kEditor - Yazılar / Araştırma / Dünyayı Ele Geçiren Büyük Kriz: Açlık

http://www.keditor.com/yazilar_279.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Dünyayı Ele Geçiren Büyük Kriz: Açlık


Gülbahar Köker

Dünyayı Ele Geçiren Büyük Kriz: Açlık - Gülbahar Köker Aç kalma korkusu insanın tarihinin başlangıcını oluştur. Çünkü aç kalma korkusu veya karnını doyurma duygusu, insanı mücadeleye itmiştir. İnsanı insan yapan belki de ilk dürtü bu. Yani açlık korkusu, doğayla savaşmaya savaşçıkça kazanmaya kazandıkça insanın gelişimine yeni ivmeler kazandırmıştır. Elbette günümüzün açlık krizi tamamen bunun dışında bir sorun. Günümüzün açlık krizi ise insanın daha fazlaya sahip olma hırsının bir sonucu olarak haksız gelir dağılımıdır. Bu konulara değineceğiz. Ama bundan önce günümüzün temel sorunlarından olan açlık ve gıda krizinin dünyaya nasıl bir zarar verdiğine bir göz atalım.

Sınırların bittiği değil de, azaldığı; kültürlerin bilirsizleştiği egemen kültürlerin daha fazla renk almaya başladığı dünyamızda; bir taraftan olağan üstü tüketim ve silah teklonolojisi için haddi hesabı olmayan milyarlar harcanıyor. Öte yandan da dünya kaynakları hesapsızca kullanılmakta ve sömürülmekte. İstatistikler, açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybeden insanların sayısının, AIDS, tüberküloz ve sıtma hastalıkları nedeniyle hayatını kaybedenlerden daha fazla olduğunu; hatta yeryüzünde devam eden siyasi krizlerde ve savaşlarda hayatını kaybedenlerden daha fazla kişinin açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybettiğini gösteriyor.

Dolayısıyla dünya genelinde açlık sorununun giderek derinleşmesinin ve bu konudaki endişelerin artmasının en önemli iki nedeni, küresel iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık ve bölgesel anlaşmazlıklardan doğan çatışmalar oluşturuyor.

“Dünyada her yıl 11 milyon kişinin açlık veya yetersiz beslenme yüzünden öldüğü tahmin edilmektedir. 300 milyonu çocuk olmak üzere, 800 milyon açlığa maruz insanın 203 milyonu Sahra Altı Afrika’da, 519 milyonu Asya ve Pasifik’te, 53 milyonu Latin Amerika ve Karayipler’de, 33 milyonu ise Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadır.”

Oysa; ihtiyaçlar temelinde kullanılması halinde, yeryüzünün kaynakları bugünkü dünya nüfusundan çok daha fazlasını beslemeye yeterlidir. Özellikle sanayi devrimi ardından ortaya çıkan gelişmeler; tarımda makineleşme, gübreleme, ilaçlama ve sulama imkanlarının gelişmesi gibi nedenlerle tarımsal üretimdeki verimlilik inanılmaz ölçülerde artmıştır. Yeryüzünde tarıma elverişli topraklar sınırlı olmasına rağmen, verimlilik artışları sayesinde birim araziden elde edilen ürün miktarı büyük oranda artırılabilmektedir. Buna son zamanlarda gen mühendisliği alanında kaydedilen gelişmeler de eklendiğinde, aslında mevcut teknolojik olanaklar çerçevesinde yeryüzünde açlık diye bir sorunun olmaması gerekir. Oysa bugün yeryüzünün birçok bölgesi için böyle bir sorun vardır ve geleceğe ilişkin beklentiler son zamanlarda giderek kötümserleşmektedir. Acaba bunun nedenleri neler olabilir?

Dünyada açlık kriziyle yüz yüze olan ülkelerin başında savaşların tahrip ettiği ülkeler olmaktadırlar. Dünyanın frenini elinde tutmaya çalışan egemen güçlerin saldırgan-tahripkar-öldürücü- yok edici ideolojileri savaşlara mal olmakta. Bu durum insanın doğal ihtiyaçlarını giderebilecek olanakların savaş malzemelerine harcanmalarına yol açmaktadır. Öte yandan egemen güçler güçsüz halkları veya toplumları sömürmekte elindeki zenginliklere el koymaktadır.

Gıda krizi daha özelde, az gelişmiş ülkelerdeki gıda üretimi yetersizliği, bir yandan doğal gelir kaynaklarının yetersizliğine ve iklim koşullarının elverişsizliğine, öte yandan da nüfus yoğunluğuna bağlanmaktadır. Fakat dünya açlık haritasına bakıldığında açlık sebeplerini ikiye bölebiliriz. Birincisi doğal afetler soncu gelişen diğeri insanın eliyle gelişen nedenler. Doğal afetlerin ve savaş/işgal gibi insan eliyle oluşturulan krizlerin, geniş insan kitlelerini açlık sorununa maruz bıraktığı görülüyor. 2004 yılında Güney Asya’da yaşanan tsunami ve 2005 Pakistan depremi gibi doğal afetler yüz binlerce kişinin acil gıda yardımına muhtaç hale geldiği örnekler arasında. Doğal afetlerin ötesinde, savaş, işgal ve çatışmalar ise açlık sorununu tetikleyen hatta kronikleşmesine neden olan sebepler. Nitekim belirtilen siyasi krizler, binlerce kişinin yaşadıkları yerleri terk ederek mülteci konumuna düşmesine neden olmakta veya kaosun devam ettiği coğrafyalardaki alt yapıyı yerle bir ederek insanların geçimleri için gerekli olan besini temin etmelerini engellemektedir. Bu noktadan sonra Ortadoğu bölgesine doğru uzanırsak daha yakın ve net ifadeler kullanabiliriz.

Kürdistan ve Türkiye’de açlık krizi

Türkiye ve Kürdistan aslında birbirinden bağımsız ele alınacak coğrafyalar değil. Çünkü birbiriyle tamamen bağlantılı. Kürdistan, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle Ortadoğu’nun en zengin ülkesi konumunda. Zaten bu sebeplerden kaynaklı olarak bir türlü gelişmesine ilerlemesine izin verilmemiş sürekli savaş sahası haline getirilmiştir. Dünya güçlerinin üzerinde cambazlar gibi dolaştığı Kürdistan’da açlık diz boyu. Örneğin Amerika; Irak’a müdahale etti. Kendince Ortadoğu’da bir denge oluşturmaya çalıştı. Yani Dünya egemen güçlerinin başını çeken Amerika’da bile bugün açlık krizinden söz ediliyorsa Kürdistan’nın veya Türkiye, Irak İran Suriye’nin durumun ne olabileceğini tahmin etmek zor değildir.

Silah teknolojisinin her taşına değdiği Kürdistan’da açlık, göç ölüm savaş günlük yaşamın birer parçası.Zorla göç ettirilen ve Türkiye metropollerinde çöplerde ekmek arayan çocukları unutan yoktur aramızda. Veya Hakkari’de çöpte ekmek diye elini uzattığı şeyin yiyecek değil de bomba olduğunu bile anlamadan yaşamanı yitiren çocuklar yaşamımızın bir yerinde hala yerlerini koruyorlar. Çünkü savaş hala devam etmekte. Kürt halkının yaraları sarılmadı. Sarılsa bile o çocukları unutmak imkansız…

Açlık sorunu belki sadece bir karın doyurmak olarak da algılanıyor hayır. Kürdistan’da açlık sadece bir karın doyurma meselesi değil. Bir çok halk ve insan için de böyle değildir. Bir toplumu düşünün sağlıklı bir toplum olsun bu. Elbette sağlıklı bir toplum sağlıklı bir gelecek ve üretim demektir. Bunda sağlıklı beslenmek yeterli beslenmek temel gereksinim.

Paris’te okuyup Türkiye’ye dönen bir arkadaşımdan elektronik mail aldım. İlginç ve aslında toplumsal bir gerçekliğe de işaret ediyordu mektup. Arkadaşım: “Memleket baya değişmiş diyemeyeceğim. Çünkü değişen pek bir şey göremedim. Yollar değişmiş, otobüsler değişmiş, biraz gelişmiş ama gelişmeyen ve asıl gelişmesi gereken zihniyet olduğu gibi yerinde duruyor. O gün iş yerimde diyemiyorum.. Her gün karşılaşıyorum neredeyse ‘Yahu sen Avrupalarda okudun da sadece Aşçı! olmak için mi okudun’ diyorlar. Aşçılık küçümseniyor memlekette. Benim tutkum ve kendimi ifade ediş biçimim anlaşılmıyor. Kimse anlayamıyor belki de Çok iyi Fransızca bilen Onlara göre ‘Koskoca Avrupa’da’ okumuş ben neden aşçılık okumuşum. Oysa İnsanlarımızın karnı aç. Yarını yok. Oysa İnsanlarımız ‘Koskoca Avrupa” derken de bir açlık yaşıyorlar” diye devam ediyordu mektup.

İşin garip tarafı aç olan ülkemizde aşçılık bir ayak işi görülüyor. Dünya böyle aç iken aşçılığın Türkiye gibi bir ülkede küçümsenmesi insanlarımızın kendi gerçekliğinin ne kadar da uzağında yaşadığını iyi anlatıyor.

Evet arkadaşımın hikayesi demiştim. O arkadaşım Kürt. Kürt olmak Türkiye’de belki de en fazla açlık sorunu yaşayan bölgelerden gelmek anlamına da geliyor. Arkadaşım çok aç kaldığı için aşçı olmamıştı. Çok aç kalmamak için verilen büyük bir mücadelenin içinde büyüdüğü için aşçı olmuştu. Nasıl mı?

Anne ve babasını erken yaşlarda kaybeden arkadaşım anneannesinin yanında çocukluğunu geçirir. İki yaşlı insanla birlikte Kürdistan da yaşamak ve yaşam koşullarının iyi olmasını beklemek biraz hayal olur. Elbette Kürdistan’ı bilenler için.. Arkadaşımın ilk öğrendiği yemek artan kuru fasulyeden yeni bir yemek icat etmektir. Anneannesi artan kuru fasulyeleri iyice suyundan süzermiş. Ardından da bunları bir güzel ezer ve yeni bir yemek yaparmış. İçine de bir dizi dağlardan topladığı baharatlardan katarmış vs. Ardında arkadaşım öğrenime devam etmek için yatılı okula verilir. Kürdistan’daki yatılı okulları o kadar kötüdür ki bunu ancak yaşamak gerekiyor! Arkadaşım verilen yemekleri yiyememektedir. Günlerce aç kaldığı olmuştur. Bir gün mutfakta yumurta bulur. Ve yaptığı ilk iş eline bir tava almak ve yatılı okulun bahçesine gitmek olur. Küçük bir ateş yakar ve üstünde yumurta pişirmeye çalışır; elbette okul görevlileri tarafından da yakalanır. Cezalandırılır. O günden sonra yatılı okullara dayanan arkadaşım anneannesini hep anımsayacağı bir meslek seçme kararı alır. Aşçılık.. Okulda aldığı iyi puanlar sonucu Avrupa’ya kadar uzanan okul yaşamında anneannesine laik olmak ve onu her an anımsayacak bir meslek edinir. Arkadaşımın mesleğinde bir kültürü koruma, kendi tarihini unutmamak var.

Herkes kendisini bir biçimde ifade eder. Bir aşçı biri siyasetçi. Biri başka. Ama Her insanın kendisini doğru ifade edebilmesi için öncelikle doğal gereksinimleri olan yeme içme, giyinme ve barınma sorunlarının olmaması gerekiyor. Ama maalesef Kürtlerin kaderini başkaları yazmak istiyor. Türkiye devleti tüm varını yokunu Kürt özgürlük mücadelesine yatırıyor. Türkiye halkı bunun karşısında yeterli bir tepki sahibi değil. Zaten Türk bayrağı denildi mi “vatan millet” deyip sokaklara dökülen bir toplumdan söz ediyorum. Neden böyleler acaba? Dünyanın belki en fazla çalışan halkları arasında yer alan Türkiye halkı neden aç? Veya açlık sorunu ile yüz yüze diyelim. Çünkü kazançlarının savaşa yatırıldığı bilinci yok. Bu bilincin edilinmemesi içinde her şey yapılıyor. En başta da Türk halkı aç bırakılıyor. Açlıkla sefaletle uğraşan bir toplumun elbette bilimsel bir gelişme kaydetmesi imkansız. Bunun cezasını ise Kürtler çekiyor.

Her şeyde olduğu gibi bunun çözümü de doğayı ve insanı doğru değerlendirmekte yatıyor. İnsanın kendisini doğru eğitme koşullarında yatıyor.

Dünyadan açlık istatistikleri:

• Dünyada 800 milyondan fazla kişi kronik olarak açlık çekiyor.
• Her beş saniyede bir çocuk açlığa bağlı nedenlerle hayatını kaybediyor.
• Günde 25 bin kişi açlığa bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybediyor.
• Savaşlarda ölenlerden çok daha fazla sayıda insan açlığa bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybediyor.
• Açlığa bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı, AIDS, tüberküloz ve sıtmadan dolayı hayatını kaybedenlerin sayısından daha fazla.
• Dünyada açlığa bağlı olarak ölümlerin ancak %10’u savaş ve kıtlığa bağlı açlık vakalarından kaynaklanırken, önemli bir kısmı kronik açlık nedeniyle gerçekleşiyor.
• Dünyada 854 milyon yetersiz beslenmekte olan insan var. Bunların 820 milyonu gelişmekte olan ülkelerde, 25 milyonu geçiş ülkelerinde, dokuz milyonu da sanayi ülkelerinde bulunuyor.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler




 Yukarı çık