AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Sarayı sallayan kadın


Ece Temelkuran / Milliyet

İngiliz basını nihayet sıkıntısını attı. Carla Bruni, Windsor Sarayı’na geldi ve hakiki anlamda yer yerinden oynadı. Burnundan kıl aldırtmayan, ciddiyetiyle meşhur The Times bile 6 sayfasını bu meseleye ayırdı. Bir sayfa güya son derece ciddi olarak resmi ziyaretin önemi üzerine. Ama tabii ki sayfanın tam ortasında Carla Bruni’nin resmi. Foto muhabirinin tilkisi İngiltere’de de var tabii. Fotoğrafta İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Carla Bruni’ye açıktan yazıyor gibi görünüyor, eli kadının bileğine değmiş filan. Carla da kikirdemiş gibi, hafif. Fotoğrafın altında da şöyle yazıyor:

Demir yumruktan yumuşak dokunuş: Gordon Brown’ın Fransız konuğuna gösterdiği tanışıklığın ötesine geçen samimiyeti kaşların kalkmasına sebep oldu.”

İngilizin meselelere ufak dokundurup geçmesi meşhurdur. Bağırmaz, ima eder. Böyle bir cümle İngiltere için “geceyi beraber geçirdiler” gibi bir şey neredeyse.

Sarkozy’nin Rolex’i

Ne yalan söyleyeyim İngilizler ile Fransızlar arasındaki itişmeyi öyle şakasına bir mesele sanırdım düne kadar. Fakat haşmetli İngiliz devletlusunu temsil eden The Times’ın bile nasıl kendinden geçip, meşhur İngiliz alaycılığının inceliğini de elden bırakıp neredeyse kafa göz yararak Carla Bruni’ye, Sarkozy’ye girdiğini görünce pes dedim, bu kadarı olmaz. Bizim milliyetçi gazetelerin Avrupa’dan gelen, Türkiye’yi eleştiren kadın siyasetçilere yaptığı bunun yanında solda sıfır kalır. Ne Sarkozy’nin “bu sefer ayık” oluşu kalmış, ne Sarkozy’nin kafası büyüklüğündeki Rolex’ini İngiltere böyle görgüsüzlükleri kaldıramayacağı için takmadığı ne Carla’nın çıplak fotoğraflarının yemekte nasıl konuşulduğu. Tabii iki başbakanın neler konuştuğunu gölgeleyen tek bir mesele var: Carla Bruni.

Kırmızı kanlı kadın
Bütün bir İngiliz basını dedikoducu ihtiyar kadınlar gibi, çaylarını ellerine alıp dedikodu yapıyor bugünlerde. The Times’ın başlığı şöyle:

“Aman Allahım! Hem konuşabiliyor hem de puding yiyor!”
Carla Bruni nasıl üç cümleyi söylerken kafasını notlarından kaldıramamış, zaten “kırmızı kanlı” (Avrupa soylularınınki mavi biliyorsunuz) bir kadından ancak bu kadarı beklenirmiş. Arkasından hemen İngiliz kadınları ne giydi, Carla Bruni ne giydi konusuna geçiliyor, doğal olarak ve şöyle deniyor:

“Carla Bruni, Fransız şıklığını temsil eden Dior’u seçmişti. Ama biliyorsunuz Dior’un başstilisti İngiliz!”
Allahım ne kıskançlıktır, bu ne kendinden geçiş. Carla vesilesiyle masaya yatırılan İngiliz kadın siyasetçilerinin rüküşlüğü de apayrı bir sayfa olarak yer alırken gazetenin ekinde ayrı bir bölüm yapmışlar:
“Sadece 100 pounda nasıl Carla Bruni gibi görünürsünüz?”

Lady Di ve Carla

Tabii ki bir moda uzmanına Carla’nın giydiği giysileri eleştirtme de var, bir çift terapistine Carla ile Sarkozy’nin ilişkisinin nasıl gittiğini vücut dilinden yorumlatma da. Fakat gazetenin iyice kendini aştığı nokta bir kadın köşe yazarının feryadı. Niye bilmiyorum, Carla Bruni saraya girip Kraliçe’nin önünde küçük reveransını yaptığından beri kolektif bellek Lady Diana’yı geri çağırdı İngiltere’de. Ve söz konusu köşe yazarının feryadı bunun üzerine:

“Hayır asla! Carla Bruni, Lady Di’nin yerini alamaz.” Yazının tonu sonlara doğru iyice dramatikleşip “Sakın öyle bir işe kalkışma, yırtarız ağzını” tonuna da varıyor.
Böylece anlıyorum ki bir zamanlar dünya imparatorluğu olsan da kafaya taktığın, gıcık olduğun ve sıra ona gelince kendini kaybettiğin biri oluyor. İngiliz bile olsan elin ayağın bazen sinirden titriyor.


 
İlgili Yazılar