
NİÇİN SAVAŞIYORUZ? DÖRDÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLADI!
« Devlet için savaş, can alıcı çok önemli bir konu olmakla birlikte, hayat ve ölüm bölgesidir, hayata veya ölüme götüren yol olduğundan, kesinlikle derince incelenmesi gereken bir konudur. »
Sun Tse (Savaş sanatı.)
Bir sistem olarak, neoliberalizm, yeryüzünü işgal etmek için başlamış olan yeni bir savaşın ideolojisidir. Üçüncü Dünya Savaşının ya da soğuk savaşın sonu, kazananın hegemonyası altında, kesinlikle dünyanın iki kutup sorunlarını çözmesi, zorlukları aşması ve dengeyi sağlaması anlamına gelmez. Şayet bir yenilen varsa (sosyalist kamp), kazananın kim olduğunu söylemek oldukça güçtür. Amerika Birleşik Devletleri mi? Avrupa Birliği mi? Japonya mı? Üçü birden mi? “Kötülük İmparatorluğunun” çöküşü, yeni pazarlar açtı ve o pazarları elde etmek yeni bir savaş getirdi, Dördüncü Dünya Savaşını.
Bütün çatışmalar gibi, bu çatışma da ulus devletlerin kimliğini yeniden belirlemeye zorladı. Dünya düzeni, Amerika, Afrika, Okyanusya kıtalarının işgal edildiği o eski çağlar eşiğine getirildi. Gerisin geri ilerleyen ne garip modernlik! 20. yüzyıl gün batımı, bilim-kurgu romanlarında anlatılan akılcı geleceğin tersine o eski barbar asırlara benziyor.
Uçsuz bucaksız coğrafyalar, zenginlikler ve özellikle koskocaman bir iş gücü yeni senyörlerini, efendilerini beklemekte. Dünya efendisinin fonksiyonu tek olmasına karşılık, dünya efendisi olmak için aday çok. İşte bu yüzden yeni savaş, “İyilik İmparatorluğundan” olduğunu iddia edenler arasında başlamış bulunuyor.
Üçüncü Dünya Savaşı, sosyalizmi ve kapitalizmi bir çok yerde değişik ve yoğun aşamalarda karşı karşıya getirdiyse, Dördüncü Dünya Savaşı kimi büyük finans merkezleri arasında ve dünya sahnesinde büyük bir acımasızlıkla harikulade bir şekilde sürmektedir. Adı gibi kendi de güzel olmasa da bu “soğuk savaş”, çok yüksek düzeye ulaştı. Uluslararası casusluk mezarlığından Ronald Reagan’ın o muhteşem “Yıldızlar Savaşına”; Domuzbayırının kumlarından, Küba’ya, Mekong deltasından, Vietnam’a dizginsiz nükleer silahlar yarışından, Latin Amerika’da vahşi darbelere kadar uzandı. Bunun sorumlularının eli, NATO ordularını CIA ajanları direktifinde yönetip Bolivya’da Che Guevera’nın katledilişine kadar uzandı. Bu olup bitenler, yeryüzünde sosyal alternatif yaşama modeli olan sosyalizmi eritti.
Üçüncü Dünya Savaşı, kapitalizme, savaşı kazananlara “çoğul savaş” faydalarını da gösterdi: Savaş sonrası (Doğu bloğunun çökmesiyle beraber) uluslararası yeni çekişmeleri beraberinde getirirken, yeni pazarların, «gereksiz adamlar ülkesi»nin de kapılarını açtı. Böylece daha da güçlenen Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya, dünya ekonomik krizini de beraberinde getirirken yeni enformatik devrime de yol açtılar.
Bilgisayarlar sayesinde, finansal sektör, döviz salonlarından keyiflerine göre kendi doktrinlerini ve yasalarını dünyaya zorla dayattılar. Küreselleşme, onların totaliter uzantılarından ve hayata bakış açılardan başka bir şey değildir. Eskiden ekonomi efendisi, Amerika Birleşik Devletleri; finans dünyası dinamiği serbest pazar tarafından uzaktan yönetiliyor. Bu mantık kârlarına kâr kattı. Telekomünikasyonun gelişmesiyle, sosyal tayf etkinliklerinin her dalına el koydular. Bu savaş, nihayetinde, tam anlamıyla topyekûn bir savaş idi. İlk kurbanlarından biri de ulusal pazar oldu. Bir zırhlının içine sıkılmış bir kurşun gibi, seke seke kurşunu sıkanı da yaraladı sonunda. Modern kapitalist devletin vazgeçilmez pazarı olan ulusal pazar, küresel finans ekonomisinin top atışları altında yok olma eşiğine geldi. Yeni uluslararası kapitalizm, ulusal kapitalizmi geçersiz kıldı, yetkililerini sıkıştırıp esir aldılar. Bu darbe, ulus devletlere vurulmuş öyle büyük bir darbeydi ki, yetkililerini kendi vatandaşlarının çıkarlarını bile savunamaz hale getirdiler.
Soğuk savaştan miras kalan vitrin -yeni dünya düzeni- neoliberalizmin patlamasıyla kırılıp paramparça oldu. Bu parçalanma, devletlerin ve fabrikaların yıkılması; proleter devrimin üfürmesi ile değil de finansal fırtınanın şiddeti nedeniye birkaç dakikada meydana geldi. Ulusal kapitalin oğlu néolibéralizm, babasını yuttu. Üstüne üstlük yeni dünya düzeninde, kapitalizmin, demokrasi, özgürlük, eşitlik ve kardeşlik yalanlarını da yıktı. Pervasızlığıyla dünya sahnesini kaosun hüküm sürdüğü bir savaş alanına çevirdi.
Soğuk savaşın sonlarına doğru, kapitalizm askeri korkunçluğu yarattı. Mülklere dokunmadan yaşayanları öldüren Nötron bombasını yaptılar. Ama Dördüncü Dünya Savaşı sayesinde yeni ve harika olan bir icat daha bulundu: Finansal bomba. Bu bomba, Hiroşima ve Nagazaki bombalarından farklı olarak sadece « devlet »i yok ediyor ve ölümü, terörü, sefaleti pompalıyordu orda yaşayanlara. Ama bu küresel ekonomi, «devlet» içinde bir parça olarak hedef değiştiriyordu. Bu patlamanın amacı, tüten bir sürü yığın, yerlerde kıpırdamadan yatan bedenler değil, küresel hipermarketlerin ticari megapollerine dahil edilmek istenen bir mahalleydi. Yeni dünya pazarında, yeniler, yeni kârlar için organize edilecek iş gücü olarak baktı bunlara.
Dördüncü Dünya Savaşının etkilerini Avrupa Birliği kendi bedeninde yaşıyor şimdi. Küreselleşme, birbirine rakip ve yüzyıllardan beri birbirine düşman ülkeler arasındaki sınırları kaldırmaya ve politik uzlaşmaya zorladı. Ulus devletlerin bir Avrupa Federasyonu olması için döşenen bu yol; yıkımlar, yok olmalarla döşelidir ve Avrupa medeniyetinin yıkımıyla başlayacaktır.
Artık dünyanın her tarafında megapoller oluşturuluyor. Ticari entegrasyon bölgeleri, kendi aralarında ortak anlaşma ve işbirliği yapıyorlar. Kuzey Amerika’da, Kuzey Amerika Serbest Ticari Dolaşım Anlaşması (ALENA), Kanada, Amerika ve Meksika arasında gerçekleştirmek için özlenilen eski bir kuşatma düşüncesi: “Amerika Amerikalılarındır !” Megapoller ulusları teşkil edebilir mi? Hayır, daha doğrusu, sadece bununla yetinecek gibi değil. Onlara yeni fonksiyonlar, limitler ve perspektifler verecek. Devlet tümüyle bir neoliberal megapol bölgesi olacak. Bir yanda yıkıp boşaltacaklar; öte yandan, bölgeleri ve ulusları yeniden organize edecekler.
Genelleştirici ve düzeltici Üçüncü Dünya Savaşı sırasında, ne kadar caydırıcı bir karaktere sahiptiyse de nükleer bombaların, finansal hiperbombaların, dördüncü dünya savaşında amaçları farklıdır. Hedefi ulus-ülkelerin bulundukları bölgelerin maddi temellerini egemenliklerini hedef alarak, gözden kaçmayacak göçler yaratarak, yeni ekonomiye ayak uyduramayanları saf dışı bırakarak (örneğin yerli halkları) saldırmaktır. Ama aynı zamanda finansal merkezler, bu ele geçirdikleri yeni ulus-ülkeleri kendi mantıklarına göre yapılandırıp yönetmek isterler: Sosyal olanı ekonomi potasında eriterek...
Yerli halkların dünyası bu stratejinin ürünü olan örneklerle doludur: uluslar arası çalımla örgütü (ILO) orta Amerika büro müdürü M. Ian Chambers şöyle diyor: «Dünyadaki yerli, yoksul halklar (300 milyon kişi), gezegenimizin doğal kaynaklarının yüzde altmışının bulunduğu bölgelerde yaşamakta. Bu yüzden onların topraklarını ele geçirmek için yeni çarpışmaların önümüzde ki günlerde olanak bulması da şaşırtıcı olamaz. »
Doğal kaynakların işletilmesi (madenler, petrol...) ve turizm; yerli halkın varlığını tehdit eden başat endüstriyel bir prensiptir ki, elde ettiği her yere uyuşturucu ve fuhuş’u da kaçınılmaz olarak beraberinde götürmektedir.
Bu yeni savaşta, politika, ulus-devlet mekanizmasında yok olup gider. Sadece ekonomiyi yönetmeye yeltenir. Ve politikacılar, iş yerleri yöneten idareciler olmuştur. Yenidünyanın efendileri, doğrudan dünyayı yönetme ihtiyacına gerek duymazlar. Ulusal hükümetler onların hesabına çalışarak her şeyi kılıfına uydururlar. Yeni düzen, sadece bir tek pazar olmak gayesini güder. Devletler sadece başlarına hükümetler geçirilmiş yeni işyerleridir. Yeni bölgesel anlaşmalar, daha çok bir politik federasyon olmaktan ziyade ticari füzyona (kaynaşmaya) benzerler. Neoliberalizmi doğuran birliktelik, sadece ekonomiktir. Bu koskocaman hipermarkette de sadece mallar serbest dolaşır insanlar değil.
Bu küreselleşme, ayni zamanda genel bir düşünme modeli içinde varlık bulmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan askerlerini önce Avrupa’da, daha sonra Vietnam’da ve en son olarak körfez savaşında izleyen « Amerikan Tipi Hayat Tarzı », bilgisayarlar sayesinde şimdi dünyanın her yanına yayılıyor. Burada baz, ulus-ülkelerin tarihsel ve kültürel her şeyini de önüne katarak maddî direncini kırmaktır. Bütün ulusların ferforje bezediği kültürler, Amerikan yerlilerinin asil geçmişi, Avrupa’nın parlak medeniyetleri, bilge Asyalıların tarihsel birikimi, Okyanusya ve Afrikalıların atalarından miras kalan tarihsel zenginlikleri de sırılsıklam bir ortamda ayni gaye için Amerika ipine bağlanarak yok edilmeye çalışılmaktadır. Neoliberalizm, böylece tek bir grup halk halinde, ötekileri boğmak ve kendini empoze etmek için diğerlerini yok etmek, eritmek çabasıyla bir tek model etrafında (kendi modeli) ulusları ve ulusal grupları yok etmeye gitmektedir. Bu yüzden, küresel savaş, neoliberalizmin insanlığa karşı açmış olduğu en iğrenç ve en korkunç bir savaştır...
İşte bu (puzzle) boz-yap, oyunuyla karşı karşıyayız. Ama bugün bu puzzle’i oluşturabilmek istesek de eksik olan parçalarını bulmadan onu tamamlamak olanaksızdır. Şimdi elimizde bunun yedi bölümü bulunmaktadır. Bunları bir araya getirerek, bu çekişmenin insanlığın sonunu getirmeyeceğini hep birlikte umalım. Yedi parça, bu dünya bilmecesini çözmek amacıyla resmedilmiş, boyanmış, kesilmiş resmin bütününü ortaya koymak için bir araya getirilecektir.
Bu puzzle’ın parçalarında ilki, yeryüzü toplulukların iki kutbunda çifte zenginlik ve yoksulluk birikimidir. Yeryüzünün öteki iki halk kümesine bırakmaktır. İkincisi, dünyayı tümden sömürmek hakkına sahip olmaktır. Üçüncüsü, işsiz güçsüz bırakılmış olan insanlığın kâbusudur. Dördüncüsü, yönetim ve cinayet arasındaki ilişkidir. Beşincisi, devletin uyguladığı şiddettir. Altıncısı, megapolitik gizemdir. Yedincisi, insanlığın neoliberalizme karşı kullandığı mücadele taktikleridir.
* Yazan: Zapatista Ulusal Özgürlük Ordusu’nun (EZLN) lideri Komutan Marcos / Çeviren: Yaşar Doğan - Halkın Günlüğü