
AKP, üç bölüm halinde üç klasörden oluşan savunmasını, iki klasör ek belgeyle birlikte Anayasa Mahkemesi’ne sundu. Bu hacimli savunmanın bir kopyası elimizde bulunmadığı için, ayrıntılı bir analizde bulunma imkanımız şu an için yok. Ancak, genel hatlarıyla basına yansıdığı haliyle bile değerlendirdiğinizde AKP’nin saldırgan bir üslup ve derinliksiz bir yaklaşımla savunmasını hazırlamış olduğu görülüyor.
AKP, savunması dün birçok gazetede ‘Google davası’ adlandırmasının içinde geçtiği başlıklarla haberleştirildi. Ancak, bunu sadece medyanın, medyatik olanı bulup ortaya çıkarma yeteneğiyle açıklayamayız.
Savunmasını, iddianameyi hazırlayan Başsavcı Yalçınkaya’nın “ideolojik” ve ön yargılı davrandığını ortaya koymak üzerine kurmuş olan AKP, bu tezini medya ortamına mal etmeye yönelik ‘popüler’ benzetmeler de kullanmıştır. ‘Google davası’ da bunlardan birisidir ve AKP’nin savunmasında şu şekilde yer almıştır: “Önce dava açmaya karar verilmiş daha sonra da bunun için delil toplanmıştır. Bu dava adeta bir ‘google davası’dır. Başsavcı dava açma tarihine yakın bir zamanda anahtar kelime yazarak ‘google’ arama motorundan arama yapmak suretiyle delil elde etmiştir. Haber ve yorumların cumartesi ve pazar günleri indirildiği görülmektedir. Başsavcılığın hafta sonu tatilinde bile yoğun mesai yaptığı görülmektedir.”
Bu cümleyi okuyunca, gazetemizin bilgi işlem servisinin deneyimli kadrolarına bu işin nasıl yapılabileceğini sorduk. Arkadaşlarımız, eğer Google’dan indirilen doküman yazıcı çıktısı olarak teslim edildi ise, indiren kişinin üzerine tarih düşmediği taktirde bunun anlaşılamayacağını, ancak indirilen veri dijital bir ortamda tutuluyorsa bu tespitin yapılabileceğini belirttiler. Aksi taktirde bunu tespit etmek ancak, Başsavcı’nın internetteki işlemleri ve bilgisayarı yasadışı bir biçimde izlenerek yapılabiliyor. Bu tespitin nasıl yapıldığı net olmadığı için, şimdilik bu noktaya sadece dikkat çekmekle yetinelim.
Ancak, AKP savunmasında Başsavcı’nın, iddianamesinde Erdoğan için ‘RTE’ kısaltmasını kullanmasını da, onun siyasi yaklaşımına bir gösterge olarak ortaya koyması gibi örnekler, AKP’nin hâlâ bu davayı var eden kutuplaşmayı yeniden üreten bir noktada durmakta ısrar ettiğinin de bir göstergesidir. Zira, Başsavcı Yalçınkaya’nın, -AKP’nin kontrolü altında tuttuğu gazetelerden farklı olarak- RTE lafını sıkça kullanan belli başlı Cumhuriyet gazetesi yazarlarını okumayı tercih etmek gibi bir özgürlüğü var. Erdoğan’ın sözü ile söylersek ‘Savcı bunu velev ki siyasi bir simge olarak kullanmış olsun’ buna da her Türk vatandaşı gibi hakkı olduğunu bizzat herhalde Başbakan’ın kendisinin kabul etmesi gerekir.
Ancak sorun şudur. Bir siyasi parti olan AKP hakkında açılan bu kapatma davasının, rejimin kendi ‘hassasiyetleri’ ve yapısı içinde siyasal bir çerçeveye oturduğunu farklı görüş açılarına sahip herhalde herkes kabul ediyor. Ancak, AKP yaptığı savunmada, bu davayı var eden gerilimi yeniden üretmenin dışına çıkabilmiş midir? Medyatik ifadeler kullanmak konusunda mahir olan ve zaten vaktiyle böylesi dengelerin de yardımıyla Erbakan’ı öteleyerek kendi önünü açmış olan Erdoğan ve AKP kurmayları bu açıdan son derece zayıf, derinliksiz ve içi boş bir savunma yapmışlardır.
Eğer AKP’liler, Başsavcı’nın iddialarına yanıt verirken, soğukkanlı bir biçimde, bu gerilimin kamuoyunda kendi aleyhlerine gerçekleşen yansımalarını hesap ederek, ona uygun bir dil kullanmış olsalardı bu herhalde onlar açısından daha akıllıca bir yol olurdu. Yani Başsavcı’nın iddialarının, sadece kendisine ve devletin zirvesinin belli kesimlerine ait olduğu varsayımının dışına çıkıp, demokrasi ve laiklik dengesi konusunda ince teraziye dikkat ederek, hem demokrasi, hem de laiklik konusunda gelecek açısından güven veren bir söylem değişikliğinin izlerini sergilemiş olsaydı herhalde daha anlamlı olurdu.
Örneğin AKP, başörtüsü taktığı için üniversite eğitimi önüne engel konulan bir öğrencinin eğitim hakkını gözetmekle, başörtüsü ya da türbandan tutarak üniversiteyi de, tıpkı başka alanları olduğunu gibi kendi politikaları ekseninde yeniden yapılandırma gayreti arasındaki fark konusunda kamuoyunu rahatlatmayı deneyebilirdi.
Bu haliyle AKP’nin, Google’a, ‘kötü savunmalar’ yazılıp tıklandığında çıkabilecek bir veri kazandırmaktan öteye gidemediği açıktır.