AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

29. Kürt isyanı…


Çetin Diyar / Evrensel

29. Kürt isyanı… - Çetin Diyar / Evrensel Kürt sorununda, PKK’nin Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan çatışmalı süreç 25. yılına girdi. 1984’te gerçekleştirilen bu baskınlar için dönemin başbakanı Turgut Özal, “üç beş çapulcunun işi” açıklamasını yapmıştı. “Üç beş çapulcunun” binleri bulması ve çatışmaların yaygınlaşması sonrasında devlet kaynakları tarafından yaşanan süreç, “29. Kürt isyanı” olarak değerlendirilmeye başlanmıştı.

Devletin bu “son isyan” karşısındaki tutumu, ‘harekat’, ‘tedip’ (terbiye etme) ve ‘tenkil’ (örnek olacak bir ceza verme) adı altında bastırılan önceki isyanlar gibi, “terörün başının ezilmesi için bütün olanakların seferber edilmesi” oldu. Bu politikanın; 40 bine yakın kişinin yaşamını yitirmesi, 3800 köyün boşaltılıp milyonlarca insanın zorunlu göçe tabi tutulması, ‘bin operasyon’lar, binlerce faili meçhul ve kayıp ve 380 milyar doları bulan maliyeti her geçen gün artmaya devam ediyor.

Bunca acıya, bunca yıkıma rağmen gelinen noktayı Orgeneral Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanı iken Diyarbakır’da yaptığı açıklamada şöyle özetliyordu: “Eğer siz katılımları engelleyemezseniz üzülerek söylüyorum ki; bu mücadele süreci daha uzun sürebilir. Bana 23 yılda devlet, terör örgütüne katılımlar konusunda başarılı mıdır derseniz, hayır, başarılı olsaydı bu mücadelenin bugünlere gelmemesi lazımdı.”

Cumhuriyet rejiminin varlığını; dilini, kültürünü yok saydığı Kürt halkı, hep sıkıyönetimler, olağanüstü hallerle yönetildi. 1970’li yılları sıkıyönetim içinde ve ‘komando baskısı’ altında geçiren ( bu sıkıyönetim 1987’deki OHAL uygulamasına kadar sürdü) Kürtler, ‘80 darbesinden sonra Diyarbakır Hapishanesiyle anılan en ağır insanlık dışı uygulama ve işkencelere maruz bırakıldı. Üniversitelerde Kürt diye bir halkın olmadığı, bunların karda yürürken çıkan “kart kurt” sesinden adını alan “dağ Türkleri” olduğuna dair “bilimsel tezler!” hazırlandı.

İşte PKK, cumhuriyetin kuruluşu sürecinde M. Kemal tarafından ‘kurucu unsur’ olduğu kabul edilen ama sonra varlığı inkar edilen bir halka karşı devletin uyguladığı baskı ve inkar politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bugün Kürt sorununun çözümü konusunda atılması gereken ilk adım, PKK’nin sorunun kaynağı, nedeni değil; sonucu olduğunun kabul edilmesidir. Dolayısıyla Orgeneral Başbuğ’un belirttiği “örgüte katılımın engellenememesi”nin nedeni, devletin sorunun kaynağını görmezden gelerek sonuçlarıyla uğraşmasıdır. Devletin sorunla ilgili mevcut tutum ve politikalarında ısrar etmesi, yaşanan acıları ve yıkımı katmerleştirmekten başka bir sonuç doğurmayacak, Başbuğ’un dediği gibi “mücadele süreci uzayıp gidecek”tir.

Bugün ülkeyi yönetenlerin Kürt sorununun çözümsüzlüğünde ısrar etmeleri; sorunu PKK sorununa indirgeyip şiddetle ortadan kaldırma politikasını uygulamaları, başta ABD emperyalizmi olmak üzere çeşitli güçlerin sorunu bir ‘pazarlık’ konusu haline getirmesine yol açmaktadır. PKK ve İran’da faaliyet gösteren kolu PJAK’a karşı işbirliği geçtiğimiz hafta İstanbul’a gelen İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat ile yapılan görüşmelerin öncelikli konularından birini oluşturuyordu.

Yine Başbakan Erdoğan’ın 2007 Kasım’ında Bush’la yaptığı görüşmeden sonra yapılan sınır ötesi hava ve kara operasyonlarının karşılığının, Lübnan’dan Gürcistan’a kadar Ortadoğu ve Kafkasya’da ABD politikalarının taşeronluğunu yapmak olduğu bugün daha açık olarak görülmektedir. Sorunun nedenleri üzerinden bir çözümü değil; sonucunun yok edilmesi anlayışıyla hareket edilmesi, egemenleri içerde ve dışarıda daha fazla açmaza sürüklemektedir.

Emek-demokrasi güçleri ve aydınlar, sorunun çözümünün içeride aranması gerektiğini ve bunun için atılması gereken ilk adımın ‘silahların susması’ olduğunu defalarca deklare ettiler. PKK, defalarca bu çağrılara olumlu yanıt verip ‘ateşkes’ ilan etti. Ancak ülkeyi yönetenler bu tek taraflı ateşkeslere her defasında operasyonlarla yanıt verdi. Medyanın savaş yanlısı kalemleri, barış yönünde atılan adımları boşa çıkaran bu operasyonları “devletin topraklarında asayişi sağlaması” adı altında sahiplendiler.

Kürt sorunundan kaynaklı çatışmaların yoğunlaştığı bir süreçte kutlanacak olan 2008 1 Eylül Barış günü’nde, emek ve demokrasi güçleri, bu ülkenin onurlu aydınları yine silahların susması ve barış taleplerini haykıracak. Silahların susması, devletin sorunun sonuçlarıyla uğraşmayı bırakıp nedenlerinin tartışılabilmesi için atılması gereken ilk adımdır. Ülkeyi 15 Ağustos’lara; savaş ve çatışmalara sürükleyen zihniyetin değişmesinin, ülkede barış ve kardeşliğin tesis edilmesinin yolu buradan geçmektedir.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler