AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Basının Vicdani Reddi


İlk < 1 2 3 4 5 6 > Son
Gamze Göker


Birgün Gazetesinde Vicdani Retçiliğin Sunumu


Vicdani retçi Mehmet Tarhan’ın gözaltına alınmasından tahliye olmasına kadar geçen süreci yakından takip eden Birgün gazetesi, bu araştırmaya konu olan yaklaşık bir buçuk yıllık süreçte Mehmet Tarhan başta olmak üzere farklı vicdani retçilerle söyleşilere ve vicdani ret üzerine çeviri (70), yorum ve köşe yazılarına da en fazla yer veren iki günlük gazeteden biri olmuştur. Gazete, vicdani retçilerin taleplerine ayrıntılı yer veren, neredeyse ‘angaje’ başlıklarla (71) aslında kuruluş manifestosunda (72) yerine getirmeyi iddia ettiği “toplumsal muhalefet dalgasının sesi olma hedefi”ni yerine getirmiştir. Askeri Yargıtay’ın, AİHM’nin Osman Murat Ülke ile ilgili kararını Mehmet Tarhan davası için bağlayıcı bulmadığıyla ilgili haberde Tarhan’ın değerlendirmesine ayrıntılı yer veren (73) Birgün, vicdani retçilerin geleneksel Militurizm Festivali’ni (74) duyuran bir habere de sayfalarında yer açmıştır.(75)

Britanya’da parlamentoya sunulan ve yabancı ülke veya topraklarda işgalci olmayı reddeden askerlere ömür boyu hapis cezası öngören Silahlı Kuvvetler Yasa Tasarısı’na karşı ordudan istifa eden askerler tarafından başlatılan kampanyayla ilgili habere “Britanyalı askerler ‘reddediyor’” başlığıyla yer veren gazete, AİHM’nin Osman Murat Ülke ile ilgili kararının ardından “Avrupa’da zorunlu askerlik azalıyor” başlığı ile hazırladığı haberde, zorunlu askerlik uygulaması konusunda Avrupa ülkelerinin durumunu kısaca anlatmış ve vicdani ret hakkının hangi AB üyesi ülke tarafından hangi tarihte kabul edildiğini listelemiştir.

Bir köşe yazısında (76) yazar Melville’in “Yapmamayı tercih ederim” diyen kahramanı Katip Bartleby’nin sivil itaatsizliğin ilham perilerinden biri olduğunu hatırlatma vesilesiyle vicdani ret meselesine değinen Süreyyya Evren diğer bir yazısında (77) ise, Birikim dergisinin “Anti-militarizm-vicdani red” dosyasında (Temmuz 2006) bulunan bir yazıdan ve Peretz Kidron tarafından derlenen “Yesh Gvul: Başkaldıran İsrail Askerleri” adlı kitaptan söz etmektedir. Kitapçılarda sergilenen kitapların türünü, yükselen milliyetçi ve militarist dalgayı tanımlamanın yollarından biri olarak seçtiği bir yazısında ise Evren, Türkiye’de vicdani ret meselesinin anti-militaristlerin yıllardır sürdürdüğü mücadele ile değil, AİHM kararı ile farkedilir olmasına içerlemektedir:

“Yıllardır süren ve burada gerçekleşen fiili mücadeleler, neşeli- neşesiz farklı eylem formları, bire bir çatışmalar ve mahkemeler değil de, bir AİHM mahkemesi kararı vicdani reddi Türkiye’de farkedilirleştirdi, etkinleştirdi. Çünkü bu ‘lamı cimi yok, anlaşılan vicdani red gelecek’ hissiyatını oturttu...buradaki siyasi ham mücadele ancak Avrupa katında işlenir ve buraya geri dönerse giyilebilir. Buradaki eylem burasıyla dolaysız ilişki kuramıyor neredeyse bu durumda...Vicdani reddi savunan metinlerde şöyle bir ima görmek mümkün mesela: ‘biz vicdani red hakkı istiyoruz! Ve evet biliyoruz eninde sonunda, hatta yakında Avrupa yüzünden bunu vereceksiniz. Dolayısıyla bunu aslında sizden ve buradan talep etmiyoruz. Bunu zaten alacağız ama şimdi talep etme hakkını istiyoruz. Zaten o zaman da total red talep edeceğiz.’”(78)

Birgün’de de tıpkı diğer gazetelerde olduğu gibi Perihan Mağden’in halkı askerlikten soğuttuğu gerekçesiyle yargılanması vesilesiyle birçok köşe yazarı vicdani ret konusuna değinen yazılar yazdılar. Bunların bir kısmı doğrudan Perihan Mağden davası ve vicdani ret meselesine odaklanırken; bir kısmı ise Türkiye’deki genel ifade özgürlüğü önündeki engeller, yeni TCK ve özellikle ifade özgürlüğünü düzenleyen 301. madde ya da AKP politikalarına yönelik eleştiri çerçevesinde yazılardır. Örneğin Sezai Temelli yazısında, “varolan iktisadi düzenlemeye karşı emek eksenli bir toplumsal karşıtlığın önünün mevcut ilişkiler içinde nasıl baskıcı bir yöntemle kesilebileceğini” örneklerken, Eğitim Sen’in kapatılması, Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen Ermeni konferansının ertelenmesi gibi olayların yanı sıra “vicdani retçi Mehmet’e yapılanlar”ı da anmaktadır.(79)

“Sahte savaşçılar ile gerçek barışçılar” başlıklı köşe yazısında “Türkiye’de savaşın yararlarına inanan çok geniş bir siyasi yelpaze” olduğunu söyleyen Nazım Alpman, “asker uğurlama-şehit karşılama törenlerinde gençleri savaş çığlıklarıyla askere yollayan bu ekibin askere gitmemek için yapmadıkları sahtekârlık kalmadığını” belirterek vatanseverlik miti etrafında sergilenen ikiyüzlülüğü ortaya koymaktadır. Alpman’ın bu bakış açısı, Hürriyet köşe yazarı Pakize Suda’nınkiyle benzerlik göstermektedir:

“Mehmet Tarhan askere gitmeyi reddettiği için 11 ay hapis yattı. Tarhan, ‘savaşmak istemiyorum’ diyor. Onun pozisyonunda olanlara ‘vicdani redci’ deniliyor...Öztürkler.com internet sitesinin sahibi, samimi milliyetçi, büyük ülkücü, değerli vatansever Sedat Peker'in yakın çalışma arkadaşlarından Boğaç Kaan Murathan ile Olgun Aydın askere gitmemek için Üsküdar Anadolu Kulübü'nden lisans çıkartarak futbolculara tanınan tecil haklarından yararlanmışlar.

Yaşları 30'a dayandığı halde eğitim alayının nizamiye kapısının önünden bile geçmemişler. Şimdi bunlara sorulsa:

- Niye askere gitmekten kaçıyorsunuz?
- Efendim biz çok fazla vatanseveriz de ondan!..

Vicdani redci Mehmet Tarhan ise ‘delikanlı gibi’ çıkıyor, dobra dobra açıklıyor:

- Ben askerliğe karşıyım, o yüzden gitmiyorum!

Devlet her iki uçtakilere de inanıyor. Biri doğru söylediği için hapse giriyor, diğerleri yalan söyledikleri için hayatlarını yaşıyorlar.”(80)

TBMM’de 5 Eylül 2006’da Lübnan’a asker gönderme tezkeresi görüşülürken sokaktaki eylemcilerin attığı “Çıkarsa tezkere, Bilal gitsin askere” sloganına gönderme yapan,
“Erdoğan, Bilal’i askere gönderme” başlıklı köşe yazısıyla Çiğdem Mater, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan da dahil olmak üzere, zorunlu askerlik hizmeti yapmak istemeyen geniş kesimler olduğunu, askere gitmemek için başvurulan yöntemlerden birinin özel üniversitelerde yüksek lisans programlarına kayıt olmak olduğunu hatırlatmaktadır. Çözüm önerisi olarak ise, vicdani ve total reddin bir hak olarak tanınmasını getirmektedir:

“Tıpkı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal gibi...Şimdi durduk yerde tenzih etmek istemem kendisini ama kendince şahane bir şekilde Dünya Bankası'nda kariyer yaparkene kalkıp da mesela Amasya orduevinde ya da Tansu Çiller'in oğlu gibi Foça'da askerlik yapmayı aklının uç kenarından bile geçirmiyordur herhalde. Tam da bu yüzden dördüncü yılını tamamlar tamamlamaz Türkiye'ye gelip bir ay askerlik yapacağından eminim. O bir ayın bile ona külfet gibi geldiğini de tahmin edebiliyorum ayrıca...Ortada bu kadar net bir ‘askere gitmek istemeyen insanlar’ grubu varken bu riya neden peki? Neden hâlâ hepimizin asker doğduğuna dair bir inanç var? Yok işte öyle bir şey, gayet net, insanlar zorunlu askerlik yapmak istemiyorlar. Birincisi bu iş profesyonel bir ordu işi, üç ay eğitimle insanları Hakkâri'ye gönderirseniz olmaz, ayrıca 20'sine gelmemiş ya da yeni geçmiş insanların hayatından 6 ay, 12 ay gönülsüzce almak her şeyden önce haksızlıktır. Bu bir tercih olmalıdır, bir şekilde gitmek isteyen varsa gider. İkincisi bu toplumun bir bölümü, eline silah almak, insanları öldürmek istemiyor, bu da en temel insan hakkı. Millet sokaklarda boşuna mı paralıyor kendini ‘Öldürmicez, ölmiycez, kimsenin askeri olmıycaz’ diye? Çözüm var mı? Çok iyimser bir Polyanna iseniz var. Türkiye Cumhuriyeti acilen vicdani reddi ve total reddi kabul etmeli, askere gitmek istemeyenler gitmemeli, gayet basit. İkincisi de nasıl olacağını hiç bilemediğim bir şekilde profesyonel orduya geçilmesi için gerekli adımların atılması...Asker olmak isteyen olsun, biz tutmayalım...Ama istemeyen de yerinde otursun.”(81)

Burak Cop, Birgün’de yer alan bir yorum yazısına askerliğin zorunlu olmadığı İngiltere’de, oğlu Irak işgali sırasında ölen babanın başlattığı kampanyadan söz ederek başlamakta ve askerliğin zorunlu olduğu Türkiye’de, şehit ailelerinin “vatan sağolsun” söyleminin yerini “Son olarak PKK tarafından öldürülen Deniz Yüzgeç’in annesi Ayfer Yüzgeç’in “Evladımı vatana feda etmiyorum” ve Zeki Burak Okay’ın annesi Neriman Okay’ın “Ben oğlumu asker olsun diye okutmadım” sözlerine bıraktığını hatırlatmaktadır:

“Acılı annelerin tepkisinin arka planında bugünün Türkiyesi'nde, bu koşullarda, böylesi bir ölümün anlamsızlığına mı, yoksa oğullarının Reg Keys'in oğlundan bile daha çaresiz bir şekilde, kendi iradeleri dışında hayatlarından belli bir süreyi harcadıkları bir kurumun çatısı altında ölmesine mi isyan var, bilemeyiz. Ancak ilk olasılık politik bir duruş içerdiği için yalnızca ikincisini kabul etmemiz halinde bile, Türkiye'deki askerlik rejiminin temelden değişmesi anlamına gelecek örtülü bir talep kendini gündeme getiriyor: Zorunlu askerliğin son bulması...Yeni Genelkurmay Başkanı’nın ordunun yüzde 30 oranında küçültülmesi şeklinde açıkladığı strateji de profesyonel orduya giden yolda bir adım zaten. Ama bu hâlâ uzun bir yol. Dolayısıyla daha epey bir süre Deniz Yüzgeç, Zeki Burak Okay ve son günlerde ölen diğer askerler gibi pek çok kişi, ‘şehit’ olmayı isteyip istemedikleri kendilerine sorulmadığı halde, ‘şehit düşmeye’ devam edecek.”(82)

Birgün’ün gerek haberleri gerekse yer verdiği köşe yazısı, yorum ve söyleşileriyle vicdani ret hakkını açıkça destekliyor olması, gazetenin genel bir anti-militarist bakış açısına sahip olduğu anlamına gelmiyor elbette ki. Nitekim, “patronsuz gazete” şiarıyla yola çıkan Birgün’ün kuruluş sürecinde ve yayın kurulunda yer alan ve aynı zamanda köşe yazarı olan Doğan Tılıç, bir köşe yazısına Perihan Mağden’e, Mehmet Tarhan ile ilgili yazısından dolayı Genelkurmay Başkanlığı tarafından “halkı askerlikten soğutma” davası açıldığını hatırlatarak başlıyor. “Ortaya dökülen kimi ilişkilerle karşılaştırılınca, Perihan Mağden’in ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gereken yazısının, “askerlikten soğutuculuğu”nun “epeyce hafif” kaldığını söyleyen Tılıç, içinde asker kişilerin de bulunduğu bazı çetelerin, özellikle son olarak “Atabey çetesi”nin ortaya çıktığını hatırlatıyor ve askeriye içindeki çete yapılanmalarını, bir tür askeriyeye leke sürme söylemi içinden eleştirmektedir. Bir başka deyişle, Türkiye’de ordu tüm ekonomik, siyasi ve hatta sosyal yapılanması ile gayet sorunsuz, halkla barışık, pür-i pakmış ancak, bu türden çete yapılanmaları ordunun olumlu imajını lekeliyor, askerin adını kötüye çıkarıyor ve dolayısıyla halkı askerden soğutuyor demeye getirmektedir:

“Eğer bunlar askeri hedef alan ‘organize işlerse’, birilerinin halkı askerden soğutmaya çalıştığı; asker içinden birilerinin çetelere ‘bulaştığı’ bir gerçekse, bu kez de bu askerlerin halkı askerden soğuttuğu söylenebilir...Sizce, bir de halkı askerlikten ve askerden soğutmak suçundan yargılanmaları gerekmez mi? Hani, Perihan Mağden yargılanıyor da!”(83)

Kendini vicdani retçi olarak tanıtan Hakan Ekinci’nin uçak kaçırma eyleminin ardından hazırladıkları “Vicdani red 17 yıllık sorun” (84) başlıklı haberde Gökhan Gençay, Volkan Şahin ve Ufuk Koşar, vicdani reddin Türkiye’deki kısa tarihçesini ve vicdani reddin ne olduğunu anlatmaktadır. Haberde, Türkiyeli anti-militaristler adına açıklama yapan Uğur Yorulmaz’ın “Ekinci'nin vicdani retçi olduğu gerekçesi ile şiddete başvurup uçak kaçırması, yüzlerce insanın yaşamını tehlikeye atması, ölmeyi ve öldürmeyi vaaz eden her türlü ilişki biçimini reddetmek olan vicdani reddin felsefesi ile bağdaşan bir tutum değildir” odaklı açıklamasına yer verilmektedir. Bu haberden de açıkça anlaşılacağı üzere, gündemdeki uçak kaçırma ve ona karşı anti-militaristlerin verdiği yanıt aracılığıyla olduğu gibi, Birgün hemen her fırsatta vicdani redle ilgili geniş bilgi içeren haber ve yazılar yayımlamaya özen göstermektedir. Gazete böylelikle, sair zamanlarda vicdani ret meselesine ilgi göstermeyip, uçak kaçırma eylemi gibi sansasyonel durumlarda, vicdani retçileri “terörist” olarak gösterme fırsatını kaçırmak istemeyen yaygın medyaya yanıt verme konusunda bir kez daha anti- militaristlerin yanında olduğunu, onların sesi olma yolunda çaba gösterdiğini ispat etmiş olmaktadır.

Gençay Gürsoy, Osman Murat Ülke’nin AİHM’de açtığı davanın Türkiye Cumhuriyeti’nin (TC) mahkûmiyeti ile sonuçlanmasını okuduğunda aklına gelen ve militarizmin despotik mantığını açık biçimde anlatan birbiriyle ilişkili birkaç askerlik anısını anlatarak başladığı yazısında, bu mahkeme kararı sayesinde “ilk kez vicdani ret kavramının hukuki zeminde tartışılmasının yolunun açılmış olduğunu” şöyle belirtmektedir:

“Daha da önemlisi, askerlik gibi sosyo-kültürel kökleri itibariyle dokunulmaz ve kutsal sayılan bir hizmetin, ağır bir bedel ödeyerek de olsa insani gerekçelerle reddedilebileceğini gösterdi. Bizim kuşaklardan bu cesareti gösteren çıkmamıştı...batıda giderek yaygınlaşan ‘vicdani ret’, askerlik hizmetini, sağlık, eğitim, yaşlıların bakımı vb. sivil alanda çalışarak yapma imkanı sunarken, Türkiye'de şimdilik, 1111 sayılı askerlik kanununun ihlali anlamına gelen bir suçtur. Hiç kuşku yok ki er ya da geç bu yol açılacak ve askerlik yerine belki biraz daha uzun ve ağır bir sivil hizmet alternatifi mümkün olacaktır. Bugün ağır bedeller ödeyerek bu kapıyı aralıyanlara sivilleşmeden yana yurttaşlar olarak şükran borçluyuz.”(85)

Gürsoy böylece, militarizm karşısında sivilleşmeye vurgu yaparak, vicdani retçilerin gerek cezaevine girerek gerekse dışarıda ‘sivil ölüm’e mahkûm olarak bedelini ödedikleri vicdani ret tavrının sadece bireysel değil, aynı zamanda sivilleşmeden yana tüm yurttaşların özgürleşmesini sağlayacak bir eylem biçimi olduğunu hatırlatarak teşekkür etmiş olmaktadır.

Aydın Engin, Türkiye basınında köşesini 15 Mayıs Dünya Vicdani Ret Günü’ne ayırmış birkaç yazardan biridir. Mehmet Tarhan sürecinden önce, 2004 tarihli yazısında Engin, sevgililer günü, sigarayı bırakma günü, anneler günü, 1 Mayıs, 19 Mayıs hatta süt içme günü gibi toplumun farklı kesimleri tarafından kutlanan önemli günler arasında bir de vicdani ret günü olduğunu hatırlatmakta ve her ne kadar ismini böyle anmasa da, İstanbul’da düzenlenen 1. Militurizm Festivali’ni (86) anlatmaktadır:

“15 Mayıs Dünya Vicdani Ret Günü Türkiye'de de kutlandı. Çiçekçiler ve çörekçiler ve incik boncuk satanlar bayram etmedi; televizyonların çoğu (yoksa hepsi mi?) göstermedi, gazetelerin çoğu (yoksa hepsi mi?) yazmadı. Ama kutlandı. Adapazarı, Ankara, Antep, Bursa, İskenderun, İstanbul, İzmir, İzmit, Mersin, Samsun'dan gelen 100 genç antimilitarist, Taksim Meydanından başlayıp Haydarpaşa Garı, Selimiye Kışlası, GATA, silah sanayinde etkin Nurol şirketi önünde, Beşiktaş Meydanında ve en sonunda Tüyap önünde barışçıl gösteriler yapıp, ortalığı renk alacası bir şenliğe çevirdiler. Beşiktaş'ta ‘13+1’ kişi vicdani ret bildirimlerini yaptılar. (‘Artı bir’ diye anılan vicdani retçi henüz anasının karnındaydı. O yüzden o ayrıca belirtildi).”(87)

Vicdani reddin kısaca tanımını da yapan Engin, Türkiye’de vicdani reddin yargılanma, hapis, işkence, açlık grevi gibi birçok bedelin de ödendiği 15 yıllık bir tarihi olduğunu hatırlatmakta, “kılcal damarlarına kadar militaristleştirilmiş bir toplumda ‘vicdani retçi’ olmanın salt bilinç değil, mangal gibi de yürek istediğini” belirtmekte ve eklemektedir:

