
Hatırla Sevgili televizyon dizisi ile tırmandırılan bir süreç, hızla sonuçlandırılmaya çalışılmaktadır sanki. İlginçtir… Lenin, 68’in kırk yıl sonra başına gelecekleri de görmüş gibi yazar 1917’de, Devlet ve İhtilal adlı eserinde:
“Egemen sınıflar sağlıklarında büyük devrimcileri ardı arkası kesilmez katliamlarla ödüllendirirler; öğretilerini en vahşi düşmanlık, en koyu kin, en taşkın yalan ve karaçalma kampanyalıyla karşılarlar. Ölümlerinden sonra, büyük devrimcileri zararsız ikonlar durumuna getirmeye, söz uygun düşerse azizleştirmeye, ezilen sınıfları teselli etmek ve onları aldatmak için adlarını bir ayla (hale) ile süslemeye çalışırlar. Böylelikle devrimci öğretileri içeriğinden yoksunlaştırılır, değerinden düşürülür ve devrimci keskinliği giderilir…
(Bugün) burjuvazi için kabul edilebilir ya da öyle görünen şeyler ön plana çıkarılıyor ve övülüyor. Bugün bütün sosyal-şovenler –gülmeyin- ‘Marksist’tirler.”
Deniz’in idam sehpasında söylediği “Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği” cümlesini hatırlamayan Hatırla Sevgili, yaratmaya çalıştığı ‘iyi solcu çocuklar” imajı ile sıkça iddia edildiği gibi bir tarihi yeniden hatırlatmak değil, sistemin izin verdiği sınırlar içinde hatırlatılması gerekenleri hatırlatmak gibi bir göreve soyunmuştur.
***
68 üzerine çok yazıldı çizildi. Bu konuda değişik akımlardan söz etmek mümkün: Birincisi, 68’i devrimci özünden soyutlayarak, artık evlerimizin duvarlarını ya da tişörtleri süsleyen bir Che ‘resmi’ düzeyine indirgeyerek sunmak. Eylemden kopuk devrimci romantizmin daha çok Beyoğlu barlarından sürdürdüğü türkülü Devrimci Gecelerin Denizleri Mahirleri bu tiptir. Olayın ‘başkaldırı’ boyutu bu sunumda bütünüyle gizlenir.
İkinci tür, daha 1970 başlarında Erol Toy’un Vehbi Koç’tan ısmarlama İmparator adlı kitabıyla sunduğu “her şeyi egemen sınıflar ve devleti düzenledi; işçi sınıfının gücünü test etmek için 15-16 Haziran’ı da onlar yaptı, Denizleri de onlar ortaya çıkardı…” türünden hezeyanlarla, egemen sınıflara sarsılan itibarlarını yeniden kazandırma amaçlı sunumlardır. Artık devlet bürokrasisinin üst kademelerinde yer alan ‘eski devrimciler’ belki de bulundukları yerde yaşadıkları vicdani sorunları bu tür yorumlarla aşmaya çalışmaktadırlar. Üçüncüsü “vatana, millete ve devlete bağlı bu Kuvayı Milliyeci Mustafa Kemal gençliği”ni günümüz içpolitika çatışmaları içerisinde ‘ordu-millet’ ile yeniden bütünleştirmek isteyen ve bu nedenle sunumlarında sadece “Mustafa Kemalci” Denizleri, Mahirleri gösteren bir yorum tarzı.
Dördüncüsü, “kör ölür badem gözlü olur” anlayışının bir örneği olarak, 68 Hareketini bütün kusurlarından arındırarak sunmak. Öyle ki, gerçek 68’i tanımak artık mümkün olamayacaktır. Örneğin, idam sehpalarında söylenen “yaşasın halkların kardeşliği” türünden sözleri, bir politik hattın temel karakteri gibi tanımlayarak, 68 yürüyüşünün ‘ulusalcı’ içeriğini saklamak. 68 Hareketinin tanımı üzerine başka yorumlardan da söz etmek mümkündür. Ama bütünü için söylenecek söz ortaktır:
“Bu tanımların hiçbiri 68’in gerçeği değildir. Ama bu tanımların çoğu 68’in içeriğinde yer alır.”
***
“Tartışılması gereken bunca konu varken, nereden çıktı bu?” demeye gerek yok. Sanırım, gündemimizi işgal eden bütün konuların önemlerine göre sıralanmasında birinci sırayı alacak tek konunun bu olması gerekir. Örneğin, Ergenekon soruşturması olayında, sosyalist solun ulusalcı olarak tanımlanan önemli bir damarının “anti-emperyalizm” gerekçesiyle generallerimizle birlikte tavır alması da; geçmişte Kürt özgürlük hareketi ile oluşturulan Blok türü ittifakların fiilen yaşam şansı bulamaması da, çoğunlukla bu tarihsel kültürün içinden yükselen bir reflekstir.
Son söylenecek sözü baştan söyleyerek, bir tartışma içerisine girmek mümkündür:
68, egemen sınıf ideolojisi olarak belirlenen Kemalizm’den hiçbir zaman kopamamıştır. Daha da ötesi, ideolojik olarak ondan kan alarak toplumsal olarak ona bağlı olarak beslenmiştir. 68, Ortadoğu topraklarında ve daha çok “geri bıraktırılmış” ülkelerin bir ‘kalkınma modeli’ olarak, burjuva ideolojisi ile bulandırılmış, kendine özgü bir sosyalizm istemiyle ‘siyasal iktidara karşı’ bir başkaldırı hareketinin adıdır.
***
Sosyalist hareketin önünün açılıp, işçi sınıfı ve ezilen halkların devrimci buluşmasının gerçekleştirilebilmesi için, elbette bir parçası olduğumuz 68’i enine boyuna eleştireceğiz. Bu tarih bizim tarihimizdir. Ve bu tarihin ilklerinde olduğu gibi, sosyalizm idealimizi hiçbir zaman terk etmeyeceğiz. Ve biliyoruz ki, bütün eksiklerine rağmen, “Türkiye toplumunda demokrasi ve insan haklarına ilişkin üretilebilmiş ne kadar gelişkinlik varsa, bütünü sosyalistlerin çabaları sonucunda kazanılmıştır.” 68’in Türkiye tarihinde küçümsenemez etkisi ve önemi, onu yanlış ve doğrularıyla tarihsel yerine oturtabildiğimiz oranda günümüze de taşınabilecektir. Eğer bu gerçekleştirilemezse, 68, naif, deneyimsiz, işçi sınıfından kopuk başkaldırısı ile ezilenlerin mücadele tarihini taçlandırsa da, egemen sınıflarca sürdürülen günümüzün bilinçli çabaları sonucu, sınıf mücadelesi açısından sisteme eklemlenen bir politik çizgi olmaya mahkum olacaktır. Konuyu gelecek yazılarımda da devam ettireceğim.