kEditor - Yazılar / Makale / Bizim demokrasi

http://www.keditor.com/yazilar_272.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Bizim demokrasi


Ece Temelkuran / Milliyet

Bizim demokrasi - Ece Temelkuran / Milliyet Daha anaokulundan başlayarak askeri disipline alıştırılan bizler... Çocukken bile gülünce ‘Ne o? Cennet mi müjdelendi?’ diye dini içerikli asık suratlılık terbiyesinden geçen bizler...
Manasız bir ciddiyetle büyütülen, gayri ciddi olduğumuzda her türlü suçlanan bizler...
Bizden iki kişi vardı dün Yüce Divan’da.

Önceki gün karar açıklanmadan önceki bir saate dönelim. Eğer siz de televizyonlarının başındaydıysanız benim gördüklerimi gördünüz. Canlı yayın sunucuları stüdyoda top çeviriyordu.
Bir yandan kulaklıklarına gelecek haberi bekliyorlar, bir yandan da stüdyo konuklarıyla ‘Hı, hı... Evet, tabii’li bir dolgu sohbeti yapıyorlar. Bu top çevirme tam bir buçuk saat sürüyor ve bu sürenin büyük bir bölümünde ekrandaki görüntü aynı:

Görevli olmanın ödülü

İki ahbap çavuş, dayanmışlar Yüce Divan’ın kürsüsüne, geyik çeviriyorlar. Gevşek bir gülüşme içinde milyonlara karşı poz vermişler. Tahminim bu iki karakter, Mahkeme’nin hizmetlileri.

Muhtemelen canlı yayın kablolarını düzenledikleri için ve bu işin bir ödülü olarak yayında olduklarını bildikleri kameranın önünden ayrılmıyorlar ki memleket doya doya Clark Gable’ın bu iki Orta Anadolu versiyonunu seyredebilsin.
Bu temaşa yaklaşık bir saat sürüyor. Birazdan Türkiye’nin siyasi kaderini etkileyecek açıklamanın yapılacağı kürsüde gerim gerim geriniliyor, kikir kikir kikirdeniyor.

Bu iki adam, eğer ortalama birer Türkiye vatandaşı iseler muhtemelen ağlayarak başladılar hayata. ‘Ağlar, bebek değil mi!’ tutumunun normal sayıldığı bir ülkede muhtemelen yeterince sevilmeden büyüdüler.
Büyüklerin yanında konuşturulmadılar, oturur pozisyonda başları öne eğik bekletildiler bayram gezmelerinde.
Okula başladılar ve anlamını ömür billah düşünmeyecekleri ‘Varlığım varlığına armağan olsun’ andını söylediler her sabah. Gülüşünce enseye şaplak, konuşunca avuca cetvel, aptal aptal soruları cevaplayamayınca kulaktan tutulan çocuk kafası tahtaya... Pata küte ergen oldular. Kıza baktın tekme, okula koşarak girdin yumruk. Daha ağır sıklet hocalarla da liseyi bitirdiler. Arkasından askerlik... Ve bizim ordumuzda dayak yoktur! Tekrar edin bakayım:
Türk ordusunda zinhar bir fiske atılmaz kimseye!
Neymiiiş?
Neyse...
Sonuç olarak bol miktarda işkenceden geçmiş olarak yetişkin haline gelen iki Türkiyeli olarak bugün Anayasa Mahkemesi’nin salonunda duruyorlar. Kameralar onlara dönmüş; bahtiyarlar.
Dayak yemiyorlar, kimse onları azarlamıyor. Enselerinde ‘sivil ve askeri bürokrasi’ (!) boza pişirmiyor. ‘Sivil ve askeri elit’ (!) gelip iki şaplak atıp duruşlarını düzelttirmiyor.

Görünmek isteği

Kendilerini kapıcı çocuğu gibi hissettirecek o Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şefi kılıklı ilkokul, ortaokul, lise öğretmenleri yok. Annelerine benzemeyen anne resimleri, ailelerine benzemeyen aile resimleri gösteren kitaplar yok.
Flütle ‘Dostluk’ şarkısını çalamayınca notunu kıran gıcık müzik hocası yok.
Özgür onlar şu anda; ferah feza. Anayasa Mahkemesi’nin kürsüsüne dayanmış, eğlene eğlene duruyorlar. Orada durmak, görünmek, daha çok görünmek, kendileri gibi gevşek gevşek görünmek istiyorlar.
Göründükçe daha çok hoşlarına gidiyor, giderek oraya yerleşiyorlar. Yerleştikçe yerlerini benimsiyor, daha da rahat ediyorlar...
Sonra karar açıklanıyor çaka çuka flaşlar arasında. Kapatılmıyor. Oh! Gürültü başlıyor. Değerlendirmeler, değerlendirmeler, daha çok ve yeniden değerlendirmeler... Arada biri, AKP ile birlikte yükselmiş ve bu yüzden partiyi hep desteklemek zorunda olan köşe yazarlarından biri şöyle diyor:

Okul müdürü?


‘’Anayasa Mahkemesi’nin bu ülkede neyi temsil ettiği zaten belli...’’
Okul müdürü? Dışarıdaki hayattan haberi olmayan cumhuriyet öğretmeni? ‘Kol mesafesi al, önündekinin ensesine baaak!’ 19 Mayıs’ın tuhaf hareketleri? Aşağılanma? TRT’de Pazar Konseri? Annesi seninkine değil filmlerdeki kadınlara benzeyen çocuklar? Yazlık dönüşü bronz ten? Şapkalı kadınlar?
Bilmiyorum. Ama içimizi rahatlatan karardan sonra AKP’nin neyi temsil ettiğini düşündüm dün. O iki adamı... Gülüşmelerini. Korktukları şeyden artık korkmayınca insanların nasıl olduğundan daha cesur olabileceğini.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar





 Yukarı çık