AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Bilim ve Siyaset


Sadık Varer / Enternasyonalle.com

Bilim ve Siyaset - Sadık Varer / Enternasyonalle.com Onca kan kaybına rağmen, bir yaşam biçimine dönüşmüş eşitlik, özgürlük, dayanışma gibi değerlerle birlikte bir kaç seçilmiş 'araç'a sahip olan emek dünyasının tarih yapıcıları, fabrikaları, bankaları, borsaları, politikacıları, silahlı güçleri, istihbaratçıları, gazeteleri, televizyonları, kültür - sanat kurumları, üniversiteleri ve bilimsel - teknolojik üretim süreçlerinin çok iyi 'beslenen' elemanları ile milyarlarca insanın kaderini belirleme gücüne sahip olan sermayenin karşısına dikilmeye devam ediyorlar hala!..

Bu cesareti selamlamak lazım; selamlıyor ve başlıyorum:

Dünyayı değiştirmek için cesaretten başka ve cesaretten daha önemli bir şeye, dünyayı yorumlamaya yetecek bilimsel bilgiye ihtiyaç var.

Marks, Lenin, Troçki ve Rosa gibi eski zamanların tarih yapıcıları, dünyayı değiştirme işine girmeden önce ya da eşzamanlarda dünyayı yorumlama sorununu çözmek zorunda olduklarını biliyorlardı; değiştirilmesi istenen sermaye dünyasının izini sürmeden, anlamadan, anlamak için gereken bilimsel bilgiye sahip olmadan değiştirme isteği saf bir ütopya olmaktan öteye geçemezdi.

Gerçekte, emek dünyasının en yakıcı sorunlarından biri budur.

Yirminci yüz yılın başında, bugünkünden çok daha basit ilişki ağına sahip olan sermaye dünyasını izlemek ve çözmek daha kolaydı. Ama özellikle insanlığın bütününe çok yönlü etkilerde bulunan bilimsel - teknolojik devrimlerin yaşandığı son elli yıl içinde sermaye dünyasının izini sürmek ve onu yorumlamak giderek zorlaşmaya başladı!..

Neden?..Emek dünyası Marks'tan, Lenin'den ya da Troçki'den yoksun kaldığı için değil elbette. Pek çok neden gösterilebilir, ama belirleyen bir nedeni öne çekmekte yarar var.

1917 Ekim devriminden bir süre sonra emek dünyasının tarih yapıcıları, örneğin Marks'ta ya da Lenin'de var olan bir özelliği, bilim insanı özelliğini yitirmeye başladılar.Sovyetlerin ilk adımlarında, fraksiyonları, dolayısıyla sosyalizm içi 'farklı' düşünceleri yasaklayan 10. Kongre kararlarının 'teorize' edilip kalıcılaştırılmasından sonra, tekil irade konumundaki 'Genel Sekreter Yoldaş'ın düşünceleriyle çelişenlere uygulanan trajik tasfiye eylemleri, 'düşünen sosyalist insan'ı yok etti.. Çok geçmeden, yönergelerle belirlenmiş alanlar dışında bilim ve teori yapma 'cesaretini' gösterebilen kimse kalmadı.

Teori yapmanın tehlikeli bir iş olduğunu kavrayan Komintern siyasetçileri, 'Genel Sekreter Yoldaş'ın prototipleri haline dönüştüler ve iki satırlık bilimsel bilgi ile yüz satırlık politika yapmayı başarmak gibi 'yeni bir özellik' edindiler. Kapitalizm, yaşamın her alanında ama özellikle üretim süreçlerini doğrudan etkileyen bilimsel - teknolojik alanda ciddi gelişmeler kaydederken iz sürmek, anlamak ve çözmek yerine, skolastiklerden farksız bir tutumla gelişmeleri onlarca yıl önce yazılmışlarla 'açıklama'yı tercih ettiler. Daha kötüsü; bu gerilik, Komintern aracılığıyla, tehlikeli bir virüs gibi bütün dünyaya yayıldı.

Bu yüzden, günümüzde sermaye dünyasını anlamak ve yorumlamak için hala Lenin'in 1916'da kaleme aldığı Emperyalizm kitabını açmakla yetinenlere sıklıkla rastlıyoruz.

Oysa Emperyalizm'in yazarı Lenin bile kendi çalışmasının açıklayıcı ömrü hakkında net bir düşünceye sahipti ve bu çok doğal bir şeydi; çünkü Lenin, bilim insanı özelliği taşıyan bir komünistti...

Emperyalizm başlıklı bilimsel çalışmanın açıklayıcı ömrü, emperyalistler arası ikinci paylaşım savaşının bitimine kadar sürdü. Savaş sonrasında emperyalist - kapitalist dünyada, Lenin'in Emperyalizm çalışmasında yer almayan yeni ilişki biçimleri ortaya çıkmaya başladı. Örneğin; Lenin'de emperyalistler arası ilişkinin antagonist karakterine yapılan vurgu temel değerde bir saptama idi ve devrim teorisi bile bu saptamadan yola çıkılarak kurulmuştu:

Emperyalistler arası çelişkiler uzlaşmaz karakterdedir; bu çelişkiler emperyalist devletleri kaçınılmaz olarak, pazarların yeniden ve yeniden paylaşılması için savaşa sürükleyecektir, savaş konjönktürünün ortaya çıkartacağı uygun ideolojik ve siyasi koşullardan yararlanarak devrim gerçekleştirilebilir ve emeğin iktidarı kurulabilir...

Bu teorinin doğruluğu, ikinci savaş sonrası dünyanın üçte birini emperyalist - kapitalist sömürünün dışında tutmayı sağlayan devrimlerle kanıtlandı.

İkinci paylaşım savaşından sonra pazarlarının üçte birini kaybeden ve özellikle askeri alanda, meydan okuyan bir güçle karşılaşan emperyalizm, gönülsüzce ama mecburen yeni bir ilişki biçimi örgütlemeye koyuldu. Lenin'in Emperyalizm teorisinde olmayan çok önemli bir şey başlığa çıkartıldı: entegrasyon...

1951 Paris Antlaşması, entegrasyon sürecinin başlangıcıdır. Bu antlaşma ile, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu.. Bunu, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu'nun kuruluşu izledi ve sonuçta, emperyalizmin merkezi Avrupa'nın bütün kapitalist ülkelerini ekonomik, siyasi, askeri, kültürel açıdan 'birleştiren' ve Avrupa Birliği'ni ortaya çıkartan muazzam bir gelişme yaşandı.

Şimdi; acaba bu devasa değişimi izleyen Lenin, ne yapardı? Hiç kuşku yok; 1916 yılında yazdığı Emperyalizm kitabına 'Emperyalizm - I' deyip, 'Emperyalizm - II'yi yazmaya koyulurdu!. Ve yine hiç kuşku yok ki, reel sosyalizmin dağılmasından sonra başlığa çıkartılan 'globalizm'in ya da 'küresel kapitalizm'in çözümlemesini yaparken de 'Emperyalizm - III ' yazılmış olurdu!..

Ama, sayıları hiç de az olmayan günümüzün tarih yapıcıları, aradan geçen yaklaşık bir asırlık zaman içinde sermaye dünyasında yaşanan devasa değişimlere rağmen, tek başına dünyanın bugününü anlama olanağı sunmayan ' Emperyalizm - I ' den başka bir kitabı tanımama ısrarını sürdürüyorlar...

Sıkıcı olmayı göze alarak tekrarlıyorum; dünyanın bugününü çözecek ve yorumlayacak düzeyde bilimsel bilgiye sahip olmayanların dünyayı değiştirmeleri mümkün değildir.

Kapitalizmi süpürüp atmayı ve özgür bir gelecek kurmayı amaçlayan emek dünyasının tarih yapıcıları, bu işin üstesinden gelmek için, bilim ve siyaset denklemini yeniden kurmalı; büyük bir ciddiyetle ve hiç zaman kaybetmeden bilim insanı özelliğini yeniden kazanmaya başlamalıdırlar.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar