
Toplumsal ve siyasal yaşamda ilahi yasaların egemenliği şeklinde özetlenebilecek olan şeriat düzenini tasfiye edip laik düzeni kuran burjuvazidir.
Tarih sahnesine çıkmaya hazırlanan genç burjuvazi, kapitalizmin gereksindiği ekonomik, siyasal ve toplumsal hukukla, şer’i hukuk arasındaki çelişkinin ‘çözümü’ için kılıç kullanmak zorunda olduğunu anlamış; ‘egemenlik tanrınındır’ şiarının karşısına hiç duraksamadan, ‘egemenlik ulusundur ‘ şiarını koymuş ve gerçekleştirdiği devrimlerle bunun pratik karşılığını kurmuştur.
Kapitalizmin önünü açmak için dinin iktidarına son verip laik sistemi örgütleyen Avrupa burjuvazisinin, yeniden şeriat düzenine dönmesi mümkün değildir.
Batılı sınıfdaşlarından farklı bir yolla siyasal iktidarı ele geçiren ve hilafete son veren Türkiye burjuvazisinin de, yeniden hilafeti kurmak ve şeriat düzenini örgütlemek gibi bir niyetinin olmadığı açıktır.
Egemen burjuvazinin kurduğu sistemin kıyısına itilen ve ‘mağdur’ edildiğini düşünen tekel dışı burjuvazi söz konusu olduğunda ise durum değişiyor.
Türkiye burjuvazisinin ‘mağdur’ kesimi, mağduriyetinin müsebbibi saydığı emperyalizme ve işbirlikçi egemen burjuvaziye karşı, yakın geçmişte ifadesini Milli Nizam, Fazilet ve Refah Partisi’nde bulan siyasal tepki hareketleri örgütlemişti..
Ne var ki, burjuvazinin ‘mağdur’ kesimleri için özel bir ideoloji henüz icat edilmemişti! Bu yüzden, sömürüden aldıkları pay giderek düşen Anadolu’nun ‘mağdur’ burjuvazisi, siyasal faaliyetinin merkezine İslam ideolojisini koydu.. Müslüman toplumun yedeklenmesi için en uygun yol buydu!..
İran deneyi de öğreticiydi: Uluslararası sermaye ile işbirliği içinde mutlu bir yaşam sürdüren Şah destekli İran’ın egemen burjuvazisi palazlanırken, küçük – orta sermaye grupları erimeye ve giderek yok olmaya başlamıştı. Burjuvazinin bu ‘mağdur’ kesimi, tepkisini, mollaları yanına alarak ifade etmeyi tercih etti. Ve ‘79 Şubat ayaklanmasından hemen sonra İslam ideolojisi gibi zaten hazır bir zeminde hiç zorlanmadan siyasal iktidarı ele geçirdi.
Türkiye’de de benzer bir süreç yaşanabilirdi; Milli Nizam, Fazilet ve Refah partili siyasetin ideolojik kaynağı, İran’daki gibi İlahi düzendi.
Fakat, tam da ‘işler yolunda’ iken; Erbakan, fütursuzca, iktidara kanlı mı kansız mı geleceklerinin muhasebesini dillendirmeye bile başlamışken, parti içinden bir grup yeni kuşak liberal İslamcı kadro ‘oyun bozanlık ‘ yapmaya başladı!..
Parti kongresinde yaşadıkları yenilgiden sonra Amerika ve Avrupa’da bir süre ‘gezinen’ bu kadrolarca yeni bir parti kuruldu: AKP.
ABD ve AB’nin desteğiyle işe başlayan AKP, ilk seçimlerde, içinden çıktığı parti seçmeninin ezici bir çoğunluğunun oylarını da alarak tek başına iktidar oldu.
Emperyalizmin fazlaca gereksindiği ılımlı İslam projesine büyük bir şevkle katılan AKP, şaşırtıcı bir hızla uluslararası sermayenin hizmetine girdi, küresel sermayenin ekonomi politika tercihlerine harfiyen uydu ve daha önce mağduriyetlerini şeriat düzeniyle gidereceklerini ‘düşünen’ sermaye kesimlerini ihya etmeye başladı. Anadolu ve tarikat sermayesi olarak da adlandırılan eskinin ‘mağdur’ları, kısa sürede, geleneksel sermayenin seksen yıllık iktisadi ve siyasi egemenliğini paylaşacak bir güce ulaştı
Düne kadar emperyalizm ‘karşıtlığıyla’ siyaset yapan İslamcı sermaye, bugün AKP sayesinde emperyalizmin gözde işbirlikçisi durumundadır ve yeşil denildiğinde aklına İslam değil dolar gelmektedir. Artık, ‘eski mağdur’ ehli-müslim hür teşebbüs erbabı için şeriat düzeni ‘eskimiş bir proje’ sayılıyor !..
Şeriata karşı olduğunu beyan eden her kesimden daha hassas bir ideolojinin insanları olarak, Türkiye’nin bu gününde ‘şeriat tehlikesi’ hakkında - yanılgı payını saklı tutarak - şunu söyleyebiliriz;
Küresel sermaye ile, istese bile şeriat düzeni kuramayacak ölçüde iç içe geçen; ekonomik, siyasal ve toplumsal hukukunu entegrasyon sürecinin icaplarına uygun bir şekilde düzenleyen ve de düzenlemeye devam eden AKP’den (ya da şayet kapatılırsa başka bir adla faaliyetini sürdürecek olan ‘yeni’ partiden) şeriat çıkmaz!..
Ama aynı AKP’den, Amerika’da dizayn edilen ılımlı İslam projesine uygun politikalar çıkar; AKP, şayet ciddi bir toplumsal muhalefetle önü kesilmezse, günlük hayatı İslamileştirmeye devam eder…
Nereye kadar?..
Emperyalist efendiler, ‘ yeter artık, bu kadarı bize uyar..’ diyene kadar!..