
Yürütmeyi düşündüğünüz çalışma sadece entelektüel bir zeminde planlanacak ve kitlelerin nasıl algılayacağına dair bir kaygınız yoksa, elbette ismini koyarken de canınızın istediği gibi tercih yapabilirsiniz. Sosyal hareketler de eşyalar gibi isimleri ile anılır ve o doğrultuda algılanırlar. Sağ ve sol kavramlarının evrensel ölçekte ne anlam ifade ettiğini burada tartışmaya açmayı anlamlı bulmuyorum. Bütün dünya solu değişimci, statüko karşıtı olarak algılayabilir ama İdris Küçükömer'den Cemil Meriç'e kadar birçok isim Türkiye'deki yaygın algılamaya yönelik ciddi tespitlerde bulunmuşlardır. Elbette siz daha uzun yolu seçip, kavramın algılanmasını da değiştirecek zahmetli bir süreci tercih edebilirsiniz.
Ancak bu durumda da önce isme takılmayıp esasta, içerikte doğru olanı ortaya koyup genel kabul oluşturduktan sonra bunun sol bir şey olduğuna kitleleri ikna edebilirsiniz. İnsanlar gibi toplumlar da görebildiği kadarıyla tercih yaparlar. Bugüne kadar sol adına yapılanlara baktığınızda, kitlelerin sola duyduğu önyargılı tepkinin tümden yersiz olduğunu söylemek çok da kolay olmayacaktır. Aynı şeyleri din adına yapılanlar için de söyleyebiliriz o halde, diyebilirsiniz. Evet öyledir. Kitleleri kuşatan bilgi bombardımanları ve psikolojik harp çalışmalarını yok sayarak yeni bir sosyal hareket tanımlaması yapamazsınız. İslam dediğinizde dünyada ne algılanıyor, sol dediğinizde bu ülkede ne algılanıyor, dikkate almak zorundasınız. Bu egemen kabullere teslim olmak değildir elbette. Taleplerinizden vazgeçmek hiç değildir. Tarife çalıştığım şey, sadece ölü doğumlara sebebiyet verecek küçük hatalardan kaçınma hassasiyeti göstermektir. Toplumsal kabulü sağladıktan sonra yapılacak tanımlamalarla, daha yola çıkmadan kulakların kapatılmasına sebep olabilecek kendi önünüzü kapatacak tanımlamaları birbirine karıştırmamak gerekir.
Öyle ya da böyle önümüzdeki dönemde iktidar partisine yönelik operasyona paralel bir sürecin belki daha yumuşak yöntemlerle, demokratik dizayn çerçevesinde, ana muhalefet için de sözkonusu olacağını söylemek büyük bir kehanet değildir. Tahterevalli pozisyonundaki iki siyasal odağın tanımlanması, aslında iktidarla birlikte muhalefetin de dizaynı anlamına gelir. Unutmamak gerekir ki, Türkiye'de iktidarların konumunu şekillendiren ana iç dinamik, Kürt siyasetine yönelik süreç ve söylemler olmuştur. Ecevit'i iktidara taşıyan da, onun yerine Erdoğan'ı oturtan da elbette başka çok önemli gelişmelerle birlikte en çok Kürt sorununda yaşanan gelişmelerdir. Toplum hayatında doğrudan ya da dolaylı Kürt sorununun etkilerini tartışmayı gereksiz görürüm. Ancak burada önemli olan geniş kitlelerde farkındalık oluşturacak bir dilin üretilmesi sorunudur. Aksi takdirde yaşanan süreçte toplum davranışları şekillenirken edilgen ve marjinal bir pozisyonda kalabilirsiniz. Ötekilere hitap etmeye çalışmak, sanıldığı gibi kendi varlığını inkar değil, bilakis kendi tabanında özgüven artırıcı, güçlendirici bir tutumdur.
Ortak hareket edebilmenin ilk adımı söz ve davranışlarınızın nasıl algılanacağı konusunda dikkatli davranmaktır. Bunu önemsemeyen ve bildiğini okumakta ısrar edenlerle, aydın çalışmaları içerisinde birlikte olabilirsiniz ama bir siyasal sürecin bedelini ödemeyi göze almak, bana sadece koyunların birbiri ardınca uçuruma atlaması görüntüsünden başka bir şeyi hatırlatmıyor.
Türkiye'de sol, on yıllardır söyleye geldiklerinin ve söyleyiş biçiminin tartışmasız doğru olduğuna inanmak ve özeleştiri yapmaktan kaçınmakta ısrar edecekse, toplumun diğer kesimleri bu toplu intihar girişiminde neden yer alsınlar? İktidar hırsı dahil hiçbir şey böylesi bir gözü dönmüşlüğün meşru mazereti olamaz. Böylesi bir sol, iktidara yaklaşsa bile mevcut iktidar partisinin, muhalif ve ezilen kitleleri sisteme entegre etme rolünden daha ötesini oynayamaz. Sol, CHP'den kaçarken, AKP'nin kötü bir sol taklidini üretmemelidir. Gerçekten yeni şeyler söylemek, önce kendi ezber ve korkularımızla yüzleşmekten geçiyor.