AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Medya, Siyaset ve Etik


Bülent Gündüz / Aktüel Bakış

Medya, Siyaset ve Etik - Bülent Gündüz / Aktüel Bakış Medya, yazılı görsel ve işitsel yayın organları ile son yıllarda interneti de içine alan sınırsız bilgi ağıyla kontrolü zor bir kitle iletişim teknolojisine dönüştü.

Kamuoyu vicdanı yaratma ve toplumları iktidarların ‘medyatik gerçek’ine inandıran en etkili araç olması açısından medya, analitik bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.

Uzmanlar, medyanın ‘etki ve eylem aracı’ olduğu noktasında hemfikirdirler. Etkisiyle beraber eyleme teşvik eden bu aracın toplum içinde yine etkilediği ve eyleme geçirdiği kurum ve kişiler de bir o kadar önem kazanmaktadır.

Çünkü günümüz medyası hiçte naif olmayan insanlar, elitler ve seçkinlerin egemenlğindedir. Dünyanın neresinde olursa olsun küçük istisnalar dışında bu bir gerçekliktir.

Bu saptama, bize, egemenlerin gözüyle dünyaya bakmanın önüne geçebilecek arayış dürtüleri uyandırıyor.

Karar vericiler yani iktidar sahipleri, topluma dayatacakları bir fikrin bir kanunun kamuoyuna vereceği yarardan çok medyada nasıl tepki bulacağını merak eder. Çünkü siyasiler ile toplum arasında medya bir filtre görevi görür. Medyanın bu görevi hangi filtrelerle uygulayacağı da ayrı olarak incelenmesi gereken bir konudur.

Medyanın asli görevini icra etmesi yani siyasileri ve devleti eleştirmesi, toplumu bilgilendirmesi, bunu halk adına yapması patronal kaygılardan tamamen arınmış gazetecilerden oluşmasıyla bire bir ilintilidir.

Siyasi bir demeç; yorum farkı, görüntünün gücü, montaj ve benzeri medyatik unsurlarla halka bir tokat olarak sunulabileceği gibi şevkat eli gibi de sunulabilir. Dünyanın bir çok ülkesinde bunu kontrol eden mekanizmalar vardır. Gerek medyanın içinde gerekse toplumsal sorumluluğu kendisine mesleki prensip olarak kabul etmiş gazeteciler bunu kontrol edebilmektedirler.

Türkiye’de ise medya, halktan tamamen kopuk bir yayın mantığına sahip olduğundan yayınlar belli odakların çıkarları doğrultusunda gerçekleşir.

O halde bu ucube gidişatı kontrol edebilmek ancak toplumun etik değerlerini özümsemekle mümkün olur.

Dolayısıyla medya ve siyaset ilişkisinde üçüncü bir olguya ihtiyaç vardır. Bu noktada etik, iki unsuru kontrol eden sosyal bir denge olgusu olarak devreye girer.

Medya ve Siyaset ilişkisinde gazeteci, basın ahlak ilkelerini çiğnemezse, siyasetçi de kendi meslek ilkelerini çiğnemediği sürece bütün medeni toplumlarda olduğu gibi ilişki doğal akışı içinde seyreder.

Örneğin savaş için tezkere kararı çıkarmak isteyen bir hükümet düşünün. Medya, radyosu, televizyonu ve gazetesiyle bu tezkerenin acı, keder ve boşa harcanan milli servet olduğu noktasında hemfikir olduğunu varsayın. Ve bu yönde gelişen toplumsal tepkilerle siyasilerin halk adına yeniden düşünmeye teşvik etme gibi bir eylemliliğe girdiğini düşünün. Bu durumda siyasiler medyanın oluşturduğu kamuoyu karşısında geri adım atmaya başlar. (bu ihtimalin imkansızlığı gün gibi ortada olsa bile) Bu eylem, her ne kadar Türkiye için ekstrem bir örnek de olsa bu durumda medya, etik gereği manüplasyonu seçmemiştir. Yani iktidarların siyasi hiç bir kaygısına alet olmadan toplumun iç dinamiklerinden yükselen sesi olduğu gibi siyasilerin önüne sunarak çözümü dayatıyor. Tabii bu sese kulak vermek de siyasilere düşeceğinden, geri adım atmanın aslında halk adına ileriye atılmış bir adım olduğu gerçeğine varılır.

Demekki bu noktada etik, Siyasetin ve Medyanın olmazsa olmaz bir elemanı olarak karşımıza çıkıyor. Ahlaktan nasibini almamış siyaset, medyanın eleştirel mekanizması aracılığıyla toplumun ahlak normlarına kavuşması için dönüşüme zorlanabilir.

Fakat etiksel değerlerden yoksun bir gazeteciliği ne ile kontrol edebiliriz?

Kitle iletişim araçları içinde etik paraya yenik düşerse, bir sanayici gazeteci patronu olursa, medya asli görevi dışına çıkmadan durabilir mi?

Gazeteci, patronun devasa pazarı ve sermaye grubu içinde küçük bir piyona dönüşmez mi ?

Siyaset ve medya ilişkisinin sorgulanmasında siyasetin asli görevinin dışına sapması durumunda çıkar ilişkileri sorgulanmayı gerektirir. Aynı durumda, medyanın da birden çok alanda sorgulanması da bir zorunluluktur.

Bab-ı ali döneminde gazeteci olan basın patronları günümüzde yerini iş adamı ve sanayici medya patronlarına bırakmıştır.

Bu da, gazeteci olmadığı halde bir iş adamının neden medyayı seçtiği sorularıyla açıklanmalıdır. Hem sanayici hem gazeteci aynı zamanda iş adamı olunur mu?

İşçi asgari ücretlerine zammı desteklemeyen bir patron eğer aynı zamanda medya patronuysa gazetesinde ve televizyonunda işçilerin lehine bir propaganda içine girmez, bu yönde kamuoyu oluşturmaz . O halde bir iş adamının gazeteci olması, medyanın asli görevi olan kamuoyunu bilgilendirme yerine bir kişinin veya bir grubun çıkarı için gizleme ve sahte kamuoyu yaratma eylemine iteler.

Bankacı medya patronlarına ne demeli peki?

Bankacılık sır saklama mesleğidir.
Gazetecilik ise ‘temas ve mesafe’ mesleğidir, gazetecilikte ‘sır’ı paylaşma kamuoyuna açma meyili vardır. Bir patron bir sırrı saklarken aynı zamanda bunu topluıma açarak kendi çıkarını zedeler mi ?

Türkiye’de çarpık olan şey bu gidişatı kontrol eden bir mekanizmanın olmayışıdir.

Bu, hem siyaset hem de medya için geçerlidir ki bu da Türkiye’de yaşanan sosyal ve siyasi travmanın sebeplerinden birini teşkil ediyor.

Medyasının yüzde yetmişi bir insanın elinde olan bir ülkede hangi alternatif fikirden bahsedilebilir?

Patronun ihalelerinde bir hile varsa sorgulanabilir mi?

Bir haberin ‘asparagas’lığı nasıl ıspatlanır? Yaratilan sahte gündemleri sorgulayacak alternatif bir televizyon, bir gazete olmazsa toplumda sürü psikolojisi oluşmaz mı?

Türkiye için en korkunç olan, aslında hem siyasetin hem de medyanın etik değerlerden yoksun olmasıdır ki bu da Türkiye’nin son yıllarda içine düştüğü en banal medya siyaset ilişkisi olarak önümüze çıkmaktadır. Tahtından korkan siyasetçilerin medya gruplarına saldırıları ve gazetecilerin birer er edasıyla komutanlarını savunma girişimleri etiğin ayaklar altına alınması değil midir?

Ortaya çıkan tablo, hem medyanın hem de siyasetin etik olgusunu özümsemediğini gösteriyor.

Horoz dövüşlerine davetiye çıkarmalar ve bunu fon müzikleriyle kow boy düellolarına çevirmeler medya ve siyasetin kafa-kol ve çavuş-ahbap ilişkisini izah etmek için yeterlidir.

Etik sahibi olmak aynı zamanda insan olmanın başlıca gereği değil midir?

Biraz etik!

Biraz ahlak!

Biraz, sadece biraz!


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler