AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Kapitalizmin krizi ve alternatif fırsat!


Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak / Evrensel

ABD merkezli yayılan finansal kriz, 2006 yılında konut sektöründeki durgunlukla başlamış, Mortgage sisteminin çökmesiyle doruğa çıkmış ve yoğun önlemlere rağmen dizginlenememişti. Bugün ise ABD’de ve Avrupa’da en büyük yatırım ve mevduat bankalarının batmasıyla devam etmektedir.

2007 krizinden bu yana ABD’de batan banka sayısı 13. Bunların 11 tanesi 2008 yılında batmış durumda. Batan bu bankaların Amerikan halkına maliyeti yaklaşık 10 milyar dolardır. Tıpkı 2000-2001 kriziyle Türkiye’de batırılan bankaların halka fatura edildiği gibi, Amerika’da da benzer operasyonlar yapılmaktadır. Türkiye halkına fatura edilen banka vurgunları yaklaşık 100 milyar doları bulmuştu ve göz göre göre içi boşaltılan bankalara el konularak, zararlarının halka fatura edilmesinin hiçbir hesabı sorulamamıştı. Yer ve zaman farklı olsa da kapitalist sistemin işleyişi benzerdir.

Bugün ise benzer girişimler ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşanmaktadır.

ABD’nin TMSF’si olarak adlandırılan FDIC, ülkenin en büyük mevduat bankası olan Washington Mutual’e el koyması krizin yayılmasını engelleyemedi. Bush’un sektörü krizden kurtarmak için ortaya attığı 700 milyar dolarlık tedbir paketi temsilciler meclisinden onay alamayınca, kapitalist sistemin bir başka soygun aracı olan borsaları büyük bir şokla inişe geçti.

Krizden beslenen kapitalist sistem bu tür çalkantıları sürekli yaşamaktadır. Bunda şaşılacak bir durum yok. Çünkü kapitalizm şizofreni hastalığına benzetilir. Sürekli bunalım ve krizden beslenir. Yarattığı krizi halka fatura ederek, oluşturduğu yeni kaynakla ileriye doğru yoluna devam eder. Bu yolla başvurduğu soyguna ise kamulaştırma adını vermektedir. Ancak bugün yaşanan krizin, kapitalist sistemin tarihindeki en büyük krizi olduğu düşünülürse, büyük bir çırpınma ile karşı karşıya olduğu da açıktır. Buna rağmen bu krizi kapitalist sistem için yeni bir fırsata çevirmek için yoğun çaba gösterilmektedir. Öylesine bir çaba ki, kriz kelimesinin birlikte anılması mümkün olmayan sosyalizme saldırılar bile yaşanmaktadır.

ABD’de bankaların ve batık kredilerin devletleştirilmesi üzerine tepki gösteren Cumhuriyetçilerin, bu durumu “sosyalist darbe “ olarak adlandırması saldırının boyutunu ortaya koymaktadır. Oysa bu operasyon, kapitalist sistemden vazgeçmek için değil , zararın kapitalist devlet tarafından el konularak halka fatura edilmesi girişimidir. Bu tahribatın halka fatura edilmesinin sosyalist bir darbe olarak adlandırılması, can çekişme pozisyonunda olan kapitalizmin yarattığı yıkımı örtmek için sosyalizme saldırmaktadırlar. Kaldı ki her devletleştirmenin sosyalist müdahale olarak değerlendirilmesi cahilce bir yaklaşım değilse bile kasıtlı bir tanımlamadır. Ayrıca insanlığın tek kurtuluşu olan sosyalizmin adını kirletmekten başka bir amaç da gütmemektedir.

Kapitalizmin temel ilkesi, ekonominin “serbest piyasa” kuralıyla işlemesi olduğu dikkate alınırsa bu yapılanlar neyle açıklanabilir? Hani “görünmeyen el” piyasayı düzenleyecekti. Hani ekonomik faaliyetler tam rekabet şartları içinde serbestçe yapılabilecek, ekonomik sorunların çözümü devletin ekonomiye müdahalesiyle değil, fiyat mekanizması aracılığı ile gerçekleştirilecekti! Peki bu müdahaleler neyin nesidir? Batan bu bankalara el koyan devlet eli , görünmeyen el mi , yoksa kapitalist devletin kocaman elinin hortum gibi halkın cebine dalarak emmesi midir? Dolaysıyla ortaya atılan serbest piyasacı görüşlerin birer safsatadan ibaret olduğu açıktır.

Sömürü alanlarını genişleterek dünyaya yayılan ABD, neden olduğu krizi kendi lehine çevirmek için , yayıldığı ülkelerdeki işbirlikçileri aracılığıyla bu bunalımdan kurtulmaya çalışacaktır.
Dalga dalga yayılan bu krizin ülkemizi etkisi altına alması kaçınılmaz iken; ekonomisiyle, siyasetiyle ABD’ye tam bağımlı olan Türkiye’deki işbirlikçiler tam bir aymazlık içinde “kriz bizi etkilemez” masalları anlatmaya devam ediyorlar. Vatana ihanet işleviyle kurulan borsanın yüzde 70’i aşan kısmı ile bankaların yüzde 50’si, üretim işletmelerinin büyük bir kısmı yabancı tekellerin elinde olan bir ülkenin “yöneticileri” kriz bizi etkilemez diyorsa, halkın gözünün içine baka baka yalan söylemek demesek bile, tek kelimeyle aymazlık diyebiliriz.

Bütün yansımalarıyla dökülen kapitalist sistem, yolsuzlukla, soygunla, sömürüyle, savaş ve bunalımlarla varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Sistemin Türkiye ayağında bunu açık bir biçimde görmek mümkündür. Son yolsuzluk olayları, 2008 yılında elektriğe yüzde 65, doğal gaza yüzde 35, su ve petrol zamlarıyla yürütülen soygunlar, halkı çileden çıkarmış durumdadır. Açıkça yolsuzluk ve soygun sistemi her yanıyla dökülmektedir. Bu sistemi yürütenler ise bütün bu çirkinliklere rağmen, halkı aldatarak süreci uzatmaya çalışmaktadırlar.

Türkiye emekçileri, ezilenleri, demokrasi güçleri, halkı birleştirici birleşik bir cephe yaratarak ; inandırıcı, güven verici ve etkileyici alternatif bir güç ortaya koyarak gerçek bir halk iktidarını kurmalarının tam zamanıdır.

Aksi halde kapitalist sistemin işbirlikçileri ve yürütücüleri, bütün kirli yapılarının ortaya çıkmasına rağmen ,yeni manevralarla yola devam edeceklerdir. Kaldı ki “biz yönetemedik, alın siz yönetin” demelerini bekleyemeyeceğimize göre bu alternatifi ortaya koymak zorunlu bir ihtiyaçtır. Bu fırsat doğru değerlendirilirse halk gerçek bayramı o zaman yaşayacaktır.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler