Çanlar neyi çalıyor?
Vedat İlbeyoğlu / Evrensel
1 Mayıs’taki ‘Taksim terörü’nün, AKP Hükümeti’nin sıkışmışlığını ve kapatma davasının da onu faşizan bir mecraya sürüklemekten alıkoyamadığını, emekçiye ve Kürde yaklaşımında bir dönem kullandığı malum takiyyeci diplomasiyi bile terketmekte olduğunu, bir kez daha kanıtladığını söylemiştik. Nitekim, Başbakan’ın bu çıplak devlet terörünü (“500 kişiyi bile yanyana getiremediler...hırsızın hiç mi suçu yok...polisimiz görevini yapmıştır...” şeklindeki ibretlik açıklamayla) üstlenmesi ve ulu orta “terörle mücadele” vurguları yapıyor oluşu, fazla söze gerek bırakmamaktadır. Kapatılmanın eşiğindeki AKP, kendisine yönelik liberal beklentinin aksine, o karşıtı olduğu söylenen statükoya daha bir uyum göstermekte, bu anlamda ‘yeni’ bir akıntının içinde kulaç atarak sürüklenmektedir. (Bu noktada, aslında daha ayrıntılı ele alınması gereken bir not düşmek gerekiyor: Sadece AKP değil, bütün toplumsal-siyasal kurum, aktör ya da çevreler açısından da, “artık eskisi gibi olunamayacağı” bir sürece girmiş bulunuyoruz. Örneğin, Genelkurmay’dan CHP’ye, MHP’den Türk-İş ve diğer sendikal çevrelere kadar, herkese -kuşkusuz ki farklı yönlerden- sirayet eden bir ‘değişik tutum’ ihtiyacının sinyalleri gözlenebilmektedir. Devrimci-demokratik-yurtsever güçlerin de, bir şekilde, bu süreçten muaf olmadığı söylenemez herhalde...)
Özellikle sol-liberal çevrelerle birlikteliğinin çatırdaması da, AKP’nin girdiği bu sürecin önemli bir sonucu oluyor. Ve bu, esas itibariyle AKP’nin göze aldığı bir sonuçtur. Örneğin, bazıları, 1 Mayıs’ta yapılanı “bir hata” olarak ya da “birkaç polisin aşırılığı” şeklinde, tölare etmeye çalışsa da, öyle değildir. Ortadaki bir ‘hata’ değil, oynanılan misyonun gereğidir. Ve bu ‘misyon’lu AKP, liberal aydınlarla ittifakı artık çok da takmamaktadır.
Zaten bu ittifakın zemini, önemli ölçüde, ‘kendiliğinden’di. Çoğu liberal, şoven-militer statükoculuk karşısında tutunacak dal arıyorlardı. Başlamış olan AB sürecini sürdürme eğilimi bir yandan, statükocu güçlerin ‘korunma refleksi’ ise diğer yandan, AKP’ye, deyim yerindeyse, ‘kendiliğinden’ “statüko karşıtı” bir imaj sağladı. Güçlü bir demokrasi cephesinin olmaması da AKP’nin imajına prim yaptırıyordu ve işte bu koşullarda liberal aydınlar bu ‘imaj’a sığınarak destekçi oldular. Ciddi beklentilere girilen AKP ise başlıca ‘devlet partisi’ olmak amacıyla, demokrasinin sadece demagojisini yaptı. Kayda değer hiçbir somut adım atmadı, aksine, her fırsatta (Şemdinli önemli bir göstergeydi) statükoyla uzlaşmayı esas aldı. Muhafazakarın demokratlığı da bu kadardı işte...
Bugün bu sahte demokratlığın ipliğinin pazara çıkışı, Ergenekon pisliğinin ‘ulusalcılığa’ yaşattığı irtifa kaybıyla birlikte, gerçekten demokrasi eksenli bir mücadelenin olanaklarını genişletiyor. Artık, her AKP eleştirisini “Ergenekonculuk”la, her demokrasi talebini ise “AKP’cilik”le boğmak mümkün değildir. AKP karşıtı muhalefet ‘ulusalcılık’ gölgesinden kurtulmakta, AKP’nin teşhirinin “statükoculuğun güçlenmesi” diye yutturulması daha bir güçleşmektedir. Elbette, başta CHP, bu tablodan yararlanmaya çalışanlar olacaktır. Ama statükocuların demokratlığa soyunmak için ne mecalleri ne yetenekleri kalmıştır. Demokrasi sicilleri yüzkarasıdır. İkna edicilikleri sıfırı tüketmiştir.
Bu anlamda, AKP’nin liberallerle köprüleri atarak demokrasi demagogluğu bile yapamaz duruma gelmesiyle daha bir açığa çıkan ‘demokratik alternatif adresi’ boşluğunun doldurulmasının aciliyeti ortadadır. AKP’den beklentiler demokratik muhalefet açısından elbette çürütücüydü. Şimdi AKP’den yana hayal kırıklığı yaşayanların umutsuzluğunun da aynı etkiyi gösterebileceği unutulmamalıdır. Örneğin, eski TKP Genel Sekreteri Nabi Yağcı, “AKP’nin demokrasi iddiasının kalmadığı doğruysa, demokrasi için gerçekten tehlike çanları çalıyor demektir...” diyor. AKP dışında tutacak dalı kalmamış, bütün umutlarını yitirmenin eşiğindeki sefil bir liberalin halidir bu. Yağcıların umudu yağladıklarındadır, doğaldır bu. Biz ise Yağcı değiliz, umudumuz da, umut bağladıklarımız da farklıdır. Yağcı’nın söylediği gibi çalan bir çan varsa eğer, ezilenleri, emekçileri bir demokrasi odağı oluşturmaya çağırmaktadır.
Evet, demagoji odağının iflası, gerçek demokrasi odağını yaratmayı daha da yakıcı kılıyor. 1 Mayıs ve 6 Mayıs’ta hissettiğimiz arayış ve devrimci mayalanma da hesaba katıldığında, söz konusu hayati ihtiyaca yanıt vermenin olanakları da genişlemektedir.
Devrimci politika, isabetli zamanlama sorunudur biraz da. İhtiyaca zamanında yanıt üretmek yani...
Çan çalarak bizi çağıran, üzerimize gelen zamanı ıskalamak, “boşluklar dolar” yasasının politikada da geçerli olduğunu unutmak demektir.
Böylesi bir unutuşun ise kimseye hayrının olmayacağı açıktır.
vedatilbey@yahoo.com
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|