
Orman yangınlarında bir taktik vardır. Yangını yangınla söndürmek. Başka bir yönde kasıtlı yangın çıkarılmasını sağlayarak, yangının yönünü değiştirip daha kolay sönümlenmesini sağlayabilirsiniz. Böylece geniş bir alanı yanmaktan kurtarabilirsiniz. Ama acemi itfayeciler, ateşe benzin döküp tüm ormanın yanmasına da neden olabilirler. Ya da kendi kellenizi kurtarma adına, başkasının kellesini öne sürebilirsiniz.
Ankara'da iki erk odağı arasındaki bilek güreşi devam ediyor. En heyecanlı hafta yaşanıyor. Son hamleler yapılıyor sinir savaşında. Pes eden geri çekilip biat etmeye hazırlanıyor. Bakalım daha nelere tanık olacağız. İslam-Türk sentezcileri, 'ne diye birbirimizle yiyişiyoruz, ortak bir hedefe yönelelim, ikimize de zarar veren çatışmanın temposunu düşürelim, ortak hedefe kenetlenelim' diyorlar sanki. Aynı yöntemle İstanbul ve Kerkük'te patlatılan bombalar. 70'li yıllarda Beyazıd Meydanı'nda öğrencilerin arasına malum kişilerce bırakılan bombalar gibi.
Güngören olayından sonra yapılan 'haber servisine' iki gazete manşetten yer verdi. Ve iki saniye içinde bombaları kimin koyduğu tespit ediliverdi.
Hürriyet ve Yeni Çağ. Hürriyet'in Yeni Çağ ile aynı kulvarda yürümesi, 'gazetecilik mesleği'nin etik kuralları açısından hazin bir durum. 'Entelektüel' geçinen yayın yönetmeninin, manşet toplantısı sırasında manşeti belirlerkenki yüzündeki ifadeyi merak ediyorum. Yıllarını gazeteciliğe vermiş insanların, bu kadar 'misyon' ile davranmasını anlamak mümkün değil.
Vasat bir akademisyen, yayın yönetmeni olunca durum böyle oluyor. Nice yayın yönetmenleri değişti, ama Hürriyet'in politikası değişmedi.
12 Matt'ta, 12 Eylül'de kendilerine hangi haber ve hangi manşet servis edildi ise, büyük bir itaatle başlığa taşıdılar. Başlıklar ve girecek haberler başka yerlerde belirlendi, yayın kurulu toplantılarında değil.
12 Eylül sonrasında, bırakın operasyonları haber yapmayı, operasyonun bir parçası olmayı kabul ederek, manülatif, düzmece haberlere yer verildi. Irkçı, lince teşvik edilen başlıklar yapılabildi. Bu konuda Bayram Ayaz'ın , 90'lı yılların başlarında Türk medyasının yayıncılığını ve manşetlerini konu alan incelemesini okumakta büyük yarar var: 'İnsan Hakları ve Kürt Basını Örneğinde Türk Basını' (Belge Yayınları 1997).
On yıllar geçiyor Hürriyet'in sloganı, 'Türkiye Türklerindir' gibi manükülatif habercilik yaklaşımı değişmiyor. Olayları komplo teorileri ile karmaşık biçimde açıklamak yerine, onları basitleştirip analiz yapmakta büyük yarar var. O basit gerçek de, siyasallaşmış İslami hareket ile bürokratik militarizm arasında erk kavgasının sürmekte oluşu.
Ordunun yeni komutası nasıl belirlenecek? AKP kapatılacak mı? İkisi arasında nasıl bir yeni denge belirlenecek?
Susurluk gibi, Ergenekon soruşturması da belli bir noktadan sonra tıkandı ve absurd bir toz dumanına boğuldu. At izi it izine karıştı. 12 Mart darbesinden sonra kimi davalarda olduğu gibi. İki kanadın anlaştığı tek nokta ise Kürt sorununun çözümsüzlüğü. Bunun için kendi aralarındaki yangını, Kürt coğrafyasında yangını büyüterek söndürmeye çalışıyorlar. Ama ne derler, 'eceli gelen cami duvarına...'
Artık yeter. Kendi aranızda ne halt karıştırırsanız karıştırın. Sivillere kıymayın efendiler! Kadınlara, çocuklara halklara kıymayın efendiler!
İnsanlara kıymayın efendiler!