
Dünya, yine bir ucundan yanmaya başladı. Öyle bir ucundan öyle bir biçimde alev aldı ki bu, 3. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olabilir.
Olmayabilir de. Olmasın. Osetya’da böyle tehlikeli olasılıkların tutuşturulduğu gün, Pekin’de, Çinliler gökyüzüne ışıktan ayak izleri koydular. Bir eski kadın tanrı, karanlık gökte Kuşkafesi’ne doğru yürüdü.
İnsanlık hangisi? Her zaman hepsi birlikte mi?
Oxford’da bana mentorluk yapan ihtiyar bir profesör şöyle demişti:
“Dünyada ne yoksulluk ne de acı azalacak. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsan başka bir yerinden başla.”
Çıkacak hangi savaş barış isteyenlerin sesine kulak verdi?
Niye yaşıyoruz ki?
Hangi halk hareketi tam bir başarıya ulaştı?
Ve daha bir sürü cevabını bildiğimiz ve hiç söylemek istemeyeceğimiz o soruları düşününce “E, o zaman niye yaşıyoruz ki? Ölelim bitsin” diyesi gelir insanın.
Ve yine de deniyoruz. İnsanlık sürekli olarak bir yerlerde direnmeyi, bir şeyleri engellemeyi, bir şeyleri durdurmayı, bir başka şeyi önlemeyi deniyor.
Sürekli olarak bir sele karşı koymak gibi bu. Ya da kumun parmakların arasından kayışını önlemek için yumruğunu sıkmak gibi.
Oysa “hayır” demek, sadece “hayır” diyerek yaşamak çok zor. Kötülükle uğraşmak, sürekli ona doğru bakmak da insanın sağlığını bozuyor.
Muhtemelen müzik bu yüzden var, resim, tiyatro, sinema ve The Simpsons. Bir de hormonsuz, kokulu domatesler.
Rakı da var, doğru. Daha bir sürü şey bu yüzden var. Sabahları siz uyanmadan kahvaltı hazırlayan sevgililer başta olmak üzere...
‘Seviyor, sevmiyor’
Bunlar da dünyada kötülüğe karşı savaşan güçler bana kalırsa. Bizim Hacı Bakkal “deftere yazdığı” sürece dünyaya katkıda bulunuyor esasında. Bir çocuk papatyanın yapraklarını “Seviyor, sevmiyor” fallayınca işler biraz düzeliyor.
Dünyayı dengede tutuyorlar. Kaç dereceyle duruyorsa dünya uzayda, o ince hesabın tutmasını sağlayan şey, ara sıra çıktığımız tatiller, su buharı üfleyen havalandırma makinelerini icat edenler, Al Pacino filmleri ve Cashew fıstıktır.
Louvre Müzesi’nde, Del Prado’da, British Museum’da biriktirilen onca taşın ve resmin de payı var tabii ama yine de tatiller olmasaydı olaylar buraya kadar ilerleyemezdi, insanlık bir noktada kendi kendini imha ederdi zannımca.
Bu sebepten işte, bir kere çıkmaya teşebbüs ettiğim, teknik arızalardan dolayı çıkamadığım şu meşhur tatile çıkıyorum nihayet.
Dünyayı kurtarmaya hiç bu kadar yaklaşmamıştım.
Bir süre sonra görüşmek dileğiyle...