±nÄ±n yÄ±kÄ±lÄ±ÅŸÄ± ve soÄŸuk savaÅŸÄ±n sona ermesiyle iki kutuplu dÃ¼nya sistemi ve buna gÃ¶re ÅŸekillenen ekonomik, askeri ve siyasi Ã¶rgÃ¼tlenmeler de istifa etti. uzun yÄ±llar boyunca biÃ§imi ve Ã§erÃ§evesi belirlenmiÅŸ olasÄ± her tÃ¼rlÃ¼ iliÅŸki Ã§atÄ±ÅŸkÄ± konum ve statÃ¼ler iÅŸ bÃ¶lÃ¼mÃ¼ ve Ã¼retim biÃ§imi Ã§Ã¶kerek yerini belirsizliklerle dolu bir sÃ¼rece bÄ±raktÄ±. Bu belirsizlikten daha fazla geliÅŸmiÅŸ kapitalist Ã¼lkeler etkilenmiÅŸ olsalarda yol aÃ§tÄ±ÄŸÄ± sonuÃ§larÄ± itibariyle kÃ¼resel Ã¶lÃ§ekte "bundan sonra ne olacak?´ sorusunun yanÄ±tÄ± aranmaya baÅŸlandÄ±. <br />
<br />
Sol terminolojinin sihirli formÃ¼lÃ¼ "alt yapÄ±daki deÄŸiÅŸiklerin, Ã¼st yapÄ±yÄ± biÃ§imlendirdiÄŸi´ ÅŸeklinde ortaya Ã§Ä±kan durumu salt ekonomik nedenlerle izah etmeye Ã§alÄ±ÅŸmak kolay ve cazip gelebilir; fakat gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde dÃ¼ÅŸÃ¼n sanat ve kÃ¼ltÃ¼r dÃ¼nyasÄ±yla sermaye dÃ¼nyasÄ± o kadar Ã§ok iÃ§ iÃ§e geÃ§miÅŸtir ki, tek bir Ã¶ÄŸenin belirleyiciliÄŸinden sÃ¶z etmek yeterince aÃ§Ä±klÄ±k saÄŸlamamaktadÄ±r. HenÃ¼z baÅŸlangÄ±cÄ±nda olduÄŸumuz bir Ã§aÄŸÄ±n derinlikli tanÄ±mÄ±nÄ± yapmak ve Ã¼st dÃ¼zeyde bir kavramsallaÅŸtÄ±rma sorunuyla karÅŸÄ± karÅŸÄ±ya bulunmaktayÄ±z. KÃ¼resel Ã§apta bir ideolojik kimliÄŸin oluÅŸmasÄ± ve buna baÄŸlÄ± evrensel deÄŸer yargÄ±larÄ±nÄ±n genel kabulÃ¼ sonucunda ekonomik bir sistem ve kÃ¼ltÃ¼rel biryapÄ± ÅŸekillenecektir. KÃ¼resel ideolojik kimlik derken gerÃ§ektende post modernizmin alerji duyduÄŸu "bÃ¼yÃ¼k anlatÄ±lanlardan´ bahsediyoruz. Ã–zgÃ¼rlÃ¼k kahramanÄ± insanlÄ±k anlatÄ±sÄ±ndan. Ã‡Ã¼nkÃ¼ geleceÄŸi belirleyecek dÃ¼ÅŸÃ¼nce ve eylem gÃ¼cÃ¼ne sahip olduÄŸumuza inanÄ±yoruz. Ã–ncelikle olan sorunlardan biri toplumda yakÄ±n geleceÄŸe dair varolan belirsizlik duygusuna doÄŸruya en yakÄ±n cevabÄ± vererek belirgin kÄ±lmaktÄ±r. <br />
<br />
Post modernizm tez elden kollarÄ± sÄ±vayarak daha 1970`lerde Fransa`da 1968 kuÅŸaÄŸÄ±nÄ±n yanÄ±lsamasÄ±ndan kurtularak post yazÄ±nsal yazÄ±nÄ± geliÅŸtiren Michel Foucault, Jacques Dertida, Jean-FranÃ§ois Lyotard, Jean Baurillard ekseninde bu boÅŸluÄŸu doldurma Ã§abasÄ±na girmiÅŸtir. Ã‡Ä±kÄ±ÅŸÄ± itibariyle geleneksel olan her ÅŸeye bir karÅŸÄ± duruÅŸu simgelemektedir. Her tÃ¼rden ilke ve yerleÅŸik deÄŸerlere karÅŸÄ± Ã¶zel bir antipatisi olan bu akÄ±mÄ±n benimsedikleri bazÄ± ortak ilkeleri ÅŸÃ¶yle sÄ±ralayabiliriz; genel iÃ§in geÃ§erli olabilecek her tÃ¼rlÃ¼ teori ve evrensel Ã¼sluplarÄ±n red edilmesi Ã§oÄŸulculuÄŸun ve parÃ§alanmanÄ±n kabulÃ¼ farklÄ±lÄ±ÄŸÄ±n ve Ã§eÅŸitliliÄŸin vurgulanmasÄ± ve tÃ¼m faaliyetlerinde resim roman mimari felsefe ilahiyat insan ve toplum bilimi vb belirgin bir rolÃ¼ olan her ÅŸeyin geÃ§ici olduÄŸunun alaycÄ± bir ÅŸekilde kabul edilmesi. <br />
<br />
DÃ¶nemin aydÄ±n ve sanatÃ§Ä±larÄ±nÄ±n siyasal iktidar ve kÃ¼ltÃ¼rel otoritelere karÅŸÄ± olan rahatsÄ±zlÄ±ÄŸÄ± ve kapitalizmle arasÄ±na koymak istediÄŸi mesafe anlaÅŸÄ±lÄ±r bir ÅŸeydir. Ancak yukarÄ±da belirttiÄŸimiz ilkeler Ã§erÃ§evesinde geliÅŸtirilen faaliyetlerin gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde oynadÄ±ÄŸÄ± rol kapitalist ideoloji ve sistemin varlÄ±ÄŸÄ±nÄ± sÃ¼rdÃ¼rmesinde onu yeniden ve yeniden Ã¼retmek olmuÅŸtur. TÃ¼ketim Ã§Ä±lgÄ±nÄ± bir toplumun yaratÄ±lmasÄ±nda ve kapitalizmin kendini sÃ¼rekli kÄ±lmasÄ±nda post modern anlayÄ±ÅŸÄ±n katkÄ±sÄ± kÃ¼Ã§Ã¼msenemeyecek dÃ¼zeydedir. <br />
<br />
<strong>TÃ¼ketim Toplumunun OluÅŸumunda Psikolojik Durumun ManÃ¼plasyonu:</strong> <br />
<br />
Kapitalizm beÅŸ yÃ¼zyÄ±llÄ±k tarihinde Ã§eÅŸit kereler ekonomik siyasi toplumsal kriz dÃ¶nemlerinde Ã¶zÃ¼nÃ¼ korumak kaydÄ±yla farklÄ± biÃ§imlere bÃ¼rÃ¼nerek varlÄ±ÄŸÄ±nÄ± hala sÃ¼rdÃ¼rebilmektedir. YukarÄ±da yakÄ±n geÃ§miÅŸinde yaÅŸadÄ±ÄŸÄ± krizden ve tantanalÄ± son yirmi yÄ±llÄ±k sÃ¼reÃ§ten sonra gÃ¼nÃ¼mÃ¼zdeki varoluÅŸ biÃ§imini (post modernizm) kÄ±saca belirtmiÅŸtik. <br />
<br />
Burada herÅŸeyi meta haline getiren; metayÄ± ise fetiÅŸleÅŸtirerek toplumu zÄ±vanadan Ã§Ä±kmÄ±ÅŸÃ§asÄ±na tÃ¼ketime yÃ¶nlendiren kapitalist egemenlerinin hangi yÃ¶ntemleri nasÄ±l devreye soktuÄŸunu gÃ¶receÄŸiz. Tekrar vurgulamak gerekirse kapitalizm aÄŸÄ±rlÄ±klÄ± olarak iktisadi bir sistem olmasÄ±na raÄŸmen Ã§oÄŸu zaman yapÄ±ldÄ±ÄŸÄ± gibi salt ekonomik aÃ§Ä±dan deÄŸil, sermaye ve kÃ¼ltÃ¼rel sistemlerin iÃ§ iÃ§eliÄŸinden Ã¶tÃ¼rÃ¼ olguyu ayrÄ± zamanda sosyolojik ve psikolojik aÃ§Ä±dan da tahlil etmenin gerekliliÄŸine inanÄ±yoruz. <br />
<br />
GÃ¼n geÃ§tikÃ§e bÃ¼yÃ¼yen kentler ve kabaran kent nÃ¼fusu iÃ§inde giderek yalnÄ±zlaÅŸan bireylerdeki manevi boÅŸluk geniÅŸledikÃ§e bireysel ve toplumsal kimlik bunalÄ±mÄ± da o Ã¶lÃ§Ã¼de aÄŸÄ±rlÄ±ÄŸÄ±nÄ± hissettirmektedir. Ä°ÅŸsizlik yoksulluk vb sorunlarÄ± bir yana bÄ±raksak bile ortalama olarak temel ihtiyaÃ§larÄ±nÄ± karÅŸÄ±layabilen orta sÄ±nÄ±f bireyleri ve burjuvalar da Ã§oÄŸu zaman tarifi zor eksikliÄŸin duygusunu yaÅŸamaktadÄ±r. Evde okulda iÅŸ yerinde sokakta yaÅŸamÄ±n hemen her alanÄ±nda para ve mal alÄ±ÅŸ veriÅŸine dayalÄ± olarak kurulan iliÅŸkiler sÄ±rf bu nedenden Ã¶tÃ¼rÃ¼ yaÅŸadÄ±klarÄ± manevi boÅŸluÄŸu dolduramamaktadÄ±r. KiÅŸinin kimlik deÄŸeri cebindeki ya da banka hesabÄ±ndaki parasÄ± kadardÄ±r. KaldÄ± ki bu paraya her zaman sahip olacaÄŸÄ±ndan hiÃ§bir garantisi yoktur. <br />
<br />
DerinleÅŸen bireycilik nedeniyle toplumsa aidiyet anlamsÄ±z bir hale gelmiÅŸtir. Fakat aidiyet duygusu yerine belli bir Ã¼rÃ¼n markasÄ± etrafÄ±nda toplanan amaÃ§sÄ±z kÃ¼meler yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu anlamda toplumsallaÅŸmanÄ±n yapÄ± taÅŸlarÄ±ndan olan aidiyet duygusunu markalaÅŸtÄ±rÄ±larak bir tÃ¼ketim nesnesi haline getirilmiÅŸ olur. <br />
<br />
Egemen sistem geleneksel ve sÄ±kÄ± disiplin altÄ±nda yetiÅŸtirilen bireylerde geleneksel toplumdan kopmanÄ±n yolu olarak imgesel deÄŸer yÃ¼klenmiÅŸ metalarÄ± tÃ¼ketme arzusu yaratÄ±r. Ä°zleyiciyi aptal yerine koyarak defalarca art arda bir Ã¼rÃ¼nÃ¼n reklam edilerek dayatÄ±lmasÄ± can sÄ±kÄ±cÄ± bir durum yaratsa da bir sÃ¼re sonra izleyicilerde adÄ± geÃ§en markaya karÅŸÄ± bir aÅŸamalÄ±k geliÅŸir. Bir Ã§ok marka Ã¼rÃ¼nlerin olduÄŸu marketlerde insanlar Ã§oÄŸunlukla onlara tanÄ±dÄ±k gelen bir ismi satÄ±n almaya yÃ¶neleceklerdir. TÃ¼keticiler bir Ã§ok Ã¼rÃ¼n arasÄ±ndan o aÅŸina olduklarÄ± ismi satÄ±n alarak Ã¶zgÃ¼r seÃ§im yaptÄ±klarÄ±nÄ± sanÄ±rlar. Fakat herÅŸey programlanmÄ±ÅŸtÄ±r aslÄ±nda. Hatta kiÅŸi o malÄ± almaya zorlanmÄ±ÅŸtÄ±r. BilinÃ§ altÄ±na yerleÅŸtirilen imgeler belirlenen Ã¼rÃ¼nÃ¼ almasÄ±nÄ± saÄŸlamÄ±ÅŸtÄ±r. Ã–nemli olan kiÅŸide Ã¶zgÃ¼r bir seÃ§im yaptÄ±ÄŸÄ± duygusunu yaratmaktÄ±r. <br />
<br />
Ã–zgÃ¼rlÃ¼k ve gÃ¼Ã§ vb kavramlarÄ±n insanlarÄ±n imgelemindeki olaÄŸanÃ¼stÃ¼ gÃ¼cÃ¼n farkÄ±nda olan reklam simgesel hale getirilirler. Birey gÃ¶zÃ¼nÃ¼ diktiÄŸi bu metanÄ±n kendisine gÃ¼Ã§, Ã¶zgÃ¼rlÃ¼k ve farklÄ±lÄ±k kazandÄ±racaÄŸÄ±nÄ± kabul ederek ona ulaÅŸmaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±r ve eninde sonunda ulaÅŸÄ±r. Bu gÃ¼ce ulaÅŸÄ±p ona dokunduÄŸunda eriyip yok olduÄŸunu ve hÄ±zla kendisinden uzaklaÅŸtÄ±ÄŸÄ±nÄ± patlayÄ±cÄ± bir endiÅŸeyle gÃ¶rdÃ¼ÄŸÃ¼nde derin bir hiÃ§lik duygusu ve dÃ¼ÅŸ kÄ±rÄ±klÄ±ÄŸÄ± kaplar benliÄŸini. Ardarda yaÅŸanan dÃ¼ÅŸ kÄ±rÄ±klÄ±ÄŸÄ± anlamsÄ±zlaÅŸma ve hiÃ§leÅŸme sonucunda eÄŸer hala umut tÃ¼kenmemiÅŸse bir daha ki alÄ±ÅŸ veriÅŸse ertelenmiÅŸtir umutlar. Ve sonsuza dek sÃ¼rÃ¼p gidecek olan bir tÃ¼ketim Ã§Ä±lgÄ±nlÄ±ÄŸÄ±. <br />
Yapay kimlik konusunda tekrar dÃ¶necek olursak; aynÄ± giyim zevkini, aynÄ± ilgi alanlarÄ±nÄ± ve yaÅŸam biÃ§imini paylaÅŸan insanlar kullandÄ±klarÄ± ortak markalar nedeniyle geleneksel toplum iÃ§inde Ã¶zel bir statÃ¼leri olduÄŸunu dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼rler. (Ã§Ã¼nkÃ¼ reklam filmi onlara bÃ¶yle sÃ¶ylemiÅŸtir)bu da onlara farklÄ± bir toplumsal kimlik kazandÄ±klarÄ± hissini verir. Kurulan iliÅŸkilerin kaynaÄŸÄ± insanÄ± ihtiyaÃ§larÄ± deÄŸil bir marka ortaklÄ±ÄŸÄ±dÄ±r. HÄ±zla kurulabilen bu iliÅŸkiler daha farklÄ± bir Ã¼rÃ¼n markasÄ± tercih edilene kadar sÃ¼rer ve sonra hÄ±zla daÄŸÄ±lÄ±rlar. <br />
GÃ¼nÃ¼mÃ¼z toplumun dÃ¼ÅŸÃ¼nceleri, ihtiyaÃ§larÄ± hatta dÃ¼ÅŸleri kendilerine ait deÄŸildir ne yazÄ±k ki, Ä°Ã§sel yaÅŸantÄ±larÄ± ancak toplumsal sistemin karÅŸÄ±layabileceÄŸi arzularÄ± Ã¼retecek ÅŸekilde toptan olarak yÃ¶netilmekte programlanmaktadÄ±r. Ä°nsanlar kendilerini metalarda tanÄ±rlar. RuhlarÄ±nÄ± otomobillerde, mÃ¼zik setlerinde, dubleks evlerinde, mutfak robotlarÄ±nda ve tuvalet kaÄŸÄ±tlarÄ±na yazÄ±lmÄ±ÅŸ ÅŸiir ve Ã¶ykÃ¼lerde bulurlar. <br />
<br />
<strong>TÃ¼ketim, Edebiyat Ve TÃ¼kenmiÅŸlik EdebiyatÄ±</strong> <br />
<br />
Ä°nsana has olan bazÄ± psikolojik ve sosyolojik Ã¶zelliklerin var olmasÄ± elbette zayÄ±flÄ±k olarak algÄ±lanamaz. Her insan ilgi gÃ¶rmek, sevmek-sevilmek, bir yerlere ait olmak, kendine ve Ã§evresine anlam vermek, varoluÅŸunu ispat etmek ister. SayabileceÄŸimiz daha bir Ã§ok Ã¶zellik insan olmaktan ve toplumsal varlÄ±k olmaktan Ã¶tÃ¼rÃ¼ ruhsal gerilimlere neden olabilmektedir. Burada yanlÄ±ÅŸ olan bu duygularÄ±n varolmasÄ± deÄŸil, yanlÄ±ÅŸ olan kapitalist sistemin daha fazla kar amacÄ±yla bu duygulara istediÄŸi ÅŸekilde yÃ¶n vererek sÃ¶mÃ¼rÃ¼ye tabi kÄ±lmasÄ±dÄ±r. Kapitalizmin Ã¶nceki dÃ¶nemleri emeÄŸin, iÅŸ gÃ¼cÃ¼nÃ¼n ve iÅŸ zamanÄ±nÄ±n sÃ¶mÃ¼rÃ¼sÃ¼yle sÄ±nÄ±rlÄ±yken sÃ¶mÃ¼rÃ¼ alanÄ± aÄŸÄ±rlÄ±klÄ± olarak ruhsal boyuta ve boÅŸ zamanÄ±n da k&acirc;ra dÃ¶nÃ¼ÅŸtÃ¼rÃ¼lmesine kaydÄ±rÄ±ldÄ±. Sistem Ã¼retimle tÃ¼ketim arasÄ±ndaki dengeyi kuramadÄ±ÄŸÄ±ndan sÄ±k sÄ±k mali krizler yaÅŸamÄ±ÅŸ bunu aÅŸmanÄ±n yolu olarak da iÅŸ zamanÄ±ndan arta kalan boÅŸ zamanlarÄ±nda eÄŸlence sektÃ¶rÃ¼ ve ucuz edebiyat tÃ¼rleriyle hakimiyeti altÄ±na almayÄ± kendi varlÄ±ÄŸÄ± aÃ§Ä±sÄ±ndan zorunlu gÃ¶rmÃ¼ÅŸtÃ¼r. ArtÄ±k arz ve talep durumuna gÃ¶re Ã¼retim yapÄ±lmamakta arzÄ± da talebi de sistemin kendisi belirleyerek Ã¼rettiÄŸi her malÄ± pazarlayabilmektedir. <br />
Pazarlanmak Ã¼zere Ã¼retilen metalarÄ±n ihtiyaÃ§tan kaynaklÄ± yada kullanmaya elveriÅŸli olup olmamasÄ± Ã¶nemli deÄŸildir. Ã¶nemli olan talep yaratabilmesidir. Toplumda satÄ±n alma sahip olma arzusu yaratmak iÃ§in sanat ve edebiyatÄ± kullanmakta tereddÃ¼t bile edilmemekte, bizzat sanatÄ±n ve edebiyatÄ±n kendiside meta haline getirilerek satÄ±ÅŸa sunulmaktadÄ±r. <br />
<br />
ArtÄ±k yazÄ±lÄ± ve sÃ¶zlÃ¼ edebiyat insanlara pratik yaÅŸamÄ±n gerÃ§ekleri hakkÄ±nda kiÅŸisel ve toplumsal deneyimlerin estetize edilerek anlatÄ±lmasÄ±nÄ± ifade etmiyor. Belli bir miktar para karÅŸÄ±lÄ±ÄŸÄ±nda kÄ±sa zamanda hazÄ±rlanÄ±p paketlenen yazÄ± ve edebiyat Ã¼rÃ¼nleri bestseller alma amacÄ± gÃ¼tmektedir. Ä°Ã§eriÄŸin yÃ¼zeyselliÄŸi ve post yapÄ±salcÄ± anlayÄ±ÅŸla aslÄ±nda herÅŸeyin geÃ§ici ve deÄŸersiz olduÄŸu yolundaki telkinlerle bu dÃ¼nyaya ve topluma ait deÄŸerler bÃ¼tÃ¼nÃ¼ hiÃ§lik girdabÄ±na sÃ¼rÃ¼kleyerek anlamsÄ±zlaÅŸmayÄ± esas almaktadÄ±r. <br />
AnlamÄ±n bittiÄŸi yerde roman, ÅŸiir ve felsefede bitmiÅŸ demektir. Ä°nsan ruhunun katÄ±k edilmediÄŸi yazÄ± sahici olmayÄ± ve inandÄ±rÄ±cÄ±lÄ±ÄŸÄ±nÄ± yitirmiÅŸtir. Bir kitap okuyunca hayatÄ±m deÄŸiÅŸti diyenler yok artÄ±k. YazanÄ±n da okuyanÄ±n da deÄŸil bir kitapla bin kitapla okusa hayatÄ±nda kalÄ±cÄ± bir deÄŸiÅŸiklik olmuyor. Ã‡Ã¼nkÃ¼ yazÄ±lan yazÄ±lar, resimler, sinema filmleri, mÃ¼zik ve ÅŸarkÄ±lar ilettikleri mesajlarla insanlarÄ± dÃ¼nyayÄ± deÄŸiÅŸtirmek iÃ§in harekete geÃ§irmeye deÄŸil, tersine konformizm saÄŸlamak iÃ§in Ã¼retilmektedir. <br />
<br />
GeÃ§miÅŸ tÃ¼m dÃ¶nemlerde toplumsal geliÅŸmeye hizmet eden ideolojilerin yayÄ±lÄ±p iÃ§selleÅŸtirilmesinde Ã¶nemli rol oynayan edebiyat bu gÃ¼n kapitalist sistemin elinde ideolojisizleÅŸtirme aracÄ± olarak gÃ¶rev yapmaktadÄ±r. Ä°deolojinin olmadÄ±ÄŸÄ± toplumlarda insani, bilimsel, edebi, etik deÄŸerlerden de sÃ¶z edilemeyeceÄŸini kabul etmek durumundayÄ±z. DolayÄ±sÄ±yla Ã§aÄŸÄ±mÄ±zÄ±n edebiyatÃ§Ä±sÄ± hakim kÄ±lÄ±nmaya Ã§alÄ±ÅŸÄ±lan anlamsÄ±zlaÅŸtÄ±rmaya karÅŸÄ± bir direniÅŸ iÃ§inde olduÄŸu sÃ¼rece yarattÄ±ÄŸÄ± roman, ÅŸiir ve yazÄ±lar kalÄ±cÄ± bir deÄŸer ve gerÃ§ek edebiyat niteliÄŸi taÅŸÄ±yacaktÄ±r. <br />
<br />
Ä°nsanoÄŸlu uzun bir sÃ¼re boyunca ideolojisiz ve edebiyatsÄ±z yaÅŸayamaz ve yahut mevcut yazÄ±n tÃ¼rÃ¼nÃ¼n yaÅŸamÄ±n sorunlara cevap vermesi dÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼lemez. TÃ¼ketime odaklanmÄ±ÅŸ toplum daha ÅŸimdiden bu yaklaÅŸÄ±mlarÄ± tÃ¼ketmiÅŸ, tatminsizce yeni arayÄ±ÅŸlar iÃ§ine girmiÅŸtir. YaÅŸanan boÅŸluk ve anlamsÄ±zlÄ±k iÃ§inde sarÄ±lacak bir deÄŸerler bÃ¼tÃ¼nÃ¼ aramaktadÄ±r. Onlara aradÄ±ÄŸÄ± ÅŸeyi gÃ¶stermek Ã¶zgÃ¼rce, insanca, hoÅŸgÃ¶rÃ¼yle ve demokratik yaÅŸamÄ±n tasavvurunu yapmak gerÃ§ek Ã§aÄŸdaÅŸ insan tipini yaratmak edebiyatÄ±n ve edebiyatÃ§Ä±nÄ±n sorumluluÄŸu olmaktadÄ±r. <br />
<br />
Bager Tuna
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_53.html</link>
  <dc:subject>Kapitalizm, tÃ¼ketim toplumu ve edebiyat</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>Bedenin bÃ¼yÃ¼sÃ¼... Tatoo</title>
  <description>

Tatoo Tarihi 
Bedenin bÃ¼yÃ¼sÃ¼... Tatoo, 

Ä°nsan bedeninin farkli malzemeler kullanilarak Ã§esitli uygulamalarla sÃ¼slenmesi olgusunu tarihin Ã§ok eski dÃ¶nemlerine dayandirmak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r. 
Insan neden sÃ¼sle...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
<br />
<br />
<strong>Tatoo Tarihi <br />
Bedenin bÃ¼yÃ¼sÃ¼... Tatoo, <br />
</strong><br />
Ä°nsan bedeninin farkli malzemeler kullanilarak Ã§esitli uygulamalarla sÃ¼slenmesi olgusunu tarihin Ã§ok eski dÃ¶nemlerine dayandirmak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r. <br />
Insan neden sÃ¼slenme gereksinimi duyar. Bu durum yalniz begenilme, gÃ¼zel gÃ¶rÃ¼nme isteginden mi ileri gelmektedir yoksa bunun daha farkli nedenleri var midir. <br />
Bu yazida tatoaj olarak adlandirilan sÃ¼slenme biÃ§imleri arasinda yer alan; dÃ¶gÃ¼n, vesim, dak ve dag olarak da bilinen dÃ¶vme adetinden, bu adetin Anadolu'daki durumundan sÃ¶z edilmeye Ã§alisilacaktir. <br />
<br />
DÃ¶vme, deri tarafindan tÃ¼mÃ¼yle yok edilemeyen bir boya maddesinin belirli bir tek-nikle altderi yÃ¼zeyine kadar islenmesi olarak tanimlanabilir. Altderiye ulasmak iÃ§in sivri uÃ§lu bir araÃ§la yariklar veya delikler aÃ§ilir. AÃ§ilan bu yariklara igne, diken gibi bir araÃ§ yardimi ile gerekli boya maddesi konur. Ya da Eskimolarin kullandiklari bir teknikle, deri igneyle delindikten sonra, ise bulanmis bir iplik deriye geÃ§irilerek, boya deri al-tina yerlestirilir. Diger bir teknik, aÃ§ilan yariklara barut veya gÃ¼herÃ§ile iÃ§eren karisimlari yayarak bunlari ateslemektir. Bu islemlerden, Ã¶zellikle derinin yakilmasi isleminden sonda deride hiÃ§bir zaman Ã§ikmayan aÃ§ik ya da koyu mavi renkli bir yanik izi olusur. <br />
DÃ¶vme yapilirken en Ã§ok kullanilan boya maddesi istir. Isle birlikte Ã§ivit, antimuan tozu, kavrulup dÃ¶vÃ¼lmÃ¼s kemik tozu, Ã§esitli bitki Ã¶zleri, safran ve kina da kullanilir. Bu malzemelere gÃ¶re deride beliren izler kirmiziya yakin bir tonda olabilir. <br />
Yaptiranin uzun sÃ¼re aciya katlanmasini gerektiren dÃ¶vmenin yapildigi mevsim de Ã¶nemlidir. Iyi bir dÃ¶vme elde etmek iÃ§in ilkbahar en uygun mevsim sayilir. <br />
Kaynaklar ilk Ã§aglarda kamis ve yaprak boyalari ile yapilan dÃ¶vmelerden sÃ¶z etmek-te, 1.0. 2000'lerden kalma Misir mumyalarinda dÃ¶vmelere rastlanildigini belirtmektedir. <br />
Hun kurganlarinda Ã§ikan cesetlerde son derece kivrak Ã§izgilerle ve dekoratif bir an-layisla yapilmis dÃ¼ssel yaratiklar ve koÃ§ figÃ¼rlerinden olusan dÃ¶vmeler gÃ¶rÃ¼lmektedir. Dinsel-bÃ¼yÃ¼sel kaynakli bu dÃ¶vmelerin is oldugu ihtimali bulunan bir boya-nin, deriye siringa edilmesi ile olustugu dÃ¼sÃ¼nÃ¼lmektedir. Pazirik kurganinda bir baska-na ait cesette bulunan dÃ¶vmelerde oldugu gibi, Hunlarda da asil ve kahraman kisilerin dÃ¶vme yaptirabildigi, daha sonralari Kazak ve Kirgizlarda devam eden bu gelenegin yi-ne kahramanlik niteligi tasiyan bireylerce uygulandigi bilinmektedir. <br />
Tastik mezarlarinda ve daha sonra Altin Yis mezarlarinin birinde bulunan cesetlerde vÃ¼cudun bazi kisimlarinin av sahnelerini tasvir eden dÃ¶vmelerle sÃ¼slÃ¼ bulundugu gÃ¶rÃ¼lmektedir. <br />
Eski Roma'da suÃ§lulari ve kÃ¶leleri tanimaya yarayan dÃ¶vmelere 19. yÃ¼zyil Ingiltere'sinde de rastlanilmaktadir. <br />
Cezayirli gemiciler araciligi ile Osmanli denizcileri arasinda yayginlasan dÃ¶vme; XVII. yÃ¼zyildan itibaren YeniÃ§erilerce bagli bulunduklari "orta"yi simgelemek amaci ile yaptirilmaya baslanmis, YeniÃ§eri ocaginin kapatilisina dek sÃ¼rmÃ¼stÃ¼r. <br />
Ilkel topluluklarda dÃ¶vme yapilirken tÃ¶renler dÃ¼zenlenir. DÃ¶vmeyi yapan kisi birta-kim dinsel ve bÃ¼yÃ¼sel kurallari yerine getirmek zorundadir. Ã§esitli model ve Ã¶rneklere gÃ¶re yapilan dÃ¶vmelerin deriye islenisi bazen aylarca kimi zaman birkaÃ§ yil sÃ¼rebilir. <br />
DÃ¶vmecilik Ã¶zellikle Okyanusya adalarinda (Markiz, Samoa) ve Yeni Zelanda'da gelismistir. Deride yara aÃ§ilarak yapilan dÃ¶vme teknigine Avustralya ve Merkezi Afrika yerlilerinde rastlanilmaktadir. <br />
DÃ¶vmenin estetik yÃ¶nÃ¼ne gÃ¶re Ã§ok daha Ã¶nem tasiyan yani hemen her zaman dinsel,bÃ¼yÃ¼sel, sagaltici, toplumsal ve cinsel rolleri belirleyici, bagli bulunan toplulugu isaret edici Ã¶zelligidir. <br />
Anadolu'daki dÃ¶vme adetinin de bu yaklasimla ele alinarak incelenmesi daha dogru olur. <br />
DÃ¶vme adeti Ã¶zellikle Dogu Anadolu ve GÃ¼neydogu Anadolu bÃ¶lgelerimizde yayginlik kazanmistir. <br />
1991 yilinda Gaziantep Barak bÃ¶lgesinde iki TÃ¼rkmen ve bir KÃ¼rt kÃ¶yÃ¼nde yaptigim arastirmalarda 40-45 yasin Ã¼zerindeki erkek ve kadinlarin el, yÃ¼z ve vÃ¼cutlarinda yÃ¶rede "dÃ¶vÃ¼n" olarak adlandirilan dÃ¶vmelere rastladim. Bu kisilerde el, yÃ¼z ve vÃ¼cudun Ã§esitli bÃ¶lÃ¼mlerinde bulanan dÃ¶vÃ¼nler; 18-20 yas civari genÃ§ kizlarda yalniz sag yanakta bir nok-ta seklinde yer almaktadir. <br />
YÃ¶rede "gurbet" adi verilen, geÃ§imini boncuk, igne gibi ufak tefek gereÃ§ler satip, karsiliginda yumurta, arpa, bugday vb. alarak karsilayan kÃ¼Ã§Ã¼k gezici gruplar tarafindan, 15-20 yil Ã¶ncesine kadar isteyenlere dÃ¶vÃ¼n yapildigi, simdi ise bu uygulamanin de-vam etmedigi belirtilmistir. DÃ¶vÃ¼n yapilmadan Ã¶nce, dÃ¶vmeyi yaptiracak kisi veya "gurbet" tarafindan belirlenen sekiller yanmis kibrit Ã§Ã¶pÃ¼ yardimi ile vÃ¼cut Ã¼zerine Ã§izilir. Ã¼Ã§ ya da dokuz adet halinde (bu rakamlarin mistik Ã¶zelligi bilinmektedir) bir araya getirilerek sikica baglanan ignelerle deri dÃ¶vÃ¼lÃ¼r; koyun Ã¶dÃ¼ ve kazanlarin altindan toplanan isle hazirlanan karisim, bu dÃ¶vÃ¼lme sirasinda altderiye yerlestirilir. Kabuk baglayan bu yara zamanla iyilesir ve desen belirir. <br />
DÃ¶vÃ¼n, kadinlar tarafindan Ã¶zellikle Ã§ene, Ã§ene alti, ayak bilegi, boyun, gÃ¶gÃ¼s ve el Ã¼stlerinde tercih edilmekte, erkeklerde ise burun Ã¼zeri ve alin ortasinda, el Ã¼stlerinde, el bileginde ve kollarda dÃ¶vÃ¼ne rastlanmaktadir. <br />
Bilinen dÃ¶vme motifleri arasinda, kadinlarda el Ã¼stÃ¼ ve ayak bileklerinde rastlanan tarak ve ayna; genellikle yÃ¼ze yapilan yildiz ve ayak bileklerinde halka motifleri Ã¶nemli yer tutmaktadir. Bunlarla beraber 60 yas civarindaki birkaÃ§ kadinda dikkati Ã§eken, Ã§ene altindan baslayarak, boyunda devam eden ve iki gÃ¶gÃ¼ste sekillenen ceren motifidir. <br />
Erkeklerde daha Ã§ok sakaklarda ve kollarda yogunlasan Arap harfleriyle yazilmis isim ve ibarelere, arslan, yilan, ay gibi sekillere rastlamak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r. <br />
DÃ¶vmelerin ne iÃ§in yapildigi sorusuna genel olarak sÃ¼slenme yaniti verilmekle bera-ber, 60 yas Ã¼zerindeki kadin ve erkekler ugur getirdigi, kazanci artirdigi, bereketi sagla-digi inanci ile dÃ¶vme yaptirdiklarini belirtmislerdir. Ayrica Ã§ocugu olmayan kadinlarin bellerine yaptirdiklari dÃ¶vme sayesinde Ã§ocuklari olacagina iliskin inanÃ§ mevcuttur. An-cak kentlerde Ã§ok yadirgandiklari, torun ve Ã§ocuklari tarafindan Ã§agdisi bulundugu iÃ§in bÃ¼yÃ¼k bir Ã§ogunlugu dÃ¶vmeyi sevmedigini sÃ¶ylemektedir. Asitli maddelerle yÃ¼zlerinden bu izi Ã§ikarmak istemisler ancak basarili olamamislardir. <br />
1994 yilinda Ã§ankiri'da bir TÃ¼rkmen kÃ¶yÃ¼nde yapilan Ã§alismada ise 50-55 yas civa-rindaki kadinlarda, burnun Ã¼st kismi ve alnin ortasinda bulunan ay-yildiz seklinde dÃ¶v-menin disinda vÃ¼cudun baska hiÃ§bir yerinde dÃ¶vmenin bulunmamasi dikkati Ã§ekmistir. Bu dÃ¶vmenin Ã¶zelligi ise kiz sÃ¼tÃ¼ (yeni dogum yapmis ve kiz Ã§ocugu olmus bir annenin sÃ¼tÃ¼nÃ¼n) isle karistirilmasi, bu karisimin dÃ¶vmede kullanilmasidir. DÃ¶vme yapilirken yine Ã¼Ã§ igne bir araya getirilmekte, kaynak kisiler bunun atalarindan kalma bir sÃ¼s oldu-gunu belirtmektedirler. <br />
Urfa, Mardin ve Diyarbakir'da dÃ¶vme; dak ya da dek olarak da anilmaktadir. Bu yÃ¶-relerde en fazla dikkat Ã§eken dÃ¶vme motifi Ã¶zellikle sakaklarda gÃ¶rÃ¼len bes parmagi stilize eden sekildir. Bu sekillere Gaziantep'te de rastlamak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r. Bu motif S.V. Ã¶rnek'in de belirttigi ve Kizilcahamam'da "Yenge Mezari" olarak anilan kadin mezarlarinin basucuna konulan tahta isaretlerle bÃ¼yÃ¼k benzerlik tasir. <br />
DÃ¶vme motiflerinde mezar taslarindan, dokumalarimiza, mimarimizden isleme tekniklerimize kadar uzanan ve hemen hepsinde dinsel, bÃ¼yÃ¼sel, mitolojik; sosyal ve cinsel statÃ¼, asiret isareti niteligi tasiyan motiflerin benzerlerini bulmak mÃ¼mkÃ¼ndÃ¼r. Bu mo-tiflerin kisiyi rahatsizliklardan, nazardan koruduguna; gÃ¼zellik ve yigitlik getirdigine olan inanÃ§ halen devam etmektedir. <br />
GÃ¼nÃ¼mÃ¼zde Bati'da Ã§ok yaygin bir uygulama alani bulunan dÃ¶vme, kentsel yasam-da Ã¶zellikle genÃ§ler arasinda giderek daha Ã§ok ilgi Ã§eken bir sÃ¼slenme biÃ§imine dÃ¶nÃ¼smÃ¼stÃ¼r. <br />
Istanbul'da dÃ¶vme yapan iki kisi dÃ¶vme yaptiklari makinenin batma derinligini ayarlayabildigini, steril kosullarin dÃ¶vme yapiminda bÃ¼yÃ¼k Ã¶nem tasidigini belirtmekte-dir. Bu kisilere gÃ¶re dÃ¶vme yaptiranlar cinsel bakimdan daha Ã§ekici gÃ¶rÃ¼nme. kendini gÃ¼Ã§lÃ¼ hissetme, dikkat Ã§ekme, farkli olma ve sÃ¼sleme amaci ile bu uygulamaya basvur-maktadir. Sahte dÃ¶vmeler disinda vÃ¼cuttan Ã§ikarilmasi ancak bir operasyonla gerÃ§ekle-sen dÃ¶vmelerin genellikle bayanlar arasinda yaygin oldugu belirtilmektedir. <br />
Kisa bir degerlendirme yapildiginda Anadolu'da dÃ¶vme adetinin; <br />
- Dinsel-bÃ¼yÃ¼sel KÃ¶kene <br />
- Bir asirete olan bagliliga yani bir anlamda damga niteligi olusuna <br />
- SÃ¼slenme olgusu tasimasina <br />
- Hastalik ve nazardan korunma <br />
- Ugur ve tilsim niteligi bulunma <br />
gibi Ã§ok genel basliklar altinda toplanan nedenlere dayandigi sÃ¶ylenebilir. GÃ¼nÃ¼-mÃ¼zde geleneksel kesimde Ã¶nemini kaybetmis durumda bulunan dÃ¶vme adeti kentsel kesimde giderek yayginlik kazanmaktadir. <br />
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_44.html</link>
  <dc:subject>Bedenin bÃ¼yÃ¼sÃ¼... Tatoo</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>ZerdÃ¼ÅŸtten gÃ¼nÃ¼mÃ¼ze insan ve toplum</title>
  <description>ZerdÃ¼ÅŸtten gÃ¼nÃ¼mÃ¼ze insan ve toplum

Sizin sevdiÄŸiniz (Ahura Mazda) bize bu dÃ¼nyada 
BarÄ±ÅŸsever ve bÃ¼tÃ¼n asÄ±rlarÄ±n mutlu yaÅŸamÄ± ile dolu olan 
Ä°kamet yeri armaÄŸan edecektir. 
O zaman yine Ã¶nceki gi...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
<strong>ZerdÃ¼ÅŸtten gÃ¼nÃ¼mÃ¼ze insan ve toplum</strong><br />
<br />
Sizin sevdiÄŸiniz (Ahura Mazda) bize bu dÃ¼nyada <br />
BarÄ±ÅŸsever ve bÃ¼tÃ¼n asÄ±rlarÄ±n mutlu yaÅŸamÄ± ile dolu olan <br />
Ä°kamet yeri armaÄŸan edecektir. <br />
O zaman yine Ã¶nceki gibi (bizim doÄŸuÅŸumuzdan) Ã§ok <br />
Ã–ncelerinde dÃ¼nyada bÃ¼tÃ¼n harika ÅŸeylerin ve verimli meyvelerin oluÅŸturduÄŸu zamanlardaki gibi olacaktÄ±r. <br />
(Yasna 48-6) <br />
Ä°nsanÄ±n kendini yaratÄ±ÅŸÄ± bÃ¼yÃ¼k ve derin korkular Ã§atÄ±ÅŸmalar, bitimsiz arayÄ±ÅŸlar, merak ve ilgi yÃ¼klÃ¼ bir serÃ¼venken aynÄ± zamanda anlama ve tanÄ±mlama; yaratma ve yarattÄ±ÄŸÄ±yla bÃ¼yÃ¼me mucizesi. Ä°nsanlÄ±ÄŸÄ±n bu uzun yÃ¼rÃ¼yÃ¼ÅŸÃ¼nde, 5-6 bin yÄ±l gibi kÄ±sa bir sÃ¼re Ã¶ncesine denk arayÄ±ÅŸlar, merak ve ilgi, Ã¼retilen ve yaratÄ±lan, anlama ve tanÄ±mlama, kutsal deÄŸerler olmaktan Ã§Ä±ktÄ±. KÃ¼Ã§Ã¼k bir kesim olan yÃ¶netenlerin elinde zÄ±ddÄ±na dÃ¶nÃ¼ÅŸerek dÃ¼nya izlerine dÃ¶nÃ¼k dÃ¼ÅŸÃ¼ncelerde boÄŸuldu. GerÃ§ek ile yalan, iyi ile kÃ¶tÃ¼, aydÄ±nlÄ±k ile karanlÄ±k gibi zÄ±tlarÄ±n birliÄŸi ve karÅŸÄ±tlÄ±ÄŸÄ± yaÅŸamÄ±n hem geliÅŸmesinde hem de yozlaÅŸmasÄ±nda Ã¶nemli bir edim haline geldi. ZÄ±tlar daha Ã¶nce yada "bÃ¼tÃ¼n harika ÅŸeylerin´ oluÅŸtuÄŸu zamanlarda da var elbette. Ama gerÃ§ekten ilerletenden yana tercih, bu tercihin tedbirlerinin bilinÃ§lice geliÅŸtirilmesi de var. <br />
M.Ã– 12-10 binlerde kadÄ±nÄ±n Ã¼retimde Ninhursag, doÄŸrulukta Maat, yÃ¶netimde ise Ä°ÅŸtar`laÅŸÄ±p Ã¶ncÃ¼leÅŸtiÄŸi dÃ¶nemde Ã¶zellikle iÃ§ dÃ¼nyanÄ±n keÅŸfi yine insan doÄŸa ve evrendeki devirli karakterin birbirini etkilemesi bÃ¼yÃ¼k ilgi gÃ¶rdÃ¼. DoÄŸayla iliÅŸkide birlikte olma, koruyup geliÅŸtirme kutsanÄ±rken geliÅŸtiren ve ilerleten her ÅŸey; ekim, hasat, merak, ilgi, sorma, izin isteme, anlama, anlayamama, sevme, dokuma, saygÄ±, Ã¶ÄŸrenme ve Ã¶ÄŸretme, resim Ã§izme ve melodi sÃ¶yleme, temizlik gibi daha sayamayacaÄŸÄ±mÄ±z bir Ã§ok ÅŸey iyi ve gÃ¼zel olarak anlamlandÄ±rÄ±ldÄ±. Belki de en Ã¶nemlisi yaÅŸam gerÃ§eÄŸe yakÄ±n yaÅŸandÄ±. DÃ¼ÅŸÃ¼ncenin Ã¼rÃ¼nÃ¼ olan kavramlar kendi gerÃ§ek anlamlarÄ±nÄ± ifade ettikleri iÃ§in yalan, ikiyÃ¼zlÃ¼lÃ¼k ihtiyaÃ§ olarak aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±kmadÄ±. Maddi Ã¼retime maneviyatÄ± gÃ¼Ã§lendiren roller atfedildi. Topraktan ekilerek elde edilen Ã¼rÃ¼nle beslenilme (ki ekilmeden de bir Ã§ok verimli meyvelerin kaynaÄŸÄ±) suyun canlÄ±lÄ±ÄŸÄ±n devamÄ±nda ve temizlikteki yeri, ateÅŸin Ä±sÄ±tmasÄ±nÄ±n yanÄ±nda piÅŸirmesi ve farklÄ± ÅŸekillerin Ã§Ä±karÄ±lmasÄ±nda eritici olmasÄ± bÃ¼yÃ¼k bir coÅŸku yaratÄ±rken, toprak, su ve ateÅŸi kutsallaÅŸan korunan bir dÃ¼zeye getirdi. Kendisiyle eÅŸitlemesi ve hoyratÃ§a kullanmamasÄ± Ã¶nemlidir. bu aynÄ± zamanda canlÄ±lÄ±ÄŸÄ±n duygu dÃ¼nyasÄ±na hislerine biÃ§ilen gerÃ§ek deÄŸer. Sevmenin ve aÅŸkÄ±n gerÃ§ek anlamda herÅŸeye akarak vÃ¼cut bulmasÄ± oldu. <br />
<br />
<strong>DegiÅŸen tercihler ve kullaÅŸma <br />
</strong><br />
BÃ¼tÃ¼n gÃ¶k ve dÃ¼nya bu savaÅŸta savaÅŸ alanÄ±dÄ±r <br />
HiÃ§bir ÅŸÃ¼pheye seÃ§imini yavaÅŸlatmasÄ±na izin verme <br />
KÃ¶tÃ¼ Ã§ok Ã§abuk kendine Ã§ekebilen bir kuvvettir <br />
Sen piÅŸman oluncaya kadar, seni aÄŸlarÄ±nda yakalar <br />
Bu aÄŸlarda senin bÃ¼tÃ¼n iyiye olan meyillerin kaybolur <br />
Ondan sonrada sadece acÄ±nÄ±n temeli baÅŸlar. <br />
YaratÄ±lan deÄŸerlerin ve yaratan olarak kadÄ±nÄ±n giderek gerÃ§ek anlamÄ±nÄ± yitirmesi MÃ– 4000 yÄ±llarÄ±na denk dÃ¼ÅŸerken, 3000`le gelindiÄŸinde bu anlam yitiminin yerini yalanÄ±n aldÄ±ÄŸÄ± ve bunun kurumlaÅŸtÄ±ÄŸÄ±nÄ± gÃ¶rÃ¼yoruz. <br />
Ã–ncelikle kadÄ±nÄ±n Ã¼retim ve yÃ¶netimde ki yerinden alÄ±narak sevgi ve aÅŸk adÄ±na bir eve kapatÄ±lÄ±p hizmetÃ§iliÄŸin yanÄ±nda cinsel tatmin aracÄ± haline getirilerek kendine yabancÄ±laÅŸtÄ±rÄ±lmasÄ± yaÅŸandÄ±. TanrÄ±Ã§alar ya Ã¶ldÃ¼rÃ¼ldÃ¼, ya da tanrÄ±lar tarafÄ±ndan gÃ¶lge haline getirildi. Her yÃ¶nlÃ¼ Ã¼retimden yana yaÅŸamÄ±n tÃ¼m ediminde insanlÄ±k, kadÄ±n ve erkek olarak Ã¶zgÃ¼rce varken, kadÄ±nÄ± adÄ±nÄ±n, kimliÄŸinin bu yaÅŸamdan uzaklaÅŸtÄ±rÄ±lmasÄ±yla erkeklik ve erkek eksenlilik yaÅŸamÄ±n ve insanlÄ±ÄŸÄ±n adÄ± oldu. erkeÄŸin sistemleÅŸmesiyle iÅŸkence, baskÄ±, katliam, bencillik, sÃ¶mÃ¼rÃ¼ aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±ktÄ± ve derinleÅŸerek devam etti. yine Ã¶zgÃ¼r insandan kullaÅŸan bireye bir evrilme yaÅŸandÄ±. HÄ±rs, kÄ±skanÃ§lÄ±k, yarattÄ±klarÄ±nÄ±n esiri olma, Ã¼stÃ¼nlÃ¼k, Ã§Ä±kara dayalÄ± iliÅŸkiler, tercih edilen maddi yaÅŸam karÅŸÄ±sÄ±nda aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±kan psikolojik bir edim. TÄ±pkÄ± herÅŸeyle bÃ¼tÃ¼nleÅŸip evrenin iÃ§inde erime, Ã¶nemli ama kÃ¼Ã§Ã¼k bir parÃ§a olabilme, kendinle herÅŸeyi eÅŸitleme ve kutsamanÄ±n da psikolojik boyutu olduÄŸu gibi. BugÃ¼nde iÃ§inde yaÅŸadÄ±ÄŸÄ±mÄ±z gibi maddi yaÅŸamdanyana atÄ±lan hiÃ§bir adÄ±m yalansÄ±z olmadÄ±. Kendine baÅŸta olmak Ã¼zere herkesi kandÄ±ran kiÅŸilik aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±ktÄ±. Kavramlar gerÃ§ek anlamÄ±ndan uzaklaÅŸtÄ±rÄ±larak sistemin Ã§Ä±karlarÄ± doÄŸrultusunda yanÄ±ltan hale getirildi. Ä°Ã§i boÅŸaltÄ±ldÄ± da diyebiliriz. Erkek kadÄ±n karÅŸÄ±sÄ±nda bunu yaparken eÅŸ karakterde yÃ¶netenler kullaÅŸtÄ±rdÄ±klarÄ±nÄ± bu ÅŸekilde inandÄ±rarak yÃ¼rÃ¼ttÃ¼, yÃ¼rÃ¼tÃ¼yor. Ä°nsan iÃ§ dÃ¼nyasÄ±na yÃ¶nelik yoÄŸunlaÅŸma ve sorgulamalardan uzaklaÅŸarak aslÄ±nda kendisinden uzaklaÅŸtÄ±. Kendinin olmaktan Ã§Ä±ktÄ±. <br />
Mevcut sistem 5 bin yÄ±llÄ±k tarihini hÄ±rsa ve egemenliÄŸe dayandÄ±rÄ±rken karmaÅŸÄ±klaÅŸan toplumu Ã¶rgÃ¼tlÃ¼ kÄ±lÄ±p Ã§ok yÃ¶nlÃ¼ kurumlaÅŸtÄ±rmada Ã¶nemli adÄ±mlar attÄ±. Evet doÄŸru ama hiÃ§bir ÅŸeyi sÄ±fÄ±rdan baÅŸlatan olmadÄ±. Yani inkar da bu sistemde erimedi. Åžehir devletlerinde bile eÅŸitlikÃ§i toplumun yarattÄ±ÄŸÄ± kÃ¼ltÃ¼rÃ¼n bir direniÅŸ edimi sergilediÄŸi kazÄ±larda elde edilen yazÄ±tlarda var. gerÃ§eÄŸin yalan, gÃ¼zelin Ã§irkin yaÅŸamÄ±n Ã¶lÃ¼m karÅŸÄ±sÄ±nda direniÅŸ ve savaÅŸÄ±mÄ± var ve hala devam ediyor. Bu aynÄ± zamanda ZerdÃ¼ÅŸt`Ã¼n de dediÄŸi gibi hem gÃ¶kte hem dÃ¼nya da emekten, birliktelikten ve gÃ¼zelden yana yÃ¼rÃ¼tÃ¼len savaÅŸa barÄ±ÅŸ iÃ§in yapÄ±lan bir Ã§aÄŸrÄ±. <br />
<br />
<strong>Tarihteki benlik</strong> <br />
<br />
Ben duymak isteyenler iÃ§in konuÅŸuyorum <br />
DÃ¼nya iÅŸlerine dÃ¶nÃ¼k dÃ¼ÅŸÃ¼nceleri ile <br />
Kalplerinin sesini susturmayanlara bu kalplerini coÅŸku ile <br />
TanrÄ±ya dÃ¶nmÃ¼ÅŸ olan sesimi anlamak isteyenlere konuÅŸuyorum. Ã‡Ã¼nkÃ¼ sadece bu dil barÄ±ÅŸ iÃ§indedir. BÃ¼tÃ¼n zihin Ã¼stÃ¼ne Ã§Ä±kan <br />
Bir barÄ±ÅŸ ve asÄ±rlÄ±k doÄŸruluÄŸunun Ä±ÅŸÄ±ÄŸÄ± (Ahura Mazda) bizim <br />
RuhlarÄ±mÄ±zÄ± aydÄ±nlatsÄ±n. <br />
(yasna 30-1) <br />
yazÄ±nÄ±n amacÄ± sÄ±nÄ±rlÄ±da olsa zerdÃ¼ÅŸt felsefesini ve bugÃ¼n ne ifade ettiÄŸini anlatabilmek. Bu felsefenin bir Ã§ok yÃ¶nÃ¼yle bugÃ¼n hala geÃ§erli olduÄŸuna inanÄ±yorum. Ã‡Ã¼nkÃ¼ yÃ¼zÃ¼mÃ¼z, yÃ¼reÄŸimiz maddi yaÅŸama dÃ¶nÃ¼k. Sisteme gÃ¼Ã§ verdiÄŸi gibi kendinden emin bir ÅŸekilde ayakta tutuyor. <br />
ZerdÃ¼ÅŸt`Ã¼n MÃ– 1000 ile 600 yÄ±llarÄ± arasÄ±na denk zaman diliminde yaÅŸadÄ±ÄŸÄ± varsayÄ±lÄ±yor ki tam tarih belli deÄŸil. Ä°ran`Ä±n batÄ±sÄ±ndan. YaÅŸadÄ±ÄŸÄ± dÃ¶nem yayÄ±lmanÄ±n iÅŸgal ve istila karakterinde aymazca yÃ¼rÃ¼tÃ¼ldÃ¼ÄŸÃ¼ kadÄ±nÄ±n dÃ¼ÅŸÃ¼rÃ¼lerek toplumda ahlaki deÄŸerlerin yozlaÅŸtÄ±ÄŸÄ± bir sÃ¼reÃ§. AslÄ±nda tanÄ±m yerindeyse savaÅŸÄ±n Ã§Ã¼rÃ¼menin temelinde en kutsal olana karÅŸÄ± hissedilen duygularÄ±n yitirilmesi var. en kutsal olan kadÄ±n, en kutsal olan toprak, en kutsal olan emek ve Ã¼rÃ¼n. Bunlara karÅŸÄ± hissedilen duygular kullanmaya Ã§Ä±kara doyumsuzluÄŸa dÃ¶nÃ¼ÅŸmÃ¼ÅŸ. ZerdÃ¼ÅŸt ve etkilediÄŸi felsefi , dini Ã¶ÄŸretiler , mistik akÄ±mlar alÄ±nan tÃ¼m tedbirler karÅŸÄ±sÄ±nda Ã¶nemli gedikler aÃ§sa da yalan gÃ¼nÃ¼mÃ¼zde sistem halinde kendisini sÃ¼rdÃ¼rÃ¼yor. Aileden devlete kadar tÃ¼m kurumlar bu sistemin insanÄ±n Ã¼retim merkezi. <br />
ZerdÃ¼ÅŸt`te maddi yaÅŸamÄ±n kendilerini doyurmadÄ±ÄŸÄ±, yÃ¼reklerinde derin bir boÅŸluk ve acÄ± hisseden ama kullaÅŸmaktan da kurtulamamÄ±ÅŸ tÃ¼m insanlara sesleniÅŸ, Ã§aÄŸrÄ± var. onlarÄ±n acÄ±larÄ±nÄ± hissetme ve bu acÄ±larÄ±n bir parÃ§asÄ± olma yoÄŸun. AynÄ± zamanda da mevcut durumu kabul etmeme ve eyleme Ã§aÄŸÄ±rma. YardÄ±m eden, ilham veren konumda. KararÄ± bireye bÄ±rakÄ±yor. Sonucunun sorumluluÄŸunu kendisi ise gerÃ§eÄŸin yaÅŸam pÄ±narÄ± olan Ahura Mazda`nÄ±n Ã¶ÄŸretisini yayma ilkesini seÃ§tiÄŸi iÃ§in bÃ¼tÃ¼n insanlara sevgi yÃ¼klÃ¼. TanrÄ± ve yeryÃ¼zÃ¼nde onun devamÄ± olan yÃ¶netenler karÅŸÄ±sÄ±nda kiÅŸiyi irade haline getirmektir ki bu edim doÄŸu insanÄ± iÃ§in hala yakÄ±cÄ±lÄ±ÄŸÄ±nÄ± koruyan devrimsel bir Ã§Ä±kÄ±ÅŸ. GerÃ§i zerdÃ¼ÅŸt deyince iyi ile kÃ¶tÃ¼nÃ¼n yalan ile gerÃ§eÄŸin yani HÃ¼rmÃ¼z ile Ehriman`Ä±n savaÅŸÄ± akla gelir. bu felsefenin belki de en bÃ¼yÃ¼k gÃ¼cÃ¼ Ehriman ile sembolleÅŸen kulluÄŸa karÅŸÄ± HÃ¼rmÃ¼z`Ã¼n iradesel Ã§Ä±kÄ±ÅŸÄ±. ZerdÃ¼ÅŸt`te gerÃ§ek bir tane, gerÃ§eÄŸe giden yol ise Ã§ok Ã§eÅŸitli. AÅŸa`dan geÃ§iyor. Yine bu yollarÄ± aÅŸmak iÃ§in Armaiti`den sevgi, baÄŸlÄ±lÄ±k ve inancÄ±n alÄ±nmasÄ± ÅŸart. AÅŸa ve Armaiti`siz gerÃ§eÄŸe ulaÅŸmak imkansÄ±z. Armaiti diÅŸil karakteriyle topraÄŸÄ± temsil ediyor. Toprak kutsal, yeÅŸil kutsal, canlÄ± kutsal. TopraÄŸÄ±n ve doÄŸanÄ±n hoyratÃ§a kullanÄ±lmasÄ±na karÅŸÄ± bir duruÅŸ var. hayvanÄ± kesmeyi yasaklÄ±yor. Birlikte yaÅŸadÄ±ÄŸÄ± canÄ±lÄ±ya saygÄ±lÄ±. Bu noktada bir doÄŸa Ã¶ÄŸretisi oluyor ZerdÃ¼ÅŸt. <br />
ZerdÃ¼ÅŸt felsefesi benliÄŸini tarihten yazÄ±lmamÄ±ÅŸ tarihten aldÄ±ÄŸÄ± kesin. Kutsananlardan kadÄ±na karÅŸÄ± hissedilen duygularÄ±n yitimine karÅŸÄ± Ã§Ä±kÄ±yor. Kutsal ilahilerinden 3`Ã¼ eril, 3`Ã¼ diÅŸil. KadÄ±nÄ± erkekle eÅŸitliyor. EvlendirdiÄŸi kÄ±zÄ±na "yÃ¼reÄŸinde yalnÄ±zca eÅŸine deÄŸil, her tabakadan insanlara yer ayÄ±rmalÄ±sÄ±n´ derken kadÄ±nÄ±n dÃ¼ÅŸÃ¼nsel ve duygusal zenginliÄŸini yitirmeden topluma katÄ±lmasÄ±nÄ±, kendinin olmayÄ± ancak bÃ¶yle baÅŸaracaÄŸÄ±nÄ± sÃ¶ylÃ¼yor. kadÄ±nÄ± yÃ¼celeÅŸtirmesinde toplumun ahlaksal Ã§Ã¶kÃ¼ÅŸÃ¼nÃ¼ Ã¶nleme ve barÄ±ÅŸÃ§Ä± yaÅŸam arayÄ±ÅŸÄ± var. iyi ile kÃ¶tÃ¼nÃ¼n tanÄ±mÄ± zaten yaÅŸamÄ±n Ã¶nÃ¼nÃ¼ aÃ§an ilerleten ÅŸeyler, ile tÄ±kayan ve geriletenler. KutsandÄ±ÄŸÄ± herÅŸeyde ise ilerleten geliÅŸtiren yÃ¶n temel. Ä°yi dÃ¼ÅŸÃ¼nmek, gÃ¼zel sÃ¶ylemek ve doÄŸru olanÄ± yapmak tÃ¼m felsefesinin Ã¶zÃ¼ de oluyor. <br />
Ã‡aÄŸÄ±mÄ±z bilim ve iletiÅŸim Ã§aÄŸÄ± olarak tanÄ±mlanÄ±yor. Ekseninde ise birey var. ne yaptÄ±ÄŸÄ±nÄ± bilen, planlÄ±, insiyatifli, birikimli, yaratÄ±cÄ± birey. Belki de birazda zorunlu yÃ¼kÃ¼mlÃ¼lÃ¼klerini sorgulayan ve onlara iradesel bir yaklaÅŸÄ±m gÃ¶sterebilen birey. Mevcut durumda doÄŸu toplumu bireyi aÃ§Ä±ÄŸa Ã§Ä±karmamÄ±ÅŸ. Hala sorgulamaktan uzak, baÄŸlÄ±lÄ±klarÄ±yla yÃ¼rÃ¼yen, toplumun iÃ§inde erimiÅŸ gerÃ§ekliÄŸi var. kulluk kÃ¼ltÃ¼rÃ¼nÃ¼ aÅŸma Ã§ok ama Ã§ok sÄ±nÄ±rlÄ±. Bu nokta da Ã§aÄŸÄ±n dÄ±ÅŸÄ±na atÄ±lma sÃ¶z konusu. BatÄ± da ise bireyin aldÄ±ÄŸÄ± yol oldukÃ§a ilerde olmasÄ±na raÄŸmen hala kimlik sorunu Ã§ok derin ve maneviyatÄ± zayÄ±f. Her ikisinde yaÅŸanan farklÄ± uÃ§lar, farklÄ± alanlarda aynÄ± Ã§Ã¼rÃ¼me. <br />
KadÄ±nÄ±n birey olma sorunu her iki kÃ¼ltÃ¼rde de Ã§Ã¶zÃ¼m bekleyen en temel sorun. AslÄ±nda mevcut Ã§Ã¼rÃ¼menin de dÃ¼ÄŸÃ¼m noktasÄ±. Teknolojinin ilerlemesi insan emeÄŸinin, dÃ¼ÅŸÃ¼ncesinin geldiÄŸi zirvesel boyutu yaÅŸarken, parÃ§asÄ± olduÄŸu doÄŸayÄ± da yine zirvesel boyutta Ã¶ldÃ¼rmekte. AslÄ±nda temel sorun yalan Ã¼zerine kurulu sistem gerÃ§ekliÄŸi. Bu sistemde aÃ§Ä±lacak her gedik, tarihsel benlikten gÃ¼Ã§ almaya baÄŸlÄ±. KutsallÄ±klarÄ±n kutsallaÅŸmanÄ±n yaÅŸandÄ±ÄŸÄ± doÄŸu topraklarÄ± ZerdÃ¼ÅŸt`Ã¼n Ã§aÄŸrÄ±larÄ±na bir daha kulak vermeli. Kendisini Ã§aÄŸÄ±n gerisinde tutan gerileten bilgisizliÄŸe karÅŸÄ± savaÅŸ aÃ§malÄ±. KutsallÄ±k karÅŸÄ±sÄ±nda yitirdiÄŸi duygularÄ±n yeniden ve bÃ¼yÃ¼k bir saygÄ±yla yaÅŸama kararÄ±nÄ± vermeli. Bu kutsallÄ±ÄŸÄ± tÃ¼m insanlÄ±ÄŸa yaymalÄ±. BaÄŸÄ±mlÄ±lÄ±klar ve zorunluluklar sorgulanmazsa iyiden, gÃ¼zelden yana akÄ±cÄ±lÄ±k kazanÄ±lamaz. ZerdÃ¼ÅŸt`Ã¼n irade kÃ¼kremesine ihtiyacÄ±mÄ±z var. gerÃ§eÄŸe ve saflÄ±ÄŸa ulaÅŸmak sevgi, inanÃ§ ve baÄŸÄ±mlÄ±lÄ±k iÅŸi. BugÃ¼n her zamankinden daha fazla dÃ¼ÅŸÃ¼nmeye, konuÅŸmaya e yapmaya ihtiyacÄ±mÄ±z var. taklit etmeden ama inkarcÄ± da yaklaÅŸmadan. Su gibi temizleyen, toprak gibi yeÅŸerten, hava gibi gÃ¼Ã§ veren, ateÅŸ gibi baÅŸÄ± yukarÄ±larda olmalÄ±yÄ±z. ZerdÃ¼ÅŸt`le yoldaÅŸ olmak ve belki de O`nu da aÅŸÄ±p, Ã§oÄŸu Ã§ok gÃ¼Ã§lÃ¼ taÅŸÄ±yabilmeliyiz. <br />
YaklaÅŸan galibiyete inancÄ±mÄ±z dayanÄ±klÄ±lÄ±kla baÄŸlanmÄ±ÅŸtÄ±r. <br />
Bizim tek teÅŸvik edicimiz doÄŸruluktur <br />
DoÄŸruluk, bu yalanÄ±n gÃ¼vensizliklerinde her zaman <br />
KendiliÄŸinden aynÄ± kalacaktÄ±r. Åžimdi ve sonra mutluluk bizim payÄ±mÄ±z olacaktÄ±r. <br />
(Yasna 30-1) <br />
<strong>--yasnalarÄ± aldÄ±ÄŸÄ±mÄ±z kitap; ZerdÃ¼ÅŸt`Ã¼n ilahileri Gathalar <br />
tÃ¼rkÃ§eleÅŸtiren Nergiza Tori <br />
</strong>
]]>
</content:encoded>
  <link>http://www.keditor.com/yazilar_41.html</link>
  <dc:subject>ZerdÃ¼ÅŸtten gÃ¼nÃ¼mÃ¼ze insan ve toplum</dc:subject>
 </item>
 <item>
  <title>SÃ¶z Ã¼zerine bir kaz sÃ¶z</title>
  <description>
SÃ¶z Ã¼zerine bir kaÃ§ sÃ¶z

DÃ¼nya sÃ¶zle doÄŸdu der 
TÃ¼m mitler 
Ve kutsal din peygamberleri 
SÃ¶ze ayÄ±rÄ±rlar kitaplarÄ±nÄ±n ilk tÃ¼mcelerini: 
"Yaratan Rabbinin adÄ±yla oku...´ 
Ki, yaratanlarÄ± anladÄ±kÃ§...</description>
  <content:encoded>
<![CDATA[
<br />
<strong>SÃ¶z Ã¼zerine bir kaÃ§ sÃ¶z</strong><br />
<br />
DÃ¼nya sÃ¶zle doÄŸdu der <br />
TÃ¼m mitler <br />
Ve kutsal din peygamberleri <br />
SÃ¶ze ayÄ±rÄ±rlar kitaplarÄ±nÄ±n ilk tÃ¼mcelerini: <br />
"Yaratan Rabbinin adÄ±yla oku...´ <br />
Ki, yaratanlarÄ± anladÄ±kÃ§a ondan sÃ¶z edilecektir. <br />
Ve tanrÄ±dan Ã§Ã¶zÃ¼lecek sÃ¶zÃ¼n gizi <br />
BundandÄ±r, doÄŸan Ã§ocuÄŸa ilkin konuÅŸacaÄŸÄ±nÄ± mÃ¼jdeler <br />
Guarani KÄ±zÄ±lderilileri: <br />
"SÃ¶z kendine okutacak bir yer saÄŸlÄ±yor´ <br />
diye en yaÅŸlÄ± KÄ±zÄ±lderili <br />
yeni doÄŸan minicik kulaÄŸÄ±na fÄ±sÄ±ldar mÃ¼jdeyi. <br />
Ä°nsanÄ± insan yapan, anlamaksa eÄŸer yaradÄ±lÄ±ÅŸÄ± <br />
SÃ¶z, hem Ã§ocuÄŸu hem anasÄ± bu Ã§obanÄ±n Ã§Ã¼nkÃ¼. <br />
SÃ¶z, insan olmanÄ±n nedeni. <br />
SÃ¶z, insan olmanÄ±n sonucu <br />
Ve sÃ¶z, anlamÄ±n kendisi <br />
<br />
(Sait Maden yeryÃ¼zÃ¼ ÅŸiiri.) <br />
... <br />
<br />
"Ä°nsanÄ± hayvandan ayÄ±ran nedir?´ sorusu Ã§ok sorulur. "Neden insan yalnÄ±zca bedeni yaÅŸatmakla uÄŸraÅŸamaz da baÅŸka ÅŸeylere ihtiyaÃ§ duyar´ sorusu hemen diÄŸerinin ardÄ±ndan beliriverir. YanÄ±tlar her ne kadar farklÄ± sÃ¶zcÃ¼klerle ifadelendirilse de, tÃ¼mÃ¼ ortak bir Ã§atÄ±nÄ±n altÄ±nda Ã§Ä±kar: Anlam arayÄ±ÅŸÄ±ndan yani. Yaratma, dÃ¼nyaya ve nihayet kendine anlam verme Ã§abasÄ± insanlaÅŸmanÄ±n temel faktÃ¶rÃ¼dÃ¼r. Bu ayÄ±n zamanda sÃ¶zÃ¼ de doÄŸuran temel neden olmakta. <br />
Ä°nsan, yalnÄ±zca bedenden ibaret deÄŸildir. O, bedene sÄ±ÄŸan ruh (can)`dan oluÅŸan bÃ¼tÃ¼nlÃ¼k ve bu anlamda evrenin en gÃ¼Ã§lÃ¼ parÃ§asÄ±dÄ±r. Ä°nsanÄ± diÄŸer canlÄ±lardan farklÄ± kÄ±lan ise ruhu nesnel gerÃ§ekliÄŸinin Ã¶tesine taÅŸÄ±yabilme yeteneÄŸidir. Bu ruhsal yÃ¼kselimi saÄŸladÄ±kÃ§a bedenini tutsak alan baÄŸlardan kurtarabilir insan. Yani bedenin Ã¶zgÃ¼rlÃ¼ÄŸÃ¼ ruhun yÃ¼celtilmesine baÄŸlÄ±dÄ±r. Bu da ilk elden kendisine, Ã§evresine anlam vermesiyle baÅŸlar. Ä°ÅŸte sÃ¶zÃ¼ bu aÅŸamada Ã§Ä±kan insani bir yaratÄ±m olarak gÃ¶rÃ¼rsek eÄŸer, onu insanÄ± farklÄ±laÅŸtÄ±ran Ã¶zellikler arasÄ±na koyabiliriz. <br />
Ä°nsan olaylarÄ±n geliÅŸim seyrine etki edip, o seyri deÄŸiÅŸtirdiÄŸi oranda kendisini tanÄ±mlayabilir. Olgulara tepkide bulunmasÄ± iÃ§in de nesnel gerÃ§eÄŸi tanÄ±masÄ± gerekir. Yaratan, tanÄ±nan ÅŸeyler Ã¼zerindeki bu deÄŸiÅŸtirme gÃ¼cÃ¼nÃ¼n kendisidir asÄ±landa. Ruhun yÃ¼celtilmesi de onunla olur. YukarÄ±daki sorunlarÄ±n iÅŸaret ettiÄŸi gibi, insan sadece iÃ§ gÃ¼deleriyle yaÅŸayan bir varlÄ±k deÄŸildir. Kendi varlÄ±ÄŸÄ±nÄ±n bilincindedir ve bunu, Ã§evresindeki varlÄ±klarÄ±n varoluÅŸlarÄ±nÄ±n bilincine ulaÅŸarak gerÃ§ekleÅŸtirir. Ã‡evresini tanÄ±mak ve sonrasÄ±nda ona kendisinden bir anlam yÃ¼klemek nesneyi cisimden Ã¶te bir konuma taÅŸÄ±rmak, (yani yaratmak) ise ad koyma ile olur. <br />
<br />
.... <br />
<br />
Ä°nsan yaÅŸamÄ±nda Ã¶nce Ã§eÅŸitli iÅŸaretler vardÄ±. Ã‡evresindeki her varlÄ±ÄŸa bu iÅŸaretlerle farklÄ± anlamlar veren insan, yaÅŸamÄ±nÄ± en Ã§ok etkileyene kutsal bir rol biÃ§ti. Onu taklit ederek, yalnÄ±z beden olmaktan sÄ±yrÄ±lÄ±p baÅŸka bir varlÄ±ÄŸÄ±n ruhuna girmeye Ã§alÄ±ÅŸtÄ±. BÃ¶ylece o nesne, iÅŸ veya olguyu daha iyi tanÄ±yabildi. Onun hakkÄ±ndaki bilgisi artÄ±kÃ§a tanÄ±mlama ihtiyacÄ±nÄ± hissetti. Daha Ã¼st bir aÅŸamada taklit etmeyi aÅŸarak o anlama sesten bir vÃ¼cut giydirdi. Ä°nsan sÃ¶zÃ¼ doÄŸurdu. <br />
SÃ¶z, tanÄ±mlanan ÅŸeyin, ona biÃ§ilen anlamÄ±n iÅŸaretiydi ve insan giderek bu sesli iÅŸaretlerle doÄŸayÄ± tanÄ±mlamaya baÅŸladÄ±. Ancak kusursuz bir dengede olan evrenin dÃ¶ngÃ¼sÃ¼, henÃ¼z onu tanÄ±mlama gÃ¼cÃ¼nden uzaktÄ±. Ve insan bu dÃ¶ngÃ¼ iÃ§erisinde, kendi dÄ±ÅŸÄ±nda seyreden ve henÃ¼z kavrayamadÄ±ÄŸÄ± yaratÄ±m gÃ¼cÃ¼nÃ¼, kendisinden Ã§ok Ã¼stÃ¼n olan bir varlÄ±kta somutladÄ±. Daha doÄŸrusu soyutlayarak ona olaÅŸtÄ±. TanrÄ±, bu soyutlama sonrasÄ±nda ulaÅŸÄ±lan bir sÃ¶zdÃ¼ yalnÄ±zca. Bilgisine ulaÅŸÄ±lmayan tÃ¼m nedenler bu "TanrÄ±´ sÃ¶zÃ¼nde gizlenmiÅŸti. TanrÄ± aynÄ± zamanda Ã¶lÃ¼me karÅŸÄ± koyuÅŸtu. Ancak ruhun yÃ¼celtilmesiyle yani anlamÄ± yakalamakla olacaktÄ±. Ve "TanrÄ±´ sÃ¶zÃ¼ bu yaratÄ±mÄ±n kendisiydi. TÃ¼m nesnelerin yaratÄ±cÄ±sÄ± sÄ±fatÄ±nÄ±n yÃ¼klenmesiyle o, aslÄ±nda Ã¶lmek istememe bilinciydi. Ã‡Ã¼nkÃ¼ TanrÄ± kendisiyle Ã¶lÃ¼mden Ã¶te bir dÃ¼nya fikrini getiriyor ve insana makus kendine karÄ±ÅŸ koyma imkanÄ± veriyordu. <br />
YalnÄ±zca bir sÃ¶zdÃ¼ TanrÄ±. Bir o kadar da bir sÃ¶zde oluÅŸturulan bÃ¼yÃ¼k bir anlam. Ä°nsanÄ±n yaÅŸama tutunabilmesi, en baÅŸta insan olabilmesi iÃ§in gerek duyduÄŸu anlam, tanÄ±m, amaÃ§tÄ±. Yani sÃ¶z, anlamdÄ±, tanÄ±mdÄ±. AynÄ± zamanda o manadan yola Ã§Ä±karak ilerleme ÅŸansÄ± sunan bir araÃ§tÄ±. <br />
<br />
... <br />
SÃ¶zÃ¼n ilk ortaya Ã§Ä±ktÄ±ÄŸÄ± bu aÅŸamada bilmek, hissetmek ve varlÄ±ÄŸÄ±n farkÄ±ndalÄ±ÄŸÄ± (bilinÃ§) henÃ¼z birbirinden ayrÄ±ÅŸmamÄ±ÅŸtÄ±r. BunlarÄ±n hepsi ÅŸiirsellikte vÃ¼cut buluyordu. SÃ¶zcÃ¼klerden oluÅŸan ilk sistemli dizge mitolojilerde kendisini gÃ¶steriyordu. Nesnenin farkÄ±na varma, varlÄ±ÄŸÄ±n bilinci ve nesneyle insan arasÄ±ndaki baÄŸlar, titreÅŸim o ilkel dil olarak tanÄ±mlanan ÅŸiirde ayrÄ±ÅŸtÄ±rÄ±lmadan, ortak ele alÄ±nÄ±yordu. SÃ¶z, doÄŸadan kopuk deÄŸildi yani. Ä°nsan nesneye biÃ§tiÄŸi anlam Ã§erÃ§evesinde yaÅŸardÄ±. DolayÄ±sÄ±yla insan yaÅŸamÄ± da nesneden kopuk deÄŸildi. HenÃ¼z karmaÅŸÄ±klÄ±klaÅŸmayan yaÅŸam, sÃ¶zÃ¼n anlamÄ±nÄ± gÃ¼Ã§lÃ¼ kÄ±lÄ±yor ve sÃ¶z yaÅŸama yÃ¶n veren gÃ¼Ã§lÃ¼ bir etkiyi baÄŸrÄ±nda taÅŸÄ±yordu. Ancak insanÄ±n soyutlama dÃ¼zeyi geliÅŸtikÃ§e ve insan yaÅŸamÄ± buna gÃ¶re daha karmaÅŸÄ±k sistemlere kavuÅŸtukÃ§a, sÃ¶zÃ¼n taÅŸÄ±dÄ±ÄŸÄ± bu gÃ¼Ã§lÃ¼ etki de kÄ±rÄ±lmaya; yaÅŸamÄ±n beraberinde getirdiÄŸi yeni kurumlaÅŸmalar, dÃ¼ÅŸÃ¼ncenin ilerleyen biÃ§imi, sÃ¶zÃ¼ farklÄ± farklÄ± biÃ§imlerde kullandÄ±. KurumlaÅŸmalarÄ±n ihtiyaÃ§larÄ±na gÃ¶re sÃ¶zÃ¼n iÅŸlevi de ayrÄ±ÅŸtÄ±. Mitolojiden koparak ayrÄ±ÅŸan bilim, sÃ¶zÃ¼n bildirme yÃ¶nÃ¼ne aÄŸÄ±rlÄ±k verdi. Edebiyat ve sanat ise ruhun yÃ¼celtilmesine, sÃ¶zÃ¼n duyma gÃ¼cÃ¼ne Ã¶nem vermeye baÅŸladÄ±. Ä°nsanlÄ±k tarihi boyunca, her ne kadar biri diÄŸerini reddetmeyip birbirlerine ihtiyaÃ§ duysalar da, her iki dalda sÃ¶zÃ¼n bir iÅŸlevini Ã¶ne Ã§Ä±kardÄ±. <br />
Bilim, insanÄ±n nesne hakkÄ±ndaki bilgisini Ã§oÄŸaltÄ±p, yaratÄ±ma geÃ§mesi iÃ§in veri sunarken, edebiyat bu veriyle insan eylemi arasÄ±ndaki baÄŸÄ± gÃ¼Ã§lendirdi ve hareketin yÃ¶nelimini etkiledi. O bilginin insan ruhunda duyulmasÄ±nÄ± saÄŸladÄ±. Yani sÃ¶zÃ¼ yÃ¼celtti. BaÅŸlangÄ±Ã§ta bir form iÃ§inde bulunan her iki dal, giderek kendi iÃ§inde de alt disiplinlere ayrÄ±ldÄ±lar. Ancak temeldeki iÅŸlevlerini -sÃ¶zÃ¼ (anlamÄ±) varkÄ±lma etkinliÄŸini- sÃ¼rdÃ¼rdÃ¼ler. SÃ¶z bu araÃ§larla insanÄ± tanÄ±mladÄ± ve insan yine bu araÃ§larla sÃ¶zÃ¼ gÃ¼Ã§lendirdi. <br />
<br />
"Can sÃ¶zÃ¼dÃ¼r eÄŸer bilirse insan <br />
sÃ¶zdÃ¼r derler ki Ã¶zgedir can´ <br />
(Said Maden) <br />
Beytinde Fuzul&icirc; birbirine etki eden bu iki yÃ¶ne vurgu yapÄ±yor. Onun dediÄŸi gibi insan sÃ¶zÃ¼, anlamÄ±na erdiÄŸi anda ruh kazanabilir. KaldÄ± ki ruhu yÃ¼celten, Ã¶zge kÄ±lan da yine sÃ¶zdÃ¼. Bu anlamda kuru bir ses dizimi deÄŸildir sÃ¶z. "can´ gibi belki ki de Ã¼Ã§ sesten oluÅŸur. Ancak taÅŸÄ±dÄ±ÄŸÄ± anlam insan yaÅŸamÄ±na yÃ¶n verecek dÃ¼zeydedir. O olmadan insan olmaz. Anlam verme yetisi geliÅŸtikÃ§e o da geliÅŸir, bÃ¼yÃ¼r. DolayÄ±sÄ±yla sÃ¶z canlÄ±dÄ±r. Seslerden oluÅŸan dÄ±ÅŸ gÃ¶rÃ¼nÃ¼ÅŸÃ¼, onun vÃ¼cudu; ruhuysa anlamÄ±dÄ±r. Ä°nsanla birlikte geliÅŸir ve deÄŸiÅŸir. SÃ¶z, insan ve onun eylemiy