
Aktütün Karakolu baskınından sonra Diyarbakır’da polis servis aracına yönelik saldırı tansiyonları hepten yükselti. Son bir hafta içinde hayatını kaybeden Türk ve Kürt gençlerinin sayısı 50 dolayında. Asker ve polis kayıpları arttıkça sorun daha yakıcı oluyor ve tartışılıyor. Öldürülenler Kürt gençleri olunca, zafer kutlamaları yapılıyor. Bu da insanlıktan çıkmanın başka bir hali olsa gerek!
Ancak Kürt sorununu “terör sorunu” olarak izah etmeye çalışanlar az olmasa da, bir kez daha tartışılıyor. Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un, ‘Strateji Kuruluşları’ yöneticileri ve bazı akademisyenlerle toplantı yaparak sorunu tartıştığı medyada yer aldı. Taraf dün bu konuyu manşetine taşıdı. Toplantıya katılanlardan Uluslararası Strateji Araştırmaları kurumu (USAK) Başkanı Doç Dr. Sedat Laçiner gazetenin yaptığı röportajda katılmamız mümkün olmayan temel yaklaşımının yanı sıra, çarpıcı şeyler de söylemektedir. Laçiner’in Org. Başbuğ ile konuştuğu da kuvvetle muhtemel olan cümlelerin altını çizmekte yarar var; “Asıl olarak Türkiye’nin terörist öldürmek dışında neler yaptığına bakmak lazım” diyen Laçiner Şöyle devam ediyor; “Kürtçe yasaklanırsa bunu herkes istismar eder.” Yasaklarla bir yere varılamayacağına dikkat çeken Laçiner; “Türkiye’deki kayıplar Vietnam savaşında ABD kayıpları kadar” diyerek, OHAL uygulamalarıyla bir yere varılamayacağını belirtiyor.
Sorunu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal gibi “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, PKK terörü vardır” diyen, insanın hangi kategoriye koyacağı, nasıl tanımlayacağı, ne sıfatla anıp, nasıl anlatacağını bilemediği isimler de az değil. Buradan ilerleyerek Türkiye’yi kaos ve kargaşadan kurtarmak mümkün değil.
Aktütün baskını sonrasında yapılan tartışmaların önemli bir bölümünü karakolun yeri, mevkisi, fiziki koşulları falan işgal etti. Bununla birlikte komutanların sorgulandığı bir süreçte de başlamış oldu. Zorunlu askerlikten dolayı çocuklarını generallere teslim eden aileler şimdi daha tedirgin, daha çok endişeli ve daha kuşkulu. Yıllardır çocuklarının kanı üzerinden sürdürülen bir savaşa artık tahammül etmeyeceklerini şimdi daha yüksek sesle dile getirmeye başlamış bulunuyorlar. TSK’ya teslim ettiği çocukları için; ‘ölürse şehit, yaralanırsa gazi, sağ-salim dönerse kahraman olur’ dönemi artık geride kalacağa benziyor. 25 yıldan bu yana sürdürülen on binlerce insanın ölümüne, binlercesinin sakatlanmasına neden olan savaşın ne zaman biteceği geç de olsa tartışılmaya başlandı.
“Çocuklarımızı, bize cenazelerini teslim edesiniz diye vermiyoruz” diyen ailelerin sayısı daha da artıyor. Bu olumlu bir gelişmedir. Savaşın değil, diyalogun ve barışın yolunu bu yaklaşımı doğru olarak yönlendirebilirsek bulabiliriz. Bu kaygı ve endişe dolu, yaşananlara şüpheyle bakmaya başlayan tutumu güçlendirmek gerek. 25 yıldan bu yana sürdürülen çatışmanın neden bitirilmediğini, demokratik adımların neden atılmadığı, diyalog ve çözüm arayışına neden yaklaşılmadığını sorgulatmak için daha fazla enerjiye ve açılıma ihtiyacımız var.
Sorgulamayı, daha sağlam karakollar, daha fazla silah, daha çok tedbir alarak başka yöne çekmek isteyen kan ve şiddet tacirlerine dur demenin yolu buradan geçiyor.
Taşınma kararı bulunmasına rağmen Aktütün Karakolunun neden taşınmadığı, şimdiye kadar 5 defa saldırı hedefi olmasına rağmen tedbirlerin neden alınmadığı tartışılıyor. Yine çatışmanın olduğu saatleri takip eden bir zaman diliminde, herkes pür dikkat çatışmaya ve hayatını kaybeden asker ve Kürt gençlerine kilitlenmişken, hiçbir şey olmamış gibi davranarak golf oynamayı sürdüren Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu’da tartışılan isimlerden birisi oldu.
Antalya Belek’te golf oynamaya devam eden Orgeneral Babaoğlu’nun istifa etmesini isteyenler oldukça fazla. Hiç değilse özür dilesin diyenler de az değil. Bazı iddia sahiplerine göre Aktütün Karakolu daha uygun yerde olsaydı, baskın olmaz ya da bu kadar fazla asker hayatını kaybetmezdi. Bu iddia sahipleri soruna kaç TSK’lı, kaç PKK’li öldü, öldürüldü, mantığıyla yaklaşmaktadır. Bu yaklaşım sahipleri Aktütün Karakolu baskınında askerler hayatını kaybetmemiş olsaydı sorun başka türlü tartışacaklardı. Baskında daha çok sayıda PKK’linin öldürülmesi ise büyük bir zafer olarak kutlanmış olacaktı.
25 yıldan bu yana süren ‘düşük yoğunluklu savaş’ın sorgulanarak tartışıldığı bu dönemi, fikri olarak yönetmek ve yönlendirmek, yaygın bir aydınlatma çalışması yürütmek ve sorunu, askeri değil siyasi bir sorun olarak orta yere koymak için deyim yerindeyse ‘atağa kalkmak’ gerekiyor. Bunu yapabilirsek, Kürt sorununu bir demokrasi sorunu yoluna sokmuş ve mesafe almak üzere adım atmış olacağız.