AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Basının Vicdani Reddi


İlk < 4 5 6 7 8 9 10 > Son
Gamze Göker


Radikal Gazetesinde Vicdani Retçiliğin Sunumu


Radikal gazetesi, vicdani ret konusunu, yaptığı haberlerle gündeminde tutmaya pek hevesli görünmemiştir. Vicdani reddi bir insan hakkı olarak savunma yaklaşımı, daha çok köşe yazarları ve gazete dışından yorumcuların yazıları ile sergilenmektedir. Sayılı miktardaki haber, köşe yazısı ve yorumların bir kısmı da vicdani reddi bir özgürlük ya da anti-militarizm yolunda atılmış bir adım olarak değil, AB müzakere sürecinde vatandaşa verilmesi gereken bir hak, dolayısıyla geçilmesi gereken bir aşama olarak değerlendiren yazılardan oluşmaktadır. Yıldırım Türker ve Murat Çelikkan gibi köşe yazarlarının vicdani ret konusunda ısrarla yazmalarının önemi teslim edilip, bir gazetenin genel yayın politikasındaki asli unsurun haber olduğu hatırlanırsa, Radikal’in bu konuda emek harcamaya ve sayfalarını vicdani retçilerin eylem haberlerine ya da örneğin Mehmet Tarhan ile ilgili gelişmelere açmakta pek istekli olmadığı görülecektir. Zira, ne anti-militaristlerin yaptığı etkinlikler ne de özellikle Mehmet Tarhan süreciyle birlikte yoğunluk kazanan anti-militarist protesto gösterileri Radikal’e haber olarak yansımıştır. Haber olabilen üç konudan biri, Ülke davası nedeniyle Türkiye’nin karşılaşma olasılığı olan yeni durum, gazetenin eski köşe yazarlarından (araştırmanın kapsadığı dönemde henüz ikinci başlangıcını yapmamıştı) Perihan Mağden’in “halkı askerlikten soğutma” davası ile ilgili gelişmeler ve ‘vicdani retçi’ olduğunu iddia eden Hakan Ekinci’nin uçak kaçırma olayıdır. Örneğin, Mehmet Tarhan’ın 8 Nisan 2005’te cezaevine konulması ile ilgili iki cümleden oluşan haberde (159) kullanılan “Askeri mahkeme Tarhan'a ‘emre itaatsizlik’ ve ‘askerlik yapmamak için emre itaatsizlik’ suçlarından ikişer yıl hapis verdi” cümlesinde “verdi” yüklemi ile Askeri Mahkeme etkin bir aktör olarak kullanılıyor. Oysaki, bu mahkûmiyet kararından yaklaşık bir yıl sonra yayımlanan bir başka haberin başlığı, “Vicdani retçi tahliye edildi”.(160) “Tahliye oldu” ifadesi kullanılabilecekken, gazetenin/muhabirin vicdani retçiyi pasif, güçsüz, durumdan etkilenen olarak yansıtması, gazetenin vicdani ret konusunda devletin tarafında durduğuna ilişkin fikir vermektedir. Yukarıda, vicdani ret konusunda oldukça destekleyici bir yaklaşıma sahip olduğunu belirttiğimiz Birgün gazetesinde Mehmet Tarhan’la yapılan bir söyleşide, “Askerliği reddettiği için askeri mahkemede yargılanan ve yaklaşık on bir ay hapiste yattıktan sonra tahliye olan vicdani redci Mehmet Tarhan”(161) ifadesinin kullanıldığı görülmektedir. Birgün’de yayımlanan başka bir haberde “Tahliye olduktan sonra askere gitmediği için firari durumuna düşen Tarhan”(162) ifadesi kullanılmaktadır. Birgün’ün haber sitesi Sesonline’da yayımlanan bir haberde ise “İstanbul Mehmet Tarhan Dayanışma İnisiyatifi” katılımcısı bir grubun yaptığı bir basın açıklamasında Mehmet Tarhan’ın basında da yer alan 9 Haziran’daki tahliyesinin, aslında serbest kalmak olmadığı ve “Mehmet’in tahliye olmasının, Mehmet’in evine dönmesi anlamına gelmediği”(163) söylenmektedir. Osman Murat Ülke’nin de kendi tahliyesinden söz ederken, “Ancak tahliye olup bir ay sonra aynı yere geri döndüğümde koğuşta bana bakış değişti”(164) cümlesinde olduğu gibi, vicdani retçileri etkin aktörler olarak vurguladığı görülmektedir.

Uçak kaçırma olayı ile ilgili verdiği haberlerde, kendini vicdani retçi olarak tanıtan hava korsanı Hakan Ekinci’yi “sözde” anlamına gelecek şekilde tırnak içinde ‘vicdani retçi’ olarak kullanan Radikal’in olumlu bir tavır sergilediği söylenebilir. Vicdani retçilerle ilgili diğer birçok haberde vicdani retçi ifadesini tırnak içinde kullanmayan gazetenin, vicdani retçileri kendilerini ifade ettikleri biçimi ile kabul ettiği ve o şekilde yansıtmayı tercih ettiği anlaşılmaktadır.(165) Ancak sayısı daha az olmakla birlikte, gazetenin vicdani ret ifadesini tırnağa aldığı haber örneklerine de rastlanmaktadır.(166) Hava korsanı ile ilgili haberlerden birinde gazete, ‘vicdani retçilerin avukatı Suna Coşkun’un, ne uçak kaçırma olayı ne de hava korsanının savaş karşıtları ve vicdani retçilerle bir ilgisi olduğu yönündeki ayrıntılı açıklamasına da yer vermektedir.(167)

Perihan Mağden ile ilgili haberlerde Radikal’in, beklendiği biçimde, ifade özgürlüğü, hatta vicdani ret yanlısı haberler yaptığı görülmektedir.(168) Radikal gazetesinin, Türkiye basınında üstlendiği “fikir gazetesi” rolü gereği genel karakter itibariyle köşe yazısı ve yorumlar açısından oldukça zengin bir görünüm sergilediği bilinmektedir. Aynı tavrı, vicdani ret konusunda da sergilediği yukarıda, bu konuda haberden çok yorum-köşe yazısına yer verdiği belirtilirken ifade edilmişti. Radikal’de, araştırmanın kapsamına giren tarihler arasında, vicdani ret konusunda en çok destekleyici yazı kaleme alan köşe yazarlarının Murat Çelikkan ve Yıldırım Türker olduğu görülmektedir.

Radikal’de köşe yazarlığına başladığından bu yana yurttaş gazeteciliği (169) yapan Çelikkan’ın köşesinin, yaygın medyada Mehmet Tarhan süreciyle ilgili gelişmelerin en ayrıntılı haliyle yayımlandığı tek mecra olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Çelikkan, neredeyse hiç yorum katmaksızın, Mehmet Tarhan’ın tutuklanma, Sivas Cezaevi’nde karşılaştığı linç girişimi, açlık grevi, hücre cezası, başından sonuna kadar tüm hukuki süreç, anti-militarist ve vicdani retçilerin hemen tüm eylemleri ve yaptıkları açıklamalar, Tarhan’ın savunma metninden cümleleri köşesinde dolayımsız biçimde okura ulaştırmıştır.(170) Bu haliyle neredeyse Savaş Karşıtları’nın yaygın medyadaki temsilcisi gibi rol alan ve kendisi de yıllardır insan hakları aktivisti olarak mücadele veren Çelikkan, anti-militaristlerin ve vicdani retçilerin sözlerinin dolaşıma girmesinde örnek bir gazetecilik sergilemiştir.

Yıldırım Türker ise vicdani ret konusunda en radikal yazıları kaleme alan köşe yazarlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Türker de, vicdani retçilerin, avukatlarının ve anti-militarist örgütlenmelerin sözlerine köşesinde doğrudan yer vermekte ve böylece yaygın medyada seslerinin duyulmasına aracılık etmektedir. Yıldırım Türker, kimi yazılarında yaygın medyanın vicdani ret meselesi karşısındaki tavrını da eleştirmektedir. Medyanın suskunluğunu Türker, şöyle değerlendirmektedir:

“Vicdan, kişisel huzursuzluğun kaynağıdır. İnsanın dünyayla yüzleşmesinde onu aklıselim diye dayatılan toplumsal zapturapt aygıtına karşı kışkırtandır. Yalnızca vicdanına kulak veren, kendi toplumsal kimliğini kişisel ahlakına kurban etmekten çekinmeyenler, iyice yalıtılmış, dünyanın ses geçirmeyen kıyısında bırakılır. Vicdani retçilerin, yani askerlik yapmayı reddedenlerin yıllar önce başlatmış olduğu mücadele karşısında basın yayın organlarının kör-sağır-dilsiz kalması, tam da bunun aleni örneğidir.”(171)

Avrupa’nın, Osman Murat Ülke davasıyla ilgilenmesinin ardından Türkiye’de konuya ilgi duyulmasını ise şu şekilde eleştirmektedir:

“Osman Murat Ülke’yi, onun kadar cesur, onun kadar inançlı, onun kadar vicdanıyla malûl olamadığımız için görmezden geldik. Şimdi AİHM kararıyla hayatımızın başrollerinden birine soyunmuş bulunuyor ya, basının hemen her kesiminde bu konuda soğukkanlı bir söz söyleme ihtiyacı gözlemleniyor. Şimdiye dek bu konuda haber olabilecek, yorumlanabilecek, kamuoyunda tartışmaya açılacak bir yan göremeyen bir yığın gazetecinin Avrupa’nın parmağını takip edip vicdani ret uzmanı kesildiğini görmek ferahlatıcı bir gelişme. Evet, doğru. Böyle bir mesele var ve bu mesele sadece Osman Murat’ın, Mehmet Tarhan’ın ve bir grup arkadaşının meselesi değil. Maalesef bu konuda da taraf olmak zorunda kalacaksınız. Heves eder göründüğünüz demokrasi, insan hakları üstüne kurulu toplum düzeni, bunu gerektiriyor. Ülke’yi tanımaya başlamanın zamanıdır.”(172)

Dünya Vicdani Retçiler Günü vesilesiyle yazdığı eski tarihli bir yazısında, insanlık tarihinin yeniden yazımında kahramanlıklarıyla göğsümüzü kabartanların; “arkalarına adsız şehitlerin dev gölgesini almış, savaşlarda kazandıkları madalyalarla süslü göğüsleri, apoletlerle ağırlaşmış omuzlarıyla muzafferler olmayacağını; tarihin şu insana dar gelen loş döneminde her şeyi göze alarak vicdani ret hakkını savunan; direnişleriyle insana ve vicdana selam yollayanlar olacağını”(173) söyleyen Türker, başka bir yazısında ise, İngiliz ordusunda ortaya çıkan şiddet görüntülerini ve Türkiye ordusunda komutanlarından dayak yiyerek bir askerin ölmesi olayını örnek gösterip “Şimdi farklı kültürlerden ve en önemlisi farklı demokrasi geleneklerinden devşirilmiş orduların aynı tür kanserden mustarip olmasını nasıl açıklamalı?” diyerek militarizmin saf bir şiddet kültürü ürettiğini bir kez daha hatırlatmaktadır.(174) Türker yazısına şöyle devam etmektedir:

“Ama bu tür sert erkek oyunlarının, kadın gözünden ırak en cilasız yaşanan hiyerarşi tanımlı şiddetin engellenebilmesi mümkün mü? Askerlik eğitimi ve örgütlenmesi, bizim demokrasi diye bilegeldiğimiz mefhumun tamamıyla dışında yaşanan bir gerçeklik değil mi? Varlığının sebebi, emir-komuta zincirini asla sorgulamayan, kafasını ve ruhunu sadece savaşa odaklamış güçlü, uyanık ve itaatkâr askerler yaratmak değil mi? Emretme dilinin, savaş için eğitilmiş ama 24 saat savaşmayan bir toplulukta ne tür gerilimlere yol açabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil.”(175)

Yıldırım Türker karşı-iktidar uygulama imkânına sahip bir sembolik seçkin olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Türker’in yaşadığı bir “sansür”, bu karşı iktidar uygulamasının da yayın yapmanın getirdiği kısıtlanımlar içerisinde ifade edilmesi gerektiğine iyi bir örnek oluşturmaktadır. Nail Anıl Cinisli’nin söyleşi yaptığı vicdani retçilerden Uğur Yorulmaz, Yıldırım Türker’in kendi köşe yazısının tamamını vicdani retçilerin bir etkinliğine ayırmaya karar verince, bu girişiminin yazısının tamamının kaldırılması ile sonuçlandığını, gazetelerde çalışan arkadaşlarından gazetenin [muhtemelen TSK tarafından] “uyarıldığı” bilgisini aldıklarını belirtiyor.(176)

Yaygın medyada kadın vicdani retçilere değinen sayılı yazıdan biri Ayşe Gül Altınay’ın Radikal 2’de yayımlanan yazısı olmuştur:

“Kadınların ve erkek eşcinsellerin ortak noktası ‘erkek’ olarak algılanmadıkları için askere alınmamaları. ‘En kutsal vazife’yi yapan erkekler birinci sınıf vatandaş. Kalan herkes biraz eksik. Antimilitarist hareketin başından beri cinsiyetçiliğe vurgu yapılıyor ama kadınların ‘vicdani retçi’ olarak gözönüne gelmeleri de heteroseksizmin sorunsallaştırılması da son birkaç yılda olmaya başladı. Kadın retçilerden Ferda Ülker, ‘vicdani ret militarizme ve onun bütün yüzlerine karşı doğrudan bir karşı duruşun adıdır’ diyerek kadınların militarist süreçlere katılmayı reddetmelerinin adını da vicdani ret olarak koyuyordu. İstanbul’da 2004’te yapılan Militurizm Festivali’nin önemli bir ayağı Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne (GATA) yapılan ziyaretti. GATA’ya ‘tecrübe’lerinden faydalanarak çürükleri sağlamlarından ayıklamaları için bir kasa elma hediye eden grup, eşcinsellerin ‘çürük’ olarak tanımlanmasını ve bunun için yapılan işlemleri protesto ediyor, GATA’yı ‘devlet destekli tek kurumsal gey porno arşivi’ bulunduran yer olarak tanımlıyordu. Zira askeri makamları eşcinsel olduğuna ikna etmenin yolu anal muayene dışında bir de fotoğraf ve video kanıtı göstermekten geçiyordu. Nitekim Mehmet Tarhan bugün askeri cezaevinde yalnız vicdani retçi olarak değil aynı zamanda bir gey olarak mücadele vermek, ‘anal muayene’ gibi bedensel bütünlüğü yok sayan uygulamalara da direnmek durumunda.”(177)

Vicdani retçilerin hapis cezası ile cezalandırılmasına isyanını “İnsan öldürenleri birkaç yıl içinde serbest bırakmayı makul gören ceza sistemimiz öldürmeyi felsefi olarak reddedenleri ömür boyu hapse mahkum ediyor. Üstelik askeri cezaevinde” ifadesiyle dile getiren Altınay, Mehmet Tarhan’ın “şiddetten arınmış, iktidar hesaplarından uzak, sınırsız ve doğayla barışık bir insanlığın özlemiyle” ömür boyu hapsi göze alıp vicdani reddini ilan ettiğinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının henüz çıkmadığını hatırlatıyor ve Türkiye toplumunu vicdani ret ve anti-militarizmi tartışmaya davet ediyor: “Ama artık var. Şimdi bu kararın aynasında Mehmet’e ve kendimize dair gördüklerimizi tartışma zamanı. Ama önce Mehmet’in özgür olması gerekiyor. Bu tartışma, Mehmet Tarhan’sız olmaz.” Radikal’in genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, yazar Perihan Mağden’in “halkı askerlikten soğutma” gerekçesiyle yargılanmasına neden olan Yeni Aktüel dergisinde yer alan yazısını tepki olarak iki gün üst üste iki bölüm halinde köşesinde yayımlamıştır. Berkan’ın ilk gün “İnsanların sadece yazı yazdıkları, şiddet övgüsü, şiddete çağrı veya halkı ayaklanmaya çağırmak gibi şeyler yapmadan sadece fikirlerini ifade ettikleri için onları hapis tehdidiyle yargılayan bir ülkedeyiz maalesef”(178) ve ikinci gün “Perihan Mağden yarından sonra mahkeme karşısına çıkacak ve ifade özgürlüğünü kullandığı için yargılanacak”(179) sözleriyle yazıyı yayımlaması, Radikal’in ifade özgürlüğü dolayımıyla vicdani ret konusundaki tavrını da özetler niteliktedir. Zaten, yazının “Perihan’ın yazısı suçsa...” biçiminde eksik bırakılan başlığını, “ben de bu suça ortak oluyorum” diye tamamlamak mümkündür.

Radikal’in köşe yazarlarından Nuray Mert, Perihan Mağden davası üzerinden, vicdani ret hakkını da aşan oldukça radikal bir yazı yazmıştır.(180) Mağden’e mahkeme önünde saldıran ve vatan haini diyenlere “bir ülkede yaşayan herkesin her konuda aynı düşüncede olmak zorunda olmadığı ve bu ülkenin hiç kimsenin tekelinde olmadığı” hatırlatmasını yaptıktan sonra “milli ordu”nun modern bir kurum olduğunu, eşdeyişle modernleşme süreci öncesinde her Türk’ün asker doğmadığını belirtiyor. Mert, Batı ülkelerindeki profesyonel ordu uygulamasını ise şöyle eleştirmektedir:

“Modern, daha doğrusu postmodern toplumun insanları, profesyonel orduyu, milli ordudan daha makul/insani bulabiliyor, bu çok ciddi bir yanılsama. Bu açıdan baktığınızda, savaşa, dalaş dövüşe, boğuşmaya karşı temiz vicdanlı vatandaş askere gitmez, onun yerine kendi rızasıyla askerliği meslek seçen bu işleri yapar. Nitekim, Batı ülkelerindeki uygulama büyük ölçüde bu doğrultudadır. Peki, hiç düşünüyor musunuz, kim kendi rızasıyla askerliği meslek seçer? Irak işgali vesilesiyle, ABD’de kimlerin asker yazıldığını izleme fırsatınız olmuş olmalı. ‘Milli’ veya emperyal hisler veya macera duygusuyla hareket eden küçük bir azınlık dışında, bu insanlar, her toplumun ‘tutunamayanlar’ıdır. Yani, para karşılığında ölmek veya öldürmeyi meslek olarak seçmek durumunda olanlar. Tabii, bunun yanında ordunun profesyonel olması dışında ‘özelleştirilmesi’ söz konusu.”(181)

Mert, yazısının devamında vicdani ret hakkını “postmodern liberalizmin bize sunduğu ikiyüzlü ahlaki konfor” olarak nitelendirmektedir:

“Bu şartlar altında, sizce, vicdani ret hakkıyla, vicdanlarımızı rahatlatabilir, temizleyebilir miyiz? Vicdani ret hakkına tutunup, savaşın kirinden pasından sıyrılmak mümkün mü? Dahası, profesyonel ordu anlayışı, bu kurumu ve dahası dış politikayı, demokratik siyasal süreçlerin bir adım daha ötesinde tutmaya yarar. Paralı askerlik, para karşılığı rıza anlayışına dayalı olduğu için, savaşı uzun boylu sorgulama imkânını azaltır ve etkisizleştirir. Milli (veya başka türlü) ordunun alternatifi savaşsız bir dünyadır, ‘vicdani ret’ hakkını kullanarak, savaştan inim inim inleyen bir dünyada temiz kalmak mümkün değil. Bu anlamda, postmodern liberalizmin bize sunduğu ikiyüzlü ahlaki konforları sorgulamak zorundayız. Bu da vicdanımızın bizi yapmaktan alıkoyduğu şeyleri, başkalarına (ve çoğunlukla bizden daha az ayrıcalıklı başkalarına) havale etmekle değil, onlarla doğru dürüst hesaplaşmakla olur.”(182)

Ancak Mert, kendisinin ve bazı gazetecilerin kimi zaman yaptığı gibi, o mücadele alanının içinde olmamanın rahatlığıyla söz söylemektedir.(183) Oysaki, Türkiye’de yaklaşık 17 yıldır vicdani ret hakkı için mücadele verenlerin, çeşitli örgütlenme deneyimlerinden sonra, son olarak biraraya gelerek oluşturdukları Vicdani Ret Platformu, kuruluş amaçlarının en önemlilerinden birinin vicdani ret hakkının, Türkiye iç hukukunda Anayasal bir hak olarak yerini alması için mücadele etmek olduğunu açıklamıştır.(184)


İlk < 4 5 6 7 8 9 10 > Son

Yorumlar

Mehmet Gülseren


İzin almak gereğini bile duymamış bu yazarın dek derdi bir Kitap yazarak bu kirli, danışıklı savaştan bir lokma kapma olsa gerek.

Hiç kimse, hele Kürdler onun gibilerinin malzemesi değildir.

Lütfen bu yazıda Adım ve çocuğumun adı geçen bölümleri ve yorumları aynı hataya düşmemek için kaldırınız.

Zira; gerek Devlet ve gerekse İmralı olsun hesabımız kapanmamıştır.

Saygılar

Mehmet Gülseren

antieswar@hotmail.com

Amed 10 Haz 2008.02.04
10.06.2008, 11:46:23 | Misafir


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler