AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

DTP'den beklentilerimiz


Hasan Bildirici / Kurdistan Post

DTP'den beklentilerimiz - Hasan Bildirici / Kurdistan Post DTP 20 Temmuzda Kongreye gidiyor. DTP yönetiminin Kongre öncesi Diyarbakır’da yaptığı toplantıda, basına yansıdığı kadarıyla, Ahmet Türk’ün Genel Başkanlığı yeniden kararlaştırılmış. Uygundur. Türk Partiler Yasası, Türk Parlamentosu ve Türk egemenliğinde el ele, linç lince, yasak yasağa kardeş kardeş yaşayacağımıza göre bir sorun yok. DTP, bu yolda Ahmet Türk’ten iyisini bulamaz.

Ahmet Türk; Türk basın, devlet ve asker sınavından geçmiş iyi bir ağabeyimizdir. Nurettin Demirtaş gibi hafif çaplı militan ruhlu bir bilinmezin DTP’nin başına getirilmesi ne felaketti öyle! Nurettin Demirtaş’ın dosyasını hallaç pamuğu gibi attılar ve çürük raporundan yakaladılar. Çürük raporundan yakalamasalardı, “Gözünün üstünde kaş var” suçundan yakalayacaklardı.

Sanırım DTP Nurettin Demirtaş operasyonundan gerekli dersleri çıkarmıştır. DTP’nin başına devletin huyunu, suyunu bilmediği adamlar veya kadınların getirilmemesi gerekiyor.

Peki Ahmet Türk Ağabeyimizin devlette hiç dosyası yok mu? Olmaz olur mu!

Ama olsun; Ahmet Türk, Türk egemenliğinin Kürdistan üzerindeki varlığına yatkın bir ağabeyimizdir. O dosyalar ancak bu yoldan saptığında kullanılacaktır.

Ahmet Ağabey ve Aysel Tuğluk Hanımlar oldukça, Türk devletiyle kedi-köpek cinsi bir kavgayla geçinip gideceğiz...

Nereye kadar?

İşte orası meçhul.

Bana DTP nedir diye bir soru sorarsanız, tek cevabım var:

DTP, Türk devlet rızası ölçüsünde Kuzey Kürdistan kitlesini kontrol altında tutan; PKK ve devletin farklı kollardan denetledikleri bir ara partidir.

Bense Halk Cephesini savunuyorum. Halk cephesi, tespit ettiği adaylarını bir parti aracılığıyla Türk meclisine verebilir. Fakat Halk Cephesi kontrolünü, Türk devlet memurları statüsündeki milletvekillerine ve belediye başkanlarına vermez.

İsmi üstünde, memur statüsündeki kişiler kısıtlı kişilerdir. Kontrol altındadırlar. Ayrıcalıklarını korumak için dilleri ve hareketleri tutuktur.

Fakat Halk Cephesinin yasaları ağırdır. Halk Cephesinin kanunlarını Cizre, Şırnak, Diyarbakır sokakları yapar... Köyleri boşaltılmışlar, sürülmüşler, otuz yıldır korkusuz ve kurşunsuz tek gece geçirmemişler ve en değerli varlıkları olan yakınlarını kurban vermişler yapar...

DTP ise halk hareketinden çok; halkın, bunca emeği boşa gitmesin diye desteklemek zorunda kaldığı yarı Türk, yarı Kürt bürokratik bir kırma partisidir.

Bu nedenle benim DTP’den hiçbir beklentim yoktur.

Hiç mi bir beklentin yok diye ısrarla sorarsanız, hiçbir beklentimin olmadığını yine ısrarla söylerim.

Ara sıra Amerika’ya nasıl davranması gerektiği konusunda yazılar yazarım ama, DTP’ye nasıl davranması gerektiği konusunda söyleyecek bir şeyim yoktur.

Ne söyleyeceksin ve ne isteyeceksin? Sırtına vurulduğu zaman, “birlik, beraberlik, üniter devlet ve kardeşlik” diye feryat eden, biraz daha şiddetli vurulduğunda “Allah rızası için yapmayın, etmeyin!” diyen gariban bir “Bölge Partisi” ve onun kendi deyimleriyle “Bölge Milletvekilleri”ne bir de biz yüklensek ne çıkar!

Bunları yazmakla DTP’nin varlığını sorun ettiğim sanılmasın. DTP olsun. Kullanabilsem oyumu ağlayarak gene götürüp DTP’ye vereceğim. Bir şey falan olacağı için değil. Kürtler çarşıda, pazarda, bayramda, seyranda ve taziyede bir arada olsunlar diye... Bir de devlet kurmayı ve şehir yönetmeyi farkında olmadan öğrensinler diye... Bir de yıkılacağı mutlak olan ırkçı rejimin şiddetini Kürtler kendiliğinden bir arada karşılasın ve yeni zamanlara yine farkında olmadan örgütlü girsinler diye...

Biliyorum, bazı uyanık arkadaşlar diyecek ki, DTP’yi zor ve imkansız hedefler için bir taşeron olarak görüyorsun... Biraz öyle, biraz değil. Partiler zaten toplumu bir yerlere götürmede taşeron işlevi görmüyorlar mı?

Ben şahsen hiçbir eleştiri ve önerimin olmadığı DTP’nin varlığından memnun ve mesudum. Onlar olmasa düğünlerde kim halaya duracak? Kazan kazan kaynamış barış yemeklerini kim yiyecek? Şırnak, Silopi, Diyarbakır’da halk kimi karşılayacak? Yollarda araçlarını durduran başçavuşlara kim şakadan el, kol, ense çekecek?

Yani demem o ki, DTP iyi ki var. İstanbul ve Ankara protokollarında görünmeleri bile yeter. Bu ara belediye başkanlarının ve milletvekillerinin sağlıklarına dikkat etmeleri ve terli terli su içmemeleri öncelikli beklentimizdir.



Ha bir de bu noktada kafa karıştırıcı bir olgu var, PKK’nin DTP’ye karışıp karışmaması meselesi. Aslında bu başlı başına bir konu... DTP’yi ele almışken, PKK’nin DTP’ye karışma hakkının olup olmadığını gelecek yazıda ele alalım.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Linkler

İlgili Yazılar


İlgili haberler