
Yarın Dünya Barış Günü. Yine hamaset edebiyatı yapılacak, yüksek perdeden sözde barış nutukları atılacak. Demokratik çevreler çözüm gücü olamayan barış yürüyüşleri yapacaklar, barışın neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışacaklar. Öyle görülüyor ki, bu yılın barış günü de böyle geçip gidecek.
Oysa günümüz dünyasının gerçekten bir barışa ihtiyacı var. Üçüncü Dünya Savaşı denen genel bir savaş durumu yaşanıyor. Bu savaşın merkezi Ortadoğu bölgesidir. Ancak merkezde yoğunlaşırken, savaş çevreye de yayılıp gidiyor. Neden böyle oluyor? Savaşın sürmesi ve yayılması neden önlenemiyor? Bu hususların iyi anlaşılması gerekiyor. Dünyanın bir barışa ihtiyacı var, ancak bu nasıl olacak? Barıştan önce mevcut savaş nasıl durdurulacak? Savaşın derinleşmesi ve yayılması nasıl önlenecek? Belli ki cevaplanması gereken soru çoktur. Savaş insanlığın en temel sorunlarından biri olmaya devam etmektedir.
Savaş ve barış konusu, insanlık gibi Kürt ve Türk halklarını da çok yakından ilgilendirmektedir. Dünya Barış Günü'ne ilgi, bu nedenle Türkiye'de yoğundur. Ortadoğu'da odaklanmış olan Üçüncü Dünya Savaşı'nın temel bir alanı Kürdistan üzerindeki mücadele olmaktadır. Yerel, bölgesel ve küresel güçleri bu alanda yoğun bir çatışma içindedir. Dolayısıyla her yerden çok Kürt coğrafyasının barışa ihtiyacı vardır. Barış herkesten önce Türkiye'ye gereklidir.
Peki, Dünya Barış Günü Türkiye'de böyle mi karşılanacaktır? Buna evet demek elbette çok zordur. Barış gününe ilgi duymak bu nedenle olabilir. Yaşanan kirli savaş ve bu nedenle barışa olan ihtiyaç bu ilgiyi ortaya çıkarabilir. Ancak anlayış ve pratik bakımından gerçekler bunun çarpıtılması biçiminde olacaktır. En azından ağırlıklı yanın böyle olacağı kesindir. Örneğin egemen çevreler, AKP hükümeti bile bol bol barış nutku atacaktır. 'Kendilerinin nasıl barıştan yana olduklarını, barış için savaştıklarını, barış gücü oluşumlarına en büyük katkıyı yaptıklarını' söyleyeceklerdir. Bunun türevi olarak bazı sözde demokrat ve barışseverler de dünyanın dört bir yanındaki savaşı kınayacaklar ve kendilerinin barış hareketi olduğunu söyleyecekler ancak Kürt coğrafyasındaki olanları hepten görmezden geleceklerdir.
Kuşkusuz bu tür söylemler, gerçeği ifade etmek yerine gizlemek anlamına gelecektir. Türkiye'deki egemenlerin ve izdüşümlerinin barış gününe ilgileri ve barış söylemleri, aslında Türkiye'nin yaşadığı gerçek savaşı gizlemeye, örtbas etmeye dönük olacaktır. Kendileri kirli savaş yürüttükleri ve Türkiye'nin barışa ihtiyacı olduğu için, hep bir ağızdan barış çığırtkanlığı yaparak gerçekleri gizlemeye çalışacaktırlar.
Oysa AKP hükümeti altında Türkiye'nin gidişi barışa doğru değil, daha çok savaşa doğrudur. Tıpkı 2007 yazında yapılan savaş hazırlıklarına benzer bir savaş hazırlığı süreci yaşanmaktadır. AKP böyle bir 'görev' yüklendiği için kapatılmamıştır. Tayyip Erdoğan ile İlker Başbuğ görüşmesi ikinci 'Dolmabahçe Görüşmesi' anlamı taşımıştır. Bu görüşme ile Türkiye'nin sivil ve asker yöneticileri yeni bir savaş uzlaşması yapmışlardır. Ardından AKP hükümeti bu uzlaşmayı bölge ve dünya güçlerine taşımaya çalışmaktadır. Türkiye'nin İran ve Suriye ile görüşmesinin ekseni de bu olmuştur. Türkiye-Irak ilişkileri bu temelde geliştirilmeye çalışılmıştır. Yine Türkiye'nin Rusya, AB ve ABD ile görüşmeleri bu amaçlıdır. AKP hükümeti PKK'ye karşı yeni bir askeri saldırının hazırlıklarını yapmaktadır.
Mevcut yönetimin Türkiye'yi sürüklediği gerçek budur. 'Barış' denerek Kürt Özgürlük Hareketi ezilmeye çalışılmaktadır. AKP hükümeti Kürdistan'daki savaşı büyütmeye hazırlanmaktadır. Bu durum, ABD güdümünde Ortadoğu savaşı içine daha fazla girmek anlamına gelmektedir. Türkiye tehlikeli bir çatışma içine sürüklenmektedir. Bunu herkesin iyi görmesi gerekir. Bu nedenle, Türkiye'yi yönetenlerin ve izdüşümlerinin barış çığırtkanlıklarına aldanmamak lazımdır. Onlar, Kürdistan'da yürüttükleri savaşı ve ABD güdümünde daha çok savaşa sürüklenmelerini gizlemek için herkesten fazla barış çığırtkanlığı yapmaktadırlar. Böylece halkı aldatmaya çalışmaktadırlar.
Bunlar dışında, son yıllarda Türkiye'de gerçek bir 'Barış Hareketi' de gelişiyor. 'Barış Meclisi' oluşturulmuş ve bir düzey yaratılmış bulunuyor. Bununla ilişki ve birlik içinde Kürt halkının barış talepleri gittikçe yükseliyor. Çünkü Kürt Halk Önderi çok kararlı bir barış mücadelesi yürütüyor. Kürt halkının bu temelde geliştirdiği barış mücadelesi Türkiye'nin ihtiyacı olan barış hareketine büyük katkı sunuyor.
2008 yılının 1 Eylül Dünya Barış Günü yaşanırken Türkiye'nin ve Kürtlerin önemli bir gerçeği de budur. Bu durum Türk ve Kürt halklarının barış içinde kardeşçe yaşamasını ifade etmektedir. Amaç büyük ve çaba önemlidir. Ancak bir şeyi istemekle elde etmek aynı şey değildir. Bu anlamda Türkiye Barış Hareketi'nin ve Kürt halkının yürüttüğü barış mücadelesinin bazı yanılgı ve yetersizlikleri vardır. Dıştan görünüşü ile adeta 'Barış istiyoruz' denilmekte ve öyle kalınmaktadır; adeta isteyince hemen gerçekleşeceği sanılmaktadır. Bu yanlış ve tehlikelidir. Yanlıştır, çünkü istemek ayrı elde etmek ayrıdır, elde etmek için büyük mücadele vermek de gerekir. Tehlikelidir, çünkü sadece 'İstiyorum' diyen elde edemeyince umut kırılmasına uğrayabilir. Dolayısıyla bu durum barış hareketini örgütleyip büyüteceği yerde marjinal bir harekete dönüştürebilir.
Yine yalnızca 'Barış istiyorum' demek fazla bir anlam ifade etmemektedir. 'Barış' ama nasıl bir barış? Egemenler ve yardakçıları da her gün barıştan söz etmektedir. Bundan farkı nedir? Özgürlüksüz barış olabilir mi? Demokrasisiz barış olabilir mi? Yani barışın özgürlük ve demokrasi ile bağı nedir? Bu konuda da net ve yeterli olmak, insanlara bütünlüklü bir bakış açısı ve çözüm programı sunmak gerekir. Barış konusunda bilinç netliği böyle oluşur.
Demek ki, 2008 Dünya Barış Günü'nü yaşarken, insanlığın ve kendimizin ciddi bir barışa ihtiyaç duyduğumuzu görmemiz gerekiyor. Yine egemenlerin ve yardakçılarının sahte barış söylemlerine karşı mücadele etmek gerekiyor. Gerçek barış hareketi içindeki hatalı ve yetersiz yaklaşımları düzeltmek gerekiyor. Bunlar temelinde onurlu bir barışa ulaşabilmek için örgütlenme çabalarını ve mücadeleyi yoğunlaştırmak gerekiyor. Başarı ancak böyle elde edilir.
Bu temelde diyoruz, Dünya Barış Günü, insanlığa ve halklarımıza kutlu olsun!