Bu araştırma, Erdal Dağtaş tarafından derlenerek Ütopya Yayınevi'nden çıkan "Türkiye'de Sivil İtaatsizlik, Toplumsal Hareketler ve Basın" adlı kitap içinde yeralan Gamze GÖKER'e ait çalışmadır. Diğer birçok araştırmayı da içeren kitap, Ocak 2008 tarihinde çıkmış. Toplam 464 sayfa olan kitapta, sivil itaatsizlik, vicdani ret kavramları ve medyanın bu konulardaki yaklaşımı Türkiye boyutuyla derinlemesine ele alınmış. Savaskarsitlari.org adresinden pdf formatında indirlebilecek yazıyı sizler için internet ortamına aktardık.
Giriş (1)
Dünyada ilk olarak on sekizinci yüzyılda ortaya çıkan vicdani reddin Türkiye’de bilinir hale gelmesi için iki yüzyılı aşkın zaman geçmesi gerekmiştir.(2) Yirminci yüzyıl boyunca birçok ülkede kitlesel olarak desteklendiği örneklerine rastladığımız vicdani ret eylemleri Türkiye’de ilk olarak 1990’ların başında gerçekleşmeye başlamıstır. Vicdani ret meselesi, vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin sülüsünü (3) yaktığı 1 Eylül 1995 tarihinden bu yana Türkiye basınının ilgisine mazhar olmaktadır. Ancak son birkaç yıl içinde özellikle vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın tutuklu olduğu süreç, vicdani ret olgusunun daha geniş kitlelerce tanınıp ilgi görmesine, dolayısıyla basının da ister istemez daha fazla ilgilenmek zorunda kalmasına yol açmıştır. Bu ilgide, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde bir insan hakkı olarak tanınan vicdani reddin, Türkiye’nin AB müzakere süreci içinde bulunması dolayısıyla sık sık gündeme gelmesinin de payı oldugu açıktır. Vicdani ret konusunun Türkiye basınında nasıl bir sunumla temsil edildiğini irdeleyen bu çalışmada temel olarak şu sorunun yanıtı aranmıştır: Hükümete ya da orduya yakın gazeteler ve köşe yazarları ile hükümet ve orduya eleştirel yaklaşan gazete ve köşe yazarları vicdani ret konusunu nasıl ele alarak işlemistir? Çalışmada, hem genel olarak yansıttığı siyasi görüş hem de özel olarak vicdani ret konusundaki yaklaşımları göz önünde bulundurularak seçilen altı tane günlük gazetede (
Birgün,
Hürriyet,
Radikal,
Ülkede Özgür Gündem,
Yeni Şafak ve
Zaman) yayımlanan haber, köşe yazısı, araştırma-yorum yazıları ve söyleşiler incelenmiştir. Araştırmada, vicdani reddin sivil itaatsizlik yazını içindeki yeri ile ilgili kısa bir girişin ardından, dünyada ve Türkiye’de vicdani reddin tarihçesi özetlenmiştir. Daha sonra, yazılı basında vicdani ret eylemlerinin nasıl haberleştirildiği ve bununla birlikte köşe yazıları, araştırma-yorum yazıları ve söyleşiler aracılığı ile konunun nasıl ele alındığı analiz edilmeye çalışılmıştır.
Vicdani Reddin Sivil İtaatsizlik Yazınındaki Yeri
John Rawls’un Hugo Adam Bedau’dan esinlenerek kullandığı tanımıyla sivil itaatsizlik, yasaların ya da hükümet politikasının değistirilmesini hedefleyen, kamuoyu önünde icra edilen (aleni), şiddete dayanmayan, vicdani, ancak yasal olmayan politik bir eylemdir.(4) Vicdani ret ise bireyin ahlaki tercih, dini inanç ya da politik görüşleri nedeniyle askerlik yapmayı ya da savaşa gitmeyi reddetmesi olarak tanımlanmaktadır. Vicdani ya da geçerli bağlılığından dolayı silahlı kuvvetlerde görev yapmayı ya da savaşlarda ya da silahlı çatışmalarda doğrudan ya da dolaylı görev yapmayı reddeden kişi ise vicdani retçidir. Bu, bütün savaşlara katılmayı reddetmese bile, bir savaşın amaçları ya da yürütülme biçimine katılmadığı için reddetmesini de içerir.(5)
Vicdani ret ile sivil itaatsizlik arasındaki ilişkiyi daha netleştirmek üzere, vicdani ret eyleminin sivil itaatsizliğin literatürde üzerinde ortaklaşılmış bulunulan (6) hangi temel unsurlarını karşıladığına bakmak faydalı olacaktır.
Vicdani retçiler zorunlu askerliğin bir yurttaşlık görevi olarak dayatılmasını bir insan hakkı ihlali olarak görüyor ve bu zorunluluğun yasal olarak kaldırılmasını talep ediyor, eşdeyişle bu konuda bir politika değişikliği istiyorlar. Vicdani retçilerin bir kısmı ise, zorunlu askerlik hizmeti yapmak istemeyenlerin vicdani ret hakkından yararlanabilmelerini, bunun karşılığında çeşitli alternatif sivil hizmetlerde yer alabilmelerini talep etmektedir. Ancak, örneğin kendilerini total retçi olarak isimlendiren gruplar devletin yurttaşı herhangi bir göreve zorlayamayacağı düşüncesinden hareketle (7) hem zorunlu askerliği hem de sivil hizmeti reddetmektedirler.(8) Vicdani retçiler, kamuoyunda (herhangi bir eylemde ya da basın yoluyla) vicdani ret açıklamalarını yaparak yeni durumlarının aleniyetini sağlamış oluyor; en azından Türkiye’deki örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda, hiçbir eylemde şiddet kullanmıyor, kendilerine polis, hükümet görevlisi vb. dışardan gelen şiddete pasif direnişle karşılık veriyorlar. Adı üzerinde, vicdani retçiler, kendi vicdanlarından gelen “şiddet kullanmama, kimseyi öldürmeme” çağrısına uyarak bireysel bir vicdani eylem gerçekleştirmiş olurlar. Vicdani retçiler askere gitmeyerek yasal olmayan bir eylemde bulunur, yasayı çiğner, bu nedenle yargılanıp hapis cezası alabilirler.(9) Ayşe Gül Altınay’ın da vurguladığı gibi vicdani retçiler, eğer cezaevinde değillerse, bu sefer hayatın içinde hapis yaşamaya devam ediyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (
AİHM
) “sivil ölüm” olarak nitelendirdiği bu durumda, retçiler sigortalı bir işte çalışamıyor, banka hesabı açtıramıyor, ehliyet veya pasaport alamıyor, kimlik yenileyemiyor ve en kötüsü yarın nerede olacağını bilemiyor.(10) Hatta resmi işlem yaptıramadığı için evlenemiyor ve Osman Murat Ülke’nin durumunda olduğu gibi, çocuğunu nüfusuna geçiremiyor. Bir vicdani retçi etik olarak kaçmayı değil, kalmayı ve mücadele etmeyi seçer. Dolayısıyla politik ve hukuki sorumluluğu üstlenmiş olur.(11)
Sivil itaatsizlik savunucusunun sadece ve sadece bir grubun üyesi olarak ortaya çıkabileceğini ve ancak bu özelliğiyle sözünü dinletebileceğini vurgulayan Hannah Arendt’e göre sivil itaatsizlik, ancak ortak bir çıkar grubu oluşturan bir dizi insan tarafından uygulanırsa anlamlı olacaktır: “Avukatlar, bir sivil itaatsizlik olayını etik ya da hukuki nedenlerle haklı göstermeye çalıştıkları her zaman, olayı daima vicdani ret (savaşa gitmeyi ve askerliği reddetme-ç.n.) ya da bir yasanın anayasaya uygunluğunun sorgulanması amacıyla ihlal edilmesi ile kıyaslayarak analiz ederler. Ancak sivil itaatsizlik hiçbir zaman bir bireyin tekil davranışı biçiminde ortaya çıkmadığı için bu iki örnek olayla da benzerliği yoktur.” (12)
