AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Toplumsal değişim seyri


Gülbahar Köker

Toplumların üretim ilişkileri, ekonomik kurumlaşmaları, sosyal, siyasal, kültürel gelişmelerinden tutalım yaşam tarzlarına kadar gerek evrimsel gerek devrimsel aşamalar sonucu ortaya çıkan yeni yapılanmaları toplumsal değişim kavramının tanımı olarak belirtilebilir. Her anlamda, olgunlaşan koşullarıyla birlikte stratejik bir karaktere sahip olmayıp, toplumsal, siyasal, kültürel değişiklikler her dönemde aralıksız devam etmiştir.

Dünyanın gelişim seyrini tamamlayıp, insan olgusunun, elverişli koşulların gelişimiyle ortaya çıkışıyla birlikte doğadaki tüm devinim süreçlerine paralel gelişen; insanın kendi eli ve zihin gücüyle açığa çıkardığı toplumsal değişimler günümüze kadar devam etmektedir.

Toplumsal değişmelerde, karşıt sistemlerin ezeli mücadeleleri tarih sahnesine konu olurken, kimi zaman savaş ve yıkımlarla kimi zaman ise barışın sağlanmasıyla yeni bir toplumsal düzeneğe geçilmiştir. İnsan düşüncesinin ve yorum gücünün gelişimiyle gerek pozitivist bilimlerin gerekse de sosyal bilimlerin toplumlarda yarattıkları maddi-manevi değişim olgusu, bazen kendi gelişim süreçleri çerçevesinde ağır bir tempoda ilerlerken, bazen de özellikle bilim-teknikteki yeni buluş ve icatlarla çok hızlı bir şekilde yaşamın tüm alanında kendisini hissettirmiş, etkisini kısa süreçte göstermiştir.

Toplumsal değişimleri ele alırken tek ya da birkaç yönlü ele almak yetersiz bir yaklaşım olmaktadır. Değişimin yarattığı etkiler yaşamın her alanında kendi gücünü gösterirken, değişimlerin yönünü önceden çok kesin yargılarla öngörebilmek de güçtür. Değişim gerçeğindeki karmaşık ve birbirine sıkı sıkıya bağlı olan durumu, toplumsal değişim olgusunun sürekli bir denge konumunda kalmasına neden olmaktadır. Öyle ki, toplumsal değişim konusunda normlar, değerler, toplumsal ilişkiler, davranış nedenleri ile kültürel özellik ve farklılıklarda yer almaktadır.

Toplumsal değişimler ele alınırken, her türlü düşünce, sınıf, cins, ırk farklılıklarından soyutlanılarak hiçbir sistemin etkisi ve baskısı altına girmeden varolan gerçekliği somut verileriyle ortaya koyma, bunların neden ve sonuç ilişkilerini araştırarak tarihle bağlantısı kurma, açığa çıkış şeklini olabildiğince tarafsız ve hiçbir bireysel yoruma tabi tutmadan olduğu gibi verebilme, toplumsal değişimi inceleyen bilim olan sosyoloji ve toplumbilimciler açısından ilkesel bir düzeyde öneme sahiptir.

Genel hatlarıyla ortaya koyduğumuz toplumsal değişimleri içerisinde barındıran sosyoloji ve sosyolojik bir yapılanmayı içeren toplum gerçeği, istenilen tarzda ele alınamamış ve çözümlenememiştir. Düşüncenin çok fazla gelişkin olmayışı, sosyolojik değerlendirme gücüne ulaşılamayışı, özellikle sınıflı toplumların gelişimiyle birlikte düşüncenin, insan ve toplum bilimlerinin egemen sistemin baskı ve otoritesi altında kalışı, toplumsal sorun ve gelişimleri inceleyen sosyoloji bilim dalının gelişimine de ket vurmuştur. Ortadoğu gerçekliğinde ilk sosyolojik çözümlemeler 12. ve 13. Yüzyılda İbn-n Haldun tarafından yapılarak; toplumsal olay ve olgular tarihsel temellere oturtulmaya çalışılmıştır. Ardından yüzyıllar sonra Batı’da ortaya çıkan toplum bilimcilerin toplumsal değişim kuramları, 19. Yüzyılın ortalarında sosyoloji biliminin Batı tarafından sahiplenişiyle birlikte, toplumsal değişim, toplum bilimin bilimsel olarak gelişimiyle ele alınmaya başlanmış, ortaya çıkan tarihsel, toplumsal süreçler itibariyle gerçekleşen olay ve olgularla bağlantı kurulmaya çalışılmıştır.

Sosyolojinin bilim olarak ele alınmasıyla, başlangıçta Avrupa’da gelişen sanayileşme ve Fransız Burjuva Devrimi özgülünde analiz edilen toplumsal değişimler evrimsel bir ivme kazanarak demokrasi ve insan haklarının gelişimi yönlü aslında insanın ilk özünde ifadesini bulan kavramlarla yeni bir gelişim seyri izlemiştir. Bu dönemde sosyolojinin babası olarak nitelendirilen Auguste Comte toplumsal değişimleri, insanın bilgisinin gelişmesine bağlı olarak bir dizi önceden görülebilir aşamalardan geçerek ilerleyebileceğinin tezini öne sürmüştür. Herbert Spencer ise nüfusun çoğalması ve yapısal farklılaşmalar temelinde evrimsel bir değişim kuramını geliştirirken; ezilen sınıf ve halkların dili olma gücünü gösteren, tarihin en büyük toplum bilimcilerinden biri olarak tanınan Karl Marks ise toplumsal değişimlerin niteliğinin devrimci bir karaktere sahip olduğunu belirterek yeni bir sosyolojik bakış açısı ve kuram açığa çıkarmıştır. Karl Marks ekonomik alt yapı ve üretim ilişkilerine dayalı sınıflar arasındaki eşitsizlik ve üstünlük mücadelesi sonucu, yeni bir toplumsal değişimin gerçekleşeceği tezini ortaya koymuştur. Ütopik bir gerçeğe dayanan bu belirlemeler, sınıfsal farklılıklarla karşı karşıya kalan, emek gücünün değerini göremeyen, işçi ve emekçiler tarafından kabul görmüş, ezilenin özünde taşıdığı sömürüyü reddetme ve isyan karşısında özelde işçi sınıfının umut kaynağı olmuştur. Max Weber, Marks’ın ortaya koyduğu salt ekonomik bazdaki toplumsal değişimlerde kültürel geleneklerin de olduğunu vurgulayarak değişimde temel alınması gereken farklı etkenleri de ele almaya çalışmıştır.

Günümüz koşulları ele alındığında bilişim-iletişim çağı olarak nitelendirdiğimiz son yüzyıl gerçeğimizde de, toplumsal değişimlere, bilimsel ve teknolojik devrim damgasını vurmuştur. Özellikle yaratılan medya gerçekliği temel üç kuvvet olarak nitelendirilen yasama, yürütme, yargı erkinden sonra dördüncü kuvvet olarak kendisini açığa vurmuştur. Yaratılan medya dünyasıyla toplumun bilinç ve düşünce yapılarına yön verilerek, istenilen tarzda toplumsal değişime müdahale gerçekleştirilmiştir.

Tarihsel çağlarda hareketli, üretici, yaratıcı bir halk olarak toplumsal değişimlerde varlığını hissettiren Kürt halkını bugünkü düzeyine getirerek, insanlığın çıkarına yeni bir toplumsal değişimin oluşumunu sağlayan Kürt Özgürlük Hareketi gerçekliğidir. Çıkışında beş bin yıllık Sümer rahip düzenini kökünden yıkma gücünü gösteren, çıkış tarihsel önemdedir. Bu tarzda bir çıkışa sahne olan Ortadoğu gerçekliği, bilimsel sosyalizme dayalı sosyalist toplum modelinin öngörülmesiyle, binlerce yıl kendini idame ettiren sistem ve geleneklere alternatif bir yaşam felsefesi ve toplumu derinden alt-üst edecek bir değişim gerçeğini kendisinde yaratmıştır. Böylece yeni bir toplum, yeni bir birey, özgür bir cins bilincinin oluşumunda, özgürlük mücadelesinin farklılığının rolü belirleyicidir. Gerçekleşen tüm analiz ve çözümlemeleri ile toplumsal süreçlerin ele alınışındaki bilimsel ve gerçekçi yönüyle dönemin en önemli sosyolojik değerlendirmelerine adını yazdıran Özgürlük Mücadelesi sosyoloji biliminin gerçek anlamına kavuşmasında önemli katkıların sahibi olmuştur.

En son geliştirilen tezde yeni bir toplumsal değişimi açığa çıkartacak olan, ekolojik-demokratik toplum modeli ortaya konularak, bunun geliştirilmesinde temel dinamik olan kadın-gençlik ve özgürlük arayışı olan herkesime çağrıda bulunulmuştur. Toplumsal ve sosyal değişimlerde Özgürlük Mücadelesi özellikle kadına biçmiş olduğu bu rol, yeni demokratik-ekolojik toplum modelinin gelişiminde de belirleyici olacaktır. Çünkü neolitiğin yaratıcısı olan kadın bugün ekolojik çelişkiler olarak belirttiğimiz doğa faktörü karşısında barışık, uyumlu, koruyan özelliklerini hala bağrında taşımaktadır. Günümüz dünyasında insan gerçeğinin doğaya olan vahşi yönelimleri, ekolojik sorununu derinleştirirken, dünyanın içerisine girmiş olduğu gerek demokrasinin gelişiminde gerekse ekolojik dengenin yeniden kurulmasında neolitik dönemdeki özünü yeniden açığa çıkartmak zorunda olan kadın, demokratik toplumun nihai zaferinin kendisinde kilitlendiğini görerek, yaratılmak istenen toplumsal değişime damga vurarak gerçek sevginin, aşkın, özgürlüğün elde edilmesinde temel güç olmalıdır.

Sonuç itibariyle ele alındığında durağan bir yapılanma ve gerçeklik içerisine alınamayacak olan toplumsal değişimler, dünya ve insan gerçekliği varolduğu sürece bir gelişim seyri izleyecek, diyalektik bir devinim içerisinde olacaktır. Tüm gelişim süreçlerinde insanlık ve evrensel değer yargıları açısından olumlu-olumsuz bir rolü oynamaya devam edecektir. Önemli olan bu rolü tüm insanlığın çıkarları çerçevesinde özgürlük ve demokrasi gerçeğinin içine alabilmektir. Çünkü o gelecekte asıl insani öze dönüşün tek çıkış yolu en bilimsel, en gerçekçi ve en evrensel tarzda özlenilene, umut edilene ve gerçek refaha toplumları kavuşturabilme gücünü gösterebilmektir.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar