AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Psikoloji, Taraf ve medya ettiği


Ercan Demirbaş / Gündem Online

Psikoloji, Taraf ve medya ettiği - Ercan Demirbaş / Gündem Online Herşeyi yarıp gitmek. Gücün yettiğince, hiçbir şeye aldırmadan, öylece çekip gitmek. Ardında bıraktıklarına aldırış etmeden. Ve seni gitmeye zorlayanın geçmişinin olduğunu unutmadan. Üzerine titrediğin, herkesten sakındığın ve yitip gidenlerin öyküsünü barındıran geçmişin. Adeta bir hesaplaşmayı içinde barındıran ve belli aralıklarla uyanıp boğazına yapışıp gitmeye zorlayan geçmişin. Nedendir bilinmez ama hep aynı kulvarda yürümek ve geriye sayımını başlatmış insanlarla nefes almanın dayanılmaz aldatıcılığına aldırış etmeden, nasıl anlatmalı, belki bir şekil ölüme hazırlık eylemi içinde olanın yaratmış olduğu yitimi anlamak çok mu çok zor. Tarifi zor duygular içerisinde düşünceleri toplamak gerek. Benim olsun ama tek bu olsun demek. Tekil şeylerle yetinmeyle hiçleşmeye başlamak. Buna ahlaki bir kılıf uydurmak olayın kendisini sıradanlaştırır. Oysa hepimiz biliyoruz ki hayatın ilerleyen basamaklarında, zamanında bir çoğumuzun uğruna ölümü göze aldığımız, temel kişilik özelliklerinin ahlaki değerlerle durdulamayan bir flördüne şahit bırakılıyoruz.

İnsanın tinsel anlamda nasıl bir seyir halinde olduğunu bilmemesi. Nasıl düşünmeli acaba? Nasıl ve nerde olursa olsun yaşadığın yere farkında olmadan benzemek. Buna tinin intiharı diyebilir miyiz? Varolmaya ve varetmeye çalışan farkındalığı öldürmek. Varlık koşulunun ortadan kalkması geriye yaşamak için bir sebep bırakır mı? Yoksa sadece hayvanlar alemini imrendiren bir yaşama sahip olmayı amaç edinip, bunu bir mücadele biçimi olarak saymak ve bütün keşmekeşliğine rağmen buna sahip olmak. Dolaysız bir biçimde teknolojik zamanın insanı denetimsiz bıraktığı ve sürüleştirdiğini düşünebiliriz. Dolaylı biçimiyle düşünürsek bahsedilen bilinçsizleştirip yönetme ve belki de en önemlisi yönlendirme politikalarını belirleyen iktidar söylemlerine insanın daha çok yabancı kılınması olayı dramatize etmekten alıkoymayacaktır. Çünkü bu insanın kendi edimleri ile değil de, varolmaya çalışan farkındalığını da yitirerek tamamiyle muktedirlerin hileli oyunları ile birlikte kendini aşmasıdır.

İnsanın kendini, bizden öncekilerin projesiyle kendinden aşındırılması ve kendi olmaktan çıkmasıdır. Olayın dramatik yönü hissedilmeyecek derecede büyük. Buna tüm zamanların en büyük trajedisi diyebiliriz. ruhu yönetmek ve öldürmek. Sanırım günümüz işletme mühendislerinin pek de şaşıracağı bir olgu bu. İnsanı yönetmek yerine tek merkezli ama bir çok elden ruhu yönetmek. Daha ekonomik olsa gerek. Farkındalığa burdan başlayabiliriz.

Son zamanlarda ulusal basın ve yayında Kürtler üzerine geliştirilen bir dezenformasyon politikasının kendisini artık hemen hemen her olayda hissetirdiğine şahit oluyoruz. Bu olayı öyle günü birlik politikalarla açıklamanın egemenlerin ekmeğine yağ sürmek dışında bir faydası olmayacaktır. Özellikle sistemin Kürtlerle nasıl ilişkilendiğini anlamak gerekiyor. Ergenekon iddianemesinde ortaya çıkan -yetersiz de olsa- kirli poitikaların bugün de kendini farklı formatlarda yaşattığı su götürmez bir gerçek. Bu yazıda bazı kesimler tarafından bu kirli politikalara bilinçli ya da bilinçsiz nasıl hizmet edildiğini iredeleyeceğiz.

Bütün dünya politik sistemlerinin, kendilerini deklere etmekten tutun da çıkarlarına uygunluk taşıyacak düzeyde bir kamuoyu oluşturmak gibi eylemlerinin başlangıç noktası kuşkusuz medyadır. O yüzdendir ki darbelerde yapılan ilk iş basın ve yayını denetim altına almaktır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kendini histeri gibi gösteren bir tür medya hastalığına yakalanma olayı vardır. Bu ülkelerde medyayı satın alan toplumu da satın almış oluyor. Yakın geçmişte bir yerden basılan düğmeyle 6 aylık geçmişi olan AKP, medyanın oldukça gösterişli ve tantanalı gösterisinden sonra çok rahat bir şekilde iktidara geldiğine şahit olduk. Bu öyle zor anlaşılmayacak bir durum değil. Tarihsel arka plan çerçevesinde çeşitli güçlerin emellerine hizmet karşılığında tipik bir iktidar olayının gerçekleştiğini düşünebiliriz. İktidarın doğasında varolan yayılma özelliği kendini yeni araçlar geliştirmeye zorlar. Bu araçların başında ise medya gelmektedir.

Son zamanlarda bu köşelerde de sıkça tartışılan medya etiği bağlamında bazı gazetelerin yayın politikalarına vurgu yapmak gerekir. Bu ülkede iktidar sisteminin -askeri ya da sivil- her türlüsüne kayıtsız şartsız destek veren gazetelerin varlığına alışmıştık. Ama yeni bir anlayış doğmuş gibi. Avını çevreleyip, avına şirin gözükmek uğruna ondan birkaç özelliğe sahip olduğunu gösterip, avın onun kendisindenmiş izlenimini doğurduktan sonra avlama işlemine başlamak anlayışı. Ortalama hayat deneyimine sahip olan herkes bilir ki bir yapı en iyi içten fethedilir.

Bugünlerde Taraf Gazetesi'nin yapmaya çalıştığı şey, budur. Başlangıç itibari ile bölgeye özel politikasının şifrelerini fiyatı ile verdi. Tıpkı AKP'nin kömür ve makarnaları gibi. Batıda 1 ytl'ye satılan Taraf, Bölge'ye 25 kuruşa satılıyor. Başlangıçta ideal ve iyimser bir tablo gibi gözüküyor. Daha sonra gazete merkezinde art arda gelen istifalarla gazetenin ekonomik krizlerine vurgu yapılıyor. Hemen akabinde bıçkın ve solcu Ahmet Altan öncülüğünde gerçekleştirilen toplantıda yakında büyük bir finansman kaynağının gazeteye ulaşacağı bilgisi aktarılıyor ve sözüm ona istifaların önü kesiliyor. Bunu gazetelerden okuduk. Ortalama demokratların gazetesi olma yolunda taşları döşemek için düğmeye basıldı. Bu ülkede her zaman olduğu gibi, Taraf Gazetesi de kendi varolma koşulunu Kürtleri kullanma üzerinde inşa etmeyi alışkanlık haline getirdi. Kürtlerin binbir zorlukla elde ettiği değerlerin altını oymayı bir hedefmiş gibi önüne koyan gazete, Kürtlere karşı tarafını belirlemiş oldu. Bu süreç nereden başlatıldı peki? Tabi ki Kandil'de başlatıldı. Çok da şaibeli bir şekilde Ahmet Altan ve Yasemin Çongar ekibinin Kandil'e gidip, bir nabız yoklaması içerisinde olduklarını gazetelerinden okuyoruz.

Ne de olsa güven aşılamadan bu işler başarılmaz. Daha sonra Kürtlerin ulusal kazanımlarına yönelik geliştirilen sinsice bir saldırıya tanıklık ediyoruz. Ne de olsa başyazarımız insan ruhunun mühendisi(!), Aldatmak'ın mimarı ve yazarı. Ve müthiş iktidar savaşlarının başladığı günlerde adeta iktidarın avukatlığına soyunurcasına tarafını AKP'den yana belirledi. Evet iktidar savaşlarında taraf belirlemek gerekebilir;ama ne için ve kimin için olduğu da önemli. Medya etiğinin başlangıç ve kırılma noktası burasıdır. Ama bir yandan Kürt halkına şirin gözükürken diğer yandan da Kürt halkının ulusal kazanımlarını boşa çıkartmaya yönelik dezenformasyon kampanyasını bütün kirliliği ile sürdüren Taraf gazetesinin medya etiğinden uzak düştüğü belirtilebilir.

Evet Kürt halkının kendini anlayana yönelik bir zaafiyetinden bahsedilebilir. Psikolojik açıdan izahi bir durumdur, bu da mazlumiyetinden kaynaklı bir şey; ama artık herkes şunu bilmeli: yüzyılımızın Kürtleri onu anlayana değil; onu anlayıp onunla birlikte hareket edene bel bağlayacaktır. Buna denk gelmeyen bütün çabalar, günlük sonuç almanın ötesinde beyhudedir. Çünkü Kürt halkı, kendine muktedir bir halktır. inancımız odur ki Taraf Gazetesi doğrulardan, gerçeklerden ve mazlum halklardan yana tarafını belirler.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler