Solda kararma ve körleşme
Önder İşleyen / Birgün
Susurluk"ta ve Şemdinli"de açığa çıkan ilişkilere dokunulmamışken hatta yapılmış bir darbenin sorumluları ve anayasası bugünkü iktidar sahipleri tarafından sahiplenilirken, "Ergenekon" soruşturmasını "demokratikleşme hamlesi" veya ‘Temiz Eller Operasyonu‘ olarak sunmak bir aldatmacadır. Ayrıca bu körlük hali AKP"yi parlatma çabasından başka bir şeye de hizmet etmez!...
Siyaset gösterilenin ötesine bakmayı gerekli kılar. Kimileri düzenin ışıklarına kapılarak, kendisi gibi olmayanları, havlu atmakla ya da siyaseten körlükle suçlayabilir. Bunun zararı yoktur, zira körlük Elias Canetti"nin ‘Körleşme‘ kitabında bahsettiği gibi, bazen "zamanı ve mekânı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını, gerek yapıları, gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. Evrende egemen olan kuram körlüktür". Gösterilen parçaların ötesine bakabilmek, düzenin ve yaşanan değişimin tamamını kavrayabilmek de böyle bir "körlüğü" gerekli kılar.
***
Solda uzun zamandır, küreselleşme süreci karşısındaki tavır farklılıklarından kaynaklanan, bir saflaşma yaşanıyor. Gündeme gelen her soruna ilişkin iki ayrı uçta -liberalizm ve ulusalcılık arasında- verilen yanıtların nedeni de bu.
Ekonomik, sosyal ve toplumsal yapının, neo-liberal dünya düzenine uygun olarak yeniden yapılanmasını içeren bu değişim süreci, egemen blok içerisinde de farklılıkların oluşmasına neden oluyor. İdeolojik boyutta, değişim-statüko/liberalizm-ulusalcılık kavramlarında ifadesini bulan çelişki, sağdan sola siyasetin temel böleni haline gelmiş durumda.
Siyasal alanı belirleyen, bu iki eksen, solu da iki uç arasında savuruyor. Böyle bir savrulma -özellikle 90"lardan itibaren- liberal, sivil toplumcu ve post-modern akımların solu içinde etkinliğinden kaynaklanmaktadır. İdeolojik plandaki bu kararmayı ortadan kaldırmadan solun gelişme ve kendisini yenileme şansı bulunmuyor.
Bütün bu karmaşanın içerisinde, ilerleyebilmek ise, bir yandan bıçak sırtında yürümek anlamına gelirken, diğer yandan da iki yanı keskin bıçak olmayı da gerekli kılar.
Darbeye (Karşı) Yürüyenler
Ergenekon, bu tartışmalar için yeni bir ayraç oldu. İktidar bloğundaki çatışmalara ve devletin küreselleşme doğrultusunda yapılanmasına paralel, tasfiye ve yeniden organizasyonun bir sonucu olarak gündeme gelen Ergenekon, solun bir bölümü tarafından büyük bir gürültüyle sahiplenilerek, "dokunulmaza dokunma", "darbecilerle hesaplaşma" olarak sunulmaya çalışıldı.
Ortada gerçekten ne bir darbe ne de darbe tehdidi yokken, "darbeye karşı mücadele" hevesi, hem de dünün darbe heveslilerince ortaya atıldı. Kimi aklıevveller de, bunların arkasına takılıp darbeye karşı durduğunu sınarken, Fethullah medyası ile koro olup, solu "darbecilikle" suçlamakta bir beis görmedi. İşte solu alabildiğine saran zihin kararmasının bir yanı bu.
-Derin- liberal operasyonunun sözcüsü Taraf, darbe çocuğu Abdurrahman Dilipak ve bilimum gerici, yüzde yüz Amerikan yapımı genç sivil zibidiler yan yana gelip darbeye karşıyız diye ortaya çıkıyor, birileri de kalkıp bu pisliğin içerisine girmeyi, siyaset diye yutturmaya çalışıyor.
Ortada eğer gerçekten bir darbe olsa, bunların hepsinin tankların arkasına sıralanacağından kimsenin şüphesi olmasın. Neticede darbe de gericilik de emperyalizmin stratejilerinin parçası olarak gelişen ikiz kardeşlerdir.
Solun gerici yapılarla bu tür ilişki kurmasında, son yıllarda solun büyük bölümünde etkili olan, özgürlükçü İslam(cı) arayışlarının ve bu tür gerici yapıları "anti-emperyalist" ilan ederek savaş karşıtı birliklerde yan yana gelme gibi eğilimlerinin de azımsanmayacak bir payı olduğu unutulmamalıdır.
Emperyalizm, Darbe Ve Demokrasi
Bu tartışmayı yürütürken darbe tehlikesi hakkında da birkaç şey söylemek gerek. Modernleşme sürecinin, tepeden asker ve sivil bürokrasi eliyle yaşanmasından kaynaklanan, askerin siyaset üzerindeki ağırlığı cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olagelmiştir. Türkiye"de devlet yapısı da bu çarpık kapitalistleşme ve emperyalizme bağımlılık ilişkileri içerisinde şekillenmiştir.
Darbeler de bu devlet yapılanmasının ve emperyalizmin Üçüncü Dünya ülkelerindeki açık faşist yönetimler kurma ve darbeler yapma biçimindeki temel yönelimine uygun biçimde gerçekleşmiştir.
Türkiye bugün de, emperyalizme bağımlılık ilişkileri içerisinde, küresel yeni dünya düzenine uyumlu bir dönüşüm süreci yaşıyor. Emperyalizmin çağımızdaki temel yönelimi ise açık faşist yönetimler ve darbeler yapma şeklinde değil, piyasanın sınırsız tahakkümüne izin verecek "açık toplum" oluşturma biçimindedir. Turuncu devrimler bu tür "yeni darbelerin" örneklerindendir.
O nedenle darbe, iki subayın kafasına estiğinde yapabileceği bir şey değildir. Ergenekon devletin içerisindeki kirli ilişkiler ve çete yapılarının bir parçasıdır. Ancak Susurluk"ta ve Şemdinli"de açığa çıkan ilişkilere dokunulmazken, yapılmış bir darbenin sorumluları ve hukuku sahiplenilirken, bunu demokratikleşme hamlesi ve ‘temiz eller operasyonu‘ olarak sunmak bir aldatmacadan ve AKP"yi parlatma çabasından başka bir şey değildir.
Ergenekon"da da ortaya çıkan çete yapısı, son dönemin "popüler Kuvvacı çeteleri" olarak basın önündeki şovları ile de ünlenmiş, dönemin mayın eşekleri olarak görülebilir ancak. Yani meselenin ne darbeyle ne de demokrasiyle bir ilgisi yoktur.
Şimdi, sol -özellikle de ÖDP- Susurluk konusunda yaptığı gibi niçin ortaya çıkmıyor diye yakınıyor kimileri. Bunu söyleyenler, ne o gün ne de bugün meseleye vakıf olamamışlar anlaşılan. Onlar için o dönemde Susurluk sonrası yürütülen mücadelenin özeti olan ve bugüne ışık tutacak bir cümleyi aktarıyorum:
"Ülkemizde bütün sorunlar ABD"ye bağımlılık ilişkileri içinde oluşturulmuş, askeri darbeler ve kontrgerilla mekanizmalarıyla donatılmış bir devlet yapılanmasından kaynaklanmaktadır. Sorunun gerçekten çözümü, yalnızca pis işlere karışmış çete uzantılarının temizlenmesinden değil, 12 Eylül hukukunun bütünüyle ortadan kaldırılmasından, devletin ABD egemenliği altında şekillenmiş yapısının köktenci bir şekilde değiştirilmesinden, kısaca Türkiye"nin siyasi ve hukuki yapısının bağımsızlıkçı, demokratik ve özgürlükçü bir anlayışla yeniden yapılandırılmasından geçmektedir."
Bugün, sol için ayrım çizgisi, bu doğrultudaki anti-emperyalist bir mücadele çizgisidir.
Alt-Üst Oluş İçinde Sol
Türkiye, bu değişim sürecinde, bir acayip memleket haline geldi. Yapılan bir araştırmanın sonuçları, "türban takan artıyor", "şeriat isteyen azalıyor" şeklinde çıkınca, araştırmacı, "Türkiye"nin sosyolojik olarak anlaşılması imkânsız" diye bir sonuca varmıştı. Evet, gerçekten de durum aşağı yukarı böyle.
Kurulu ilişkiler ve toplumsal yapı yerinden oynuyor, çelişki ve çatışmalar içerisinde yeniden yapılandırılıyor. Bu değişim içerisinde, önemli olan ise sürece ana karakterini veren eğilimin görülerek, mücadelenin sivri oklarının ona yönelmesidir. Ergenekon tartışmalarında da başka tartışmalarda da, kantarın topuzunu -bilerek ve isteyerek- kaçırarak AKP yandaşlığına varacak tavırlar alanlar, mücadele edilmesi gereken esas güç olarak ulusalcı/milliyetçi akımı görüyorlar.
Ulusalcı akımla mücadele edilmesi konusu önemlidir. Ancak onunla mücadele edebilmenin yolu da esas olarak, bugünkü değişime yön veren akla ve iktidar yapısına karşı, eşitlikten ve özgürlükten yana gerçek bir sol muhalefeti geliştirilerek yapılabilir. Bu da böyle söylemekle değil, pratikte böyle davranmakla gerçeklik kazanabilecek bir şeydir. Yoksa ortaya atılan üç beş tane düzen artığı pislik üzerinde tepinip durarak solculuk yaptığınızı zannederken Tayyip"in sesiyle nutuk atıp durursunuz!
Dönülmez Bir Akşamın Ufku
Böylesi bir alacakaranlık içerisinde sol da kendi yol arayışını ve yeniden dizilişini gerçekleştiriyor. Elbette bu süreç aynı zamanda türlü olumsuzlukları ve savrulmaları da içerisinde barındırıyor. Bunları hemen aşabilecek sihirli bir formül ise yok. Bunun yolu, yolculuk içerisinde devrimci bir yenilenme ve ona uygun pratikler geliştirmekten geçiyor.
Ancak böylesi bir dönem için de, hiç olmazsa, bu kadar acayip ve ucube duruşlardan arınmak, ortaya çıktığı kadarıyla sadeleşmek gerekir. Adını koyarsak, düzen içi her türlü eğilimden, düzenin tatlı sularında seyredenlerden ve düzenin "yeni sol" starlarından arınma vaktidir. Evet, şimdi durduğumuz yer, dönülmez bir akşamın ufkudur ve taze bir günün şafağıdır...
Bunun için de düzen güçlerine yaslanarak siyaset yapmaya çalışan ya da düzenin o ya da bu şekilde gelişme göstermesinden medet uman her türlü sağ reformist anlayış mahkûm edilmelidir. Emperyalizmden demokrasi umanların da devleti (ya da daha incelterek cumhuriyeti) savunmayı anti-emperyalistlik sananların da ortak noktası düzenle kurdukları bağdır.
Düzenle kurulan bağın bir diğer biçimi de, iktidar kavgasına, "aklıselim" yaklaşarak "krizin rejim krizine ve felakete dönüşmesini" engellemek için, bir çeşit düzen güçleri arasında arabuluculuğuna soyunulmasıdır.
Egemen sınıf güçlerinin birbirlerini tasfiye etmeye dönük hamleleri (kapatma davası/çete operasyonları) sonrasında-demokrasi elden gidiyor cumhuriyet elden gidiyor diye-kopartılan fırtınaya kapılarak onun peşinden sürüklenmenin bir âlemi yok. İktidar güçlerinin bu çatışmaları, içinde taşıdığı olumsuzluklarla birlikte, aynı zamanda düzen karşıtı güçlerin üçüncü bir cepheyi oluşturması anlamında olumlu imkânlar da sunmaktadır.
Bu imkânın gerçeğe dönüşmesi, egemen sınıf güçlerine karşı, bir başka güç iradesinin açığa çıkarılması ile mümkün olabilir. Bu iki yönlü akıntının etkisinden çıkabilmek de buna bağlıdır.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|