kEditor - Yazılar / Makale / Egemenlik, devlet ve halk

http://www.keditor.com/yazilar_171.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Egemenlik, devlet ve halk


Hasan Hüseyin Evin / Evrensel

Anayasa Mahkemesi’nin; türbana ilişkin Anayasa değişikliğini iptal kararı, var olan hukuk sistemi ile sınırlı olarak tartışılmaya devam ediyor.

Mevcut Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Yasama (Meclis), Yürütme (Hükümet) ve Yargı güçleri arasında kuvvetler ayrılığı vardır. Egemenlik kayıtsız koşulsuz millete aittir ve millet adına serbest seçimlerle oluşan TBMM tarafından kullanılır. Mahkemeler kararlarını millet adına verirler. (Yasama, yürütme ve yargı güçlerine tekelleşmiş medya ile silahlı kuvvetleri de eklemek gerekir.)

Tartışma esas olarak, yasama yetkisini kullanan TBMM’nin 411 üyesinin oyu ile yaptığı bir Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi tarafından esas bakımından incelenip incelenemeyeceği etrafında sürmektedir.

Bir kesim “TBMM, millet iradesinin temsil edildiği ve Anayasa gereği millet adına egemenliği kullanan kurum olduğuna göre, TBMM’nin yaptığı Anayasa değişikliğini Anayasa Mahkemesi’nin ancak biçim yönünden inceleyebileceğini, esasını inceleyemeyeceğini, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin kararının hukuksal değil, siyasi bir karar olduğunu” savunmaktadır.

Diğer bir kesim ise Anayasa’nın 4. maddesinde, 2. maddede devletin nitelikleri olarak sayılan demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerinin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceğinin yazılı olduğunu, Anayasa Mahkemesi’nin de türbanla ilgili Anayasa değişikliğini biçim yönünden inceleyerek 2. maddedeki “laiklik” ilkesini değiştirir nitelikte bulduğundan “yok hükmünde” saydığını savunmaktadırlar.

Bu durumdan da anlaşılacağı üzere burjuva hukuk kuralları yere, zamana, egemen güçlerin ihtiyaçlarına göre yorumlanmaya açıktır. Ve bilinmelidir ki hukuk, egemenlik ilişkilerinden ve dolayısıyla siyasetten bağımsız değildir. Hukuk, üretim ilişkileri ve sınıflar arasındaki ve hatta egemen sınıfın kendi içindeki güç ve egemenlik ilişkileri tarafından biçimlendirilen bir üstyapı kurumudur.

Tüm bu tartışmaları bir yana bırakarak mevcut duruma bakıldığında, görünen gerçek şudur:

Türkiye’nin gerçek anlamda demokratik bir devlet olmadığı genel kabul görmektedir. Demokrasiyi seçimlerden ibaret gören anlayışlar bile, Türkiye’de demokrasinin varlığından söz edemez. Çünkü:

Millet adına egemenliği kullandığı kabul edilen TBMM oluşurken, seçim sistemi, siyasi partilere yapılan Hazine yardımları ve muhalif partilere getirilen yasak ve baskılar, seçim barajları gibi demokrasi dışı yasa ve yasaklarla, halkın TBMM’de temsilinde adalet sağlanmadığından, millet iradesinin TBMM’ye yansıdığını kabul etmek olanaksızdır.

Var olan seçim sisteminde, yurttaşın oy verdiği parti barajı geçememişse, oyu hiç desteklemediği partilere yazılmakta ve yurttaş, destek olmayacağı bir partiyi yasa zoruyla desteklemiş olmaktadır.

“Sosyal devlet”, yerli ve yabancı tekellerin ihtiyaçları için yapılan yasalarla yerini “piyasa devleti”ne terk etmiştir.

Laiklik; devletin, dinsizler dahil tüm dinlere ve inançlara eşit uzaklıkta durduğu, inanç özgürlüğünün tam olarak gerçekleştiği bir devlet düzenidir.

Yaklaşık yüz bin personeli ile Sünni İslamın bir mezhebine uygun olarak din eğitimi ve ibadet yapan/yaptıran Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, anayasal kurum olarak devlet yapısında yer aldığı bir devlet düzeninin laiklikle bir ilgisinin olamayacağı da açık olduğuna göre; değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan laikliğin, bizatihi Anayasa’nın kendisi tarafından yok edilmiş olduğunu da görmek gerekmektedir.

Olmayan şey korunamayacağına göre, Anayasa Mahkemesi kararı ile laikliğin korunduğu savunusu anlamsızdır.

Türkiye’de bırakalım “hukuk devleti”ni, yasa devletinin bile yaşam bulmadığını da biliyoruz.

Demek ki devletin, değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan nitelikleri tamamen ortadan kaldırılmış durumdadır.

Üniversitenin bilim, demokrasi ve özgürlük talepleri türbanın gölgesinde kalıyor. Üniversiteler, tekellere proje üretim merkezlerine dönüşüyor. Öğrencilere ve öğretim görevlilerine yönelik soruşturmalar ve baskılar artarak sürüyor.

Egemen güçler, asıl gündemleri gölgeleyen gündemler yaratmaya devam ediyorlar. Bu arada zamlar yağıyor; işsizlik, yoksulluk, açlık, işkence ve yıkımlar devam ediyor.

Emekçilerin açlık, işsizlik ve yoksullukla terbiye edilmesinin sona erdiği, gerçek bir demokrasi ve halkın egemenliği, ancak işçilerin ve emekçi sınıfların yönettiği demokratik bir halk iktidarında ve giderek sosyalist bir toplumda olanaklıdır.

Bunun için birleşmek, her geçen gün daha da yakıcı bir ihtiyaç haline geliyor.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler




 Yukarı çık