AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Üniversitelere rektör atamaları


İhsan Çaralan / Evrensel

Üniversitelere rektör atamaları - İhsan Çaralan / Evrensel Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 21 üniversiteye rektör atanmasında YÖK’ten gelen listelerde ikinci sıradaki adayları rektör ataması, üniversitelerde tepkiyle karşılandı. Bu tepkiler İstanbul Teknik ve Dokuz Eylül üniversitelerinde dekanların, öğretim üyelerinin istifalarına kadar vardı. İstifa eden öğretim üyeleri, Cumhurbaşkanı’nın tavrını; öğretim üyelerinin onurunu kırmak, üniversitenin iradesini hiçe saymak olarak değerlendirdiler.

Hükümet ve yandaşı medyada konuya ilişkin tez ise “Eskiden Sezer de böyle yaptı. O zaman neden istifa etmediniz de şimdi ediyorsunuz?”, “Yasa Cumhurbaşkanı’na bu yetkiyi vermiştir. Gül’ün yaptığında yasadışı bir şey yoktur. O zaman neden tartışıyorsunuz?”dan ibarettir.

“Teknik olarak” hükümet ve yandaşlarının tezi çok güçlü görünüyor. Ama üstünde konuştuğumuz konu, “Mezarlıklar Müdürlüğü’ne üst kurul üyesi atamak” değil, üniversitelere rektör atamaktır ve olanlar, “usul ve erkana uygun” denilerek geçiştirilecek bir konu değildir.

Elbette ki her şeyin temelinde, YÖK Yasası olarak ünlenen ve 12 Eylül Cuntası tarafından çıkarılan Üniversiteler Yasası vardır ve bugün üniversitelerin kendi rektörlerini bile seçemiyor olmaları gibi antidemokratik olmaktan da öte utanç verici bir uygulama, bu ülkede 26 yıldan beri çeşitli iktidarlarca sürdürülmüştür. YÖK ve Cumhurbaşkanlığı’nı elinde tutanlar, bu yasayı üniversitede kadrolaşmak ve ensesinde boza pişirmek için kullanmış, bu yasadan zarar görenler “YÖK Yasası kaldırılsın” diye tepki göstermiştir. Ama roller değişince, dün eleştiren, karşı çıkan, var olan durumun nimetlerinden yararlanmaya koyulmuştur.

Bütün bunlara karşın bugün AKP, YÖK’ün ve Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptıklarının hiçbir mazereti olamaz. Çünkü AKP altı yıldan beri ülkeyi yönetmektedir ama, üniversiteye dair aklına gelen tek “düzenleme”, türbanla üniversiteye girişin serbest bırakılması olmuştur. Ama AKP, üniversitenin idari ve mali özerkliği, bilim özgürlüğü gibi alanlarda hiçbir girişim yapmadığı gibi; tersine, sabırla bir gün Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirip YÖK’ü de kullanarak üniversitede kendine uygun bir düzen kurmayı planlamış görünmektedir.

CHP de elbette var olan durumun en önemli müsebbiplerinden birisi olarak, yakınmaya en az hakkı olan partidir. Çünkü, YÖK düzeninin ve 12 Eylül faşizminin bu mirasının sürdürülmesinde en önemli rol ona aittir. Bugün, güya “Bunu AKP’nin işine yaramasın diye sürdürdük” diye mazeretler öne sürmektedirler ama bunun inandırıcı ve ikna edici bir yanı olamaz. Ama CHP budur ve bütün diğer politikalarında olduğu gibi sonunda AKP’ye hizmet eder duruma düşmüştür.

Elbette ki AKP’nin hayal ettiği üniversiteye varması için eline büyük kozlar geçmiştir. YÖK, Cumhurbaşkanlığı bu imkanların en önemlisidir. Yakında Üniversiteler Arası Kurul’un (ÜAK) da AKP’nin kontrolüne geçmesi mümkündür. Ama her şeye karşın demokratik üniversite mücadelesinin imkanları da düne göre genişlemiştir. Çünkü, dün CHP’nin baskısında ve onun kısır, bilim dışı üniversite yaklaşımının etkisinde olan ve üniversitenin ileri birikimini temsil eden öğretim üyeleri ile AKP’yi “zararsız” ya da üniversitede olumlu şeyler yapacak sanan kesimlerin de gerçekleri görmesi düne göre kolaylaşmıştır. Burada ısrar; üniversite içinde bu temelde bir mücadele, AKP’nin planlarının da önünü kesecek bir gücü ortaya çıkarabilir. Aslında gerçekçi tek yol da budur.

Bugün AKP’nin YÖK’ü ve ÜAK’ı ele geçirme girişimlerinden paniğe kapılanların yapması gereken şey ise YÖK Yasası’nı değiştirmek ve üniversitelerin kendi kendilerini yöneten kurumlar haline gelmesini sağlayacak yolu açmak için mücadeleye girmektir. Eğer istifalar bu yolun açılması için bir vesile olacaksa, elbette anlamlı olacaktır. Ama yok; “YÖK Yasası iyidir, üniversiteler böyle idare edilmeli ama Abdullah Gül, yetkisini öyle değil de böyle kullansın”dan ibaret muhalefetse, bunun AKP’den başka kimseye yararı olamaz. Çünkü AKP, boşalan yerleri kolayca kendi adamlarıyla doldurur ve “Yola devam!” der.

Bugün üniversitenin temel sorunu, demokratik bir üniversite olmama sorunudur. Ancak bu sadece üniversitenin değil, tüm toplumun; Türkiye’nin demokrasi güçlerinin de bir sorunudur.

Bu ülkede 40 yıldan beri, aslında bu mücadele verilmektedir. Bu yüzden de üniversitenin içindeki öğretim üyeleri, yardımcıları, öğrenciler, üniversite çalışanları bu mücadelenin etrafında birleşirken, Türkiye’nin emek ve demokrasi güçleri de demokratik bir üniversite talebini ısrarla savunmalı; üniversitedeki güçlerle birleşen bir mücadele hattında olmalıdırlar. Aksi halede üniversite, AKP ile CHP ve arkasındaki güçlerin kapalı av alanı olmaktan kurtulamaz!


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler