AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

İnat ve ısrar


Selahattin Erdem / Gündem Online

İnat ve ısrar - Selahattin Erdem / Gündem Online Kürt basını susturulmak, Kürtlerin sesi kesilmek isteniyor. Herhalde 'isteniyor' demek de tam yerine oturmuyor, isteniyordan öteye bunun için her türlü anti-demokratik yöntemle çaba harcanıyor.

Bir dergi düşünün, yirmi yıldır neredeyse her sayısı hakkında toplatma kararı veriliyor. Kaç defa kapatıldığını ve kaç adla yeniden çıktığını saymak bile pek mümkün değil. Yasal olarak çıkartma kararı alınıyor ama, ancak gizli yöntemlerle çalışılarak çıkartılması başarılıyor. Herhalde 'Özgür Halk' Dergisi'nin başına gelenlerin bir benzerini daha bulmak çok zordur.

Bir gazete düşünün, belki de kırk sefer ad değişmiş. Günlük olarak çıkıyor, ancak hangi zahmetlerle okuyucuya ulaşıyor. Kaç sayısının toplatılmış olduğunu hiç kimse bilmiyor. Onlarca kez büroları basılmış, malzemelerine el konmuş, onlarca yazarı ve muhabiri katledilmiş. En son 'Alternatif' adıyla çıkarken kapatılan gazetenin tarihsel serüveni incelenmeye değer.

Bütün bunlar, bazen 'demokrat' olduğunu söyleyen, bazen de 'savaş yürüttüğünü' söyleyen bir ülkede oluyor. Bu ülke öyle bir yönetimle yönetiliyor ki, bu yönetim sadece kendi yasak ve kapatmalarıyla da yetinmiyor. Dünyanın dört bir yanına uzanarak Kürt basını adına ne varsa hepsinin başına aynı şeyleri getirmeye çalışıyor. Avrupa'da 'Roj Tv', 'Özgür Politika' gibi organların maruz kaldığı baskı ve kapatmaları herkes biliyor.

Özgür Kürt Basını üzerinde yeni bir baskı ve kapatma furyası başlamış bulunuyor. Almanya hükümeti 'Roj Tv'yi yasakladı. AKP hükümeti 'Özgür Halk' ve ' Alternatif'i kapattı. 'Roj Tv'nin tümden kapatılması da yolda görünüyor. Bunun, özgür Kürt'ün sesinin kesilmesi çabası olduğu tartışma götürür mü? Önce ses kesilmeye, yani özgür basın susturulmaya çalışıldığına göre, Kürt Özgürlük Mücadelesi üzerinde yeni bir planlı imha saldırısı başlamış demektir. Olan, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un söz ettiği 'psikolojik savaşın' başlaması oluyor. belliki ardından da ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel ve askeri savaş gelecek. Kürtlerin bu yeni planlı imha saldırısına her yönden hazırlıklı olması gerekiyor.

Kürt basınına karşı böyle bir baskı ve kapatma süreci geliştirilirken, aynı yönetim 'diğer basına' yönelik ise yeni ve sistemli bir bilgi akışının haftalık olarak yürütüleceğini açıklıyor. Basın-yayın organlarının temsilcileriyle toplantı üstüne toplantı yapıyor. Yıllardır 'yasaklı' olan basın organlarıyla, yani 'İslami basın'la arayı düzeltiyor. Engelleri kaldırarak onları da psikolojik savaş kervanına katmayı öngörüyor.

Bu iki tutum o kadar eşzamanlı gelişiyor ki, mızrağı çuvala sığmaması misali göremeyen gözlere bile batıyor. Bu çifte standartlı tutuma dikkat çekenler ise 'ayrımcı, bölücü' olarak suçlanıyor. Oysa bölücülük yapanın Kürt basınını susturmaya çalışanlar olduğu açık değil mi? 'İslami basın' dahil tüm 'Mehmetçik basın'la toplantılar yaparak her türlü iltifatta bulunurken, Kürt gazete, dergi ve Tv'leri kapatanlar esas ayrımcılığı, bölücülüğü yapmıyorlar mı? Yanlış anlaşılmasın, biz Kürt basını neden Genelkurmay toplantılarına çağrılmıyor, neden psikolojik savaşa dahil edilmiyor demiyoruz. Böyle olması Özgür Kürt Basını için en büyük onurdur. Ancak 'demokratik ülke' denerek Kürt basını üzerinde nasıl bir baskı, zulüm ve kapatma uygulamasının yapılmakta olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz. Bir de göz göre göre basın özgürlüğü yok edilirken, psikolojik savaş aracı 'Mehmetçik basını'nın nasıl da sus pus olduğunu göstermek istiyoruz.

Elbette basına karşı bu yapılanlar İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanı oluşundan kopuk ele alınamaz. Bu paşanın işbaşı yapar yapmaz soluğu Diyarbakır'da, Van'da, Yüksekova'da aldığını herkes biliyor. Bu gezi sırasında nasıl bir 'teröre karşı mücadele stratejisi' çizdiği de belleklerde tap tazedir. Psikolojik savaşın bu mücadelenin en temel unsuru olduğu üzerine basa basa ifade edilmiştir. Psikolojik savaş da, karşı propagandayı susturmak ve ondan sonra da ağzına ne geliyorsa söylemek demektir. İlker Başbuğ, bu temelde yeni bir savaş planı ortaya çıkarıp hükümete kabul ettirmiş, bir yandan 'sınırötesi operasyon tezkeresi'nin bir yıl uzatılmasını gündeme getirirken, diğer yandan da ABD Genelkurmay Başkanı ile görüşme ve anlaşma yapmıştır. İşte 'Mehmetçik basın'la toplantılar yapma ve aynı zamanda Kürt basınını susturmaya çalışma bunların ardından gündeme gelmiştir. Olayın siyasetle ve yaşanan savaşla ne kadar bağlı olduğu açık değil mi?

O halde Kürtler de, onların özgür sesi olan basın da bu gerçekleri iyi görüp ona göre davranmak durumundadır. Yeni imha saldırıları geliyor; halk buna karşı direnmeye hazır olmalıdır, hatta demokratik direnişi geliştirerek bu yeni saldırı planını daha baştan bozmalıdır. Özgür Basın ise, hem halkı bu saldırılara karşı direniş için uyarmalı, hem de kendine yönelik saldırılara karşı yiğitçe inat ve ısrarla direnmelidir.

Özgür Basın, Kürt halkının ve özgürlük mücadelesinin sesi olmayı şimdiye kadar bilmiş ve başarmıştır. Aynı görevi bundan sonra da başaracağından kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Her türlü baskı ve zulme karşı inatla direnerek bunu yapacaktır. Özgür Basın çizgisinde ısrarla yürüyerek bunu yerine getirecektir.

Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın, Özgür Basın susturulamaz. Musa Anter'lerin, Gurbetelli Ersöz'lerin basını durdurulamaz. Bu yiğitlik çizgisi her koşulda sürdürülecektir. Onun ilkesi şudur: Baskıya karşı inatla direniş, Özgür Basın çizgisinde ısrarla yürüyüş! Asla durmadan ve sağa-sola sapmadan!


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler