Gözaltılar, tutuklamalar
Hüsnü Öndül / Evrensel
Türkiye, çok hızlı ve keskin bir şekilde polis devleti özelliklerine yönelmiş durumda. Hem de ‘reform’ diye diye yapıyor bunu. Başlıca yeteneği AB sürecine paralel tutum takınmak olan bir iktidar döneminde yapıyor bunu. Artık anlaşıldı.
Bireyin hakları ve özgürlükleri söz konusu olduğunda devlet merkezli olarak bakan CHP’den hiçbir farkının olmadığını kanıtladı iktidar. CHP’ye sesleniyor:
- Ben de devletçiyim. Ben de devletçe belirlenmiş politikayı uyguluyorum. İnsan hakları mı? Devletin dış politikada duyduğu ihtiyaç kadar insan hakları. Ne var senden farkım?..
Böyle sesleniyor CHP’ye. Bir de monarka. Askeri ve sivil, yüksek bürokrasiye söylüyor bunu. Devletin hakiki sahiplerine. Kendisinden şüphelenenlere, ‘Ey devlet, ben devlet olmak istiyorum, yok sizden bir farkım’ diyor. Devletin başka bir fraksiyonu olarak, devlet olmak istiyor AKP. Bize göre oldu da!
Bakın, kendisine 367 dua okuyan Anayasa Mahkemesi’ne taktı kancayı. İzliyor, dinliyor. Cılız itiraz sesleri duymaktayız. Oysa demokratik bir ülkede yer yerinden oynar. Anayasa Mahkemesi başkan vekilinin peşine polisi takacaksın ve ne özelini bırakacaksın ne de genelini. Evinden çıkışından itibaren kayıt altına alacaksın her şeyini.
Ne demokrasisidir bu?
Hangi hukuk?
Hangi hukuk devleti?
Bir tarafta polis gücü, diğer tarafta asker gücü harekete geçmiş. Hem toplum “Büyük Gözaltı”nda tutuluyor bu güçler tarafından, hem de bu devlet fraksiyonları birbirlerini kolluyorlar. İktidar kavgasıdır bu, demokrasi, hukuk kavgası değil.
Demokrasisinin propagandası yapılıyor bol bol. Ama ara ki bulasın demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü. Belki tekrar olacak. Hapishanelere bakmak lazım bu kavramların konuşulduğu yerde. Ceza ve infaz politikalarına... Yeni Türk Ceza Kanunu hazırlanırken ne denmişti?
- İnsan ve özgürlük eksenli ceza kanunu hazırlandı.
Sonuç ne? Olağan rejim dönemlerinde hapishanelerde en fazla 60-65 bin olan doluluk oranı, son üç yılın yeni ceza kanunu döneminde 95 bine fırladı.
- Nerede özgürlük?
- Hapiste!..
Sakın yerel bir uygulama sanmayın. Ülkenin hapishaneleri düşünce suçluları ile dolu. Diyelim ocak ayında İHD Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın mı Adana’da tutuklandı, basın toplantısında bulundu diye? Peki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamalarına Ankara’da katılanların tutuklanmasına ne demeli? Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’nden Erdinç Eroğlu, Tuncer Gümüş, Murat Korkut, Funda Tosun; İdilcan Kültür Merkezi’nden Ezgi Şahin, Ankara Gençlik Derneği’nden Gültaç Harmancı, Bilgehan Karpat, Didem Akman ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nden Mimar Alev Şahin, neden tutuklandı dersiniz?
Artık sıkıyönetim dönemleri hukuku gibi pratiklere alışmalı toplum. Ya da buna itiraz etmeli, demokratik yollardan. Değiştirmeli. Aksi takdirde herkesin kapısı bir gün çalınacak. Çalınıyor da. Bütün muhalefetedir bu söylediğim. Muhaliflerin birer birer kapıları çalınıyor. AKP devlet oluyor. Devlet oldukça hukuk buharlaşıyor. Bize göre demokrasi budur işte. Bize göre hukuk... Ankara kriterleri yani. Keyfilik. Zorbalık. Hukuk tanımazlık. Newroz’da ve 1 Mayıs’ta gördüğümüz, fotoğraf karelerine yansıyandır. Yansımayan ve yansıtılmayanlara dikkat. Bir de böyle dönemlerde kendinize dikkat.
Daha önce de yazmış ve uyarmıştık:
- Baretsiz çalışmak tehlikeli ve yasaktır!..
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|