ÖçZîn Agirî Laleş I. Çağlar öncesi sesim! Mağaranın kuytusunda sır kalan, duvar resimlerinde gizim. Ölü gözler tarar harabelerin kimsesizliğini. Harabelerin kimsesiziyim. Son çağın restore makyajı, uygar beynin, ilkel yüreği dolaşıyor damarlarımda. Hiçbir okyanus kaybolmaz sularında. Oysa, kaybolurduk her çıktığımızda aramaya Ruhumuzu. İlahlar terk etti göğümüzü. Hüzünler coşuyor, buluştuğumuz yer ölüm. Rüzgar içiyor beni de, yakılmış köy yıkıntılarının sessizliği gibi. Deli divane dolaşır bakış. Ölü ağaç gövdesi gözüme batan, köksüz kalmış yaprak, taş kesilen dağ, kül olmuş cesetlerin delili. İs kütlesi her yer, kentler sürgün, yüreğime taşınıyor ülkem. Sahip oldum, sahip buldum (GAFLET TOPLU MEZARLARIMIZ BİRER YAZIT, KAFATASLARIMIZA DİCLE TANIK. GEL-GÖR, GİT-GÖSTER-TANIT) Yılan belleği mühürdü kapımızda (Her birimiz yaralı birer yılan intikam gününe zararsız yaramızı) -bütün rivayetler yol bilici- düşten içeri bir uykuda yılanın ayak izinden türüyor büyüdükçe yitip-giden düş yeniden Her yıl bir döngü, aynı iklimlerden, aynı aylardan, ayrı hatalar düşürür çehremize. Eskiriz, eskir, solmaz denilen beniz. Zaman eskitiyor bedeni, sevdayla büyütmesem yüreğimi. Dağılan ruhumuzu zaman bölüşür, (ömür çoğalımdır paylaşım) parçalanan gövdem dağa dönüşür, dağ, yurduma. (DÜĞÜM ELİM, YÜZÜM, YÜREĞİM BAHÇEM DİKEN, DİKENLERİ DER ADRES SORUYOR BÜLBÜL SESİME GÜL- SER) II. Hiçbir kolay yol kıyısında dolaşmaz yürek. Zor günlere gebe, ömrümüzde yıllar. Gözler, uykulu zamanlar iklimi, sonraya kalıyoruz. Ölüm, aramızda çıkmaz bir yol. Takvim hüzün göstergesi, çalmıştır saatin gongu ömür bitiminde. Son duraktayız; pembe bulutlardan, gri sisler sarıyor dünyayı. Düşler kurudu, düşler kuruldu yeniden... Onlar, tarih yazıcılar, geldiler, gördüler, derdiler dikenleri. Onlar tarih yazıcılar. Evvelden ezele giden yolcular. Kayıp coğrafyaların yol bilicileri. Merhaba dolusuydu heybeleri sırtlarında, adımları kabartma satırlarıdır şiirimin MAĞARANIN GÜNÜMÜZE AÇILAN GÖZÜ RESİMLERİN DİLE DÜŞEN SÖZÜ HARABELERİN TARİHE DÖNÜŞEN TOZU Ve yüreğimizin çoğul takısıydı onlar. Bedeli can verilen kavganın yol açanları. Hep aynı isimde buluştuk onlarla. Ve çoğaldık. III. Geçilmez izler kalıyor ırmakta. Ve yüzünde vadinin, hangi dağ bilinmedik? Rüzgar gibiydik. Geçilmez izler kalıyor bilinçte, çözülüyor sırrı bilinmezliklerin. Derya yaran asa idik. Yolumuz karanlık, biçildikçe biçtik, aydınlığa vardık... |
|