AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Gidişler...


Dilzar Dilok

“Bir yaprak düşüyor
güzden kalan hüznüm üstüne
bir Mordem düşüyor
bir Mordem daha”


Düşüyor gözlerimizden bir derya parçası, yüreklerimizden bir damla kan düşüyor.
Düşüyor, durmaksızın akan suların sessizliğine...
Ve bizim düşüşlerimize hiç benzemiyor.
Mordem şehit düşerken bizler yol arkadaşlığının gereklerini yerine getirememenin, insana karşı aşınan duyargalarımızın, bencilliklerimizin kuyusuna düşüyoruz.
Yetersiz yoldaşlığın yolu tıkatan, yoldan çıkaran ayartıcılıklarına düşüyoruz.
Sevinçleri, mutlulukları olduğu kadar acıları da paylaşabiliyor muyuz?
Söz giydirilmemiş acıları, kalabalıklarda boğulan yalnızlıkları... Kimi zaman çözüm olamazsak da sadece dinlemek, duyumsamak, varlığından haberdar olmak için dahi olsa tahammülümüz var mı kendimizden başkasının –ötekinin- acılarına?
Acıların sarnıcına acı bir damla düşüyor...
Zamana karışıyor
Bir Mordem daha düşüyor kalbimizin kuyusuna
Ardından intikam yeminleri ettiğimiz, tırmandıkları ütopyaların merdivenlerinde durmaksızın yürüme sözü verdiğimiz, kimi zaman ayrılık acısıyla kalp gözümüze yaşamın anlamsız göründüğü,
Kimi ağlayıp durduğumuz
Gidişler...
Her gidenle bir parça gittiğimiz
Ve gidenlerin geri dönmediği...
Yanı başımdan geçip gittiği olmuştur. Kaldırıp başımı baktığım, simasını unutmasam da simasının gerisindekileri merak etmediğim...
Bir Mordem daha...
Aynı mekanı ve zamanı paylaşmanın çok ötesinde düşüncelerimizi paylaştığımız, yüreklerimizin ortak duygularla kıpırdadığı yoldaşlarımıza karşı ilgimizin azalması ya da sevgisizliğimiz, özünde bizim bitişimiz, “Kendi”mizin giderek azaldığıdır. Vicdani muhakeme yetimizin eksilişidir bu. Sonsuzluğumuzun içinden bize ulaşan zaman dilimlerinin birazını kullanıp arkamızı döndüğümüz, kalanını bir başkasına devredemeyecek kadar bencilleştiğimizdir belki de...Sınırlı dünyamızda kendi bencilliğimizle “mutlu” bir evlilik için, ötekini teslim etmedir dışımızdaki tüm tuzaklara. Kendi bencilliğimize dokunulmaması uğruna dokunmayıp tek başınalıklara. Bakılmasın diye içimize, kaçırırız gözlerimizi, yüreklerini okuyacağımız simaların dünyaya açılan penceresinden. Karanlık sokakların perdeleri kapalı evlerinin önünden, başımız eğik geçip gideriz.

İnsan, ilişkiyle varolduğu gerçeğinin tersine düşmesin... İnsanla bağlarını giderek koparmanın utancıdır başımızın eğilişi. Kaldırıp başımızı her şeye bakabilmek, utancın baskısından kurtulmak, iradenin özgürleştiren gücüne ulaşmak iken, bu utancı tercih kabul etmek bir yanılsamadır. Köleliğini kutsayan bir yanılsama...Ve kendini sürekli gizleme eğilimidir. Alnı ak olanlar gizlemeyi düşünmezler çünkü. Aldığımız tek mirası ömürlerimize ekleyip taşırız alnımızda. Kara bir lekedir bu, yalnızlığımızla paylaşırız.
Yalnızlık, payandalar oluşturmadan kendimizi yaratmamızı sağlıyorsa, büyütür. Büyütmüyorsa yalnızlık, alıp götürüyorsa bizi bizden, boğuyorsa kendi içinde yalnızlaşan kalabalıkları... Yalnız kalmayın!
Aynı yolda yürürken, yalnız bırakmayın yol arkadaşlarınızı.
Derler ki, ölüm yüzünü gösterir gelmeden önce
Almış gibi haberini
Toprağa arınarak gitmek ister gibi...
Mordem, sara nöbetine beklenmedik bir zaman ve mekanda yakalandı. Dere kenarında yalnız olduğu için kimse onu görmedi.
Kurşun sesi yoktu
Mordem de sessizdi
Kimse duymadı.
Duymadı da hiçbir yürek. Kimse O’nun nöbetini tutmazken O, hastalığının son nöbetinde can verdi...


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar


İlgili haberler