AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Araştırma

Göçün sosyal kültürel ve psikolojik boyutları


Abdullah Demirbaş * / Yeni Özgür Politika

Göçün sosyal kültürel ve psikolojik boyutları - Abdullah Demirbaş * / Yeni Özgür Politika “Göç ettirme politikasından en fazla toplumların geleceğini oluşturan ve teminatı olan çocuklar olumsuz etkilenmektedir. Yaşanan sorunların toplumun geleceğin karartılmasına neden olduğu, çözüm bulunmazsa bu sorunların kangren haline geleceği ve onarılmaz toplumsal yaralara açacağı ortadadır.”

Göç kavramı her ne kadar demografik bir değişim hareketi olsa da beraberinde sosyal, siyasal, kültürel psikolojik boyutları olan bir değişim olgusu olarak ele alınmalıdır. Bu olgu göç ettirilen veya göç eden tarafı etkilediği gibi göç edilen yerlerde yaşayanları da etkilemektedir.

Türkiye’de 78 yıllık Cumhuriyet tarihine bakıldığında Kürt göçünü 3 ayrı dönemde ele alabiliriz. İlki, l. Dünya Savaşı sonrasında çıkarılan İskan Kanunu çerçevesinde Kürt önderler, aydınlar, isyana katılan insanlar devlet eliyle Ege, Trakya, İç Anadolu Bölgesi’ne asimile olmaları için yerleştirilmiştir. Göç ettirilen bölgelere bakıldığında orada yaşayan insanların siyasal eğilim olarak milliyetçi, ırkçı bir yapıya sahip oldukları görülmektedir. Kürtlerin buraya yerleştirilmesinin nedeni hem daha önce yaşadıkları yerler ile hem de burada yaşayanlar ile aralarında sosyal bağların kopartılmak istenmesidir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen ekonomik nedenlerle yaşanan bir göç hareketini daha görüyoruz.

Yukarıda tablodan da anlaşılacağı üzere birçok yerde İstanbul’a olan göç düşerken Kürt bölgelerinde göç veren nüfus artmıştır. Özellikle 1980’li yılların ortalarından itibaren bu daha çok artmıştır. Üçüncü göç dalgası ise 1980’li yılların ortalarından itibaren önceki göçlerden farklı olarak devlet inisiyatifini aşmış olarak gelişti. Bu göç devletin stratejisini de boşa çıkartan bir şekilde gelişmiştir. Devletin asıl yapmak istediği, tarım toplumundan kapitalist toplum içerisine çekme ve ucuz maliyetli emekçi bir sınıf yaratmaktı. Tabii bu sayede göç eden Kürtleri asimile de edebilecekti. Fakat bu tam olarak gerçekleşmedi. Bu dönemde ayrıca gelişen Kürt mücadelesine karşı koruculuk sisteminin yaygınlaştırmak istenmesi, bazı bölgelerin mayınlanması ve çatışmalar gerekçe gösterilerek birçok köyün boşaltılması, büyük bir göç dalgasına sebep olmuştur. Ayrıca barajların yapılması bahanesi ile boşaltılan köyleri de buna eklersek, göç edenlerin büyük bir demografik hacme sahip olduğu görülür. Köylerinde üretim koşulları engellenen (ekinlerin ekipilip biçilmesine izin verilmemesi, hayvanların yaylaya çıkarılamaması) kentlerden yaptığı alış-verişe ambargo konan, yaşam kaynaklarından yoksun bırakılan halk, göçe zorlanmıştır. Ekonomik yaptırımlara rağmen göçmeyenlere ise askeri zor kullanılmıştır.

Zorunlu göçün sebepleri

1990’lı yıllara kadar Diyarbakır ili dışarıya göç veren konumdaydı. 1990’lardan sonra büyük bir hızla göç almaya başladı. Bu göç gönüllü değil zorunlu idi. Daha önce geçim sıkıntısı toprak azlığı, eğitim ve sağlık yetersizliği gibi nedenlerle göç eden insanlar, 1990 sonrası adeta can pazarına dönüşen Kürdistan’da, köylerin yakılıp yıkılması ve gelişen şiddet olayları nedeni ile yerlerini terk etmek zorunda kalmışlardır. Kısaca göç nedenleri şöyle sıralanabilir;
  • Gıda ambargosu uygulanması
  • Yaylaların yasak nedeni ile kullanılamaması
  • Koruculuğun zorla dayatılması ve bu nedenle köylerin korunamaması
  • Faili meçhul cinayetler ve kaçırma olayları
  • İşkence ve gözaltına alınma korkusu
  • Meçhul kişilerin para toplaması, askeri operasyonların devam etmesi
  • Can güvenliği nedeni ile eğitim, sağlık gibi temel hizmetlerin olmaması
  • Tarım ve hayvancılıktaki üretimin azalması ile gelişen yoksulluk ve ekonomik sıkıntıların başlaması.
Daha önce köyde ürettiklerini kentte pazarlarken göç ettirilme ile birlikte pazarlayacak bir üretim yapamaz duruma düşmüş, kentte katılımını tüketici bir sıfatla geliştirmiştir. Bu sonuç bile başlı başına Türkiye ekonomisi için bir kayıptır. Kentlerin varolan iş gücü kapasitesi mevcut olan nüfusa yetmezken, bu yeni nüfusu emebilecek bir durumda olmadığından, göçler tamamen atıl bir iş gücü potansiyeli oluşturmaktadır. Bu sonuç insan kaynaklarını verimli kullanamamadan ötürü ekonomik değeri büyük olan kayıplara neden olmaktadır. Bu aynı zamanda göç ettirilen insanlar için de sosyal bir trajedidir.

Göçün sonuçları

Göç olgusunun bir başka sonucu da en çok arazi ve arsa gibi alanları etkilemiş olmasıdır. Bu durumdan yararlanan kentli, spekülatif bir şekilde artırılan arsa ve ev fiyatları karşısında bu tür gayrimenkullarını satarak bir başka kente göç etmişlerdir. Göç ettirilenler bu arsalarını yüksek oranda satamamışlardır. Bu sonuç, haksız kazanç alanları yaratmıştır. Göç hareketleri köyden kente, köyden metropollere ve kentten metropollere bir akış halinde olmuştur. Göçün yarattığı demografik değişimler şu şekilde gözlemlenmiştir;
  • Göç eden nüfusun doğurganlığı kaynaktaki doğurganlığından düşüktür
  • Göç edenler üretken, genç yaş gruplarında yoğunlaşmaktadır
  • Göç alan yörelerde erkek nüfus daha ağırlıklıdır
  • Göç eden nüfusun iş gücüne katılma oranı genel nüfusa göre düşüktür
Göç eden halkın gündeminde öncelikle kente uyum sağlamanın ötesinde birinci derecede hayati sorun olarak barınma, giyinme, beslenme konuları önemli yer almaktadır. Kent ortamında her şeyin metalaştığı bir durumda yabancılık çeken göçerler için günlük geçim kaygısı önem kazanmaktadır. Metropolün üretim ilişkilerinin farklı olması onları bu gelir kaynaklarından uzak tutmaktadır. Özellikle göçerler ağır işleri kapsayan ve mesleki niteliği olmayan (hamallık, seyyar satıcılık, kapıcılık vb.) marjinal sektörlerde çalışarak beslenme giderlerini karşılarken, barınma ihtiyaçları için kentsel yapılandırmada bozuk yapılar niteliğinde oluşmuş gecekondularda yaşamaktadırlar. Kendi köyünde tarım toplumunun kültürel değerlerini yaşayan göçerler birtakım yeni kültürel değerlerle karşılaşmış bu da kültürel uyum problemini yaratmıştır. Köyde paylaşım, dayanışma, komşuluk, akrabalık, samimiyet ve namus gibi değerlerle yetişen bu insanlar; kentte her şeyin metalaştığı ve yabancılaşmanın yoğun yaşanması nedeniyle kültürel ve sosyal uyumsuzluk yaşamaktadırlar. Köyünde büyük aile tipi şeklinde yaşayan insanlar, kentlere geldiklerinde akraba, hemşeri veya aşiret üyelerinin bulunduğu alanlara gelmesi ailede beraberliğin devam ettirilmesi, ekonomik kazançların tek elde toplanması gibi eğilimlerin devam etmesine rağmen bu eğilimler kentteki yaşama karşı güç kaybetmekte ve kente denk düşen bireyciliğe dayalı yaşamın merkezileştiği görülmektedir. Bu durum şu sonuçlara neden olmaktadır:
  • Ailelerin parçalanması
  • Boşanmaların artması
  • İntiharların artması
  • Kentlileşememe sonucu sosyal bunalım yaşanması
Bu durum beraberinde egemen kültürün hakimiyetini de getirmiştir. Asimilasyonla birlikte egemen kültüre benzeşim söz konusu olmuştur. Kendi kültürlerinden uzaklaştırılan insanlar kendilerini bu duruma düşürenlere karşı öfke ve kin duymuşlar, bu da toplumsal barışiçin olumsuz bir gelişim olmuştur.

Göç ve insan üzerine etkileri

Toplumsal değişmenin bir toplumun tüm kesimlerinde aynı hız, oran ve yönde gerçekleşemediği sosyolojik bir gerçekliktir. Maddi kültürde daha hızlı bir değişim yaşarken manevi kültürde değişim aynı hızda olmayıp daha yavaştır. Bu değişim hızı ve nitelik farkından kaynaklanan pekçok sürtüşme ve uyumsuzluk, toplumsal çözülmeyi artırmış ve anomik durumların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yağma, hırsızlık, mafya gibi yasadışı faaliyet ve organizasyonlar, kurulu ekonomik koşulların yerini almıştır. Bundan dolayı Kürtlerin kenar mahalle ve gecekondu gibi yaşamsal alanların dokuları bozulmuş ve boşaltılmış durumdadır. Kültürel yozlaşmanın yanı sıra siyasal olarak da sınıfsal, ulusal, dinsel ayrışmalar, çatışmalar, provokasyona gelmeler, şiddet ve yıkıcı etkenler sağduyunun, barışın ve dayanışmanın yerini almaktadır. Bu durum mevcut siyasal sisteme tepkiyi geliştirmiştir. Aynı zamanda siyasal kurumlara olan güveni yitirtmiş, sosyal bütünleşmeyi bozmuş, sosyal çözülmeyi geliştirmiştir. Ayrıca Kürdistan’da geliştirilen koruculuk sistemi köyleri boşaltmaya alet edilince zaten var olan husumet ve kan davaları daha büyümüş iç barışı olumsuz etkilemiştir. Ayrıca siyasal kurum ve kurallara azalan güven, göç ettirilen insanları yeni çözüm arayışlarına itmiş kendi çözüm yöntemlerini ve sistem dışı örgütlenmelere, çözümlere yönlendirmiştir. Göç ettirilen ailelerin ikinci kuşak bireyleri bu güvensizlik ortamı içinde gelişmiş; kuşak çatışmaları nedeniyle evden kaçmalar, intiharlar, genç kızların fuhşa teşvik edilmesi, uyuşturucu ve uçucu madde bağımlılığı, dilencilik, sokaklarda mendil satma vb gibi sosyal sorunların ortaya çıkmasının yanı sıra kriminal olarak da hırsızlık, gasp gibi sorunları da doğurmuştur.

Göç eden insanlarda depresyon, aşağılık kompleksi, kendine güvensizlik, sezgi anlayışının tahrip olması, kendine ve başka bireylere saygı olgusunda tahribat gibi psikolojik sorunları da doğurmuştur. Bu tür psikolojik ve sosyal sorunlar yaşayan bireyler kendilerini ifade etmekten ve kendileriyle barışmaktan, toplumla uyuşmaktan, yaşamdan korkar hale gelmişlerdir.

Göçün eğitim boyutu

Yaşanan göçten en çok çocuklar ve kadınlar etkilenmektedir. Psikomatik rahatsızlıklar gözlemlenmektedir. Çocuklarda baş ağrısı, kulak çınlaması, terleme, mide yanmaları, karın ağrısı gibi şikayetlerin yanı sıra korku, gece altına işeme, içe kapanıklık, kendine güvensizlik gibi durumlara da rastlanmaktadır. Olağan dışı koşullarda yaşayan çocuklarda görülen stres, bellek bozukluğu, alkol-uyuşturucu bağımlılığı, öfke, düşmanlık, huzursuzluk, içe kapanma, panik, ölüm korkusu, duygusal tepkisizlik, dalgınlık gibi sonuçlar doğurmuştur. Diyarbakır Tabipler Odası’nın yaptığı araştırmaya göre sağlığı olumsuz etkileyen nedenler şöyle sıralanabilir.
  • Aynı hanede 2-3 ailenin yaşaması
  • Yaşanan şiddete bağlı olarak gelişen ruhsal bozukluklar
  • İyi beslenememe
  • Isınamama
  • Temizlik koşullarının tam olmaması
  • İçme suyunun yetersiz ve pis olması
  • Atık suların düzenli tahliye edilmemesi
  • Katı atıkların rasgele atılması
Bu koşullar sağlık sorunlarını artırmaktadır. Tabii bunun yanı sıra, insanlar tedavi olsa bile ekonomik zorluklar nedeni ile ilaçlarını yeteri alamamaktadır. Bu da sorunları daha da büyütmektedir. Özellikle bulaşıcı hastalıklar konusunda yeteri kadar önlemler alınamamakta, bu hastalıkların taşıyıcılığını arttırmaktadır. Göç alan kentlerde kısa sürede ortaya çıkan aşırı nüfus artışı işsizlik yoksulluk ve olumsuz çevre koşulları yakın bir gelecekte salgın hastalıkların patlak vermesine neden olacaktır. Bu mevcut duruma rağmen sağlık kuruluşları ve personelinin yetersizliği olayın başka bir boyutudur.

Göçün çocuklar üzerine etkileri

Eğitim boyutuyla çocukların anadillerinin, kültürlerinin ve kimliklerinin yadsınması çocuklar tarafından bir aşağılanma olarak algılanmakta benlik saygıları zedelenmektedir. Okulda anlatılan konulara ve öğretmenlerle özdeşim kuramama, gerçek hayatla okul arasındaki tezadı artırmaktadır. Bu durum çocukların okuldan kaçması, yaşıtları ile oyun oynamaması sinirli ve kavgacı olmaları, okuldaki arkadaşları ile uyum problemlerini artırmaktadır. Okulların mevcut kapasitesinin zaten var olan kent potansiyeline yetersizliği göç ile birlikte bu sorunu fiziki olarak daha da artırmıştır. Göçler sonucu köydeki okullar eğitim ve öğretime kapanmıştır. Şehir merkezlerindeki sınıfların kapasiteleri 50-60 iken göç alan semtlerdeki okulların sınıf mevcutları 100 civarına yaklaşmıştır. Bu durum öğretmenlerin yaklaşımını zorlaştırmış, zaten düşük olan eğitim kalitesi daha da düşmüştür. Üniversite sınavlarındaki başarı düzeyinin düşüklüğü buna örnektir. Bu dönemde açılmaya çalışılan YİBO’lar (Yatılı ilköğretim Bölge Okulları) zaten sorunlu olan bu çocukları aile ortamından kopararak sorunu çözmek yerine var olan sorunları derinleştirmektedir. Özellikle YİBO’ların Kürdistan’da yapılmasının bir nedeni de asimilasyonu gerçekleştirmektir. Dikkat edilirse büyük bir çoğunluğu Kürdistan’da yapılmaktadır. Bunun yanı sıra birçok çocuk çeşitli nedenlerden ötürü eğitim hakkından yoksun bırakılmaktadır.

Göç eden ailelerin çocuklarında suç işleme oranlarının hayli arttığı gözlemlenmektedir. Bunların birçoğu çocuk mahkemelerinde değil yetişkinlerin yargılandığı mahkemelerde olmaktadır. Bu çocuklar, ailelerinin geçimlerini sağlamak veya katkıda bulunmak amacıyla çok sağlıksız koşullarda ve düşük ücretle çalıştırılmakta, bu da çocuk işçiliğini artırmaktadır. Birçok çocuk okula gitmek yerine sokaklarda işpotacılık (boyacılık, tatlı, simit, mendil satma vb) işlerinde çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sonuç olarak bu göç ettirme politikasından en ciddi şekilde toplumların geleceğini oluşturan ve teminatı olan çocuklar olumsuz etkilenmektedir. Yeni toplumsal yaraların ve toplumun geleceğinin karartılmasına neden olduğu, çözüm bulunmazsa bu sorunların kangren haline geleceği ve onarılmaz toplumsal yaralara neden olacağı da ortadadır.

* Abdullah Demirbaş; Görevden alınan Diyarbakır Sur Belediye Başkanıdır


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler