AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Türk Tarih Tezi ve Ermenistan'la maç


Doğan Durgun / Gündem Online

Türk Tarih Tezi ve Ermenistan'la maç - Doğan Durgun / Gündem Online Hafta sonu ilginç bir maça çıkacak Türkiye. Güney Afrika'da 2010'da düzenlenecek Dünya Futbol Şampiyonası'na katılabilmek için, gruptaki ilk maçını Ermenistan ile oynayacak. Konuyla ilgili onlarca yazı yazılıyor bugünlerde. Bütün yazılar birbirinin fotokopisi, sanki araya karbon kağıdı konulmuş. Hepsi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün maç için Erivan'a gitmesinin çok önemli olacağından, sporun barış ve kardeşlik olduğuna dair akıl yürütücü yazılar. Siyasi ilişkinin, Ermenistan-Azerbaycan savaşından bu yana kesik olduğu bir ülkeye Gül'ün gitmesi bir jest tabii ki ama sadece bir jest, ötesi yok.

Sporun barış ve kardeşlik olduğu söylemi ise koca bir safsata. Son Pekin Olimpiyatları'nda, sporun ne olmadığını bir kez daha çok iyi gördük. Son elli yıldır, spor milliyetçiliği besleyen bir endüstri olmuş durumda. Pekin'de, parayla vatandaşlığa geçirilen sporcuların farklı ülkeler adına nasıl yarıştıklarını gördük. Köklerinden uzakta, başka bir ülke adına yarışan ve dereceye giren sporcuların yaptığı ilk iş, şeref turu atarken parayla yeni vatandaşı olduğu ülkenin bayrağını sallamak oldu.

Kendi ülkesinde yaşayan Ermenileri tehcire tabi tutan, kalanları baskı ile ülkede kovan, inadına gitmeyenleri de aşağılayan, yeri geldiğinde öldüren bir ülkenin, Ermenistan maçına bakışının ne olduğunu tahmin etmek hiç zor değil. Sadece Ermeni meselesinde değil, Kürt sorununda da aynı bilinç bozukluğu mevcut. Aslında tüm kuşatılmışlığın, paranoyanın temel nedeni tarihin yanlış okutulması ve 'mit'ler üzerine her şeyin oturtulmasıdır. Biraz açalım. Geçen yıl ağustos ayında, geçenlerde görevden alınan Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu Kayseri'de 'Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar' konulu bir sempozyuma katılmış, Kürtler ve Kürt Alevileri hakkında çeşitli açıklamalarda bulunmuştu. Prof. Dr. Halaçoğlu, Türkiye'de yaşayan Kürtlerin Türkmen kökenli, Kürt Alevilerinin ise 'Ermeni kökenli' olduğunu iddia etmişti. Bunu söyleyen kişi, kıraathanede okeye dördüncü oyuncuyu beklerken, zaman geçsin, laf olsun diye söyleyen sıradan biri değildi. Halaçoğlu'nun tarihe ışık tutacak(!) bu açıklamasından sonra, bendeniz Ermeni olduğumu öğrenmiştim sayesinde. İlk fırsatta Ermenistan'a hicret edip, Erivan'da 'Halaçoğlu' adında bir kıraathane işletmeyi düşünüyorum. Şaka bir yana, Türk Tarih Kurumu Başkanı olan bir kişinin söyledikleri, sadece kendisini bağlayan sözler olarak algılanamaz. Bu sözler, Cumhuriyetin kuruluşundan beri derinlerde gizlenen, zaman zaman fütursuzca ortalığa saçılan bir bakışın yansıması.

TC'nin kuruluşunun gerçekleşmesinden sonra, hızla ulus-devlet modeline geçilmesi için yeni 'mit'lere ihtiyaç vardı. Her şey 1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu ve 1932'de kurulan Türk Dil Kurumu ile birlikte başladı. Resmi bir tarih gerekliydi, bu öyle bir tarih olmalıydı ki dünyanın bütün milletleri, Türkün geçmişinin ne parlak olduğunu görüp, kendine gelmeli ve titremeliydi. Tam bu noktada işe Mustafa Kemal el attı. Tarihçi Tahsin Beyi Meksika Büyükelçiliği'ne atadı. Tahsin Beyin amacı, Mustafa Kemal'in ortaya attığı Kayıp Kıta Mu efsanesi ile ilgili bilgiler toplamaktı. Tahsin Bey, sanki yukarıdan vahiy inmiş gibi, kısa sürede: Türklerin M.Ö. 12 binli yıllarda, bir doğal felaket sonucunda Pasifik Okyanusu'na gömülen Kayıp Kıta Mu'dan, Orta Asya'ya göç ettiğini tespit etti. Bunun sonucunda Azteklerin, İnkaların, Mayaların, Kızılderililerin yani bütün insanlığın Türklerden meydana geldiği gibi komik bir sonuç ortaya çıkıyordu. Eh o zaman Kürtlerin de, Türklerden meydana gelmesinden daha doğal bir şey olamazdı. Hiç vakit kaybedilmeden 'Türk Tarih Tezi' tezlendi.

Kürtlerin payına bu tezden karlar, kart-kurt sesleri düştü. Tez özetle şöyleydi: Kendine Kürt diyenler dağlık alanlarda yaşıyorlardı, kışları iki metreyi bulan karlar yağardı. Yağıştan sonra soğuk rüzgarlar eser ve karın üstü donardı. Bu bölgede yaşayan dağ Türkleri, bu karlara basınca kart-kurt gibi sesler çıkarırdı. Bu nedenle buralarda yaşayan Türkler, kendilerine Kürt demişlerdir. Ne kadar şiirsel değil mi? Duygulanmamak(!) elde değil. Demek ki kar yağan Alaska, Kanada, Sibirya, İsviçre Alpleri ve daha benzeri birçok yerde yaşayan insanlar aslen dağ Türkleriymiş de haberimiz yokmuş. Bilmeyenlere de ben hatırlatayım, dinsel öğreti açısından ilk insanlar olan Adem ile Hava, pozitif bilime inananlar için de ilk insan Homo Sapiensler de Türk. Ermeni tehciri gerçekleşmiş, kalmayı başaranlar korku ve panikten dolayı sinmişti ama Kürtlerin ciddi bir nüfusa sahip olması genç devleti ürkütüyordu. Bu tezleri ortaya atanların kendileri de attıkları tezlerin gerçek olmadıklarını, kendilerinden farklı olarak adına Kürt denen bir halkın olduğunu çok iyi biliyorlardı. Fakat, Kürtleri yok saymak üzerine bir teze ihtiyaçları vardı. Kürtlerin varlığını kabul etmek, ulus-devlet modeline uygun sonuçlar yaratmayacaktı.

Yeni bir ülke yaratıldığı iddiasından dolayı uydurulan bu masalların, dünya gerçekliği içinde bir anlamının olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Yeni bir ülke yaratılıyor ama eskinin (Osmanlı İmp.) dış borçlarının ödenmesi kabul ediliyor. Yeni bir ülke kuruldu deniliyor ama eskinin ele geçirdiği yerlerin (İstanbul'un fethi) kutlamaları düzenleniyor. İstanbul'un fethi kutlanıyor ama yeniden kurulan ülkenin en büyük kentinin, İngilizlerce işgal edilip, geriye çekilmelerinden sonra kutlanılan bir şeyi yok. Yeni bir ülke kuruldu deniliyor ama 10 Nisan 1845'te (Osmanlılar zamanında) kurulan polis teşkilatının kuruluşu o gün kabul edilerek, 163. Polis Haftası kutlanılıyor. Osmanlılar zamanında Ermenilere yapılanlar şiddetle inkar ediliyor yeni kurulmuş bir ülkenin tarihçileri yoluyla. Yeni bir ülke kurduk, devrimler yaptık, bir Türkü dünyaya bedel ettik de Batılılaşmayı da hedef koyduk. Dünyaya bedeldik, Batılılara kavuşalım dedik, dış borç için kuyruklardan çıkmadık. Oysa Kayıp Kıta Mu hikayesinin öznesi Türkler değil miydi? Herkes Türk'se, bir Türk dünyaya neden bedel olsun ki?

İşte, ti'ye alınacak bir tarih doktrininden yola çıkılırsa, geleceği nokta da ti'ye alınmak olur. Halaçoğlu'nun dedikleri faşizm tanımına giriyordu, istifa etmeliydi. Ama Mu'dan yola çıkan bir tarih tezini ortaya atan eski Tarih Kurumu Başkanı'nın söyledikleri, teze aykırı değildi ki? O sadece otuzların dünyasında kurgulanan bir doktrinin bakış açısını bize yeniden hatırlattı. Ben o zaman da Halaçoğlu'na kızmamıştım hatta bu hatırlatma için bizlerin teşekkür etmesi gerektiğini belirtmiştim. Resmi ideolojinin Kürtlere ve Ermenilere ilk günden bu yana nasıl baktığını hatırlatan sözlerdi onlar.

Şimdi tekrar başa dönelim. Resmi ideolojinin Kürtlere ve Ermenilere bakışında, otuzlardan bu yana belirgin bir farklılık var mı? Kürtlerin hala ellerinde tutulabilir hiçbir hakka sahip olmadığını görüyoruz. Kendi ülkesindeki Ermenileri Suriye çöllerine süren, çoğunun yollarda ölmesine neden olan bir imparatorluğun yerine kurulan, kurulduğunu iddia eden bir ülkenin yaşanan o trajediden dolayı bir özeleştiri yaptığını duyanımız yok. Aksine, kalanların da bir şekilde ülkeden kaçmasına neden olmuş bir baskı mekanizması yaratmış. Ve kendi ülkesi dışında, Ermenilerin yaşadığı bir ülke olan Ermenistan ile de sınırlarını kapatmış. Demek ki, seksen üç yılda bakış açısında, iyiye doğru belirgin bir fark meydana gelmemiş. Böyle bir tablo içinde Cumhurbaşkanı Erivan'a gitse, maç izlese ne olur, gitmese ne olur? Ya da Başbakan Erdoğan Diyarbakır'a gitse, DİSKİ Spor'a üye olsa, DİSKİ'nin bir maçını izlese bir şey değişir mi?

Endüstrileşmiş ve milliyetçiliğe en çok su taşıyan şeylerin başında gelen bir spor müsabakasına bu kadar anlamlar yüklemek, tarihin gerçekleri ile yüzleşmekten kaçmakla ilgili. Spor barış ve kardeşliğe vesile olsaydı, 1968 Meksiko Olimpiyatları'nda 200 metrede 1. olan T. Smith ve 3. olan J. Carlos'un madalya töreninde siyah eldivenli ellerini yumruk yapıp havaya kaldırarak ABD'deki ırk ayrımcılığını protesto eden tavırları alkış alırdı. Oysa, hemen madalyaları ellerinden alındı, atletizm yapmaları yasaklandı.

Spor, siyasal sorunları çözmez. Aksine, yükletilen anlamlar nedeniyle milliyetçiliği pompalar, savaşlara dahi neden olur (El Salvador-Honduras arasındaki maç sonrası iki ülkenin savaşa girmesi gibi). Çözüm için atılacak ilk adım, tarihle doğru dürüst yüzleşmektir. Bu yüzleşme gerçekleşmeden, hiçbir adım atma şansı olmaz. Tarihin üzerine toprak serperek çıkış bulamaz hiç kimse. Çünkü yüzleşemediğimiz tarih, sonsuza dek peşimizden bizi takip edecektir.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar