AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Basının Vicdani Reddi


İlk < 5 6 7 8 9 10 > Son
Gamze Göker


Sonuç ve Değerlendirme


Bu bölümde, Türkiye basınında vicdani ret konusuna farklı yaklaşımları irdeleyebilmek üzere seçilen altı gazetede yer alan haber, köşe-yorum yazıları ve söyleşilerin çözümlendiği bu araştırmadan elde edilen sonuçlar özetlenmiştir. Türkiye’nin en çok okunan ve doğru ya da yanlış, mesnetli ya da mesnetsiz gündemlerini belirleme açısından en etkin rolüne sahip olduğu bir gerçek olarak kabul edilen Hürriyet’in, vicdani ret konusunda TSK ve devlet yanlısı bir yayın politikası izlediği gözlenmiştir. Birkaç istisnai haber ve köşe yazısı dışında, Hürriyet gazetesi konuyu tümüyle egemen ideoloji dolayımıyla kavramıştır. Vicdani retle ilgili gelişmeleri aktaran neredeyse tüm haberlerde TSK, Genel Kurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı temel haber kaynağı olarak belirleyici olmuş, vicdani retçiler ya da anti-militaristlerin ya görüşlerine hiç yer verilmemiş ya da sözde dengeliliği sağlamak adına bu görüşler bir cümle ile geçiştirilmiştir. Yine gündem koyma noktasında belirleyici olan Hürriyet köşe yazarları ise, sembolik seçkin görevlerini layıkıyla yerine getirerek, egemen ideolojinin yeniden üretimine katkıda bulunmuşlardır.

AKP hükümetine yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesinde incelenen dönemde hiçbir vicdani ret eylem haberine rastlanmamış, Türkiyeli anti-militarsitler ve vicdani retçiler gazete tarafından görmezden gelinmiş, konu AİHM, AB’ne giriş süreci ve yabancı vicdani retçiler çerçevesiyle sınırlanmıştır. Meselenin Türkiye tarafını ilgilendiren tartışmaları, gazete gündemine getirmek birkaç köşe yazarına kalmıştır. İslami muhafazakâr çizgiyi temsil eden Yeni Şafak aynı zamanda AİHM’ne yansıyan başörtüsü yasağı davası ve Osman Murat Ülke davası arasında karşılaştırma yapan haberlere yer vererek, konunun odağını başörtüsü meselesine kaydırmıştır.

İslami muhafazakâr çizgiyi temsil eden bir başka gazete olarak Zaman, vicdani ret konusunda birbiriyle çelişiyormuş gibi görünen eksenlerde haberler yapmıştır. Bir yandan Türkiyeli vicdani retçilerin eylemleri ile ilgili olarak, “solcu” grupların eylem haberlerine de yansıyan geleneksel bir dil ve bakış sergilenmiş; öte yandan, vicdani reddin AB, AİHM’ni kesen ve Osman Murat Ülke ile ilgilili alt başlıklarında oldukça dengeli bir habercilik izlenmiştir. Zaman da, Yeni Şafak gibi, Osman Murat Ülke davası ile başörtüsü konusunu karşılaştıran haber ve söyleşilere yer vermiştir.

İdeolojik olarak liberal sol çizgiyi temsil eden Radikal ise, Türkiye’de genel olarak AB yanlısı olan ve vicdani ret hakkını AB’ye girişin temel şartlarından biri olarak yerine getirilmesi gereken temel bir insan hakkı olarak anlayanların bakışını temsil eden bir duruş sergilemiştir. Vicdani ret eylemlerinin hiç yansımadığı gazetede yer alan köşe ve yorum yazıları ağırlıklı olarak, tıpkı AB ülkelerinde olduğu gibi, vicdani ret karşılığında sosyal hizmet ödevinin yerine getirilmesini savunmuştur.

Araştırmada, vicdani ret haberlerine sayfalarını en cömertçe açan gazeteler Birgün ve Ülkede Özgür Gündem olarak tespit edilmiştir. Genel politik çizgisi itibariyle silahlı örgüt PKK’ya yakınlığı ile bilinen Ülkede Özgür Gündem’in savaş, şiddet ve tahakküm karşıtlığı gibi duruşlarla ilişkili olan vicdani ret kavramıyla kendi duruşunu ilişkilendirmesi paradoksal bir durumu ortaya koymuştur. Türkiye’deki vicdani ret eylemlerini neredeyse atlamaksızın haberleştiren gazete, vicdani retçilerle uzun söyleşiler gerçekleştirmiş, konuyla ilgili dosyalar, yorum yazıları yayımlamış, ancak bunları yaparken kabaca söylemek gerekirse, anti- militarizmi Türk militarizmine karşı olmak, vicdani reddi ise TSK’ne karşı vicdani ret açıklamak gibi daraltılmış bir çerçeve içinde kavramıştır.

Temel hak ve özgürlüklerin savunulması, alternatif düşüncelere yer verilmesi gibi bir hareket noktası ile meseleye yaklaştığı tespit edilen Birgün, özgürlükçü sol olarak tanımlanabilecek politik çizgisiyle anti-militaristlerin yaygın medyada yer bulamayan sözünü en doğru ve eksiksiz bir şekilde yansıtmıştır.

İncelenen hemen tüm gazetelerin benzer biçimde haberleştirdiği konulardan biri Perihan Mağden’in “halkı askerlikten soğutma” davası, diğeri ise hava korsanı Hakan Ekinci’nin vicdani retçi olduğunu açıklayarak uçak kaçırması ile ilgili haberler olmuştur. Uçak kaçırma olayında Birgün ve Ülkede Özgür Gündem haber yapma konusunda daha isteksiz görülmüştür.

Haber anlatılarını yapılandıran stratejilerden biri olan kişiselleştirmenin, Mehmet Tarhan örneği üzerinden araştırılan dönemde yoğun bir biçimde uygulandığı saptanmıştır. Kişiselleştirme sonucunda habere konu olan olaylar sadece belirli bazı bireylerin/insanların eylemleri olarak sunulmakta,(185) böylece olaylar giderek sembol kişilerin eylemleriyle açıklanır hale gelmekte, böylelikle tartışmalı konuların ardında yatan toplumsal ve ekonomik etkenlerin neler olduklarının sorgulanması engellenmektedir. Yaygın medyanın Mehmet Tarhan’la ilgili yaptığı haberlerin büyük bir bölümünde bu stratejinin uygulandığı gözlemlenmiştir. Saptanan diğer bir sonuç da, genel olarak statükoyu sarsıcı olarak algılanan vicdani retle ilgili alternatif açıklamaların yaygın medyadan sistematik olarak dışlanması olmuştur.

Elbette, söz konusu gazeteler incelenirken, haber yapımı sürecinde, muhabirlerin yer aldıkları kurumun politikalarına ve önceliklerine yönelik işgörme pratikleri içinde oldukları, zaman ve mekân kısıtlılıkları yaşadıkları ve özellikle son yıllarda artan “halkı askerlikten soğutma” davalarının bir sansür ve otosansür süreci başlatmış olabileceği göz önünde bulundurulmuştur.

Vicdani retçiler ve anti-militaristlerin felsefeleri gereği şiddeti dışlıyor olmaları ve hiçbir eylemde şiddet kullanmamaları, polis müdahalelerinde bile şiddete başvurmamaları, yaygın medyada sürekli şiddet eylemleri ile anılan “solcu gruplar”dan farklı temsil edilmelerini sağlamıştır. Belki de bu nedenle, sadece şiddet söz konusu olduğunda toplumsal eylemlerde haber değeri gören yaygın medyada haber olarak yer alamamaktadırlar. Ancak, eylemlerinde şiddete yer vermiyor oluşları, incelenen kimi gazetelerde örnekleri görüldüğü üzere, şiddetle ilişkili görülen diğer gruplarla ilişkilendirilerek haberleştirilmelerini önleyememiştir.

Vicdani ret eylemlerine yer vermeyen, konuyla ilgili gelişmeleri doğru ve eksiksiz kamuya yansıtmayan gazeteler aslında yurttaşların enformasyon edinme haklarını ihlal etmektedirler. Oysaki, katılımcı demokratik bir toplumun oluşmasında özgürleşimci değerleri önplanda tutan bir kamusal tartışmanın yerleşmesinde haber medyasının önemi yadsınamaz. Tersi biçimde, haber medyası kaynak söylemlerinin halkın sözüne dönüştürülmesi, böylece egemen söylemlerin uylaşıma dönüşmesi ve bu süreç içinde hegemonyaya yönelik rıza oluşumunda da aktif bir rol oynamaktadır.(186)

Bu araştırma yazılı basını merkeze almıştır, ancak bilinmektedir ki, görsel medyada fazla yer alamayan bir olay ya da bir tartışma yazılı basına mensup gazeteciler tarafından ortaya atılacak bile olsa, ancak televizyon tarafından yeniden ele alındığında, yeniden düzenlendiğinde belirleyici, odaksal hale gelir ve aynı anda da, siyasal bir etkinlikle donanır.(187) Buna göre, bugüne kadar Türkiye’de kamusal alanda konunun tarafları ve farklı aktörler tarafından tartışılamayan vicdani ret konusunun ülke gündeminde kendine yer bulabilmesi için televizyonların daha cesur adımlar atabilmesini beklemek gerekiyor gibi görünmektedir.(188) Nasıl ki vicdani ret konusu gazetelerde haber olamayınca köşe yazarları devreye giriyor ve konuyu böylelikle gündeme getirmeye çalışıyor, aynı biçimde televiyonlarda da özgürlükçü politikalardan yana medya profesyonellerine bu konuda görev düşmektedir.

Vicdani ret konusunun basında kendine yer bulmaması ya da haberleştirildiği örneklerde de genel olarak olumsuzlanması suskunluk sarmalı varsayımını devreye sokmakta, insanlar bir tek kendilerinin düşündüğünü sandıkları görüşleri dile getirmekten kaçınmaktadır. Çünkü bu sava göre, bireyler, belli bir kanının ne kadar geçerli olduğunu saptamak için kitle iletişim araçlarını bir ölçüt olarak kullanabilmektedirler. Aynı zamanda, medyadaki tekelci yapılanma statükoyu korumak adına aynı kanıları dile getirme eğiliminde olduğu için, toplumdaki kanı iklimine ilişkin yanlış bir resim ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, belli bir konuda farklı görüşleri olan bireyler, toplumdan yalıtılma korkusu ile görüşlerini savunmayacak, insanlar daha fazla suskun kaldıkça bu görüş olduğundan daha az yaygın ve geçerli görünecektir. Bunun sonucu olarak bir suskunluk sarmalı oluşacak, farklı görüşlere sahip insanlar giderek seslerini duyurmada daha az istekli olacak, iletişim araçlarının görüşleri giderek daha baskın ve doğru görüş olarak algılanacaktır.(189)

Suskunluk sarmalının işlemesini engellemek için, vicdani retçilerin bugüne kadar yapageldikleri gibi, farklı medya kanallarını kullanarak seslerini yaygın medyada da duyurmak için çabalamaları gerekmektedir.


İlk < 5 6 7 8 9 10 > Son

Yorumlar

Mehmet Gülseren


İzin almak gereğini bile duymamış bu yazarın dek derdi bir Kitap yazarak bu kirli, danışıklı savaştan bir lokma kapma olsa gerek.

Hiç kimse, hele Kürdler onun gibilerinin malzemesi değildir.

Lütfen bu yazıda Adım ve çocuğumun adı geçen bölümleri ve yorumları aynı hataya düşmemek için kaldırınız.

Zira; gerek Devlet ve gerekse İmralı olsun hesabımız kapanmamıştır.

Saygılar

Mehmet Gülseren

antieswar@hotmail.com

Amed 10 Haz 2008.02.04
10.06.2008, 11:46:23 | Misafir


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler