AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Sorumlular Ankara'da


İhsan Çaralan / Evrensel

Sorumlular Ankara'da - İhsan Çaralan / Evrensel Dün sermaye gazeteleri, hükümet yanlısıyla, muhalifiyle; “hain saldırı” merkezli bildik manşetlerle çıktı. Ama, belki de ilk kez; askeri, gerekli güvenlik önlemini almayan komutanları ( suçlamalar oradaki birliğin komutanından Genelkurmay’a kadar uzanıyordu) sorumlu tutuyordu. Suçlamaların kimisi açıkça kimisi de dolaylı biçimdeydi; ama ortak görüş, eğer askerler gerekli uyanıklığı gösterse, “bu saldırı önlenebilir, 15 asker şehit olmaz”dı biçimindeydi.

Olayın hemen sonrasında, pek adet olmadığı üzere de, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kamuoyunun karşısına çıkmıştı. O soğukkanlı, ağırbaşlı devlet adamı havasını bir yana atan Gül, en yüksek makamdaki yetkili olarak, konuştu: “Bedeli ne olursa olsun mücadeleye topyekün devam edeceğiz. Bu son hain saldırı nasıl yapıldı? Bu sonuna kadar takip edilmektedir. Buna kimler yataklık etti, böyle bir saldırıya kimler kolaylık sağladı? Bunlar sonuna kadar araştırılacak, takip edilecek ve herkesten bunun hesabı sorulacaktır.”

Bu hesap sorulacak denilenler; ABD ya da Irak Hükümeti olmayacağına göre, hedefe konan Kuzey Irak’lı Kürtler, onların içinde de Barzani’dir. Bir de herhalde askerin içinde ya da yakın köylerdeki “PKK ile işbirliği yapanlar” ima edilmektedir.

Tabi bu geneldeki suçlu arama dışında Muhalefet de hükümeti suçlamakta; ama “Ortadaki soruna ‘Kürt sorunu’ diyerek (Erdoğan bir zamanlar böyle demişti) ‘teröre’ ve ‘bölücülüğe’ meşruiyet sağladığı” gerekçesiyle!

Asker gerekli önlemleri yeterince aldı mı almadı mı, başka zaaflar var mı, tartışılabilir ama bunlar işin ayrıntılarıdır. Ancak bu tartışma, sorun askeri başarısızlıklar yanı, eğer 25 yıl süren bir anlamsız savaşın gelip dayandığı yer olarak görülmezse, bundan siyasi sonuçlar çıkarılmazsa, elbette ki bu tartışma, bir ülkeyi sarsan yeni bir acı olayda yeniden tartışılmak üzere kapatılır.

Cumhurbaşkanı Gül’ün söylediklerine gelince; doğrusu, günü kurtarma dışında ciddiye alınır bir tarafı yoktur. Kimler destek vermiş, nasıl olmuş, kim yol göstermiş,... İnanılır gibi değil!

Bir yıl önce sınır ötesi harekat için tezkere çıkardın mı; çıkardın!

Arkasından sınır ötesi harekat yapıp; “Artık bellerini kırdık”, “Bölgeyi BBG evi gibi gözetliyoruz” dedin mi dedin!

ABD bize her tür desteği veriyor; “ilişkilerimiz mükemmel”; dedin mi dedin!

Her canının istediğinde, Kuzey Irak’a topçu ateşinden hava kuvvetlerine bölgede askeri operasyon yapıyor musun; yapıyorsun!

Kuzey Irak denilen bölgede Barzani ve Talabani’nin askerinden çok bizim askerin gözetim ve denetimi var mı; var!

Peki o zaman nasıl oluyor da bazı kılavuzlar arıyorsun; “birileri destek verdi” diye yeni düşmanlar arıyorsun?

Bir soru daha; 8 Ekim’de Meclis gündemine gelecek olan “sınır ötesi harekat tezkeresi”ni yenileyerek, bugünkünden daha fazla ne yapacaksın?

Yani facianın büyüklüğü karşısında elbette ki herkes bir suçlu arıyor ve kendince suçlular icat ediyor. Dahası, askerin de bölgedeki askerlerin de, askeri açıdan vermesi gereken hesap vardır belki.

Ama sorunun esası; bütün bu sorunların kördüğüm olduğu yer; “siyasi irade”dir. Ülkeyi yöneten güçlerdir; en başta da “Ben ülkenin bu sorunlarını çözeceğim” diye halktan oy alan ve ha bire aldığı oyla övünen hükümettir. Ama o hükümet; aylardır Kürt sorununun çözümüne dair tek laf etmediği gibi, önceden “sorunun varlığını kabul ettiğini gösteren sözleri de geri almış” bulunmaktadır. Dahası hükümet bölgedeki “siviller”le (yerel yönetim temsilcileri DTP’yle küsmüş, geri kalanları da cemaatlere, tarikatlara ve askeri erkana bırakmıştır) ilişkilerini bile keserek tüm inisiyatifi askerlere vermeyi tercih etmiştir.

Böyle bir hükümetin bulunduğu yerde elbette ki boşluğu Kürt ve Türk anaların ağıtları doldurur ve dolduruyor. Vurdumduymazlıklar, yeni kanların akması, yeni kışkırtmaları teşvik ediyor. Yanlışların üstü de kan ve bayrak istismarcılığı ile örtülmek isteniyor!

Ve eğer bugün ülke bu durumdaysa; ülkenin bir bölümünde savaş öteki bölümünde etnik çatışmaların gerginliği gündemi belirler hale gelmişse; bundan en başta hükümet sorumludur. Ve olup bitenden hükümetin yanı sıra öteki sivil ve asker iktidar güçlerinin, muhalif sermaye partilerinin Kürt sorununun çözümündeki başarısızlıkları ve bu başarısız çözümde, çözümsüzlükte ısrarları vardır.

Bu yüzden de kimse Irak’ta, Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerde, ya da içerideki Kürtlerde suçlu aramasın. Sorunun bir savaşa dönüşmesinin suçluları Ankara’dadır; ülkeyi yönetme, halkı huzur ve refah içinde yaşatacağı vaadiyle oy alıp sonra bunun keyfini çatanlar; gazete köşelerinden, televizyon ekranlarından kahramanlık nutku atarak olup biteni, gerçeklerin üstünü kapatmak isteyenler gerçek sorumlular.

Sayın Cumhurbaşkanı, sınırın ötesinde ya da bu yanında sorumlu arayacağına; önce aynaya, sonra da her hafta muntazaman görüştüğü “zevata” bakmalıdır. Ve sorumlular tablosunu tamamlamak için; tezkereye “evet” oyu verecek vekillere (oların partilerine ve liderlerine) bakmalıdır. Çünkü “evet”lerle; Kürt sorununda çözümsüzlüğe, askeri yöntemlerle sorunu bastırmaya, daha çok ölüme, daha çok kana ve baskıya “evet” denmektedir.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler