Geçen hafta perşembe gecesi Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı’nda gençlerin sordukları bir soru önemliydi ve yeterince yanıtlanabildiğini de düşünmüyorum. Gençler, programa katılan 68’lilerin dağınıklığı ve çok sesliliğini izleyerek, şimdi neden birlik olunmadığını, neden bölünerek peşinden gidilebilecek bir birlik haline gelemediklerini sordular. Yanıt uzundu belki, ama zor değildi. Herkesin kendine göre, kendi penceresinden baktığı bir 68’i vardı ve ‘biz’ bile değil ‘ben merkezci’ydi bu 68’ler’!
Hoş, ‘bir arada’ bile sahiplenilerek ‘biz’ diye konuşulsa bile, bugün yani 2008’de yaşatılan bir 68 olmayınca, bütün her şey, ‘birlik’ görüntüsü de dahil anlamsızlaşmaktadır. Nitekim, az çok birbirine yakın olanların ‘grup’ 68’leri de vardır. ‘Darbecilik’le, ‘Kemalizm’le, ‘gençlik ordu barışıklığı’yla, ‘Kürtlerin dışlanması’yla, ‘sosyal demokratlık’la ya da ‘parlamentoculuk’la tanımlanan 68’lerdir bunlar. Kısacası kendinden menkuldürler, bugün durulan düzen içi mevzilerden hareketle, ama geçmişteki gerçeğine yakıştırılarak tasarlanan 68’lerdir. Ama kesindir ki, bugün, ‘eski 68’lilerin tümünü ya da en azından çoğunluğunu birleştiren bir 68 olmadığı gibi, bugünün eski 68’lilerinin büyük çoğunluğu Türkiye’nin ve dünyanın hemen hiçbir temel sorunu üzerinde anlaşamamaktadır.
Gençlerin sorusu da problemlidir ama... Sorun 68 kuşağı’ndan olup, bugün farklı noktalara savrulmuş 68’lilerin birliği sorunu değildir. Gerekli olan, ezici çoğunluğu birbirinden oldukça farklı noktalara fırlatılmış eski 68’liler’in birliği değildir. Birkaç farklı nedenle böyledir. İlk olarak, biricik olduğu kesin olan, birden kesinlikle fazla olmayan 68’in temsilcisi, ‘biz 68 kuşağıyız’ diyen, ama bulundukları birbirlerinden çok farklı pozisyonlarıyla, gerçek 68’in gerçek birliğini yansıtmayan eskimişliği ortada iken ‘68 kuşağı’ değildir. Anlaşılsın diye birkaç örnek gerekirse, Ertuğrul Özkök’e ne denecektir? ‘68 kuşağındanım’ demektedir, ‘madalya mı takılacak’tır, onun ‘kuşak’ı temsil etmesine ‘evet’ denebilir mi ya da onunla da mı birleşmek gerekecektir? Ya da Hasan Cemal? Veya Cengiz Çandar? Örnekler çoğaltılabilir, ki bazıları, sadece doğum tarihleri denk düşenleri, Mesut Yılmaz’ı, AKP’li bakanları vb bile 68’li sayıyorlar.
Denizlerin kantarında tartılmak
Kimdir peki 68’in temsilcisi, sözcüsü, sembolü ya da simgesi? 68 deyince akla ilk gelen kimdir? Tartışmasızdır: Genel olarak Denizler’dir; Hüseyin’i Yusuf’uyla, Mahir’i Ulaş’ıyla, Sinan’ı Cihan’ıyla, Kaypakkaya’sı Alpaslan ve Kadir’iyle Denizler’dir. Özel olarak Deniz’dir. Ölçüt, Denizler’dir, Deniz’dir. Bugünkü düşünce ve eylemleriyle, ‘dün’e ilişkin yorumlarıyla neredeyse her biri farklı noktalarda olan eski 68’ler den ve onların ‘biz 68 kuşağıyız’ iddialarından hareket edilemez, birlik sorununda. Ama hala yaşamaya devam eden ve bir türlü öldürülüp unutturulamayan Denizler’den ve Deniz’den hareket edilebilir. 68 kuşağı iddiasında olanların 68’liliğini Denizler kantarında, Deniz terazisinde tartmak tek yoldur. Hepimiz, tüm 68’liler Deniz ölçütüne vurularak tanımlanabilir.
Neden Denizler ve Deniz ölçütü gerekiyor? Çünkü bu ölçüt nettir, tartışmalı değildir. Bu ölçüt gerçektir; düzenle uzlaşmazlıktır, başkaldırıdır, devrimdir, devrimci militanlıktır, halkçılık ve halka bağlılıktır, sonuna kadar antiemperyalizmdir, can bedeli demokratizmdir, üstünlenme ve aşağılamaya yer bırakmayan eşitlikçiliktir, hak eşitliğinin benimsenmesidir. Denizler, Deniz, bu tutumları, hem düşünce hem de eylemlerinin köşe taşları yaptıkları için ölçüttürler. Bu nedenle, ‘birlik’ sorununu, günümüzün 68 iddia ve yorumlarına değil, 68 gerçeğine ve tek temsiliyet hakkını elinde bulunduran Denizler kriterine, Deniz ölçütüne dayandırmaktan başka yapılacak şey yoktur. Bu, Denizler devrim ve antiemperyalizm, demokratizm ve halka bağlılık, eşitlik ve özgürlükçülük üzerinde düşünce ve eylem birliği halinde oldukları ve bugünkü 68 iddiaları türünden temel farklılıklara sahip olmadıkları için de böyledir. İkinci neden odur ki, 68, daha 68 yaşanırken bölünmüş ve bugünkü bölünmeler o günden başlamıştır. Ancak kimse her bölünmenin kötü ve olumsuz olduğunu düşünmemelidir.
Deniz’in yolu devrimde ısrarın yoludur
68 günleri, o günden bugüne de sarkan iki belli başlı olumlu bölünme ya da ayrışmaya sahne olmuş ve Denizler ölçütü bu ayrışmalarla pekişerek sağlamlaşmıştır. Birinci ayrışma; devrimle reform, devrimci ve reformcu yaklaşımlar arasında gerçekleşmiştir. Giderek işçi ve köylü kitleleri içinde yayılacak olan, devrim ve sosyalizm özlemiyle dolu devrimciler, gençliği de kitlesel olarak peşlerinden sürükleyerek, olumlu yönü işçi ve sosyalizm vurgusu yapmak olan ama gençliğin heyecanını, ataklığı ve coşkusunu, devrimci girişkenliğini kucaklayamayan pasifizmi ve çözüm ve başarıyı düzen içinde, parlamentoda artırılacak oylar ve parlamentoculukta gören TİP’ten kopmuştur. İkinci ayrışmaysa; devrimin ‘tepeden inmeci’likten, devlet katından ‘yukarıdan’ müdahalelerden, beklenticiliğiyle birlikte darbecilikten koptuğu, gözlerin bütünüyle halka, ‘aşağıya’ çevrildiği 69 yazında gerçekleşmiştir. Bugün eski 68’liler arasından çıkan düzen içi, ‘yukarı’dan yaklaşan, darbeye bel bağlayan sesler, eskiden, bizzat 68 günlerinden kalmadır; ama bunlar daha o günlerde aşılmış ve geride bırakılarak ilerlenmiştir. Denizler ilerlemiş, düzen içi ve darbeci beklentiler geride kalmıştır. Tekrar başa dönülemez, çare, Denizlerin aşıp ilerlediği yoldan cayılarak, yeniden bu aşılmış eğilimlerle birlikte aranamaz. Deniz’in yolu devrimde ısrarın yoludur.