“Peki askerliğini ‘yedek subay öğretmen’ olarak yapmayı bilinçle tercih etmiş bu ‘çeyrek porsiyon vicdani retçi’ gazeteci ne demeye bu netameli konuya değinir? Hiiiiiççç... Yıllar önce Frankfurt’ta bir otomobilin arka camına yapıştırılmış bir yazıyı hiç unutmamıştır da ondan. Orada ‘Düşün savaş ilan edilmiş ve kimse cepheye gitmiyor’ yazıyordu. O tür yapışkan yazılar satan bir dükkana girip, o yazının tıpkısının aynısını alıp kendi külüstür arabasının arka camına yapıştırmıştır da ondan... O gün bugündür bu harikulade ütopyanın gerçek olacağı günü umut etmektedir de ondan...”(88)

Köşe yazarları dışında anti-militarist aktivistlerin yorum yazılarına da sıklıkla yer veren (89) Birgün, vicdani ret meselesi ile ilgili olarak onu aşkın söyleşi yayımlayarak, vicdani ret hakkını savunanların sözlerini kamuoyuna doğrudan aktarmalarına da aracılık etmiştir. Sivas Temeltepe Askeri Cezaevi’nde tutulduğu süreçte, avukatı aracılığıyla Mehmet Tarhan’la yapılan ve Savaş Karşıtları’nın web sitesinde yayımlanan söyleşi (90) ilk olarak Birgün’ün İnternet’teki haber sitesi Sesonline’da, ardından kısaltılmış haliyle aynı hafta, gazetenin pazar ekinde tam sayfa olarak yayımlanmıştır.(91) On bir ay cezaevinde kalıp tahliye olmasından sonra Tarhan’la yapılmış kısa bir söyleşinin de yayımlandığı Birgün’de (92), muhabirinin “halkı askerlikten soğutma” davasından yargılanmasına neden olan vicdani retçi Erkan Bolot’la yapılmış bir söyleşi de yer almıştır.(93) AİHM davasının sonuçlanmasının hemen ardından Osman Murat Ülke ile (94) yapılan bir söyleşiyi yayımlayan gazete, uçak kaçırma olayından yaklaşık bir ay önce yayımladığı Hakan Ekinci söyleşisini (95), olaydan önce Ekinci ile röportaj yapan tek gazete olarak kaçırma olayından sonra tekrar yayımlamıştır.(96)

Birgün, doğrudan vicdani ret meselesi ile ilgili olmayan söyleşilerde de yöneltilen sorularla vicdani ret meselesine değinmeyi ihmal etmemiştir. Radikal gazetesinde yayımlanan “Bir Mahkeme Kararı” başlıklı yazısı nedeniyle TCK'nın 288. maddesinden yargılananan Murat Belge (97) ile, emekli askeri hakim olmakla birlikte sıklıkla sivil toplum çalışmalarının içinde yer alan ve sivilleşme ve demokratikleşmeye vurgu yapan yazı ve konuşmalarıyla tanınan Ümit Kardaş98 ve Yeni Aktüel dergisinde yayımlanan “Vicdani Red Bir İnsan Hakkıdır” başlıklı yazısı (99) nedeniyle “halkı askerlikten soğutma” iddiasıyla Ceza Yasası’nın 318. maddesinden yargılanan Perihan Mağden (100) ile yapılan söyleşiler gazetede farklı periyodlarla yer almıştır.


İlk < 1 2 3 4 5 6 > Son

Yorumlar

Mehmet Gülseren


İzin almak gereğini bile duymamış bu yazarın dek derdi bir Kitap yazarak bu kirli, danışıklı savaştan bir lokma kapma olsa gerek.

Hiç kimse, hele Kürdler onun gibilerinin malzemesi değildir.

Lütfen bu yazıda Adım ve çocuğumun adı geçen bölümleri ve yorumları aynı hataya düşmemek için kaldırınız.

Zira; gerek Devlet ve gerekse İmralı olsun hesabımız kapanmamıştır.

Saygılar

Mehmet Gülseren

antieswar@hotmail.com

Amed 10 Haz 2008.02.04
10.06.2008, 11:46:23 | Misafir


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler