Halepçeden bir görüntüRojin Zaman Ülkemin anılar kentine yol alırken güneş doğmuştu bile Bu kent 88 öncesini anlatmıyor artık... Anlatılan on altı marttı bir de sonrasıydı Korkum bu nedenle Kent sessizlik kokuyor ve ölüm kokuyordu artık. Derin bir sessizlik esiyordu sokakların içinden Ve mezarlardan yükselen çığlıklar uzaklaştıkça sessizlik başlıyordu yine Usulca şakılar söylüyordu yaşıtlarım Ve erken akşam oldu Karanlık sanki aydınlığı çalıyordu Çünkü kısalıyordu gündüzler Bu kentin akşamları da bir başkaydı Yaşlılarımızın sohbetleri de sessizceydi Yoksa 16 mart bu kente sessizliği mi emanet etmişti. Kadınlarımız bağıran sessizliğin çığlığıydı Ve kentin sokakları da susturulmuş çocuk gülüşleri Boğazım düğüm düğüm oluyordu Yüreğim küçülüyordu bu gerçek karşısında Herşey sessiz ve her şey suskun. Bir tek gözler konuşlandı Bakışları unutulmayan bir serüveni anlatır gibi Yarım kalan bir serüvendi oysa O ışık saçan renkler matlaşmıştı Yıldızları bile solgundu Bu kenti dolaştıkça anlamlar çoğalıyordu Ve gözlerimize anlamlar diziliyordu Yorgunluk akardı sonrası Bildiğimiz yol yorgunu değil Yürek yorgunluğuydu Anlam yorgunluğuydu Çünkü bu kentin insanları her biri anlam doluydu Her biri geçmişin tutanağıdır şimdilerde Her tutanak bir derya derinliğinde Bir gökyüzü genişliğinde Bir de yanardağlar gibi yakıcıydı onlar Tanımadığım bir patikadan geçiyordum Güneş görkemiyle bir kez daha doğmuştu Bir kayalıkta ara verdim Ve oturup yaşayanlar kadar sessiz dalmıştım Onlarla sessizliği paylaşıyordum onlar gibi Kırılan zamanın izlerini çözmek için Neydi 16 mart? Sorusunu çözüyordum Çözdükçe Kente ait olduğumu itiraf ediyordum sonrasında Yol aldıkça Neden? Niçin? Ve nasıl oldu sorularım çoğalıyordu İzler cevaplıyordu sorularımı İşte karşımda küçük bir iz Ve sahipsiz bir eser 16 marttan kalan bir çocuk ayakkabısıydı bu yalnızca sol tekiydi, o da yanmıştı peki ya diğeri nerde? Beynim sıradağlar gibi dizilmiş sorularla doluydu Gözlerimin kapanığını hissettim Bir rüya idi gördüğüm Yoksa sorularımın cevabı mıydı? Belki de bir gerçek Esmer tenli bir kız çocuğu görüyordum rüyada Belirsiz bir fırtınada kaybetmişti ayakkabısını. Fısıltıyla uyandım o sabah İşte o gün Halepçe’den öğrendim anlamlı cevap vermeyi... ve yaşamı Sonra küçük kız çocuğuna bir söz armağan ediyordum “Konuş artık!” |
|