Arendt’in sivil itaatsizlik ile vicdani reddi birbirinden ayırt etmek gerektiği vurgusu (13) aslında Türkiyeli vicdani retçiler için de geçerlidir. Türkiyeli vicdani retçiler de hemen her fırsatta vicdani reddin bireysel bir eylem olduğunu, politik bir amaç için bile olsa kimsenin vicdani reddini açıklamaya zorlanamayacağını ileri sürmektedirler. Margaret Levi de, vicdani reddin, toplumsal olarak biçimlenmiş tekil bireylerin protesto eylemi olduğunu vurgulamaktadır: “Vicdani ret bir protesto silahıdır. Ancak kolektif bir protestonun değil. Bireysel, fakat toplumsal olarak biçimlenmiş, bir direniş eylemidir. Organizasyona, diğerlerini harekete geçirmeye, grup süreçlerine ihtiyaç duymaz. Her ne kadar tekil bireyler tarafından girişilen bir eylem olsa da, bunlar genellikle savaş karşıtı öz bilinç gruplarının bir parçası olan bireylerdir.”(14)
Vicdani Reddin Arkaplanı
Kökeni Ortaçağ’a dek giden ancak, tanımlı olarak ilk kez on sekizinci yüzyıl İngiltere’sinde ortaya çıkan vicdani reddin tarihinde, dini inançları nedeniyle şiddet kullanmayı, askerlik yapmayı ve vergi vermeyi reddeden ‘Quaker tarikatı’ üyeleri, ilk vicdani retçiler olarak adlandırılıyorlar:
“Ancak askere gitmeme ilk defa 19. yüzyılın ikinci yarısında Hollanda’da bir hak olarak kabul edilmiştir. Ardından İngiltere’de zorunlu askerlik kaldırılmış ve 19. yüzyılda Napolyon döneminde Fransa’da Protestan Anabaptistler için askerlik yapmama hakkı, yasalarla güvence altına alınmıştır. 20. yüzyıl ile Protestan Kuzey Avrupa ülkelerinden başlayarak vicdani ret hakkı yasalarla kabul edilmeye ve zamanla da zorunlu askerlik kaldırılmaya başlanmıştır. Ancak zorunlu askerliğe karşı ilk kitlesel direniş, paylaşım savaşlarının ilki sırasında gerçekleşmiştir. Askerliğin gönüllülük esasına dayandırıldığı Birleşik Krallık’ta savaşın gidişatı gerekçesiyle 1915’de askerliğin yeniden zorunlu kılınması gündeme geldiğinde pek çok kesim buna muhalefet etmiştir.”(15)
Savaşa çağırılan binlerce kişinin savaşa gitmeyi redderek yargılanmayı, hapse atılmayı göze aldığı bu dönemde ortaya çıkan bu kitlesel muhalefet, Avrupa’nın dine dayalı vicdani retten, seküler vicdani ret çizgisine uzanan yolda geçmiş birikiminin bir sonucudur.(16) Bu kitlesel çıkıştan sonra 1921 yılında önemli bir bölümünü İngiliz retçilerin oluşturduğu WRI (War Resisters International-Uluslararası Savaş Karşıtları Örgütü) Hollanda’da kurulmuştur.
“WRI daha sonra yerel savaş karşıtı örgütlerin ve vicdani ret örgütlerinin uluslararası çatısı haline gelmiştir. Düsturu şudur: Savaş insanlık suçudur! Daha önemlisi biz bu kanlı oyunda yokuz, sizi de oynatmayacağız...”(17) 1919-1930 arasında hazırlanan ilk üç vicdani ret manifestosunda Albert Einstein, Mahatma Gandhi, Bertrand Russell, H.G. Welles, Sigmund Freud, Stefan Zweig gibi isimlerin de imzaları bulunuyor. Kitlesel vicdani ret çıkışları İkinci Dünya Savaşı döneminde de devam etmiştir. Örneğin, bu dönemde ABD’deki vicdani retçi erkeklerin toplam sayısı yaklaşık 43 bindir (bu toplam rakamın 25 binini savaşmayan, 12 binini sivil kamu hizmetinde görevli olanlar ve 6 binini ise hapishanedekiler oluşturmaktadır).(18)
1960’da Vietnam Savaşı döneminde ABD’de bazı üniversitelerin kampüslerinde işgale karşı direnişler örgütlenir ve gençler açıkça askere gitmeyeceklerini ilan ederler.(19) 1968 yılına gelindiğinde askere gitmeme hareketi bütün Avrupa'ya yayılmış durumdadır. 1969 yılında rahip ve ilerici papazlar 1 milyon askere alma fişini yakarlar. Aynı yıl asker kaçaklarını ve askere gitmeyi reddedenleri barındırmak için örgütlenmelere gidilir. Bunun sonucunda, 1970’lerde vicdani ret yaygın biçimde bir hak olarak tanınmaya başlar. Ancak bu hak, ‘sivil hizmet’ zorunluluğu karşılığında verilir.(20) Silahlı hizmet yapmak istemeyenler gene zorunlu olarak ve çoğunlukla askerlikten daha uzun süre, sosyal birimlerde düşük ücretlerle hizmet etmeye zorlanır. Bu gelişme, hem askerlik yapmayı hem de askerlik yerine zorunlu hizmeti reddeden insanların oluşturduğu ‘total ret’ hareketini savaş karşıtlığı terimcesine sokmuştur.(21) Bugün AB üyesi tüm ülkelerde vicdani ret hakkı bulunurken, uygulama şekilleri faklılıklar göstermektedir.(22) Bu ülkelerde vicdani retçiler, askerlik yükümlülüklerini silahlı askerlik yapmak yerine, yine söz konusu devletlerin belirlediği sınırlamalar çerçevesinde sosyal hizmet üreterek değerlendirebiliyorlar.(23)
Türkiye’de ise, vicdani ret kavramı ilk kez, 1990’da Vedat Zencir ve Tayfun Gönül’ün vicdani retçi olduklarını açıklamasıyla ülkenin gündemine girdi. İzmir Savaş Karşıtları Derneği Başkanı Osman Murat Ülke’nin 7 Ekim 1996 tarihinde TCK 155. maddesinde yer alan ‘halkı askerlikten soğutma’ suçunu işlediği gerekçesiyle, Askeri Ceza Kanunu 58. maddesinde düzenlenen ‘milli mukavemeti kırma’ fiiline dayanılarak tutuklanmasıyla vicdani ret Türkiye’nin gündemine oturmuş oldu. Dava uzun yıllar sürdükten sonra 1999 Mart ayında ‘birliğe gitmesi’ koşuluyla ‘serbest’ bırakılan Ülke, birliğe değil evine gitmeyi tercih ederek davasını
AİHM
’ne taşıdı.(24) Birçok vicdani retçi askere alınmadan önce kararını açıklarken, Halil Savda (25) ve Mehmet Bal, üniforma altındayken vicdani ret kararını açıklayan ilk retçiler oldu. 20 Mart 1994 yılında o dönem Demokrasi Partisi (DEP) milletvekili olan KONRA-GEL Genel Başkanı Zübeyir Aydar ‘vicdani ret yasa tasarısı’ için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) önerge verdi.
Vatan hizmeti konusunu düzenleyen, Anayasa’nın 72. maddesine göre “vatan hizmeti her Türk'ün hakkı ve ödevidir.” Bu hizmetin silahlı kuvvetlerde veya kamu kuruluşlarında ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenirken, herhangi bir birey, “ben vatan görevimi silah altına alınarak yerine getirmek istemiyorum. Vicdani, dini ve ahlaki nedenlerle silah ve silahlı eğitimi reddediyorum. Bana vatan hizmetimi kamuda yerine getirmek için uygun seçenekler bildirin” dediğinde Türk yargı sistemi, “vicdani ret hakkının kullanımına olanak yoktur” diyerek bu hakkın kullanımını ortadan kaldırıyor. Oysaki, Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi’nin yanı sıra, Türkiye’nin onayladığı diğer uluslararası sözleşmelerde devletlere, vicdani ret hakkını kullanan kişiler hakkında sivil karakterli cezalandırıcı nitelik taşıyan ve kamuya yararlı alternatif hizmetler sunma zorunluluğu getiriliyor.(26) Türkiye'de asker kaçaklarının sayısı yaklaşık 600 bin, reddini açıklayanların sayısı ise 11’i kadın (27) olmak üzere toplam 6128.
