kEditor - Yazılar / Makale / Çatı mı, halk hareketi mi?

http://www.keditor.com/yazilar_172.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Çatı mı, halk hareketi mi?


Xwe Metin Ayçiçek / Yeni Özgür Politika

Bir “milat” merakıdır aldı götürdü ortalığı. Önce 1 Mayıs’ı milat ilan ettik, devrime bir eşik daha atlattırdık. Taksim çıkartmamız yenilgiyle son bulunca, gelecek sene elde edeceğimiz zaferi kutlayarak gaz vermeye çalıştık kendi kendimize. Çünkü özgüven duygumuz giderek daha da zedeleniyor, tükeniyordu.

1 Mayıs’ta yediğimiz gazla kaldık. 1 Haziran da öyle. Açık konuşalım; doğru saptamalar yapabilmek için kafa kafaya verelim. Gerçeğin etkisi üzücü olacaksa, üzülelim. Ama üzerine sakince düşünüp, bilimsel analiz yöntemlerinden sapmadan, doğru kararlar alalım. Örneğin şuradan başlayalım: Türkiye’de, kendisine hayalötesi misyonlar biçilen 1 Haziran mitingi beklenen kitlesel katılıma ve çevrelere ulaşamadı. Elde edilen ölçümlere propagandanın gerektirdiği ajitasyon payını da ekleyerek söyleyebileceğimiz en iyimser rakam 40 bin. Bu rakam kötü mü? Hayır iyi. Bu rakamın çok büyük bir çoğunluğu Kürtler. Geri kalanın bütünü ittifakı oluşturacak siyasal yapıları tanımlamıyordu. Siyasal yapıların dışında kalan vicdan hareketi katılımcıları da küçümsenmeyecek bir oranda oradaydı.

Ve gördük ki “yüz binler” ve ötesi bizim idealimizdir, ama gerçeğimiz değil. Ama politika, gerçekler üzerinden yürütülür. Mehmet Kaptan’dan aldığım Avrupa kaynaklı bir atasözüdür: “Hayalin gücü varsa, gerçeğin öç’ü olur.”

***

Varsayalım ki, “yüz binlerin katılımı” savı doğru olsun. İyi de, politik yaşamın gerçekleri saptanırken, özel bir kampanya çalışmasının, özel bir gündemle gerçekleştirdiği bir miting, nereye kadar bizim toplumsal yaşam içerisindeki politik gerçekliğimizi birebir tanımlayabilir. Biz 2002 İstanbul mitinginden bile ders alamadıysak, Bölükbaşı öyküleriyle süslenen sosyoloji ve politika bilgilerinin ne önemi var? Aklıma geldi, sorayım: Hrant öldürüldüğünde meydanları doldurduk “hepimiz Ermeniyiz, hepimiz Hrantız” diyerek. Söyler misiniz bana, gerçekten Hrant olabildik mi? Nerede o meydanlardaki yüz binler?

Varsayalım ki, yüz binler doğru olsun. Biz soruları yanıtlamaya devam edelim: Günlük yaşamda örgütsel gücümüz nedir? “Ha” deyince, kaç fabrikayı, kaç sendikayı, kaç sivil toplum örgütünü, kaç mahalleyi ya da sokağı ayağa kaldırabiliyoruz? Oligarşik sistemi hangi üretim sektörlerinden kilitleyebiliyoruz? Ekmek fiyatındaki artış karşısında örneğin nüfusun en yoksul altkesimini oluşturan Kürtlerin en yoğun yaşadığı kaç mahallede sokaklara taşarak halk direnişleri gerçekleştirebildik?

Yani, yarın buralara asılacak Çatı Partisi tabelaları mı değiştirebilecek bu durumumuzu?

***

Bugün Anadolu-Mezopotamya coğrafyasının temel ihtiyacı, barış, demokrasi ve özgürlükler istemli, emek eksenli bir toplumsal HAREKET’tir. Cephe, bu hareketi her türden mücadele araçlarını kullanarak işyerlerine, alanlara, sokaklara taşımayı üstlenecek olan geniş ittifakın adıdır.

İhtiyacımız = Kitlesel taban katılımlı + yaygın alan örgütlenmeli + eylemli + esas olarak emek eksenli + toplumsal yapı içerisinde bütün ayrıma uğrayan ve ezilenlerin gücüne dayalı + bir barış + ve demokrasi + hareketi. Böyle bir hareketi ancak, her türlü eylem biçimleriyle yürütmeye hazır, tabandan tepeye kadar yaşam içerisinde birlikte hareket edebilen bir demokratik halk cephesi kucaklayabilir.

Cephe’nin ortaklık zemini elbette bir sosyalist devrim programı olmayacaktır. Her katılımcı kendi özgün programının hedefleri için çalışmalarını özgürce sürdürebilmelidir. Örgütsel, grupsal, bireysel bütün katılımlara açık tutulması gereken böylesi bir Cephe örgütlenmesinde, katılımların bütününde, katılımcının kendi özgün programı çerçevesinde yapacağı çalışmanın yönelişi ise Cephe’nin ortak programı ile birlikte olmalıdır. Böylesi bir ittifak, ancak kısa ve orta vadeli ve kesinlikle somut hedefler (somut bir program) üzerinden gerçekleştirilebilir.

Bu ittifak, seçim süreciyle bağlantılı bir düşünce üzerine kurulmamalıdır. Seçimler de, sokak gösterileri de, grev ya da işgaller de, sıcak eylemler de bu cephenin çalışmalarının sadece güncel biçimleri olabilir ama tek amacı olamaz. Böylesi bir Cephe, kendini sadece açık alan eylemliliğiyle de sınırlamadan; Oligarşik diktatörlüğün mevzilerine yönelik her saldırıya, saldırının kendi diliyle ve misliyle cevap verebilen bir yetenekte olmalıdır.

İttifakın kök hücreleri ve sinir merkezleri, tepedeki yöneticiler değil, mücadele alanlarında yaşam içerisinden oluşturulan somut birlikler olmalıdır.

İttifak ya da birliklere ilişkin öneri ilk kez gündeme getirilmiyor. Öneriyi hayata geçirmek için adına Blok denilen oluşumları kurduk. Ama Bloklar, seçim çıkarlarıyla sınırlı ittifak anlayışları olarak ele alındığı için, politik mücadelenin kalıcı bir aracı olarak örgütlenemedi. Blokları tükettik ama ihtiyacı gideremedik. Şimdi yine benzeri bir örgütlenmeye gereksinimimiz olduğu açıktır. Ama beceriksizliğimiz ya da başka nedenlerle içini boşalttığımız, anlamsızlaştırdığımız kavramları kullanmaktan korkuyoruz. İsimleri değiştiriyoruz ama hatalı yaklaşımları devam ettiriyoruz.

Aslında kendi engelimiz, korkumuzdur. Oysa biliyoruz ki “tavşan korktuğu için kaçmaz, kaçtığı için korkar!” Korkuyoruz, çünkü 6 yıllık Bloklar sürecinin sınıf hareketini geliştirmek, her ulustan ezilenlerin ve emeğin yerleşim alanları olan varoşları birlikte yaşam içerisinden ortak örgütlemek, Kürt halkının mücadelesiyle eylemde bütünleşmek becerisini neden gösteremediğimiz sorusunun yanıtını veremiyoruz. Ve soruyu atlayarak geçmeye çalışıyoruz. Oysa yanıtı verilmeyen sorular, kendiliğinden ortadan kalkmadığı gibi, bir gün önümüze soru olarak tekrar çıkacaklardır.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar





 Yukarı çık