
'Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek' diye bir deyiş vardır; Anayasa Mahkemesinin kararı da işte tam böyle bir şey oldu. Bay Erdoğan teslim alındı. İktidardan nemalanmaya devam edebilirsin. Ama gerçek patronun kim olduğunu bileceksin. Tam bir burun sürtme ameliyesi. AKP keşke kapatılsa idi, belki demokrasinin gelişmesi bakımından çok daha hayırlı olurdu. Ama Anayasa Mahkemesi'nin kararı, Bay Erdoğan'ı onursuzca teslim olmaya zorluyor. Ve bunu yapacak gibi görünüyor. Çünkü sırtında yumurta küfesi ve kaybedeceği daha çok şey var.
Şu anda iktidarı ve muhalefeti ile parlamento, hükümet, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, ordu da dahil tüm kurumlar meşruluğunu tamamen yitirmiş vaziyette. Türkiye'nin zaman tünelinde saati geriye alıp, bütün askeri darbelerin silah zoruyla yaptırdığı anayasal düzenlemeleri iptal etmesinden ve gayrımeşru 1982 Anayasası'nı bütünüyle geçersiz ilan etmekten başka çaresi yok. Türkiye'nin Meşrutiyet'in yeniden ilan edilmesinin 100 yılında yeni bir anayasal devrim yapmasına ihtiyacı var. Şu anda iktidar partisi Anayasa Mahkemesi tarafından 'mahkum edilmiş' bir parti.
Peki, Anayasa Mahkemesi'nin de meşruluğu tartışmalı değil mi? Anayasa Mahkemesi nerede oturuyor? Silah zoruyla gaspedilmiş bir binada çalışmayı kabul etmek, başlı başına bir hukuk ihlali değil mi? 12 Eylül darbesinden sonra Anayasa Mahkemesi'ne yakışan davranış, herhalde onurlu bir direniş sergileyip, yasal düzene dönülene kadar kepenkleri indirmek olurdu. Ama saygıdeğer hakimlerimiz ne yaptılar? General Evren'in Beethoven'in 5. Senfonisi eşliğinde taç giyme törenine katılıp biat ettiler. Mükafat olarak da, emekçilerin ak süt gibi helal parasıyla yapılmış DİSK binasına yerleşmeyi içlerine sindirebildiler. Bugün acaba kaç kişi Anayasa Mahkemesinin DİSK'in gaspedilmiş binasında çalıştığını biliyor? Peki, DİSK binasını almak için hangi hukuk kavgası verdi?
Bir de ana muhalefet partisine bakalım. Bay Baykal, Ergenekon Davası'nda avukatlığa soyunurken, darbe hazırlıklarını destekler pozisyonda olduğu, son birkaç yıllık gelişmelere bakıldığında her gün biraz daha netlik kazanıyor. Bence, Bay Baykal'ın CHP'nin başına geçirilmesi, oyunun ilk sahnesi idi. Böylece SHP ile birleşmiş CHP'nin Altan Öymen başkanlığında Kürtlerle barışık bir siyaset izlemesinin önü kesildi. Bay Baykal, Bay Erdoğan'ın potansiyelini küçümsedi. Gül'ün önünü kesmek ve AKP içi muhtemel bir bölünmenin önünü açmak için Siirt'te düzmece bir yeni seçim ile onun parlamentoya girmesini sağladı. Bir süre Erdoğan ve Baykal çok iyi anlaştılar. Bay Baykal, AB sürecine karşı milliyetçi odakların ve militarizmin harekete geçmesi ile birlikte, gençlik günlerini daha sıkça hatırlamaya başladı. Hani, 1960'ın hareketli günlerinde Kızılay'da Başbakan Menderes'in yakasına sarıldığı günler. İnsanoğlu kocarken, gençlik günlerini daha bir iyi hatırlar ya. Hani CHP, kendini silmek isteyen DP'ye karşı savunma refleksi ile her yola açık destek vermişti ya.
27 Mayıs'ın soytarıca bir tekrarı, bilinç altlarında kusulmaya başladı, koca koca yaşını başını almış adamlar tarafından. Kısacası muhalefet partisi de, sonuç olarak Ergenekon soruşturmasının bir parçası olmakla 'meşruluğu'nu yitirmiş vaziyette.
DTP de, kapatılma tehditi altında olan, yine yargıya düşmüş bir parti. Bu durumda davasız parti olarak MHP ile DSP dışında bir parti kalmıyor. Şimdi bu ikisi mi sistemin meşruluğunu kurtaracak? İsmet Paşa'yı sevmesek de, hadi ondan bir alıntı yapalım: 'Hadi canım sen de!' AKP Hükümeti'nin burnuna halka geçirilmiş vaziyette. Şimdilik giyotin aşağı inmedi, ama yukarıda bekliyor. Anayasa Mahkemesi, AKP'yi onursuzca teslim olmaya çağırıyor. Bay Baykal, 'Ergenekon'u unut, Kürtlere yönelelim birlikte' diyor. Keşke AKP, kapatılsaydı, kendileri için daha onurlu, Türkiye için daha hayırlı olurdu diyorum. Bay Erdoğan, askeriyenin yeni Başbuğ'unu tastik ve taktis etmek için bir süre daha yerinde kalmalıydı. Şimdi AKP içindeki sistemin uzantıları, 'aman uzlaş' öğütlerini fısıldamaya başladılar bile.
Güngören'deki Kerkük'deki sivil halka yönelik katliamlar da, bir başka 'teslim ol!' çağrısı Bay Erdoğan'a. Ankara'nın yüksek odaklarında aylardır, 'AKP kapatılmaz ise, askeri darbe kaçınılmaz' söylentileri dolaşıyordu. Ve AKP kapatılmadı. Darbe olacak mı? İhtiyaç kalmadıktan sonra, darbe niye yapılsın ki?