1993 yılına kadar “halkı askerlikten soğutmak” bir terör suçu olarak fiilen Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin (DGM) görev alanında kabul ediliyordu. Daha sonra, bu yargılamalar Genel Kurmay Askeri Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. 1997 ve 2000 yıllarında, bu suçlamadan yargılanan toplam 15 kişi hakkında "vicdani reddin halkı askerlikten soğutma suçunu oluşturmayacağı, bunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de kabul ettiği uluslararası sözleşmeler gereğince bir hak olduğu" gerekçesi ile beraat kararı verildi. Bu tarihten sonra da vicdani reddini açıklayan kişiler hakkında “halkı askerlikten soğutma” suçlaması ile dava açılmadı. Bugün ise, vicdani reddini açıklayan kişi, eğer asker ise Askeri Ceza Yasası’nın “emre itaatsizlikte ısrar” filini düzenleyen 87’inci maddesinden ya da “hizmetten kısmen ya da tamamen sıyrılmak kastiyle emre itaatsizlikte ısrar ve toplu erat önünde emre itaatsizlikte ısrar” fillerini düzenleyen 88’inci maddesinden yargılanmaktadır. 88. maddede öngörülen ceza miktarı 6 ay ile 5 yıl arasında düzenlenmiştir. Vicdani reddini açıklayan siviller hakkında genelde bir dava açılmamaktadır. Ancak, bazı yazar, gazeteci ve basın açıklaması yapan kişilere “halkı askerlikten soğutma” suçunu işlediği gerekçesi ile 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 318’inci maddesinden dava açılmaktadır (eski TCK’nın 155’inci maddesi).
Yazılı Basında Vicdani Ret Eylemleri
Medyada anlamların oluşumu, haberlerin yapılanışı ve tüketimine ilişkin tüm araştırmalarda medya-mülkiyet ilişkileri, devlet ve ekonomik örgütlenmeler tarafından şekillenen egemen ideoloji kavramı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bağlamda, bu araştırmada incelenen altı gazeteden Hürriyet ve Radikal’in Doğan Medya Grubu’na ait olduğunu, Birgün gazetesinin çok ortaklı bir yapısının bulunduğunu, “patronsuz gazete” şiarıyla yola çıktığını ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’ne (ÖDP) yakınlığıyla bilindiğini, Yeni Şafak’ın şu anda iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümetine yakın olduğunu, Ülkede Özgür Gündem’in şu anki ismiyle Demokratik Toplum Partisi (DTP) ve Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yakın olduğu ve aynı zamanda belirli bir okur kitlesinin desteğiyle ayakta durduğunu, Zaman gazetesinin ise Fethullah Gülen’e yakınlığıyla anıldığını hatırlamak gerekmektedir.
Başlangıçta araştırma sadece haber metinleri ile sınırlı iken, yazılarıyla, yazarı bulundukları gazetenin ideolojik çerçevesini zorlayan, tersine çeviren köşe yazarlarını araştırma dışı bırakmanın, basının vicdani ret konusuna yaklaşımını tanımlamakta büyük bir eksiklik yaratacağı düşüncesiyle, köşe yazıları, söyleşiler ve ağırlıklı olarak uzman, aktivist ya da akademisyenler tarafından yazılan yorum yazıları da araştırma kapsamına alınmıştır.
Gazeteler vicdani ret konusunu da, tıpkı diğer konularda olduğu gibi, kendi ideolojik duruşlarının belirlediği bakış açısı doğrultusunda anlamlandırmış ve yansıtmıştır. En çok satan değil ama en çok okunan gazete ünvanına sahip olan Hürriyet hem Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) hem de devletin, daha genel ifadesi ile resmi ideolojinin vicdani ret meselesine genel bakışını anlamak açısından merkezi bir öneme sahip olduğu düşünülerek bu araştırmada veri alanı olarak seçilmiştir.
Yeni Şafak, TSK ile gergin ilişkilere sahip olduğu bilinen AKP hükümetine yakınlığı dolayısıyla araştırmaya dâhil edilmiştir. Zaman gazetesi, İslami muhafazakâr, Birgün özgürlükçü sol, Radikal gazetesi liberal sol ve AB yanlısı, Ülkede Özgür Gündem ise Kürt siyasal hareketini örneklendirmesi bakımından veri alanı olarak seçilmiştir. Milliyetçi bakış açısının yansımaları ise Hürriyet, Zaman ve Yeni Şafak’ta rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Bu altı gazete içinde, sadece Radikal ve Hürriyet TSK’nın faaliyetlerini izleyebilecek “akredite” gazetelerdir.
Araştırmada incelenen haberlerin tarih aralığı, vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın gözaltına alındığı 8 Nisan 2005 ile kendini vicdani retçi olarak tanıtan Hakan Ekinci’nin uçak kaçırma eylemi yaptığı 3 Ekim 2006 olarak belirlenmiştir. Giriş bölümünde de değinildiği üzere, AB’nin Türkiye’ye müzakerelere başlama tarihi olarak 3 Ekim 2005’i belirlemesi, düşünce ve ifade özgürlüğü ve genel olarak insan hakları konusunda karnesi iyi olmayan Türkiye’de basının vicdani ret konusu ile bu tarih öncesinde yakından ilgilenmesinde belirleyici olmuştur. Ayrıca, bu süreçte vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın gözaltına alınması, askeri cezaevine gönderilmesi, işkence ve kötü muameleye maruz kalması, açlık grevine girmesi gibi olaylar hem Türkiye basınının hem AB parlamenterlerinin konuyla ilgilenmesinde etkili olmuştur. Bunlar dışında, Mehmet Tarhan’ın bugüne kadar vicdani reddini açıklayanlar içinde eşcinsel olduğunu deklara eden ilk ve tek vicdani retçi olmasının da konuya ilgiyi arttıran etkenlerden biri olduğunu belirtmek gerekir.
Öte yandan Türkiyeli anti-militaristlerin bu dönemde uluslararası anti-militarist hareketle yakın dayanışma ilişkileri geliştirmesi (önceki dönemlere oranla çok daha yaygın kullanılan İnternet’in sağladığı kolaylığı göz önünde bulundurmak gerekir) ve bu hareketin de katkısıyla AB parlamenterlerinin Türkiye’deki parlamenterler üzerinde baskı oluşturmasının sağlanması, dolayısıyla uluslararası bir gözün Türkiye’de vicdani ret konusunda neler olup bittiğini izler hale gelmesi basının da konuyla daha yakından ilgilenmek zorunda kalmasını sağlamıştır.
Araştırma kapsamında incelenen metinlerin gazetelere göre nicel dağılımı şöyledir:
Birgün: 42 haber, 32 köşe yazısı-yorum, 12 söyleşi,
Hürriyet: 29 haber, 9 köşe yazısı-yorum, 2 söyleşi,
Radikal: 13 haber, 36 köşe yazısı-yorum, söyleşi yok,
Ülkede Özgür Gündem: 68 haber, 23 köşe yazısı-yorum, 2 söyleşi,
Yeni Şafak: 6 haber, 8 köşe yazısı-yorum, söyleşi yok,
Zaman: 12 haber, 8 köşe yazısı-yorum, 2 söyleşi.
İncelemeye dahil edilen gazetelerde yayımlanmayan ya da yanlış, eksik, çarpıtılmış, eşdeyişle bir biçimde değiştirilmiş olarak yayımlanan haberlerin sağlaması için ise sıklıkla Savaş Karşıtları İnternet Sitesi (www.savaskarsitlari.org), Bağımsız İletişim Ağı İnternet Sitesi (www.bianet.org), İstanbul Bağımsız Basın Merkezi (http://istanbul.indymedia.org) ile Express ve Siyahi gibi dergilere başvurulmuştur.
Vicdani ret konusunun medyada sunumu üzerine bugüne kadar Türkiye’de yapılmış iki akademik araştırmaya ulaşılmıştır. Bunlar, Nail Anıl Cinisli’nin Türk Basınında Vicdani Ret (29), Burcu Kaya’nın Medyanın Sivil İtaatsizlik Olgusuna Yaklaşımı (30) başlıklı yüksek lisans ve yüksek lisans tezleridir. Aşağıda yer alan gazete çözümlemelerine geçmeden önce, Burcu Kaya’nın bir sivil itaatsizlik türü olarak vicdani reddi örneklem olarak seçtiği araştırmasında yaptığı içerik çözümlemesi sonuçlarına kısaca değinmek faydalı olacaktır. Çözümleme için, Cumhuriyet, Radikal, Sabah ve Yeni Şafak olmak üzere dört “fikir/referans” gazetesini seçtiğini belirten Kaya, vicdani ret konulu tüm metinleri (haber, köşe yazısı-yorum ve söyleşi) dikkate almıştır. Araştırmaya konu olan dört gazetenin Ocak 2000 ve Mayıs 2005 tarihleri arasında yayımlanan yaklaşık toplam 7900 haber değerindeki metin sayısı dikkate alınmıştır. (31) Buna göre, bu gazetelerde belirtilen dönemde Türkiye’deki vicdani retçilere ayrılan yer 1.24 sayfa, AB sürecinde vicdani ret konusuyla ilgili haberlere ayrılan yer 3.30 sayfa, Türkiye’deki vicdani ret gösterilerine ayrılan yer 0.27 iken yabancı vicdani retçilere ayrılan yer 3.02 sayfadır. Bu araştırmanın kapsadığı dönemde 51 kişinin vicdani ret açıklaması yaptığı, bunların üçünün uzun bir gözaltı-tutukluluk-yargılanma ve açlık grevi gibi süreçler geçirdikleri ve vicdani ret hakkı için birçok eylem yapıldığı düşünüldüğünde, Türkiye’deki vicdani ret konulu haberlere yer vermek yerine, yabancı vicdani retçilere ya da AB süreci dolayımıyla vicdani ret konusuna yer vermenin nedenleri daha da düşündürücü hale gelmektedir. (32) Ancak medya şirketi sahiplerinin temsil ettiği yapısal çıkarlarla uyuşmayan eylemlerin medyada temsil bulma şansının düşük olduğu bilinen bir gerçektir. Medyanın sahiplerinin politikacılarla ve diğer ticari alanlarla kurduğu sıkı ilişkiler, sosyal olarak ulaşılabilirliği olan ve sistemi sorgulamak yerine tekil ya da kişisel sorunlarla uğraşan eylemlerin medyada daha kolay yer bulması sonucunu doğurmaktadır.(33)
Araştırma evrenini altı gazetenin oluşturduğu bu araştırmada ise, zaman zaman eleştirel söylem çözümlemesi ve göstergebilimsel çözümlemeden de faydalanılarak ağırlıklı olarak metin çözümlemesi yöntemi (textual analysis) kullanılmıştır. Böylelikle vicdani ret konusunun siyasal ve toplumsal sorunlarla ilişkisi incelenmiş, konunun gazetelerdeki yansımasında hangi söylem yapılarının nasıl ve niçin inşa edildikleri, hangi toplumsal ilişkileri ve egemen ideolojileri yeniden ürettikleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Mehmet Gülseren
İzin almak gereğini bile duymamış bu yazarın dek derdi bir Kitap yazarak bu kirli, danışıklı savaştan bir lokma kapma olsa gerek.
Hiç kimse, hele Kürdler onun gibilerinin malzemesi değildir.
Lütfen bu yazıda Adım ve çocuğumun adı geçen bölümleri ve yorumları aynı hataya düşmemek için kaldırınız.
Zira; gerek Devlet ve gerekse İmralı olsun hesabımız kapanmamıştır.
Saygılar
Mehmet Gülseren
antieswar@hotmail.com
Amed 10 Haz 2008.02.04