kEditor - Yazılar / Makale / Emperyalizmin taşeronunu kurtarma zaferi

http://www.keditor.com/yazilar_278.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Emperyalizmin taşeronunu kurtarma zaferi


İzzettin Önder / Evrensel

Emperyalizmin taşeronunu kurtarma zaferi - İzzettin Önder / Evrensel Bir toplumun baskılanmış olan eğilimlerinin açığa çıkması ile, bir topluma yeni bir kılıf giydirme çabaları sonucu ortaya çıkan durumlar birbirinden farklıdır. Birincisi, zaman içinde ve tarihsel koşullarda yok olmaya doğru giderken, ikincisi, tam tersine, yükseliş rampasına oturtulmuştur. Birincinin sosyolojik işlevi zaman içinde erimeye yüz tutmuşken, ikincisi yeni ekonomik işlevlerle yükümlendirilmiş olarak yükseliştedir. Türkiye, baskılandığı ileri sürülen (!) samimi din duygularının açığa çıkmasına değil, “Yeni Dünya Düzeni” adı altında yerküreyi kaplayan emperyalizmin raylarının döşenmesi hizmetine koşulmuş dinciliğe sahne olmaktadır. Din ile dinciliğin, laiklik ile laikçiliğin kasıtlı olarak birbirine karıştırılması, kafa karışıklığı yaratılarak, emperyalizm dokusunun içimize sindirilmesine yöneliktir. Anayasa Mahkemesi üzerinde Batılı çevrelerin, özellikle de finans ve değerleme kuruluşlarının kurdukları saygısız kuşatma, AKP’nin elini güçlendirirken, Türkiye bir kaosdan kurtarılmış gibi algılatılmaya çalışılmakla beraber, tam tersine, ülkeyi ve ekonomiyi uzun dönemde ciddî bir kaosa sürüklemiştir. Emperyalizm “taşeronunu” kurtarmıştır, çünkü Türkiye’nin sömürülmesi sadık taşeron hizmetlerinin devamına bağlıdır! Batılıların amacı, tabiatıyla, Türkiye’yi kasıtlı olarak bir kaosa atmak değildir, ama mevcut siyasete ve onun uygulayıcısı konumundaki siyasal örgüte büyük destek vererek, kapitalizmin yoksullaştırıcı politikasının Türkiye’de daha da güçlü bir şekilde uygulanmasının yolunu açmaktır.

Anayasa Mahkemesinin AKP’nin laiklik ilkesini ciddî olarak tehdit ettiği iddiasına karşılık olarak başbakanın “yolumuz Atatürk’ün....yoludur” ifadesini, belki de ilk defa kullanması, inandırıcılıktan uzak, uzak olduğu kadar iç burkucu ve çirkin olmuştur. Benzer şekilde, başbakanın 10 dakikalık yüzeysel ve Anayasa Mahkemesinin kararın alınış biçimi ile ilgili bir cümle dahi etmeden yürüttüğü konuşmasını, basın mensupları yanında, onlarca toplanmış partiliye yapmış olması ve konuşma aralarında anlamsız uzun alkışlara taviz vermesi, “alınacak ders” konusunda fazlaca ümit var olmamıza olanak vermemektedir. Nitekim, konuşmada, 10 yargıcın AKP’nin laiklik ile ilgili odak olduğu kanaatına rağmen, “bir badirenin atlatıldığı”, hatta “haksız bir durumla” karşı karşıya gelinmiş olduğu gibi saygısız ifadeler de aynı yöndeki düşüncelerimi doğrular niteliktedir.

Burada irdelemeye çalıştığım konu AKP’nin kapatılması veya kapatılmaması değildir. Bir siyasal partinin kapatılması, aldığı oydan bağımsız olarak, tasvip edilemez. Ama, bir siyasî parti eğer ciddî bir anayasal suç işliyorsa, yine aldığı oydan bağımsız olarak, kapatılmasından da daha doğal bir şey yoktur! Bu düşünceme rağmen, buradaki konum parti kapatılması ile ilgili olmayıp, şu iki konunun önemini vurgulamaktır. Bunlardan birincisi, AKP’nin misyonu ve siyaset tarzı; ikincisi ise, bu misyon üzerinden emperyalistlerin Türkiye üzerindeki oyunları ve çıkarlarıdır. İçiçe geçmiş bu iki konu net bir şekilde anlaşılmadıkça, yani, siyasîlerin halkın çıkarı söylemi altında sadece kendilerinin değil, ondan da öte ve daha vahim olarak, emperyalistlerin çıkarını kolladığı anlaşılmadıkça, Türkiye’nin üzerinde daha çook boza pişirilir ve halkımız bundan çok zarar görür. Kısacası, bu yazı çerçevesinde tartışmak istediğim konu, mahkeme kararı ile ya da farklı yollarla, hatta halkımıza demokrasi diye yutturulan seçim yolu ile bir partinin siyasal yaşamının silinmesinin çare olmayıp, halkımızın yükselen siyasal bilinciyle varolan politikalara ve emperyalizme karşı kalkışmanın anlamlı ve yararlı olacağıdır. Nitekim, 2002 seçimlerinde koca bir koalisyon çökertildi ve üç parti de parlamento dışına atıldı da, sonuçta ne oldu! Ne politika değişti, ne de ülkenin kaderi! Aynı şekilde, AKP kapatılmış olsa idi XXX partisi kurulur ve mağduru oynayarak şefkatli halkımızdan yine oy alırdı, belki de bugünkünden daha da yüksek oy oranıyla yine iktidara gelirdi. Bu nedenle, partilere değil, sermaye yapısına, güç ilişkilerine ve dünya emperyalizmine bakmak ve hedefi ona göre seçmek gerekiyor.

Hemen şu saptamayı yapalım. Ünlü siyaset bilimcilerimiz, tam bir emperyalizm ve parti borazanlığı yaparak, yaşadığımız çalkantıların bazı güçler arasındaki sataşmadan kaynaklandığını ileri sürmekteler. Bu sav, güçler arası çatışma boyutu ile doğrudur. Ancak, çatışan güçler, yeni gelişenler karşısında yerlerini kaybetmek istemeyen eski bürokrat ya da çıkar kaybına uğrayan ekonomik ajanlar, ya da ileri hamle yapmak isteyen atılgan siyasal kadro karşısında atıl burjuvazi veya gücünün kaybolmasından korkan yargı erki ya da asker vs olmayıp, ülkeyi ve ekonomiyi dünya emperyalizmine eklemlemek isteyen ve bundan medet uman “halka hain güçler” ile, bunun karşısında direnen “halka dost güçler” arasındadır. Halkımız bu güçlerden hangisini kendi çıkarına daha uygun görüyorsa, emperyalistlerin zekâ parıltılarıyla ağzı laf yapan entellektüellerine kanmadan, onun yanında yer almalıdır.

Emperyalizmin Türkiye’deki çıkarlarını yeğleyen ve Batının güçlü desteği ile şimdilik başat konumda olan “halka düşman gücün” halkımıza taktığı sahte “pembe gözlük”ten bazı kırıntılarla konuyu irdelemeye çalışalım. Anayasa Mahkemesi kararı sonucunda dolar geriledi, borsa yükseldi. Bunun anlamı, borsada kazanç sağlayan yabancıların, bu kazancı transfer edebilmek için dolara çevirirken doları 1.20 YTL dolayındaki kurdan değil, 1.16 YTL’lik ya da daha düşük kurdan alarak, görece daha fazla miktarda doları yurt dışına çıkartacak olduğudur. Doların değer kaybı yabancı finans parazitlerinin kârlarını katlarken, KOBİ’leri çökertmekte ve bunun yerini ithalat alarak, dış borcumuzu şişirmektedir. Böylece esnaf çökmekte, işsizlik artmakta ve yoksulluk derinleşerek yaygınlaşmaktadır. Faizlerin düşüşü doların düşüşünü geriden izlediğinde, faizcilerin kârı yükselmektedir. Borsa yükselirken, ekonomiye dolar enjekte ederek, kısa dönemde aşırı kazanç sağlama peşinde koşan ve bu kazancın faiz yükünü halkımızın ve çalışanımızın sırtına yıkan emperyalistler, aynı zamanda uzun dönemde de Türkiye ekonomisi ve siyasetini dış güçlere bağımlı hâle getirmektedirler. İçeride kobiler çökertilerek enflâsyon baskılanırken, hızla artan carî açığın finansmanı da böylece sağlanmış olduğundan, siyasal iktidar da dolar girişinden hoşnuttur. Emperyalistlerle siyasîlerin hedefi çakışınca, emperyalistlerin Yüce Mahkeme üzerinde dolaylı baskı uygulaması kaçınılmaz olmaz mı! Ama burada halkın yararı yoktur, tam tersine, halk zarardadır. Gelecek nesillere aktarılan maliyetlerin birileri tarafından yüklenmesi gerekmektedir. İşte o birileri, maalesef, bu politikaları destekleyen halkımızdır! Emekçilerin, çiftçinin, memurun, esnafın vs durumu zaten malum. Boğazına kadar borca batmış halkımız, geleceğini satarak, yalancı istikrardan medet ummaktadır. Oysa, giderek ağırlaşan silindirin altında burjuvazi ve onların siyasal temsilcileri değil, halkımız kalacaktır. O zaman halk, bugün elleri patlarcasına alkışladığı bu iktidarı yanında bulamayacaktır!

Gelelim dincilik cephesine. Din konusunda kendi samimi tercihini yapmış kesimlerle dolaylı yoldan çok büyük bir sorun yaşanmaktadır. Emperyalizmin ezdiği halkların dincilikle soğurtulması samimi dindarları olduğu kadar, samimi laikleri de ilgilendirir. Önce şunu düşünmeliyiz: Acaba emperyalist kapitalizm, komünizmden sonra neden dinciliğe ve bu bağlamda özellikle de İslâm’ı hedef olarak gördü de, onun üzerinde, aynen sol ideolojiye yaptığı gibi, içini boşaltma yönünde oyunlar oynamaktadır. Çünkü, bütün dinlerin olduğu gibi, İslâm’ın da felsefik olarak, bireysellik karşısında toplumsallığa, sömürü ve yoksulluk karşısında eşitliğe ve dayanışmaya önem vermesi emperyalizmle çatışmalıdır. İslâm’la diğer dinler arasındaki önemli bir fark ise, İslâm’ın reform sürecinden geçmemiş ve uygulanan İslâm’ın yozlaşmış bir esnaf kültürü üzerinde yükseliyor olmasıdır. İslâm’ın, emperyalist sömürüyü meşrulaştıran üst-yapı konumu emperyalistlerin fevkalade işine gelmektedir. Bu politikaya hizmet eden muhafazakar partiler, halklarla sahte manevi değerler üzerinden ilişki kurma perdelemesi altında, ekonomik olarak halklara olduğu kadar, felsefik olarak, inançlara da saygısızlık yapmaktadır. Gerçek özgürlükler ve emperyalizmden kurtuluş açısından laiklik ne denli önemli ise, emperyalizm açısından da dincilik o denli önemlidir!

Anayasa Mahkemesi, salt laiklik konusuna takılmayıp, dincilik perdelemesinin bütün bir toplumu nasıl emperyalizmin ağlarına sürüklediğini irdeleseydi, sanırım, durum çok daha farklı olurdu. Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir bölümünün hukukçu olmayıp, diğer sosyal alanlardan geliyor olmasının mantığında da bu ilke vardır. Keşke, hukuk dışı alanlardan gelmiş olanlar, konum ve toplumsal görevlerini layıkıyla anlamış olsalardı!


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler




 Yukarı çık