kEditor - Yazılar / Makale / Yerel yönetimler, seçimler ve ortak tutumlar 1

http://www.keditor.com/yazilar_217.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Yerel yönetimler, seçimler ve ortak tutumlar 1


Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak / Evrensel

Yerel yönetimler, seçimler ve ortak tutumlar 1 - Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak / Evrensel 28 Mart 2004 tarihinde yapılan yerel seçimler üzerinden dört yıl geçti. Şimdi yeni bir yerel seçimin arifesindeyiz. Baskın bir seçim yapılmazsa, yerel seçimlerin normal zamanı Mart 2009 olması gerekir. Ancak, AKP’nin kapatılma davası sonucuna göre erken genel ve yerel seçimlerin birleştirilmesinin ihtimal dahilinde olduğunu da göz önünde bulundurmak gerekir! Seçimlerin ne zaman yapılacağından çok, dört yıllık sürecin değerlendirilmesi ve yeni döneme ilişkin ne yapılması gerektiği üzerine kafa yormak gerekir.

Dört yıl önce DEHAP, EMEP, ÖDP, SDP, ve SHP gibi siyasi partilerin yanı sıra çeşitli sendika, dernek ve kitle örgütlerinden oluşan emek ve demokrasi güçleri “Halkçı, demokratik ve sosyal bir belediyecilik” hedefi için bir araya gelerek ortak adaylarla seçimlere girmişlerdi. Yerel seçimlerde oluşan bu ittifak istenen sonucu verememiş olsa da, demokrasi güçlerinin bir araya gelebilmiş olması halk nezdinde bir parça da olsa, umut yarattığını söylemek mümkündür.

Ancak bu ittifakın, halk cephesine dönüşerek genişlediğini söylemek güçtür. Salt “sol” birliktelik yaklaşımı, ezilen halkı ve emekçileri birleştirmeye engel bir yaklaşım olmuştur. Nitekim 2004 yerel seçimleriyle başlayan süreç ve 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerde “Bin Umut Adayları” ile girilen seçimlerde yaşanan kısırlıklar çeşitli hayal kırıklıklarıyla sonuçlanmıştı. Buna rağmen, tekelci sermaye ile ittifak yapan burjuva partileri karşısında böylesi bir “güç birliği” yaratmak anlamlı ve önemli olmuştur.

Ayrıca bu tür birlikteliklerin seçim dönemlerinde gündeme gelmesi bir handikap olarak varlığını sürdürmektedir. Kuşkusuz yapılan ortak etkinlikler olmuştur, ancak “çeşitli mitinglerle” sınırlı kalmıştır. Proje olarak halkı ve emekçileri birleştirme gücüne dönüşememiştir. Tekelci sermaye ile ittifak yapan AKP’nin yerel hizmetleri metalaştırarak, belediyeleri adeta bir şirket gibi işletmesi karşısında ortak ve güçlü karşı duruşlar sergilenememiştir. Güç birliği adaylarının yönetimde olunduğu belediyelerde güçlü alternatif yönetim modelleri ortaya konulamamıştır. Kuşkusuz AKP’nin yönetimde olduğu belediyelerle karşılaştırıldığında bir farklılık söz konusudur. Ancak kendi içinde karşılaştırıldığında, serbest piyasacı, özelleştirmeci, halkı dışlayıcı etkilerden kurtulamadığını görmekteyiz. Yerel yönetim anlamına gelen belediyeciliğin, demokratik ve halkçı olabilmesinin koşulu, halkın yönetime katıldığı, hizmetlerin gücü en zayıf yurttaşın ulaşabilir nitelikte sunulması ve sosyal projelerin yoğun olduğu bir yönetme tarzının ortaya konulması ve bunun da halk arasında yankı bulması gerekirdi. Ne yazık ki tam olarak böyle bir belediye yönetim modeline tanık olamadık.

Örneğin 2004 yılında yapılan yerel seçimlerde Demokratik Güç Birliği deklarasyonunda; “…Bu güç birliği; halkçı, demokratik ve katılımcı belediyecilik anlayışına uygun olarak; sokak temsilcilerini seçmiş ve mahalle meclislerini oluşturmuş, halkın, karar verme süreçlerinde söz söyleme ve belirleyici olma hakkına sahip olduğu , aynı zamanda sendikaların, meslek odalarının, kitle örgütlerinin bu sürecin asli unsurları olarak yer aldığı bir demokrasiyi işletmekte kararlıdır” ifadesiyle doğru bir hedef ortaya koymuş, ancak uygulanması konusunda başarılı bir sonuç ortaya konulamamıştır. Burada sayılan unsurlarla ilişkiler iyi sürdürülmüş olabilir, ancak sürece dahi edildiğini söylemek olanaklı değildir.

AKP ve diğer burjuva partilerin yönetimindeki belediyelerde emek düşmanı tutumların sergilendiği herkes tarafından bilinmektedir. İşçi kıyımı ve sendika düşmanı tutumlarına karşı, Demokratik Güç Birliği adaylarının yönetimde olduğu belediyelerde sendikalarla iyi ilişkilerin sürdüğünü söylemek mümkündür. Ancak iyi ilişkilerin sürdürülmesi yeterli değildir. Bu unsurların yönetim sürecindeki yerinin neresi olduğu konusunda eksiklikler olduğu inkar edilemez.

Bu eksikleri yerelde değerlendirerek, önümüzdeki döneme iyi hazırlanmak zorunlu bir ihtiyaçtır. Yereldeki her hizmeti özelleştirilmek konusunda yeminli görülen AKP ve arkasındaki emperyalist güçler, önümüzdeki dönem piyasalaştırma (özelleştirme) pervasızlığını sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu nedenle halkçı tutumları doğru bir biçimde ortaya koymak ve halk kaynaklarının halk tarafından yönetilmesini mutlaka sağlamak gerekir. Haftaya,alınması gereken güçlü, ortak ve kapsayıcı tutumları ele almaya devam edeceğiz.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler




 Yukarı çık