İskender'e MektupSelver Yıldırım Elinde titrek bir fener Şiire eğildi Hafifçe itti arkadan biri İmgeye gömüldü Yüzüne bulaşanları aşka ve özgürlüğe tuttu Ve oturup mektup yazdı; Bana övgüler dizme şair Mazlumluğuma Mahpusluğuma Kederlenme mahkumluğuma Sebebi durdukça dünyanın Sebebi olacak zindanın Varsa hükmü kılıcının Kedere değil Kadere sapla Ey şair Çiğ bir vicdan eksik bırakır dizelerini Dizme öyle Acılarımızı derleme derleyip kaleminde demleme Sen yine yeniden Uzak acılara yaz şiirlerini Uzak isyanlara diz övgülerini Bu kadın Yüzünde “şaranpel çiçeği” açmış Divane deli kız Yüreğini çıkarmış bu gün Birikili öfkesini, Özlemini Öyle birkaç küfür savurup Kaçmayacak gözyaşına Restini çekmiş Rahmini kazımış Sen yoksun orada Seni büyüten endometrik sıvı yok Er, erk, erkek üreten ne varsa. Ah iskender Taktın dilime bu onmaz şiiri Üfledin küle veda edip savruldu içindeki köze. bu ateşten fayda yok yakar -seni de- bu yürek hep yarım boşalır külü gider közü kalır on derdini döker biri kalır neden üfledin küle Köz tutuşur Külün kalır Ah iskender Kanla karılmış cevher Kılıçla derlediğin aşklar Sızlar durur hala bin yerinden Mızrakla ektiğin inanç -demirden, etten- mızrakla iş görür hala kanatır durur derinden. Acının ve sevincin Varlığın ve hiçliğin Çırılçıplak konuştuğu çığlık Bu dağ kızınındır iskender Henüz kozunu paylaşır seninle Tarihe saldığın hemcinslerinle Ölümü öptürdüğün gözleri Aşk olimpiyatları düşlüyor Akropol’un geleceğine. Bu kadın bugün Bütün duvarları yıkar Hemcinsinde giyinmiş erkekten tiksinir Olmazsa kendini yakar Bu kadın yurt olmaz ceninine Rahminde büyüyen esaret düşük yaptı Yurt olmaz askerine Askersiz çağın şafağına imza attı. Ey iskender Ardılların at koşturuyor hala Kanla yazdığın doğu masalına Boynumuzda senin ipin Acımızda senin ilmeğin Senle dolu yaktığın kütüphaneler Sen olmaya hevesli tüm generaller Ülkem Kadına benzetiyor herkes seni Kimine tanrıçasın Kimine yosma bedeni Kaç iskender aldın koynuna Kaç kılıç çekildi saplandı bağrına. Ülkem Sen mi tutundun ağıda Ağıt mı dolandı boynuna Özgürlük halende pençe izi var Kanadında ihanetin ki Al düşümü sur kanına Kan ki ırmakların kadar tanıdık sana. Demiştin İsyan yok, ayakları yere basan Aşk yok, kanatları yerde gezen Çığlığın değdiğinde çığlığımıza Dans edasında tırmandık görkemini Rüzgarın öptü anlımızı Biz sarhoş öptük tenini Büyük iskender Küçük iskender Filozof bulaşmış cengaver Sen beni değil Mahkumluğumu sevdin Kelepçeli iken düşlerim İhtimal dışı iken niyetlerim Sevme acılarımı Akan nehirlerimi sevme Sonunda illet var Fetihsel cinnet var, sevme Ülkem, saçlarında tanrısal ışıltılar Bakışlarında prangasızlık Dudağında havva’ya bin selam Mihnetsiz yürüyor ufka Eteklerinde şen çocuklar Şiirsel düşler taşıyor yarına Ey iskender Kaderi dize getirmiş semender Bu kadın seni kandırdı Söz attı sana bir yandan Başka ütopyaya gül attı; Toplayıp yeryüzünden tüm tahtları Özgürlük düşüne ateş yaptı. Selver Yıldırım / 2004 |
|