AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Etnik formüllü inkâr!


Vedat İlbeyoğlu / Evrensel

Anayasa Mahkemesi, üniversitelere türban serbestisi getiren anayasa değişikliğini reddetti ya...

Bir taraf, laikliğin ve laik üniversitelerin bir kez daha kurtarılmış olmasından dolayı “çok şükür” deyip çifte telli oynarken; kapsamlı bir demokratikleşme ve anayasal değişim ihtiyacı yerine türban özgürlüğüyle yetinen, yani türbanı demokrasi diye yutturmaya çalışan AKP’ci taraf ise “olan demokrasiye oldu” diye ağıt yakıyor.

Olan ise, türban laikliği ile türban demokrasisi arasındaki iktidar kapışmasıdır oysa... Gerçekte kurtarılan ne laikliktir, ne de demokrasi. Hiç olmayanın kurtarılması da mümkün değildir zira!

Şimdi bunlara örneğin, “bu aranızdaki, ‘üniversite türbanlı mı türbansız mı olsun’ kavgasının özerk-bilimsel-demokratik üniversite ihtiyacıyla ne ilişkisi vardır? ” diye sorsak, kayda değer bir ikna edicilikleri olabilir mi?

Şimdi üniversiteleri türban üzerinden saflaştıran tarafların, 12 Eylül faşizminin üniversiteleri hapsettiği bilim ve özgürlük karşıtı cendereyle hiçbir sorunlarının olmadığı gerçeği ortadayken, ayrı görünenlerin aynılığına ilişkin, uzun söze gerek de yoktur aslında...

***

Söz konusu suretlerin ‘aynılaşması’, Kürt sorununda daha bir sırıtmaktadır.

Başbakan’dan sonra Baykal’ın bölge gezisi son örnektir işte.

Malum, Demirel, “GAP’ı kimseye gaptırmam” diyordu ya...

Baykal da, Erdoğan da “GAP’tan gapma” telaşesiyle bölgede bir tur atıp, Kürt sorunundaki “eşsiz” duyarlılıklarını bir kez daha gösterdiler!..
Baykal da Başbakan’ın “parasal açılımı”nı destekliyor ama bunun bir devlet işi olduğunun altını çizerek puanın sadece AKP’ye yazılmasının önüne geçmeye çalışıyor.

Erdoğan, 72 parça projeden bahsederken, “Allah rızası için” bir kez bile Kürt adını telafuz etmemiş, “Hepimiz kardeşiz” demekle yetinmişti. Ne de olsa, o, hakkını yıllar öncesinden, yine Diyarbakır’da, “Kürt sorunu hepimizin sorunudur” derken kullanmış, sonra da birileri ağzına biber mi sürmüş, bir daha da ağzına almamıştı ‘Kürt’ lafını...

Baykal da siyasi hayatı boyunca belki de ilk kez ‘Kürt’ diyerek, hakkını şimdi kullanmaktadır...

Demagoji hakkını kullanmak mı, Allahın halis bir Türk milliyetçisine verdiği en büyük ceza mı olduğu bir yana; Baykal da Kürtten bahsetti işte!
“Etnik kimlik kişi için bir şeref, devlet için de bir iftihardır.”!

Pek güzel!

Devletin etnik kimlikler karşısında asimilasyoncu olmaması gerektiğini de eklememezlik etmeyen Baykal’ın sözleri kulağa ne hoş geliyor böyle...

Gerçekten öyle mi peki?

Daha düne kadar Kürt muhalefetini ve örneğin seçimlerdeki Demokratik Güçbirliği’ni “80 yıllık uluslaşma sürecimizi tehdit eden bölücü ve etnik bir ittifak” şeklinde tanımlamış birisinden duyduğumuz bu son sözler, gerçekten de büyük bir değişikliğe mi işaret etmekte?

Ne gezer?

Öyle olmadığını, özel bir itinayla kurgulandığı açık olan o çok sihirli “etnik” kavramından anlıyoruz.

Ayrıntısına girmemekle birlikte özünde sömürgeci bir kavram olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimiz “etnik” tanımlamasını, Baykal da işte bu öze uygun olarak kurgulamıştır.

Şimdi Baykal’a, “sizin bu ‘etnik’ tanımınıza Kürtler giriyor da, Türkler de giriyor mu acaba?” diye sorulsa, “Hayır, Türk, bir ulusun adıdır” diyecek ve “Türk milleti, etnik değil, Atatürk’ün kültürel milliyetçiliğine dayalı bir yapıdadır” şeklindeki o malum tiradı da ekleyecektir.

Yani, Kürt etniktir, Türk ise millettir!

Baykal’ın konuşmasında bu var zaten: “Elbette bu devletin içinde birbirinden farklı etnik kimlikler vardır; Kürt vardır, Arap vardır, Çerkez vardır, Gürcü vardır. Elbette olacak...

Dikkat edilirse, etnik kimlikler arasında Türk sayılmıyor. Çünkü o, millettir. Diğerleri ise etniktir; (“şiş kebap”, “acılı adana” misali) Türk milletinin renkleridirler sadece!

Anlatılmak istenen açıktır: Kendine Kürt diyebilirsin ama sen Türk milletinin parçasısın!

80 yıllık asimilasyonun özü de bu değil miydi peki...

Duyduk demedik demeyin, Baykal asimilasyona karşıymış!

Şu veciz sözler de geleneksel Kürt inkarının “etnik” sosuyla dile getirilmesi değil midir:

“İnsanın arkasındaki etnik kimliği devlet göremez. Devlet etnik kör olmak durumundadır...”!

Burada da büyük bir alicenaplık gösterilmiş gibidir. Oysa, mevcut durumuyla resmi inkarın tekrarından başka bir şey söylenmiş olmuyor aslında. Kürdün ve diğer “etnik” diye sayılanların bahtına devletin o bilindik “kör” gözü düşmektedir yine. Günlük yaamında kendisine “Kürt” diyebilecek olan Kürt (ki zaten diyor), devletin resmi-hukuki çerçevesince yine kabul görmeyecek, ‘Kürtlük’ yine “kişiye özel” kalacaktır...

İşte bu kayıtsızlık halinin devamından başka bir şey söylemiyor Baykal!

Devletin resmi mevzuatının dışında tutulan realitenin, bu mevzuata yansımasını engelleyen bir tıkaç olarak değerlendirilen “etnik” kavramına yaslanarak yapıyor bunu...

Samimiyetsizlik diz boyu...

Kürdü tavlamaya çalışan iğreti bir üç kağıtçılık...

Baykal’da da, Erdoğan’da da...

Bunların da sözgelimi en az Kara Kuvvetleri Komutanı Başbuğ kadar açık ve “samimi” olmalarını bekliyor insan.

Bakın, büyük umutlar bağlanan Kürtçe televizyon yayını için ne kadar da açık konuşmuş Paşa:

“Eğer, bölücü yayınların etkisini kıracaksa iyi olur.”!

Koşul açık yani, öyle farklı kültürlerin tanınmasıymış, falanmış, filanmış... Lafı güzaf hepsi... Aslolan güvenliktir, “bölücü terörle” mücadeledir, vs...vs...!

Evet, Paşa, samimi ve de açık konuşuyor!

Ya dillerine doladıkları “etnik” ya da “GAP” edebiyatıyla gak guk yapıp duran Baykal ve Erdoğan?


 
İlgili Yazılar


İlgili haberler