
Radikal Gazetesi'nin misyonu, son Genelkurmay Başkanlığı'nın eylem planına ilişkin haberlerin ışığında ve bu haberler karşısında Radikal yazarlarının takındıkları tutumların fonunda net bir şekilde aydınlandı... Radikal, belli ki, cuntanın eylem planında belirtildiği gibi, açıktan ordu yanlısı göründüğü için 'işe yaramaz' sayılan kurumlardan, örneğin medya söz konusu olduğunda Cumhuriyet Gazetesi'nden farklı olarak, 'liberal' görünümüyle TSK eylem planına en uygun kurumlar arasında bulunuyor. Liberal görünerek, en kritik zamanda cunta hesabına iş tutmak, çok ince bir taktik yöntemdir...
Nitekim, Taraf Gazetesi'nde yayınlanan haberler karşısında bu gazetenin yazarlarından Murat Yetkin'in yazdığı yazı bu gerçeği boydan boya gözler önüne serdi.
Murat Yetkin dünkü yazısında, varlığını inkar edemediği belgeyle ilgili olarak konuşurken, gerçek kimliğini tümüyle ele vermiş bulunuyor. Murat Yetkin, tıpkı Ertuğrul Özkök, Fikret Bila ve benzerleri gibi, sureti haktan görünerek, güya belgedeki anlayışı eleştiriyor, hatta böyle bir belgenin varlığını inkar edemediği için 'Askeri ve yargıyı siyasete karıştırmak isteyen anlayışa, askerin siyasete müdahalesine hoş bakan anlayışa karşı olmanız, asker ve siyasete yırpratma savaşı açmayı demokratlık sayan anlayıştan yana olmanızı gerektirmez' diyerek, Taraf Gazetesi'ne karşı olduğunu da ilan ediyor. Bu onun Eylem Planı içindeki rütbesini gösteriyor. Aşağıdaki satırları okuyunca, Murat Yetkin'in yalnız Eylem Planı'na uygun bir gazeteci değil, ama bu Eylem Planı'nı uygulayan bir 'Ayın Pe' unsuru gibi bir şey olduğunu da anlayacaksınız.
'Bazı ordu mensupları, bugüne dek Yüksek Askeri Şžra terfileri öncesindeki 'irticacı avını' atlatarak bugüne dek getirdikleri mesleklerini bir belgeyi sızdırmak uğruna yakmayı, belki askeri mahkemede yargılanmayı göze alabiliyorlar.'
Murat Yetkin bu tehdidi, Eylem Planı'ndaki yerine güvenerek savurmaktadır.
Sevsinler senin hukukunu...
'Avrupa Birliği'nin bir önemli isminin Türkiye'deki yargılamayı sürdüren Anayasa Mahkemesi'ne, 'Bakın vereceğiniz kararla kendi ülkenizin kaderini de değiştirebilirsiniz. Çünkü o karar Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden dışlanması sonucunu doğurabilir' demek olmuyor mu?
O zaman soralım:
Avrupa Birliği'nin her fırsatta bize 'hukuk devleti'nden dem vuran, 'hukukun üstünlüğü' ve 'yargının bağımsızlığı' gibi kavramlara sıra gelince mangalda kül bırakmayan isimleri şimdi Anayasa Mahkemesi'ne, 'Hukuka göre değil, ülkenizin siyasi geleceğine göre karar verin' demiş olmuyorlar mı?'
Alıntıyı okudunuz. Yazı Oktay Ekşi'ye ait.
Belli ki bu Oktay Ekşi, Taraf Gazetesi'nde yayınlanan Genel Kurmay Eylem Planı'nı uygulayanlardan birisi.
Şu sözlerini dikkatle inceleyin. Ekşi'ye göre AB sözcüleri Anayasa Mahkemesi'ne 'hukuka göre değil, ülkenizin siyasi geleceğine göre karar verin' diyormuş ve bu da 'hukuk devleti' anlayışına göre çok yanlışmış...
Nasıl bir kafa ama!
Türkiye'nin siyasi geleceği önemli değildir, bu geleceği yok etse de hukuk önemlidir diyen Ekşi, nasıl da palavra atıyor. Hatta ne dediğini bile bilmiyor...
Şimdi bu cuntacı medyatör kafaya şöyle diyelim:
Eğer bir ülkenin hukuku, o ülkenin siyasi geleceğiyle tam bir çelişki içindeyse, yani o hukuk siyasi geleceği yok edecekse, yapılacak iş, o hukuku hiç zaman yitirmeden ortadan kaldırmak değil midir?
Vaktiyle 'şeriat hukuku' Osmanlı'nın yıkıntıları üzerinde kurulan Türkiye'nin siyasi geleceğini tehdit ettiği için, Kemalistler bu hukuku yok etmediler mi? Konuş bakalım Ekşi: Şeriat hukukuna değil de, Türkiye'nin Cumhuriyetçi siyasi geleceğine göre karar verenler yanlış mı yaptılar?
Şimdi de, 12 Eylül hukuku Türkiye'nin geleceğini tehdit ediyor... Türkiye'de demokrasinin gelişip serpilmesini önlüyor... Bu hukuk cuntacıların, darbecilerin ve Ekşi gibilerinin işine yarıyor, halkın çıkarlarıyla çelişiyor...
O halde ne yapmalıyız?
Türkiye'nin siyasi geleceğini düşünerek, 12 Eylül hukukuna son vermeli, bu hukuka göre AKP'yi ve DTP'yi kapatmak isteyen Anayasa Mahkemesi'nin yargı darbesine yol açan uygulamalarını önlemeli, yeni bir anayasa ile askeri vesayet rejimine ve Kürt sorununda çözümsüzlüğe son vermeliyiz...
Komuta kademesi emekli edilmeli
Murat Yetkin, demokrat medyaya belge veren subayları tehdit ededursun, şu bilinen ve Genelkurmay eylem planında önemli yer alan 'mütekait' paşaların dışında, onlardan farklı konuşan emekli generallerin de sesi duyulmaya başladı. İşte haber. Yorumsuz okuyalım:
'Adnan Tanrıverdi (Emekli Tuğgeneral): Genelkurmay yalanlamışsa da plan bugüne kadar uygulananların sanki bir checklisti gibi. Bir ana plan vardır. Eğer bu plan Genelkurmay'ın ise Genelkurmay Başkanı imzalar. Ama bunun ekleri ev eklerinin ekleri ile lahikalar var. Onlar onaylanmaz. Proje subayları imzalar veya imzalamaz. İmza yetkileri değişiktir. Komuta Katı'nın onaylamadığı ifadesi havada kalıyor. Genelkurmayın açıklaması yalanlama sayılmaz, yalanlama olarak görmemek lazım. Bunun kozmik bürosunda gizli evrakın saklandığı bürolarda neyin ne olduğu bellidir. Kontrol etmek isteyen varsa bunun üzerine gidilmesi gerekir. Devlet yönetimini etkileme planı somut olarak ortaya çıkarsa komuta kademesi hakkında emekliye sevk işlemi yapılmalı.'
Haydi bakalım... Murat Yetkin'in dediği mi, yoksa emekli Tuğgeneral'in dediği mi olacak? Cuntacılar belge sızdıranlar mahkemeye derken, demokratların cephesi cuntacılar emekliye ve yargı önüne diyebilecek mi?
Başınızı utançla yere eğin bakalım!
Aşağıda aktardığımız haber, Türk ırkçılığının en sıradan bir dışa vuruş biçimidir... Sıradan ırkçılıktır... Tehlikeli oluşu sıradan oluşudur. Ünlü klasik Sovyet filmleri arasında 'Sıradan Faşizm' bugün bile çok aktüeldir. Haberi okuyalım:
'Almanya'nın Düsseldorf kentinde yaşayan Yadigar Dağ, 15 Haziran 2008 tarihinde çocukları Welat (7), Birhat (3) ve Esmanur (1,5) ile birlikte tatilini geçirmek için Türkiye'ye gelmek için THY ile yola çıktı. Saat 11:00 sırlarında İstanbul Atatürk Havaalanı'na inen Dağ Ailesi acı gerçekle pasaport kontrolünde karşılaştı. Anne Yadigar Dağ'a, 'kendisinin ve iki çocuğunun Türkiye'ye girebileceği ancak Welat'ın giremeyeceği' belirtildi. Gerekçe olarak da Welat isminin Türkiye'de 'yasaklanmış isimler' arasında yer aldığı gösterildi. Buna itiraz eden Yadigar Dağ'a, memurlar, 'Welat ismi Türkiye'de yasak. Bu nedenle çocuğunuzu geldiğiniz yere geri göndereceğiz' dedi. Annenin bütün itiraz ve çabaları sonuçsuz kalınca 7 yaşındaki Welat Dağ tek başına Almanya'ya geri gönderildi. Olup bitenlere anlam veremeyen Welat, babası Sadrettin Dağ'a saat 22.00 sıralarında Düsseldorf Havaalanı'nda görevli memurlar tarafından teslim edildi.'
Yedi yaşındaki Welat'ın karşısında her namuslu Türk utançla boyun eğecektir...