
Ergenekon'un bir numarasının kim olduğunu açıklayacağım ama sabırla yazıyı sonuna kadar okumanızı istiyorum. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, kabul edilen ve açıklanan iddianamedeki hiçbir şey beni şaşırtmadı, şok etmedi. İddia edilen suçlamaları duyanlar, dut yemiş bülbüle dönüyorlar. Hani insan zannediyor ki, sanki son 50 yılın suç envanteri ortaya çıkarılmış, neden-sonuç ilişkileri kurulmuş ve sonuca gelinmiş. Böyle bir şeyin olmadığını iddianameden kolayca anlamak mümkün. Daha önce iddianame açıklanmadığından, servis edilen kısmıyla değerlendirme yapabiliyorduk. Şimdi daha net saptamalar yapmak mümkün. Evet, Ergenekon kışla dışı bırakıldı. Kışla dışı bırakıldığı için, Fırat'ın doğusuna da el atılmadı. El atılmasını da iktidar çevrelerinden isteyen kimseler yok. Çünkü Fırat'ın doğusuna el atıldığı zaman, yakın tarihin bütün askeri, sivil, bürokratik önemli simalarını mahkeme koridorlarında görmemiz gerekecekti. Bunu kim yapacak? AKP mi? Güldürmeyin, Şemdinli'de patlayan bombalardan ve suç üstülerden sonra, Başbakan çıkıp, 'Sonuna kadar gidilsin' demişti. Ne oldu sonra? Herkesin malumu olanlar. Yaşar Büyükanıt'ın adı iddianamede geçtiği için, Van Cumhuriyet Savcısı AKP hükümeti tarafından görevden alınıp, bütün haklarından mahrum edildi, sınırları aşacak savcılara gözdağıydı bu yöntem. Ergenekon soruşturması yine bu hükümet zamanında yürütülüyor. Şemdinli'de yapılanlara bakıp, AKP'ye methiye dizecek halimiz yok. Niye yok, sıralayalım.
1- İddianamenin Kürt ayağı yok. O halde neyi amaçlıyor bu iddianame? AKP'ye karşı tertiplenen bir darbenin görünen isimleri tasfiye ediliyor. Bu hukuken yapılması gereken bir şey, kimsenin buna itirazı yok. Ama öte anlamlar yüklemek, yüzyılın davası demek, AKP'yi demokrasi havarisi ilan etmek ahmaklıktan da başka bir şey. AKP'nin demokrasi anlayışının izdüşümlerini sıralamak için şimdilik yerimiz yok, başka zamana kalsın. Eğer Fırat'ın öte tarafında yapılanlar iddianameye girseydi, çok başka suçlamalar okuyor olacaktık. Mesela Turgut Özal'ın ölümü üzerindeki sır perdesi aralanmış olacaktı. Buna paralel Eşref Bitlis'in ve Adnan Kahveci'nin tuhaf kazalardaki ölümleri açıklığa çıkabilecekti. Hep darbelerle, asker ve ABD ilişkileri ile gündeme gelen Süleyman Demirel'i konuşuyor olabilecektik. Tansu-Özer Uçuran Çiller ve meşhur ekibinde yer alan Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Doğan Güreş, Yeşil, Çatlı, Sedat Bucak ve devam listesi arzı endam edebileceklerdi adaletin karşısına. Lice ve Şırnak'ın kimler tarafından talan edildiğini herkes görecekti. Şemdin Sakık'ın kimlerin direktifi ile 33 silahsız askeri öldürttüğü sır olarak kalmayacaktı. Hizbullah'ı kuranların, eğitenlerin, Kürtlere karşı ölüm mangası haline getirenlerin hesabını birileri veriyor olacaktı. Onlarca infazın dosyaları, tarihin diplerinde üstleri kapatılacak halde bırakılmayacaktı. Yani dememiz şu ki, Fırat'ın doğusuna el atılması, gerçekten hükümet olabilen, demokrasi ve özgürlüklerden yana bir iktidarla mümkün olabilir. Ya da toplumsal baskı böyle bir kanalın açılmasını sağlayabilir.
2- İsnat edilen suçlamalardan savcı, bu çeteleşmenin MİT ve TSK ile ilgisi yok sonucu çıkarmış. Öte yandan da, telefon konuşmalarında bolca miktarda 'emret paşam' cümleleri mevcut. İşin içinde bu kadar paşanın olmasına rağmen, TSK'deki unsurların dışarıda tutulmuş olması yine Fırat'ın doğusu ile ilgili. 22 Mayıs 2007'de Ankara'da patlayan bombaların beş dakika sonrasında, paşalar eylemi kimin yaptığını jet hızıyla tespit etmişlerdi. Daha çok bombalar patlayacak demeyi de unutmamışlardı. O zaman da yazmıştım, nerden biliyorlar başka bombalar patlayacak? Her konuda yorum yapan TSK'den bazı paşalar, Ergenekon'da sus pus, ilginç mi ilginç. Her şey tuhaf şekilde Veli Küçük'te bitiyor, ötesi yok. Taraf Gazetesi, 'Bakın işte Veli Küçük en büyük acıyı Kürtlere yaşattı, Kürtler bu iddianameye sahip çıkın, paralayın kendinizi' diyor. Bir noktası doğru, evet Veli Küçük en büyük acıyı Kürtlere yaşattı. İyi ama bu yaşatılan acıların hiçbiri iddianamede yok. MİT'in dahil edilmeyeceğini bekliyorduk. Çünkü, MİT'in dahil edilmesi bütün hükümetlerin suçlarının açığa çıkmasını sağlayacaktı. Devletin bekası için, bireylerin feda edildiği bir anlayışın son versiyonu MİT'in aklanıp paklanılması.
3- Agartalara, yüzlerce yıl öncesine gidilip hazırlanan, karmakarışık ve binlerce sayfa tutan bir iddianameden ne çıkabilir diye düşünmeden edemiyorum. Komplo teorilerini pek sevmem ama AKP'nin böyle bir iddianame üzerinden hesaplar yaptığı açık. Kapatılma davası neticesini etkilemesi için olabildiğince muğlak bir iddianame hazırlanılmasını istemiş olabilir. Eğer AKP kapatılmazsa (kapatılmasına kesinlikle karşı olduğumu belirtmeliyim) Ergenekon davası da sürece yayılarak, unutturularak, fare doğurması sağlanılacak gibi duruyor.
4- Sadece Fırat'ın doğu yakası değil dışarıda tutulan. Zamanında paşalardan biri 6-7 Eylül olayları için muhteşem olmuştu falan demişti. Kıbrıs'ta yaşananlar için de, ileride birileri muhteşem şeyler yaptık dememeleri için iddianameye eklenmesi gerekiyordu. Hem Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşananlar, hem de birçok karanlık adamın Kuzey Kıbrıs'tan anında vatandaşlık almaları es geçilmemeliydi. Çünkü, bunlar Denktaş zamanında yaşandı. Çünkü Denktaş'ın ulusal-faşist çevre ile direk ilişkileri var. Kuzey Kıbrıs bu anlamda Ergenekon için hangi zeminde destek sağladı, bunlar önemli çıkarımlar. Yapamadılar, yapsalardı dış politikanın 'kral çıplak'lığı ortaya çıkardı.
5- İddianameden çıkardığımız bir başka sonuç ise tüyler ürpertici. Demek ki, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bombalar atılmasa, iktidarı devirmeyi hedefleyen darbe planları yapılmasa, iş Kürtlerin imhası üzerine devam etse, hiçbir şey olmayacaktı. Ne tutuklamalar, ne isnat edilen suçlar olacak, her şey kendi rutininde devam edecekti. Kürtler, AKP'nin kendileri için ne düşündüğünü daha iyi anlamalılar. Ergenekon davasının Kürtler için tek kazancı işte bu. Kürtlere yaşatılan hiçbir acının zerre kadar önemi yok, iddianame böyle diyor.
6- Suçlamalara muhatap olanların, görüşüp destek istediklerinden biri de medya patronu Aydın Doğan. Hani şu birçok gazete ve televizyona hükmeden adam. Şimdi bu kirli ilişkilerden haberdar olan ve bu kirli ilişkiler için üç maymunu oynayan Aydın Doğan ve medyasının yazdıklarına bu toplum nasıl güvenecek? İddianameden önce kıvırtan bu yaygın medya, şimdi de birden Ergenekon karşıtı pozisyona evrilmiş durumda. Bunların emir eri gazeteler çıkarma dışında, tarihe not düşecek bir yayıncılık yapmalarını beklemek safdillik olur. Ne yapıyor şimdi bunlar? İddianamede yer alan 'Ergenekon, PKK ile ilişki kurmayı düşünüyormuş' yorumunu, Ergenekon PKK ile ilişkiymiş diye haber yapıyor. Yap diyorlar, yapıyorlar işte. Hik‰yeleri de hep birilerinin emirleri sonucu, çarpıtma yayıncılıkla geçti. Şaşırmıyor, sadece hatırlatıyoruz.
7- Birinci maddede Fırat'ın doğusuna el atılmasını sağlayacak gücün, toplumsal baskı olduğunu yazdık. Şimdi DTP'ye de düşen önemli görevler var. AKP'nin hazırladığı tuzağa düşmeden, aynı zamanda ve eşzamanlı birçok kentte, çok katılımlı mitingler düzenlemeli. Sadece demeçler vermekle bir yere varılmaz. Kürtleri harekete geçirerek, Fırat'ın doğusunda yaşananlar için ek iddianameler yapılmasını sağlayabilir. Sosyalistlerle birlikte yapılacak kitlesel mitinglerle, sadece Fırat'ın doğusu değil, batısında da yaşananlar gündeme taşınabilir. Eğer bu dava istenilen zemine, tüm çabalara rağmen sokulamasa, en azından AKP'nin maskesinin düşürülmesine olanak sağlar. 6. safhadan dolayı tutuklanan kişiler için ek iddianame hazırlanacak. Onun sonucunu bekleyelim gibi bir yanılgıya düşülmemeli. Ek iddianameden de ne çıkacağı, asıl iddianameden belli.
Yazıyı bitirirken Ergenekon'un bir numarasının kim olduğunu açıklamaya geldi sıra. Bir numara sizsiniz, bu kirli çarkın mağdurları, hepinizsiniz. Şaşırdınız mı? Bir numara diye birilerinin isminin sunulması neyi değiştirecek ki? Sürekli yalan yazan bir medyanın yazdıklarını sorgulamadan kabul eden sizler değil misiniz? Her seçimde, birbirlerinin kopyası partilere oy verenler başkaları mı? Yüzbin kişinin refah içinde yaşadığı bir ülkede payınıza düşen sefalete razı olan sizler, Ergenekon'da bir numarayı boşuna aramayın, o sizsiniz. Savaşa dur demediniz, Kürtlere elinizi uzatmadınız. Sınıfsal bilincinizin farkına varmadınız. Bütün bu karanlık tablonun sorumlusu, bir numarası sizlersiniz. Hem bir numarası hem de mağduru olmayı başardınız. Bir numarayı başka yerde aramayın o içinizde çünkü. Söküp atmak size kalmış, kimseyi suçlamayın.
dogandurgun68@gmail.com
Kürtler mi?
Ben Sinopluyum. Şimdi siz diyorsunuz ki "Kürtlerin elinden tutmadınız." Bu ne demek şimdi? Doğuya yapılan yardım ve yatırımların % 1'i bile Sinop'a yapılmamıştır. Ama kalkıpta Sinop halkı ne ayaklandı, ne de eline silah alıp ortalığı karıştırdı. Bence sorun 'vatan, millet sevgisi'. Kürtler daha Türk olmayı kabullenemiyor bile. Onların en büyük hayali, Kürdistan ama o da olmaz...