Kaostan çıkışın tek sağlıklı yolu...
İhsan Çaralan / Evrensel
Başbakan Tayyip Erdoğan günlerdir kıvranıyor: Milletvekilleriyle ellişerlik takımlar halinde konuşuyor, olmuyor. Kızılcahamam’da kamplar düzenliyor, bir şey çıkmıyor. Meclis Başkanı Köksal Toptan’ı devreye sokuyor, bir iki gün içinde “Bu girişimden bir şey çıkmaz; Toptan bu işlerin adamı değil” havası oluşuyor. Kısacası Erdoğan, doluya koyuyor almıyor, boşa koyuyor dolmuyor; bir fasit çember üstünde dönüp dönüp aynı noktaya geliyor: Bu işten sıyırmak kolay olmayacak!
Her yeni girişimle, çözüm seçeneklerinin sayısı azalırken çaresizlik de büyüyor. Takvim yaprakları da sanki her zamankinden daha hızlı düşüyor. Kapatma günlerine doğru yaklaştıkça, sinirler geriliyor ama hem Erdoğan’ı hem partisini kurtaracak bir çözüm görünmüyor ufukta.
Sadece Erdoğan ve partisi mi; ona karşı kuşatma harekatı sürdürenlerin de bir seçeneği çıkmıyor ortaya. Bu güçlerin AKP üstünde oluşturdukları baskı; 28 Şubat’taki gerilimlerden farklı olarak, ciddi bir sonuç yaratamıyor. Meclis başkanı kendinden menkul önerilerle, “bağımsızmış” gibi girişimler yapıyor ama girişimleri, Erdoğan’ın olduğu kadar karşıtlarının da işine yarar gibi değil. Oluşturulan baskının bir Hızır Paşa Operasyonu’nun baş aktörü Reha Çamuroğlu’nu etkilediği, ama onu bile “trenden indirecek” kadar etkilemediği görülüyor. Kala kala elde bir Abdullatif Şener kozuna dönülüyor. Şurada burada konvoylar düzenlenip gösteriler yaptırılıyor ama, ondan da derde deva bir seçenek çıkmayacağı görülüyor. Nihayet devreye, “Amerika’dan da CHP’ye destek var” haberleri sokuluyor, ama CHP’nin AKP’nin seçeneği olmasını ABD’nin sağlaması bile zordur.
Bu çözümsüzlükler; eski cumhurbaşkanı, eski CHP’li ağır topların “bir araya gelip yemek yemesi” bile, “seçenek arayışı”na bağlanabilirken, üst düzey askerler ve yüksek yargının görevlileri arasındaki “görüşmeler” bile seçenek arayışının karanlıktaki gayretleri olarak basına yansıyor.
Evet; “yukarıda” çatışma çok sert, adeta takvime bağlanmış (hadi biz de Erdoğan’ın benzetmesinden kalkarak tren diyelim), bir tren bir duvara doğru ilerliyor. Çarpmayı engelleyebilecek olanlar ise aralarındaki kavgadan dolayı, treni bir başka hatta yöneltmekten acizler. Tersine, tren duvara çarpmadan önce, treni yönetimin ele geçirip frene basacaklarını umdukları için, ellerindeki silahları daha etkin kullanmak için uğraşıyorlar.
Doğrusu egemen güç odakları açısından bakıldığında hem AKP ve arkasındakiler, hem de CHP ve onunla aynı blokta hareket edenler için mevcut kaostan çıkış için bir “seçenek”, bir “çıkış yolu” bulunmuş değil.
“Bu krizin mimarlarının isteği de budur” diyecekler de var elbette. Ama, böyle bir krizden iktidar çıkaracak bir darbenin girişimcilerinin de Türkiye’nin sorunlarının çözümü bakımından bir seçenek oluşturması olanaklı görünmüyor. Çünkü; buna aday gibi görünen kesimlerin ne Kürt sorunu, ne laisizm sorunu, ne demokratikleşmenin diğer sorunları, ne de ekonomik politikalar konusunda bir seçenek olması söz konusu değildir. Bu yüzden de bu kaostan bir cunta, bir darbe yönetimi çıkarmak isteyenler daha baştan seçenek olma şansını kaybetmektedir.
Bu kaostan ülkeyi sağ salim çıkaracak tek seçenek, ülkenin emek ve demokrasi güçlerinin bu gidişata el koymak üzere birleşmeleri ve halkın iktidar seçeneği olarak davranacak bir konuma geçmeleridir. Kürtler, Aleviler , aydınlar; ilerici demokrat parti ve çevreler... Türkiye’nin demokratik muhalefet güçlerini Türkiye’nin başlıca sorunlarının çözümü üstünde birleştirerek ortaya koyacakları bir seçenek, bu kaosa son vermenin de tek sağlıklı yolu olarak gözükmektedir. DTP için kapatılma ihtimalinin AKP’den bile önde olması, bu güçlerin birleşmesini engellemez. Dahası, bu birliğin önemine ve aciliyetine dikkat çeker.
Bu yüzden de, bugün emek ve demokrasi güçlerinin birliği; onların bir seçenek olarak halkın önüne düşmeleri, sadece bir demokratikleşme değil, aynı zamanda ülkeyi bugün sürüklendiği politik açmazdan da çıkarmanın yolu olacak bir seçenek haline gelmiştir. Burada elbette aydınlara, en örgütlü muhalefet merkezleri olarak Kürtlerin, Alevilerin, işçi ve emekçi yığınların ileri kesimlerine, sendikalara, emek örgütlerine ve ilerici demokrat parti ve çevrelere son derece önemli bir görev düşmektedir.
Ülkenin başlıca sorunlarının çözümünün önünü açacak demokratik bir anayasanın yapılması; bu anayasanın bir “kurucu meclis” üstünden yapılmasının nasıl olacağı ve halkın çeşitli kesimlerinin üstünde uzlaştığı yeni bir düzen kurulması sorunu da, ancak böyle bir seçeneğin hayata geçirilmesi sürecinin dayanakları olarak anlam kazanır.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|