Ve birliğin, ‘eski 68’lilerin birliği’ olarak tanımlanamayacak olmasının üçüncü nedeni, halkın ve Türkiye’nin temel sorunlarına ilişkin sahip oldukları ciddi farklılık ve karşıtlıkların ötesinde, ihtiyaç duyulan birliğin, kişilerin ya da bir ‘kuşak’ın kendine ilişkin abartılı iddialarının birliği ya da uzlaşması olmamasıdır. İhtiyaç, Deniz’in geleceğe çıkardığı bir çağrı olan ve manifesto değeri taşıyan son sözlerinde ‘Yaşasın işçiler ve köylüler’ derken vurgu yaptığı işçilerin ve köylülerin, kuşkusuz memurlar, esnaf vb de katılarak, tüm halkın birliğidir. Hüseyin’in ‘bayrağı devrettiği’ Türkiye halkının birliğidir. Birleşip birleşemeyecekleri tartışması bir yana, birleşseler bile, bir araya gelmeleri, ancak halkın birliği ve birleşmesini kolaylaştırıcı bir katkıdan fazlası olmayacak 68’lilerin birleşmesine bel bağlanamaz. Ama kuşkusuz halka ve halkın birleşmesine bel bağlanabilir. ‘Birlik’ dendiğinde, anlaşılması gereken, işçilerin, Türk ve Kürt halklarının birliğidir; yoksa şu ve bu grupların, kişilerin ya da fraksiyonların birliği değil. Kişiler, siyasal gruplar önemsiz değillerdir. Ama birlik sorunu, kişiler ya da grupların ihtiyaçları ve birlik ya da ayrılıkları çerçevesinde değil, halkın ihtiyaç ve talepleri çerçevesinde ve halk kitlelerinin birliği olarak ele alınabilir ve ancak böyle anlamlıdır. Denizler bu birlik uğruna canlarını hiçe saydılar. O birlik ki, ancak anti-emperyalist bir birlik olabilirdi. Tüm emperyalist kölelik zincirlerinin kırılması girişimi ve mücadelesi üzerine kurulabilirdi. Halkın ihtiyacının ulusal kölelikte olduğunu kimse iddia edemez. Kısacası Deniz’in çizdiği yol doğrudur: ‘Yaşasın tam bağımsız Türkiye’!
‘Yaşasın halkların kardeşliği’
O birlik ki, ancak demokratik bir birlik olabilirdi, demokrasi ihtiyacı ve mücadelesinin birliği olabilirdi. İfade, düşünce, sendikal ve siyasal örgütlenme özgürlükleri için mücadele birliği olduğu kadar, ulusal hak eşitliği için de mücadele birliği olarak kurulabilirdi. Emperyalizme karşı mücadele, kuşku yok ki Kürt ve Türk ve bütün milliyetlerden halkın birliği olamadan başarıya ulaşamazdı. Ancak böyle bir birlik, yine kuşku duyulamaz ki, halkların kardeşliği ve öyleyse hak eşitliğini, kimsenin kimseyi aşağılamaması ve kimsenin kesmeye üstünlük taslamamasını zorunlu kılardı. Kısacası Deniz’in çizdiği yol doğrudur: ‘Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi’! Denizlerin temel sloganı da doğrudur: ‘Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye’!
Deniz’in en dar zamanında gençliğe ve halka çıkardığı manifestonun diğer çağrıları da ihtiyaç halindeki birliğin içeriği ve yönünü tanımlayıcıdır. ‘Kahrolsun emperyalizm’, kuşkusuz işbirlikçilerine karşı mücadeleyi de kapsayarak birliğin başlıca hedefini, ‘Yaşasın işçiler ve köylüler’se başlıca dayanaklarını belirtmektedir. Ve yön verici olan çağrısı Deniz’in: ‘Yaşasın Marksizm-Leninizmin Yüce İdeolojisi’! Milliyetçilik, Kemalizm ya da başka bir ideoloji değil, ama Marksizm-Leninizm.
DİLAN
Yaşasın Marksizm-Leninizm!!
Şarkışla'ya düşürmesin oyy oyy
Allah sewdiği kulunu oyy
Gemerekte çewirmişler
Deniz Gezmişin yolunu....